Los Angeles’ta kariyerini sürdüren stilist İpek Ersoy Gelgin ile, celebrity styling dünyasını, stilin bir “duygu”ya dönüşme sürecini ve yıldızları giydirdiği Oscar gecesinin perde arkasını konuştuk.
Moda dünyasında stil yalnızca ne giydiğinizle değil, nasıl hissettiğinizle de şekilleniyor. Özellikle kırmızı halı gibi görünürlüğün en yüksek olduğu anlarda, bir görünümün arkasında çoğu zaman uzun bir hazırlık süreci, güçlü bir vizyon ve dikkatle kurulan bir denge yer alıyor.
Türkiye’de başlayan kariyerini bugün Los Angeles’ta sürdüren stilist İpek Ersoy Gelgin, bu dengeyi “vibe curator” yaklaşımıyla yeniden tanımlıyor. 98. Akademi Ödülleri gecesi düzenlenen meşhur Vanity Fair Oscar Partisi’nde Meg Ryan, Naomi Watts ve Leslie Mann’i giydiren ekibin bir parçası olan İpek Ersoy Gelgin hem stilin psikolojisini, global moda sahnesini ve kırmızı halının bilinmeyenlerini anlattı hem de bizimle o büyülü Oscar gecesinin gecenin perde arkasından çok özel kareler paylaştı.
Röportaj: Zeynep Merve Kaya

Seni moda dünyasına çeken ne oldu? Bu yolculuk sana ne kattı?
Daha çocukken bile giydiğim her parçayı kendimce yorumlamayı, onlara yeni anlamlar yüklemeyi çok severdim. İlkokul mezuniyetimde günlerce mağaza gezip içime sinen bir elbise bulamayınca, hayalimdeki tasarımı sevgili anneanneme diktirmişliğim var. Bu aslında modadan çok yaratıcılığa ve özgünlüğe olan bir düşkünlük…
Annemden bana miras kalan bale geçmişi, o dramatik kostümlerin büyüleyici dünyasında büyümek ve piyano eğitimimin modayla müzik arasında kurduğu sanatsal bağ, bana ancak kendi kurgumu sergilediğim bir alanda kendim olabileceğimi hissettirdi.
Solda: İpek Ersoy Gelgin
Yaratıcı vizyonuyla bana her zaman ilham ve cesaret veren babamın sunduğu o özgür alanda, Milano’da Istituto Marangoni’de aldığım moda eğitimim, dergiye girmem, usta tasarımcılarla tanışmam, moda haftalarında yer almam derken bu tutkuyu profesyonelliğe taşıdım. Bu yolculuk bana; hayallerimin peşinden giderken konfor alanından çıkmaktan korkmamayı, en başa dönsem bile kendime olan inancımdan vazgeçmeden sürekli yenilenmeye kucak açmayı öğretti.
Benim amacım bir kimliği değiştirmek değil; o kimliğe sadık kalarak içinde saklı kalmış ışığı bulup parlamasını sağlamak.
Kendi stil yaklaşımını nasıl tanımlarsın? “Vibe curator” olmak senin için ne ifade ediyor?
