white banner

Schiaparelli Sonbahar-Kış 2026 Haute Couture: Daniel Roseberry, Belirsizliği Couture'e Nasıl Dönüştürdü?

08.07.2026
Schiaparelli Sonbahar-Kış 2026 Haute Couture: Daniel Roseberry, Belirsizliği Couture'e Nasıl Dönüştürdü?

Yazı Boyutu:

Geçen sezon “formülü çözdüğünü” düşünen Daniel Roseberry, Schiaparelli Sonbahar-Kış 2026 Haute Couture koleksiyonunda asıl yaratıcılığın hiçbir zaman tek bir formüle sığmadığını anlatıyor.

Başarıyı tekrar etmeye çalışırken kaybolmanın da yaratıcı bir tarafı olabilir mi? Daniel Roseberry‘nin Schiaparelli Sonbahar-Kış 2026 Haute Couture koleksiyonu “The Abyss”, tam da bu sorunun peşinden gidiyor. Belirsizliği bir ilham kaynağına değil, yaratıcı sürecin kendisine dönüştüren koleksiyon; Barselona‘dan Antoni Gaudí‘nin organik mimarisine uzanan izler taşısa da asıl gücünü tasarımcının kendi yaratıcı çıkmazından alıyor. Schiaparelli, bu sezon yeni siluetler sunmanın ötesine geçerek couture’ün neden hâlâ sınırları zorlayan bir ifade alanı olduğunu ve yaratıcılığın hiçbir zaman tek bir formüle sığmadığını hatırlatıyor.

Schiaparelli Sonbahar-Kış 2026 Couture Koleksiyonuna Hızlı Bakış

  • Koleksiyon: The Abyss
  • Tasarımcı: Daniel Roseberry
  • Moda Evi: Schiaparelli
  • Ana Tema: Başarıyı tekrar etme baskısı, belirsizlik ve yaratıcı sürecin doğası.
  • İlham: Antoni Gaudí’nin organik mimarisi, Elsa Schiaparelli’nin sürreal mirası, doğa, deniz yaşamı ve l’appel du vide(boşluğun çağrısı) kavramı.
  • Öne Çıkan Teknikler: Silikon büstiyerler, lateks yüzeyler, boya katmanları, metal teller üzerine gerilen çoraplardan oluşturulan çiçekler, ağırlıksız krinolin tüpleri ve kinetik detaylar.
  • Renk Paleti: Istakoz pembesi, menekşe moru, mandalina turuncusu, safran sarısı, soluk nane yeşili, yüksek parlak siyah, ham balmumu ekrusu ve Schiaparelli altını.
  • Koleksiyonun Mesajı: Daniel Roseberry, yaratıcılığın bir formülü olmadığını; en güçlü fikirlerin çoğu zaman kontrolü bırakıp bilinmeyene güvenildiğinde ortaya çıktığını anlatıyor.

Paris Haute Couture Moda Haftası tüm hızıyla devam ediyor! Dior’dan Chanel’e, Balenciaga’dan Elie Saab’a defilelerde öne çıkan anları, göze çarpan koleksiyonları ve detayları incelediğimiz yazımıza göz atmak için tıklayın.

Başarıyı Tekrar Etme Arzusundan Doğan Bir Couture Koleksiyonu

Paris Haute Couture Moda Haftası’nın açılışını her sezon olduğu gibi Schiaparelli yaptı. Daniel Roseberry, “The Abyss” adını verdiği Sonbahar-Kış 2026 Haute Couture koleksiyonunda bu kez ortaya çıkan tasarımlardan çok, onları ortaya çıkaran yaratıcı süreci anlatıyor. “The Call of The Void” olarak adlandırdığı koleksiyon notlarında geçen l’appel du vide, yani “boşluğun çağrısı” kavramı, tasarımcının bu sezonki çıkış noktasını oluşturuyor.

Schiaparelli 2026 Sonbahar-Kış Couture koleksiyonun sunulduğu defilesi yukarı izleyebilirsiniz.

Başarının Bir Formülü Var mı?

Daniel Roseberry bu sezon koleksiyon notlarını alışılmışın dışında bir itirafla açıyor. Geçen sezon büyük ses getiren “The Agony and the Ecstasy” koleksiyonunun ardından artık formülü çözdüğünü düşündüğünü söylüyor. Hatta bunu neredeyse bir reçete gibi sıralıyor.

