Eda Soylu’nun yedinci kişisel sergisi “Alt/Üst”, 3-30 Nisan 2026 tarihleri arasında Merdiven Art Space’te izleyiciyle buluşuyor.
2012 yılından beri ev ve yer etme kavramları üzerine çalışmalarını sürdüren Soylu, pratiğini yerleştirme sanatı üzerine kuruyor. Bu doğrultuda oluşturduğu üretimlerini “Ve evin yüzü burkuldu” adlı serisi altında bir araya getiriyor. Sergi çerçevesinde sanatçıyla sohbet ettik.
Her ay İstanbul’daki güncel sergileri keşfetmek için OGGUSTO’nun İstanbul Sergi Rehberi’ni takip etmeyi unutmayın.
Eda Soylu – Alt/Üst (Upended) Sergisi Hakkında

- Yer: Merdiven Art Space, İstanbul
- Tarih: 3 Nisan – 30 Nisan 2026
- Ziyaret Saatleri: Belirtilmemiş
Eda Soylu’nun yedinci kişisel sergisi Alt/Üst, sanatçının uzun süredir odağında olan ev, mekân ve yerleşme kavramlarını bu kez parçalanma ve yeniden kurma fikri üzerinden ele alıyor. Yerleştirme pratiği üzerine kurulu sergi, “Ve evin yüzü burkuldu” başlığı altında gelişen üretimlerin devamı niteliğinde ilerliyor ve bir yapının yalnızca fiziksel olarak değil, hafıza ve varoluş düzeyinde de çözülmesini gündeme taşıyor.
Kendinizden ve işlerinizden bahsedebilir misiniz?

Ben Eda Soylu, 35 yaşındayım, sanatçıyım. Rhode Island School of Design’da resim eğitimi aldım, 2013 yılında mezun olduğum gibi İstanbul’a geri döndüm. Okulumun Avrupa Onur Programı ile 2012 yılında Roma’ya gönderildim, orada farklı disiplinlerden 24 öğrenci aynı çatı altında yaşadık, ürettik ve ben bu birlikteliğin izlerini bugün pratiğimde çokça görebiliyorum.
Disiplinlerarası iş yapmak, eklektik bir yaklaşımda çalışmak, bütünlüğü önemsemek bunlar hep orada edindiğim yetiler. Bugün yaptığım birçok işimin temelini de yine ben oradayken, daha öğrenciyken atmışım, bunu yıllar içinde katman katman keşfediyorum. Resim okumuş olmama rağmen mezun olduktan sonra yaklaşık on yıl hiç resim yapmadım.

Pratiğimin temelinde yerleştirme sanatı var, bu en başından beri hep böyle oldu. Hayatın her alanında, her şeyin yer etme ile alakalı olduğuna inanıyorum. Üretmek 20’lerimde daha sancılı bir eylemdi, tüm işlerimin otoportre niteliğinde olduğunu düşünürsek buna elbette ki şaşmıyorum. 30larımla beraber yüzüm içe dönmeye başladı, kendimi dışarıyı içeriden okurken bulur oldum.
Bu durumla beraber resim de tabii hayatımda geniş bir yer kaplar hale geldi. Şu anki üretim deneyimim daha neşeli ve huzurlu. Büyük keyifle, hatta iştahla üretiyorum ve işimi gerçekten çok severek yapıyorum.