Tek bir cümleyle özetleyebilirim: Zahmetsiz ama iddialı. Benim sürecim bir kıyafeti değil, zihnimde o an hissetmek istediğim duyguyu style ederek başlıyor. Ardından trend ve karakter öyle bir uyumlanmalı ki; kıyafet sadece taşınan bir parça değil, o kişinin ruhuyla bütünleşen özgün bir yansıma haline gelsin. İmzamı taşıyan styling projelerinde tıpkı kendi yolculuğumda yaptığım gibi, danışanlarımı da konfor alanlarından dışarı çıkararak aslında kim olduklarını keşfetmelerine yardımcı oluyorum.
Benim amacım bir kimliği değiştirmek değil; o kimliğe sadık kalarak içinde saklı kalmış ışığı bulup parlamasını sağlamak. “Vibe curator” olmak buradan geliyor; doğru “vibe”ı yakaladığımızda yaptığım dokunuş, sadece bir kıyafet seçimi olmaktan çıkıp, beni kişinin var olan ruhunu en cesur haliyle dışarı yansıtan bir aracıya dönüşüyor.
98. Akademi Ödülleri’nin göz alıcı kırmızı halı görünümlerinde kaçırdığınız görünümlere göz atın!
{479754}
Türkiye’de başarılı bir kariyerin var, şimdi Los Angeles’ta da aktif olarak çalışıyorsun. Global moda sahnesine daha yakın olmak bakış açını nasıl değiştirdi?
Türkiye’de kariyerimin en verimli döneminde, bir anda Los Angeles gibi devasa bir okyanusa adım atmak… Dürüst olmam gerekirse başlarda hiç kolay olmadı. Biz Türkler olarak çok çalışmaya alışkınız ve gerçekten çok çalışkanız ama bu büyük moda sahnesine çıkıyorsanız şunu bilmelisiniz: Sizi tanımıyorlarsa ve potansiyelinizi onlara gösteremiyorsanız, ne kadar çalıştığınızın bir anlamı kalmıyor.
Bu yüzden Los Angeles’ta kaybolmak yerine onunla beraber dönüşmeyi seçtim ve o akışa kapılmak beni yeniden ilk günkü gibi heyecanlandırdı. Bakış açımda en çok şu değişti: Başarının bir varış noktası yok. Kendini ne kadar “olmuş” hissedersen hisset, aslında her zaman keşfedilecek bir rota ve üzerine koyulacak yeni bir vizyon yolculuğun var.
Los Angeles’ın enerjisi ve estetiği yaptığın işe nasıl yansıyor?
Los Angeles’ın belirli bir merkezinin olmaması, beni sürekli bir keşif halinde tutuyor. Her seferinde zahmetsiz zıtlıkların şaşırtıcı uyumuna şahit oluyorum, bu da yaratıcılığıma boyut atlatıyor. Kimliksiz bir özgürlük hakim; belirli bir benliğe bürünmeyi reddeden ama tuhaf bir şekilde de akışta kalan farklı ruh halleri…
Bir merkeze ait olmamak, aslında her yere ve her şeye istediğin anda ait olabilmek demek, bu da bana işimde sınırsız bir oyun alanı sunuyor. Dünya film endüstrisinin kalbinde olmaksa, rekabetin getirdiği stresi yönetmeyi öğretirken, bir yandan da sınırları zorlamam için en büyük motivasyon kaynağım.