1. Bir seyahate çık.
2. İlham veren ikonik bir yapıyı ziyaret et.
3. Atölyeye dön ve koleksiyonu tasarlamaya başla.

Bu sezon bu yaratıcı reçetenin adresi Barselona ve Antoni Gaudí’nin mimarisi oluyor. Ancak Roseberry’nin anlattığı hikâye tam da burada yön değiştiriyor. Koleksiyon notlarında yer alan “It didn’t work like that.” (O şekilde yürümedi) cümlesi, aslında The Call of the Void‘un başladığı an.

Yansıtıcı bir podyumda, Schiaparelli Sonbahar-Kış 2026 Haute Couture koleksiyonundan, asimetrik kesimli, göğüs ve karın bölgesinde oval bir penceresi olan, bir omzu drape detaylı uzun kollu siyah bir elbise giymiş model; Daniel Roseberry'nin yaratıcılığın kalıplara sığmadığını vurgulayan deneysel haute couture siluetlerini sergiliyor.

Geçen sezonki yaratıcı enerjiyi yeniden yakalayabileceğini düşünen Roseberry, başarıyı tekrar etmeye çalışırken farkında olmadan yaratıcılığını da bir formülün içine hapsettiğini anlatıyor. Oysa koleksiyonun gerçek kimliği, tüm planları bir kenara bırakıp kontrolü bıraktığı ve belirsizliği kabul ettiği anda ortaya çıkıyor.

Formüller, yaratımın büyüsünün tam karşısında durur.

Paris Haute Couture Moda Haftası kapsamında, Schiaparelli Sonbahar-Kış 2026 defilesinden, Gaudí'nin organik mimarisinden ilhamla yaratılmış, ten rengi transparan kumaş üzerine işlenmiş siyah kıvrımlı, heykelsi ve kinetik dokunaçları andıran detaylarla süslü bir elbiseyi taşıyan model aynalı podyumda yürürken görülüyor.

Belki de “The Abyss” tam olarak bu düşünceden doğuyor. Schiaparelli’nin Sonbahar-Kış 2026 Haute Couture koleksiyonu, yeni siluetler sunmanın çok daha ötesine geçiyor.

Yaratıcılığın her zaman planlanamayan, hatta çoğu zaman belirsizliğin içinden doğan doğasını yeniden hatırlatıyor. Roseberry’nin yaratıcılık çıkmazı ise koleksiyonun en güçlü anlatısına dönüşüyor. Böylece bizi, başarının nasıl tekrar edileceğini değil; yaratıcılığın neden hiçbir zaman bir formüle sığmadığını anlatan bir hikâyenin içine davet ediyor.

Gaudí’nin Mimarisi Değil, Düşünme Biçimi İlham Veriyor

Bu yaratıcı yolculuğun önemli duraklarından biri de Barselona. Daniel Roseberry, koleksiyon üzerinde çalışmaya başladığında rotasını Antoni Gaudí’nin eserlerine çeviriyor. Organik formları, doğadan beslenen mimarisi ve alışılmışın dışındaki yaklaşımıyla tanınan Gaudí’nin dünyasını yerinde deneyimlemek, ilk bakışta koleksiyonun doğal başlangıç noktası gibi görünüyor.

Barselona'da Daniel Roseberry'nin Schiaparelli koleksiyonuna ilham kaynağı olan, renkli mozaikleri, dalgalı çatısı ve kemiksi balkonlarıyla yaratıcılığın hiçbir formüle sığmadığını düşündüren Antoni Gaudí'nin eşsiz organik mimarisi Casa Batlló, masmavi gökyüzünün altında görkemli bir şekilde duruyor.
Casa Batlló, Antoni Gaudí’nin hayal gücünü taş ve seramikle buluşturduğu en etkileyici eserlerden biri. Dalgalı cephesi, renkli mozaikleri ve masalsı detaylarıyla Barselona’nın mutlaka görülmesi gereken mimari simgelerinden.
Görsel: iStock – pawel.gaul

Ancak Roseberry’nin koleksiyon notları, asıl hikâyenin Barselona’da değil, o yolculuktan sonra başladığını gösteriyor. Tasarımcı, Gaudí’nin estetiğini birebir yorumlamaya çalıştığı sürece hiçbir yeni fikre alan açamadığını samimiyetle anlatıyor. Ona göre yaratıcı süreci kontrol etmeye çalışmak, koleksiyonu değil, kendi yaratıcılığını da sınırlandırıyor.