Sanatla uğraşmaya nasıl başladınız?
Sanat, boyamak, dikmek, renklerle uğraşmak çocukluğumdan beri hep vardı ama sanatın hayatımda meslek olarak var olacağına karar verişim 16 yaşımda oldu. Üsküdar Amerikan Lisesi’nde okurken lise ikinci sınıfı öğrenci değişim programıyla gittiğim Michigan’da geçirdim. Orada geçirdiğim süre zarfında yaşadığım yere yakın bir üniversiteden resim dersleri aldım ve Boticelli’nin egg tempera tekniği ile resim yapmayı öğrendim.
O günden bugüne hala hiçbir teknik, hiçbir boya uygulama biçimi beni böylesi etkilemedi. Birbirine yer eden, birbirine geçen renkler ve ortaya çıkan bütünlük. Bir ten rengini elde ederkenki katman katmanlık, sabır ve sonsuz güven. Sanat eğitimi alacağımı daha oradayken biliyordum.
Türkiye’ye dönünce de bu konuda hazırlıklarımı yaptım. Oradaki hocam farkında mıydı bilmiyorum ama bana inanılmaz şifalı bir kapı aralamıştı ve ben ona bunun için hep müteşekkir kalacağım.
Çalışmalarınızda hangi bakış açılarını ön plana çıkarıyorsunuz?
Yer etme kavramını önemsiyorum, işlerin kendilerine ve bulundukları alana odan aidiyetlerini, bütünlüğü, bütünlüğün içindeki katmanları, bir araya gelen parçaları, kolaj tekniğini ve bunu ölçeklendirmeyi.
Çalışmalarınızı hazırlarken ilham aldığınız noktalar nelerdir?

Doğa en temel ilham kaynaklarımdan biri zira inandığım bütün kavramlar doğada gizli daha doğrusu aşikâr. Şairenlik ve bütünlük bunların en başında geliyor. Yeniden doğum, ölüm, genişleme, büzülme, açılma ve tabii renkler. Ömürlerce yetecek ilhamı doğadan edinebilirim.
Hangi sanat akımı sizi daha iyi tanımlar?
Kendimi İspanyol sanatına yakın hissediyorum. Vezalquez ile başlayan, Gaudi ve Dali ile devam eden, eklektik diye adlandırabileceğim aynı anda şeylerin üst üste ve bir araya gelmesinden oluşan, insanı içine alan koca bir dünya bahsettiğim.
İspanyol sanatçılar bütünlük peşinde, sanatı dallarına ayırmadan iş yapıyorlar, mimariyi ayrı bir dal olarak görmüyorlar. Her şey bir arada ele alınıyor. Tümden bakış, tümü ele alış var. Gündelik hayata yer etmiş tutku, renk, doku var. Şeylerin bir araya getirmekte ustalar ve bu bilginin içine doğuyorlar. Bugün İspanyol sanatçıları takip etmek kadar bana keyif veren bir şey yok. Bayrak devraldıkları atalarını palimpsest misali tespit etmek yolculuklarını okuyabilmek en sevdiğim keşif.

Pratiğimde eklektik bir yapı içinde çalışıyor, parçalar arasında yeni ilişkiler kuruyorum. Eklektizm benim için bir çalışma biçimi; parçalar arasında dolaşır, aralarındaki gerilimden ve uyumdan yeni bir bütün, bütünler çıkarırım. Bu hal ilk günden beri değişmedi.
Yaptığınız bütün işler arasında en heyecan verici ve özel işiniz hangisi?

Kadir Has Üniversitesi’nde yaptığım Evi Yeniden Kurmak sergimin yeri bende bambaşka, çok özel bir işti o. Bir ay kadar kısa bir sürede 6 ton beton dökerek sıfırdan bir sergi yaptım, oradaki tüm yerleştirmeler o bir ay içinde üretildi, 300 metrekare alanın içinde farklı farklı yerleştirmeler olan kocaman bir yerleştirme. Çok heyecan vericiydi çünkü çok masalsıydı.
O güne kadar hiç kendimi böyle bir deneyimin içinde bulmamıştım. Aynı anda hem üreten, hem katılımcı, hem gözlemci, hem dönüştürücü, hem dönüşendim. 26 yaşındaydım ve o sergim gerçekten çok özeldi.
Şu anda üzerinde çalıştığınız veya çalışmayı planladığınız işlerden bahsedebilir misiniz?