Fotoğraf: Neilson Barnard/Getty Images
2026 Vanity Fair Oscar Partisi için Meg Ryan, Naomi Watts ve Leslie Mann’i giydiren ekibin bir parçasıydın. Bu sürece nasıl dahil oldun?
Türkiye’de çalışmalarıma devam ederken, son bir yılımı Los Angeles’da güçlü bir fashion network’ü kurmaya adadım. Burada sektörün önde gelenleri ve benim gibi celebrity stilistleriyle tanıştım; sevgili Jeanann Williams da onlardan biriydi.
Jeanann’le yollarımız öyle bir anda kesişti ki, kırmızı halı için görüştük ve ertesi gün önce Meg Ryan, hemen ardından Naomi Watts ve Leslie Mann’le tanışıp hazırlıklara başladık. Sonrası kırmızı halıya kadar gece gündüz bitmeyen mesajlaşmalar, yüz yüzü görmeyen hummalı bir koşuşturma, terziden ayakkabı provasına, son dakika değişen mücevherlere kadar, o kusursuz, saniyelik görüntü için çıkılan bir maraton.

Fotoğraf: Neilson Barnard/Getty Images
Bu yılki Oscar görünümleri için seçtiğiniz look’lardan bize biraz bahsedebilir misin?
Meg Ryan gibi bir ikon için hangi moda evlerinin sıraya girdiğini tahmin bile edemezsiniz, ancak bizim asıl arayışımız, Meg’in o çabasız ve zamansız güzelliğini en yalın ama bir o kadar da iddialı şekilde yansıtabilecek o eşsiz tasarımdı. Seçimimizi Nina Ricci’nin ipek chartreuse renk tonlu tasarımından yana kullandık. Bu nadir ton, Meg’in aurasıyla kusursuz bir sinerji yakaladı. Elbisenin bu saf ve minimal anlatımını ise Briony Raymond imzalı chunky altın bir statement bilezikle tamamlayarak, tüm görünümü o çok sevdiğimiz modern ve güçlü tavra taşıdık.
Ah Naomi! Pierpaolo Piccioli’nin Balenciaga’daki bu yeni döneminden çıkan siyah, asimetrik, payetli gece elbisesini ilk denediğinde, fitting ikonik bir ana dönüştü. Pierpaolo’nun markanın eski mirasından getirdiği o duygusal ve heykelsi silüeti, Naomi’nin dramatik aurasıyla birebir eşleşti. Elbisenin drape detayıyla süzülen o likit parıltısının sergilediği dark ihtişam, Naomi’nin klasik Hollywood vibe’ıyla bu kadar iyi uyumlanınca aklımızdaki tüm diğer alternatifler silindi. Mücevherlerinde ise bu şıklığı Boucheron’un Rosier küpeleri, earcuff’ı ve Vendôme Liseré yüzüğüyle dengeledik. Pear cut elmasların o keskin zarafetini yakından görmenizi isterdim, kusursuzdu!
Meg Ryan gibi bir ikon için hangi moda evlerinin sıraya girdiğini tahmin bile edemezsiniz, ancak bizim asıl arayışımız, Meg’in o çabasız ve zamansız güzelliğini en yalın ama bir o kadar da iddialı şekilde yansıtabilecek o eşsiz tasarımdı.

Ünlü yıldızların kırmızı halıdaki ihtişamlı görünümlerinin arkasındaki hummalı çalışma, look seçimiyle başlıyor. Farklı moda evlerinden farklı tarzlara sahip parçaları toplayan stilistler, giydirdikleri ünlü ismin tarzını en iyi şekilde yansıtacak kıyafetleri seçmeye özen gösteriyor.
Bu fotoğraftaki torbada, Valentino’nun Oscar gecesi için gönderdiği look’lardan yalnızca biri saklı.
Styling tarafında gecenin kazananlarından biri, Balenciaga Sonbahar-Kış 2026 koleksiyonundaki bu zarif pullu ve payetli elbise oluyor.
2026 Vanity Fair Oscar Partisi’nde Naomi Watts’ın üzerinde gördüğümüz bu zarif tasarım, pırlantalı Boucheron küpelerle tamamlanmıştı.


Oscar ödüllerinin dağıtılacağı gece izleyiciler tarafından en çok merak edilen şeylerden biri, oyuncuların hangi mücevherler ile boy göstereceği.
Bu tepsideki Boucheron mücevherler, Naomi Watts’ın 2026 Vanity Fair Oscar Party görünümünü tamamlamak için seçilmeyi bekliyor.
Ayakkabılar da en az elbiseler ve mücevherler kadar önemli!
Doğru elbisenin altına yanlış ayakkabı seçimi yapılmasını önlemek için styling ekipleri onlarca farklı çifti test ediyor.