Tam da bu noktada Roseberry, Fransızların l’appel du vide dediği “boşluğun çağrısı” kavramına geri dönüyor. Koleksiyon notlarında da söylediği gibi, bir şeyi tanımlamak ya da ona kesin bir anlam yüklemek güven verici olabilir. Ancak bunu yaptığınız anda o fikrin taşıdığı sonsuz ihtimalleri de sınırlandırmış oluyorsunuz. Roseberry’ye göre yaratımın büyüsü, tam da bilinmeyene teslim olabildiğiniz anda ortaya çıkıyor.

Paris Haute Couture Moda Haftası'nın dikkat çeken anlarından birinde, Schiaparelli Sonbahar-Kış 2026 koleksiyonundan bir model, omuzları heykelsi ve yoğun renkli işlemeli kısa bir ceket ile saydam, açık pembe lateks şort giyerek yansıtıcı podyumda yürüyor, koleksiyonun yenilikçi malzemeler ve sürreal silüetlerle couture dünyasındaki sınırları zorlayan yaklaşımını sergiliyor.
Bir model, derin V yakalı, altın yıldız broşlu, benekli üst kısmı ve volümlü bej fırfırlarla süslü heykelsi bir haute couture elbiseyle Schiaparelli Sonbahar-Kış 2026 defilesinde podyumda yürürken, yansıtıcı zeminde izleyiciler ve kendisinin yansıması görülüyor.

Bu düşünce, Elsa Schiaparelli’nin tasarım anlayışıyla da güçlü bir bağ kuruyor. Roseberry, Elsa’nın sürrealizmi hiçbir zaman gerçeklikten kaçış olarak görmediğini; aksine sözcüklere dökülemeyen, açıklanamayan duyguları görünür kılmanın bir yolu olarak benimsediğini hatırlatıyor. Ona göre kalıcı yaratımlar kesinlikten değil; çelişkiden, sezgiden, tesadüflerden ve henüz açıklayamadığımız şeylere güvenme cesaretinden doğuyor.

Bence bu yüzden Schiaparelli Sonbahar-Kış 2026 Haute Couture koleksiyonunda Gaudí’nin mimarisini doğrudan kopyalayan siluetler görmüyoruz.

Bir model, Daniel Roseberry'nin yaratıcılığın hiçbir zaman bir formüle sığmadığını vurgulayan Schiaparelli Sonbahar-Kış 2026 Haute Couture koleksiyonundan, porselen etkili parlak beyaz silikon büstiyer ve asimetrik şeritlerden oluşan püsküllü eteğiyle ayna gibi yansıtıcı podyumda yürüyor.

Bunun yerine organik hacimler, akışkan yüzeyler ve doğanın kusursuz olmayan geometrisini çağrıştıran formlar öne çıkıyor.

İlham, somut bir referans olmaktan çıkıp bir düşünme biçimine dönüşüyor. Sonuç ise Schiaparelli’nin sürreal mirasını koruyan ama aynı zamanda onu yeni malzemeler, yeni hacimler ve beklenmedik tekniklerle ileri taşıyan bir haute couture koleksiyonu oluyor.

Schiaparelli’de Silikon ve Lateks Couture’ün Yeni Diline Dönüşüyor

Haute couture denildiğinde akla ilk gelen malzemeler çoğu zaman ipek, saten ya da yün oluyor. Daniel Roseberry ise bu sezon tam da bu alışkanlığı sorguluyor.

Schiaparelli atölyelerinde geleneksel couture kumaşlarının yerini silikon, lateks ve katmanlar hâlinde pişirilerek şekillendirilen boya yüzeyleri alıyor. Ancak amaç yalnızca alışılmadık malzemeler kullanmak değil. Roseberry’nin koleksiyon notlarında sorduğu asıl soru çok daha temel:

“Güzellik malzemenin kendisinde mi, yoksa onu yeniden hayal edebilme becerisinde mi?”

