Pilevneli Dolapdere’de 29 Ocak – 28 Şubat 2026 tarihleri arasında görülebilecek “The Grand Excess” için Lal Batman’la serginin çıkış noktasını, dijital ile fiziksel arasındaki gerilimi ve izleyici üzerindeki etkisini konuştuk.
Fazlalık kavramını yalnızca görsel bir mesele olarak ele alan “The Grand Excess”, zaman, yüzey ve algı üzerinden düşünmeye açılan bir alan kuruyor. Lal Batman’la bu söyleşide serginin çıkış noktasını, sosyal medyanın parıltılı yüzeyiyle kurduğu hesaplaşmayı, farklı kültürlerden gelen referansların aynı düzlemde nasıl buluştuğunu ve dijital üretimi mürekkep, akrilik, taş, inci gibi malzemelerle birleştirdiği pratiğin bugün nereye evrildiğini konuşuyoruz.

Lal Batman, “The Grand Excess” Sergisi
- Tarih: 29 Ocak – 28 Şubat 2026
- Mekan: Pilevneli Dolapdere
- Ziyaret Saatleri: Salı-Cuma 10.00-17.00, Cumartesi 11.00-17.00
- Adres
Her ay İstanbul’daki güncel sergileri keşfetmek için OGGUSTO’nun İstanbul Sergi Rehberi’ni takip etmeyi unutmayın.
Fazlalık kavramını yalnızca görsel bir mesele olarak ele alan The Grand Excess, zaman, yüzey ve algı üzerinden düşünmeye açılan bir alan kuruyor. Bu söyleşide Lal Batman, serginin çıkış noktasını, kavramsal arka planını ve üretim pratiğinin bugün geldiği yönü anlatıyor.
Sosyal Medyadaki Kusursuzluk, Derinlikten Yoksun
1. “The Grand Excess” fikri ilk ortaya çıktığında sizde nasıl bir his uyandırdı?
“The Grand Excess” fikri ilk oluştuğunda bende hem bir yüzleşme hem de bir özgürleşme hissi yarattı. Günümüzün hızına, fazlalığına ve sürekli parlayan yüzeylerine bakarken geçmişin dingin zarafetini hatırlama ihtiyacı doğdu. Bu sergi, içimde uzun süredir biriken bu iki duygu arasında bir köprü kurma arzusunun sonucu.
2. Sergide sosyal medyanın parıltılı ve gösterişli yüzüyle bir hesaplaşma hissediliyor. Bu parıltı sizin için neyi temsil ediyor?
Bu parıltı benim için geçici bir illüzyonu temsil ediyor. Sosyal medyanın sunduğu kusursuzluk hissi çoğu zaman derinlikten yoksun, hızla tüketilen bir estetik yaratıyor. Sergide bu yapay ışıltıyı, geçmişin zamana direnmiş, içten gelen zarafetiyle karşı karşıya getiriyorum.

Farklılıklar Uyum Yaratır
3. Antik dönemlerden modern zamanlara uzanan tarihsel referansları aynı sergide bir araya getiriyorsunuz. Bu zamanlar arası ilişki sizin üretiminizde nasıl bir anlam taşıyor?
Zamanlar arası ilişki benim için kopukluk değil süreklilik demek. Antik dönemden bugüne taşınan estetik değerlerin hâlâ bizimle konuşabildiğine inanıyorum. Geçmiş, bugünü yargılayan bir otorite değil; bugünü anlamlandırmamıza yardımcı olan bir hafıza alanı.
4. İşlerinizde Güney Amerika, Uzak Doğu, Orta Doğu ve Batı’ya ait görsel öğeler yan yana duruyor. Bu farklı kültürleri buluştururken nasıl bir denge kuruyorsunuz?
Bu dengeyi hiyerarşi kurmadan, her kültürü eşit bir ses olarak ele alarak kuruyorum. Farklı coğrafyalardan gelen öğeleri bir araya getirirken onları “egzotik” birer süs olarak değil, yaşayan tarih parçaları olarak görüyorum. Farklılıklar, ayrışma değil uyum yaratıyor.

“Fiziksel ve dijital sanat arasındaki sınırlar 2026’da tamamen silinecek” görüşüyle oluşturulan OGGUSTO 2026 Sanat Trendleri Raporu‘nu inceleyin.
Dijital Dünya ile Fiziksel Dünya Arasındaki Gerilimden Besleniyorum
5. Dijital ortamda ürettiğiniz desenleri mürekkep, akrilik, taş ve inci gibi fiziksel malzemelerle birleştiriyorsunuz. Bu iki dünya arasındaki ilişki üretim pratiğinizde ne ifade ediyor?
Dijital dünya hız, çoğaltılabilirlik ve geçicilikle; fiziksel malzemeler ise zaman, emek ve kalıcılıkla ilişkili. Bu iki alanı bir araya getirmek, bugünün dünyasında yaşadığımız ikiliği görünür kılıyor. Dijital olanla fiziksel olan arasındaki gerilim benim üretimimin temel dinamiği.
6. Sergiyi gezen izleyicinin mekân içinde adım adım ilerlemesini önemsediğinizi hissediyoruz. İzleyicinin sergide geçirdiği zamanı ve ritmi nasıl kurguladınız?
Sergi mekânını bir anlatı gibi düşündüm. İzleyicinin hızını yavaşlatan, durup bakmasını teşvik eden bir ritim kurmak istedim. Her iş, bir öncekinin devamı gibi; izleyici adım attıkça hem geçmişle hem de kendi yansımasıyla karşılaşıyor.
Dinginlik, Güzellik ve Zaman…
7. İzleyicinin bu sergiden çıkarken aklında kalmasını istediğiniz tek duygu ne?
Dinginlik. Tüm görsel yoğunluğun ardından izleyicinin içinde sakin ama güçlü bir farkındalık kalmasını istiyorum.
8. The Grand Excess’ten çıkan bir izleyici sizce neyi yeniden düşünmeye başlar?
Güzellik kavramını. Ne kadarının gerçek, ne kadarının gösteri olduğunu… Aynı zamanda farklılıkların bir arada var olabilme ihtimalini yeniden düşünmeye başlar.
9. The Grand Excess’ten sonra önümüzdeki dönemde hangi konular ve üretim biçimleri üzerine yoğunlaşmayı planlıyorsunuz?
Kültürel hafıza, kimlik ve zaman kavramları üzerine daha da derinleşmek istiyorum. Geçmişin bugünkü bireysel ve kolektif kimliğimizi nasıl şekillendirdiğini farklı anlatım biçimleriyle araştırmaya devam edeceğim.