Stil oluşturma, kıyafet seçme sırası geldiğinde işe nereden başlıyorsunuz? Moda evleriyle veya mücevher markalarıyla iş birlikleri nasıl ilerliyor?
Seçilen parçanın sadece o geceye değil, o ismin yıllar içinde inşa ettiği stil mirasına hizmet etmesi gerekiyor. Trendler tabii önemli ama ondan ziyade, o kişinin ruhunu en eforsuz haliyle nasıl yansıtabileceğimize odaklanıyoruz.
Bu süreçte marka ilişkileri tam bir diplomasi yönetimi. Dünyanın en ünlü moda evlerinin o “tek kare” için girdiği yarışın ortasındasınız. Bir markayı seçerken diğerini elemeniz gerektiğinde, bunu profesyonel bir gerekçeyle anlatmak ve celebrity’nin uzun vadeli marka imajını koruyarak yönetmek zorundasınız. Çünkü evet, hepsi A-list isimlerin peşinde; ama markaların da hatırı sayılır bir hafızası ve egosu var.
Tercih edilmedikleri o anı unutmuyorlar, işimizin en kritik kısımlarından biri bu. İş sadece milyon dolarlık mücevherleri görüp beğenmekle de bitmiyor; o saniyelik kırmızı halı anında, flaşlar altında hangi taşın hangi kumaşla nasıl bir ışık oyunu sergileyeceğini öngörmeniz gerekiyor. Son saniyede değişebilecek bir saç modeline veya ışığa göre, mücevherin boyundan küpenin formuna kadar her şey için bir B planı değil, kusursuz bir alternatif vizyon hazırlıyoruz.
Hollywood seviyesindeki yıldızlar ve ekipleri styling sürecinde en çok neye dikkat ediyor?
Hollywood’un A-list yıldızlarıyla çalışırken aslında her şey inanılmaz bir sadelikle başlıyor. Türkiye’deki gibi kimin kim olduğuna bile anlam veremediğiniz kalabalıklar yok, PR kişisi yok, asistan yok, menajer yok, özel yemek listeleri yok, gecikme asla yok! Meg Ryan veya Naomi Watts gibi isimlerle fitting yaptığınızda, beklentinin ne bu gösteriş ne de sadece bir “elbise” olmadığını anlıyorsunuz.
En çok dikkat ettikleri şey, zamanın ve işin yönetimi. Her şeyin kusursuz bir planlama içinde işlemesini ama birlikte geçirdiğiniz o anın ruhunun da çok mütevazı ve sakin kalmasını bekliyorlar. Herkes yaşanan kaosun bilincinde, ama styling ekibi olarak her daim soğukkanlı kalarak, kendilerine güvenli alanda olduklarını hissettirmeniz her şeyin ötesinde.
98. Akademi Ödülleri’nde Hollywood yıldızlarının taktığı mücevherlere göz atmak için tıklayın!

Çalıştığın tüm oyuncular hem yetenekleri hem de zarafetiyle büyüleyen isimler. Onlarla birlikte yaratmak, böylesine önemli bir anı paylaşıp unutulmayacak bir gecenin parçası olmak sana neler hissettirdi?
Meg Ryan benim için çocukluğumdan beri zamansız bir ikon, filmlerinde hayranlıkla izlediğim o derin bakışı ilk merhabalaştığımızda göz göze hissetmek benim için gecenin tüm ihtişamından çok daha öte bir duyguydu. Naomi Watts’ı ise yıllarca izlemiş olmamın dışında, son dönemde ekranın başından kalkamadığım Love Story’nin Jackie Kennedy’si olarak karşımda, benim sahnemde olması ve kırmızı halıyı o an birlikte yan yana kurguluyor olmamız eşsiz bir kırılma noktasıydı.
Yüz yüze gelmeden önce celebrity olma sürecini, geçmiş projelerini ve görsel dilini çok iyi çalışıyorum. Bir araya geldiğimizde ise onun ‘evet’, ‘hayır’ ve ‘asla’larını doğrudan kendisinden duymak için sorular soruyorum.
Sık sık ünlü isimlerle çalışıyorsun. Sence celebrity ile stilist arasındaki denge nasıl kurulur?
Yüz yüze gelmeden önce celebrity olma sürecini, geçmiş projelerini ve görsel dilini çok iyi çalışıyorum. Bir araya geldiğimizde ise onun “evet”, “hayır” ve “asla”larını doğrudan kendisinden duymak için sorular soruyorum.
Bunun nedeni başta da değindiğim gibi kimliğini değiştirmeden, bir “vibe curator” olarak o kimliğin içinde saklı kalmış ışığı en göz alıcı haliyle dışarıya yansıtmak. Aramızdaki rahatlık ve cesaret dengesini kurup birlikte ritmi tutturduğumuzda, yaptığım dokunuş sadece bir stil tercihi değil sarsılmaz bir duruşa dönüşüyor.
Diğer stilistlerden farkım da şu; celebrity’nin olduğu kadar benim de sınırlarım var, estetik filtrelerimiz uyum sağlamıyorsa ne kadar potansiyeli olursa olsun yaratıcı ortaklığımıza devam etmiyorum. Çünkü bu bağın sürdürülebilirliği kimin ne kadar ünlü olduğuyla değil, birlikte ne kadar çabaladığımızla ilgili. Biz birbirimize otorite kurmak yerine iki profesyonel olarak aynı vizyonda buluşabildiğimizde gerçek gücümüz ışıldıyor.