Paris Haute Couture Moda Haftası'nın dikkat çeken anlarından Schiaparelli Sonbahar-Kış 2026 koleksiyonuna ait bir görselde, heykelsi, parlak siyah ve askısız bir lateks elbise giyen, göz kapakları sarı makyajlı bir model, yansımalı podyumda izleyicilerin önünde kararlı adımlarla yürüyor; elbisenin göğüs kısmındaki belirgin dairesel detaylar ve etek kısmındaki metal işlemeli katmanlar dikkat çekiyor.
Schiaparelli Sonbahar-Kış 2026 Haute Couture koleksiyonundan, parlak siyah lateks ve heykelsi detaylarla omuzları çevrili, kinetik dokunuşlu bir ceket ile uyumlu dar pantolon giyen bir model, yansıtıcı podyumda güçlü bir duruş sergiliyor.

İşte koleksiyonun en güçlü yanı da burada ortaya çıkıyor. Roseberry, couture’ün değerini kullanılan malzemede değil, o malzemeyi dönüştüren zanaatte arıyor. Silikon bir couture materyali değil; ama Schiaparelli atölyelerinde saatler süren el işçiliğiyle couture’ün bir parçasına dönüşüyor.

Bunun en çarpıcı örneklerinden biri, kalıpla üretilmek yerine önce elde yontulup ardından silikonla dökülen hipergerçekçi büstiyerler. İlk bakışta porseleni ya da mermeri andıran bu parçalar, aslında couture ile heykel arasında kurulan yeni ilişkinin bir yansıması. Aynı yaklaşım metal teller üzerine gerilen çoraplardan hazırlanan yüzlerce çiçekte, neredeyse ağırlıksız görünen krinolin tüplerinde ve omuzlardan hareket ederek uzanan kinetik lateks dokunaçlarda da devam ediyor.

Roseberry’nin koleksiyon notlarında söylediği şu cümle de bu yaklaşımı özetliyor:

Couture’ün en büyük lüksü malzemesi değil, onu üreten ellerdir.

Schiaparelli Sonbahar-Kış 2026 Haute Couture koleksiyonunun en radikal tarafı tam olarak burada yatıyor. Silikon ya da lateks kullanması değil; couture’ü tanımlayan şeyin malzemeler değil, onları dönüştüren hayal gücü ve zanaat olduğunu yeniden hatırlatması.

Koleksiyonun Renk Paleti: Istakoz Pembesinden Schiaparelli Altınına

Koleksiyonun deneysel dili yalnızca kullanılan malzemelerde değil, renk seçimlerinde de kendini gösteriyor. Daniel Roseberry bu sezon rotasını doğaya çeviriyor; ancak ilhamını çiçeklerden ya da manzaralardan değil, flora ve deniz canlılarının beklenmedik renklerinden alıyor.


Istakoz pembesi, menekşe moru, mandalina turuncusu, safran sarısı ve soluk nane tonları; yüksek parlaklıktaki siyah yüzeyler, ham balmumu ekrusu ve Schiaparelli’nin ikonik altın detaylarıyla bir araya geliyor.

Bu biyomorfik dünya aksesuarlarda ve mücevherlerde de devam ediyor. Porselen görünümlü iç yüzeylere sahip altın deniz kabukları, ahtapot dokunaçlarını andıran küpe ve kolyeler, deniz şakayıklarından ilham alan silikon takılar ve balık pullarını çağrıştıran işlemeler, Elsa Schiaparelli’nin sürreal mirasını bu kez su altı dünyası üzerinden yeniden yorumluyor.

Editörün Notu

Daniel Roseberry’nin koleksiyon notlarını okurken beni en çok etkileyen şey, yeni bir ilham kaynağından söz etmesi değil; geçen sezonun başarısını yeniden yakalamaya çalıştığını bu kadar açık dile getirmesi oldu. Moda dünyasında tasarımcılar çoğunlukla sonuçlardan bahseder, süreçten değil. “The Abyss” ise tam tersini yapıyor. Bu yüzden Schiaparelli’nin Sonbahar-Kış 2026 Haute Couture koleksiyonu bana göre güçlü bir couture sunumunun ötesinde, yaratıcılığın her zaman doğrusal ilerlemediğini hatırlatan samimi bir manifesto.