Bu sıralar resim, mozaik ve heykel üretimlerimi eş zamanlı olarak gerçekleştiriyorum, birlikte genişliyorlar. Bunu bir bütünün parçalarını oluşturuyorum gibi de düşünebiliriz. Bu parçalar ilerleyen zamanlarda bir araya gelecek koca bir dünya olacak, renklerden oluşan kocaman bir dünya. Bu süreç beni müthiş heyecanlandırıyor.
Merdiven Art Space’te açılan “Alt/Üst” serginiz hakkında bilgi verebilir misiniz?
Alt/Üst on yıl önce Kadir Has Üniversitesi’nde gerçekleşen Evi Yeniden Kurmak sergimden bir kesit alarak yeni olandan oluşturduğum bir sergi. Bugünün gözüyle yaklaşık 15 yıllık bir yolculuk okudum. Kendimden geriye çekilip nerede nasıl duraksamalarım olmuş, nerede hangi konuyu nasıl ele almışım, o konular nasıl dönüşmüş evrilmiş ve bugün ne haldeler, bütün bunları gözlemleme fırsatı edindiğim bir sergi oldu.
Bütün işlerimi bir otoportre olarak gördüğümden aslında burada ele aldığım dönüşüm bir kendine dönme, kendi etrafında dönme ve döngüye tanıklık etme şeklinde tanımlanabilir.
Eda Soylu ile Pop Quiz

Sanatınızı üç kelimeyle tanımlayabilir misiniz?
Palimpsest, katmanlı, otobiyografik
İmkânınız olsa tanışmak istediğiniz sanatçı kim olurdu?
Matisse ve Gaudi
Tüm zamanların en önemli sanat eseri hangisidir?
Matisse’in kolajları. Öz olana varmayı, o en saf yerden filizlenmeyi hatırlatıyor bana her biri.
Türkiye ve dünyadaki galeri ve müzelerden en sevdikleriniz hangileri?
Müzelerden Louisiana Modern Sanat Müzesi – Kopenhag, Dia Beacon – NYC, Boros Collection Bunker – Berlin. Galerilerden son dönemde Alzueta Gallery’nin özellikle Barselona, Madrid ve Girona’daki galerileri ilham verici oluyor. Özellikle İspanyol sanatçılara kendimi yakın hissettiğim Alzueta Gallery bünyesindeki sergileri ve sanatçıları yakından takip ediyorum.
Evinizde hangi sanat eserinin olmasını isterdiniz?
Evimde bir Matisse olmasını isterdim, bir de evimi Gaudi’nin yapmasını çok isterdim.
Hangi şehir size ilham veriyor?
Kopenhag, Paris, Barselona, San Sebastian bu şehirler ilham veriyor ama İstanbul ev. Boğazı, yunuslarımızı, güneş ışığının dalgalarımıza vurduğu o pembe anı dünyanın hiçbir yerine değişmem.
En son ziyaret ettiğiniz üç sergi hangileriydi?
En son Paris’te iki önemli sergi gezdim ikisi de yeni açıldı. Biri Grand Palais’deki Matisse sergisi, bu uzun zamandır gezdiğim en ama en iyi sergiydi, orada kaldığım süre boyunca tekrar tekrar gezdim. Diğeri Musee de l’Orangerie’deki Henri Rousseau sergisi, o da çok etkileyiciydi. Bir de birkaç ay önce Bologna’da Morandi Müzesi’nde Morandi’nin muhteşem eserlerini gezdim. Kalbim yerinden çıkacaktı resmen, Morandi’nin işlerinin bende böyle bir etkisi olabiliyor ama Matisse sergisi resmen ruhuma işledi.
Sanatçı olmasaydınız hangi mesleği tercih ederdiniz?
Aktarmayı, yazmayı, bağlantılar oluşturmayı, o bağlantılara bütünden bakabilmeyi çok seviyorum, muhtemelen ya iletişim ile ilgili bir iş yapardım ya da yaratıcı bir alanda kapsayıcı bir iş yapmak isterdim.