Büyük organizasyonlarda styling süreci nasıl işliyor? Ekip nasıl kuruluyor?
Aslında çoğu zaman değişen şey prodüksiyon ölçeği büyüdükçe artan bütçe, lojistik ve dış ekip sayısı, onun dışında işin özü aynı. Proje ne kadar büyük olursa olsun, doğru “glam team”i kurup aynı ekibin devamlılığını korumak en önemlisi. Özellikle fitting süreçlerinde, o güvenli alanı ve mahremiyeti korumak adına celebrity sadece yakın ekiple görüşüyor, kıyafet ya da mücevher ekipleri çoğu zaman menajer barajını geçemiyor.
Kurumsal iş birliklerinde veya global reklam kampanyalarında, marka stratejileri ve onay mekanizmaları nedeniyle süreç biraz daha komplike hale gelebiliyor. Ancak stilist ve yakın ekip için işin hacmine göre proje seçme diye bir durum yok, asistanlarımızın sayısını arttırabiliriz ama kendi yerimize onları göndermek işin profesyonelliğini bozuyor. Butik bir çekimden dünya çapındaki bir organizasyona kadar her proje, aynı titizliği ve disiplini hak ediyor; benim için her iş, en önemli iş.
Tek başına çalışmayı mı yoksa bir ekibin parçası olmayı mı tercih ediyorsun?
Tek başıma çalışmayı daha çok tercih ediyorum, çünkü risk alabilmeyi seviyorum. Kalabalık ekiplerde bazen fazla güvenli tarafta kalma dürtüsü, projenin o kendine has cesur ruhunu farkında olmadan sıradanlaştırabiliyor. Ortalama bir iş çıkartmak da benim için baştan işin heyecanını kaybettiriyor. Tabii buna cevabım şuna göre değişir; bazen öyle ekiplerle bir araya geliyoruz ve öyle yaratıcı sinerjiler yakalıyoruz ki, işi hayal ettiğimizin bile ötesinde bambaşka bir boyuta taşıyoruz. Böyle anlarda kolektif üretmek, benim için eşsiz bir güce dönüşüyor.

İnsanın kendini giydirmesi bile zorken, başkaları adına stil kararları verebilmek nasıl bir beceri gerektiriyor?
Bu soruyla sık karşılaşıyorum; aslında mesele giydirmek ya da giyinebilmek değil, çok güçlü bir empati ve gözlem becerisiyle karşımdakine sadece bir parça seçmek yerine, onda o parçayı taşıma arzusunu ve motivasyonunu uyandırmak. Kendi üzerinizde denemeyeceğiniz bir şeyi, başkasının ruhuna ve duruşuna adapte edebilmek için o kişinin enerjisini en saf haliyle okuyabilmeniz lazım. Kıyafet sadece bir araç, stilist olarak benim sihrim onun kendi bile fark etmediği potansiyelini ortaya çıkarmak.
Bir stilist olarak insanların sana güvenmesini nasıl sağlıyorsun?
12 yıldır bu işi yapıyorum, ünlü isimlerle çalışıyorum ve evet, moda eğitimim ve global markalarla dolu bir geçmişim var -bunlar profesyonel kimliğimin temeli. Ama bana güvenmelerinin asıl sebebi, onlarla kurduğum o “samimi mesafe”. Onların dünyasına ve sınırlarına büyük bir saygı duyuyorum. Sahne dışında en filtresiz hallerinde yanlarındayım. Bu süreçten kendime bir pay çıkarmak yerine onların özelini saklı tutmayı tercih ediyorum.