Defileden Saatler Sonra Zendaya’nın Giydiği Tasarım

Schiaparelli Sonbahar-Kış 2026 Haute Couture koleksiyonunun etkisi podyumla sınırlı kalmadı. Defilenin kapanış görünümü, yalnızca birkaç saat sonra Zendaya tarafından “The Odyssey” filminin Londra dünya prömiyerinde giyildi. Uzun yıllardır birlikte çalıştığı stilisti Law Roach’un Schiaparelli defilesini ön sıradan takip etmesinin ardından tasarımın bu kadar kısa sürede kırmızı halıya taşınması, sezonun ilk “runway to red carpet” anlarından biri olarak moda dünyasında geniş yankı uyandırdı.

Zendaya, Londra'daki The Odyssey filmi galasında, Schiaparelli Sonbahar-Kış 2026 Haute Couture koleksiyonundan, vücudu saran beyaz porselen görünümlü silikon büstiyer ve beyazdan aynalı gümüşe doğru akıcı bir geçişle bezeli, tasarımcının malzeme deneylerini vurgulayan uzun püsküllü eteğiyle hafifçe gülümsüyor.
Görsel: Gareth Cattermole/Getty Images
Schiaparelli Sonbahar-Kış 2026 haute couture defilesinde aynalı podyumda ilerleyen model, heykelsi beyaz büstiyer ile şeftali tonlarından gümüşe geçiş yapan yoğun saçaklı eteğiyle Daniel Roseberry'nin sürrealist vizyonunu gözler önüne seriyor.
Görsel: Schiaparelli

Zendaya’nın seçtiği görünüm, defilenin finalini yapan tasarımdı. Beyaz sırlı porselen etkisi veren silikon büstiyeri, sırt kısmındaki bağcık detayları ve beyazdan aynalı gümüşe doğru geçiş yapan püsküllü eteğiyle koleksiyonun malzeme deneylerini en güçlü şekilde özetleyen parçalardan biri olarak öne çıkıyordu. Roseberry’nin podyumda heykelsi bir siluet olarak sunduğu tasarım, Zendaya’nın üzerinde modern bir tanrıça yorumuna dönüşürken, koleksiyonun sinematik anlatısını kırmızı halıya da taşıdı.

Kapak ve tüm görseller: Schiaparelli

Sıkça sorulan sorular
Schiaparelli neden moda tarihinin en önemli haute couture markalarından biri olarak kabul ediliyor?

Schiaparelli, sürrealizmi haute couture ile buluşturan öncü moda evlerinden biri olarak kabul edilir. Elsa Schiaparelli tarafından 1927 yılında Paris'te kurulan marka; sanat, moda ve hayal gücünü aynı yaratıcı zeminde buluşturmasıyla öne çıktı. Salvador Dalí, Jean Cocteau ve Alberto Giacometti gibi sanatçılarla yaptığı iş birlikleri, Schiaparelli'yi yalnızca bir moda evi değil, aynı zamanda yaratıcı bir laboratuvar hâline getirdi. Günümüzde Daniel Roseberry, markanın bu sürreal mirasını korurken çağdaş sanat, heykelsi hacimler ve yenilikçi malzemelerle yeniden yorumlayarak Schiaparelli'yi haute couture'un en çok konuşulan moda evlerinden biri yapmayı sürdürüyor.

Elsa Schiaparelli kimdir?

Elsa Schiaparelli, 20. yüzyılın en yenilikçi moda tasarımcılarından biri ve Schiaparelli moda evinin kurucusudur. İtalyan tasarımcı, 1930'lu yıllarda sürrealizm akımını modaya taşıyan isim olarak tanındı. Istakoz desenli elbise, iskelet elbise, ayakkabı şapkası ve "Shocking Pink" olarak bilinen ikonik pembe tonu gibi tasarımlarıyla moda tarihine yön verdi. Günümüzde Schiaparelli markasının yaratıcı kimliği hâlâ Elsa Schiaparelli'nin cesur, mizahi ve sanatla iç içe tasarım anlayışından besleniyor.

Daniel Roseberry kimdir?

Daniel Roseberry, 2019 yılından bu yana Schiaparelli'nin kreatif direktörlüğünü üstlenen Amerikalı moda tasarımcısıdır. Kariyerine Thom Browne ile başlayan Roseberry, Schiaparelli'de göreve geldikten sonra markanın haute couture kimliğini yeniden uluslararası moda gündemine taşıdı. Heykelsi siluetleri, anatomiden ilham alan mücevherleri ve deneysel malzeme kullanımıyla tanınan tasarımcı; Lady Gaga, Beyoncé, Zendaya, Ariana Grande ve Cardi B gibi isimlerin tercih ettiği couture tasarımlarıyla geniş kitlelere ulaştı.

Daniel Roseberry'nin tasarım anlayışı Schiaparelli'yi nasıl değiştirdi?

Daniel Roseberry, Schiaparelli'nin tarihî mirasını günümüz estetiğiyle yeniden yorumlayan bir tasarım dili geliştirdi. Elsa Schiaparelli'nin sürreal yaklaşımını birebir tekrar etmek yerine onu çağdaş sanat, heykel ve mimari referanslarla yeniden ele aldı. Anatomik takılar, altın heykelsi aksesuarlar, güçlü omuzlar ve üç boyutlu formlar, Roseberry döneminin imza detayları arasında yer alıyor. Böylece Schiaparelli, hem couture dünyasında hem de kırmızı halıda yeniden en çok konuşulan markalardan biri hâline geldi.

Schiaparelli'nin imza tasarım kodları nelerdir?

Schiaparelli'nin tasarım dili sürrealizm, sanat ve heykelsi detaylar üzerine kuruludur. Markanın en bilinen imzaları arasında altın anatomik takılar, göz, kalp, anahtar deliği ve ölçü mezurası gibi semboller, güçlü omuzlar, korseler, dramatik hacimler ve heykelsi siluetler yer alıyor. Daniel Roseberry döneminde bu tasarım kodları silikon, reçine, metal ve yeni nesil malzemelerle yeniden yorumlanarak çağdaş couture estetiğine taşındı.

Daniel Roseberry neden son yılların en başarılı couture tasarımcıları arasında gösteriliyor?

Daniel Roseberry, haute couture'u yeniden geniş kitlelerin gündemine taşıyan tasarımcılardan biri olarak öne çıkıyor. Tasarımları yalnızca couture defilelerinde değil, Met Gala, Grammy Ödülleri, Cannes Film Festivali ve Oscar gibi dünyanın en çok takip edilen kırmızı halılarında da sıkça görülüyor. Heykelsi siluetleri, cesur aksesuarları ve moda ile sanat arasında kurduğu güçlü bağ sayesinde Schiaparelli, son yılların en görünür couture markalarından biri hâline geldi.

Schiaparelli Sonbahar-Kış 2026 Haute Couture koleksiyonunun teması neydi?

"The Call of the Void", yaratıcılık ve belirsizlik üzerine kurulan bir couture koleksiyonuydu. Daniel Roseberry, koleksiyon notlarında geçen Fransızca l'appel du vide, yani "boşluğun çağrısı" kavramını çıkış noktası olarak benimsedi. Tasarımcı, önceki sezonun başarısını yeniden üretmeye çalışırken yaşadığı yaratıcı baskıyı koleksiyonun merkezine taşıdı. Böylece koleksiyon yalnızca yeni tasarımlar sunmakla kalmadı, yaratıcı üretimin doğrusal ilerlemeyen doğasına da dikkat çekti.

Daniel Roseberry bu koleksiyonda Antoni Gaudí'den nasıl ilham aldı?

Antoni Gaudí'nin mimarisi, koleksiyonun görsel referanslarından biri olsa da asıl etkisi düşünsel düzeyde hissedildi. Roseberry hazırlık sürecinde Barselona'ya giderek Gaudí'nin eserlerini yerinde inceledi. Ancak koleksiyon notlarına göre gerçek dönüşüm, bu mimariyi birebir yorumlamaya çalışmaktan vazgeçtiği anda başladı. Organik hacimler, akışkan yüzeyler ve doğanın kusursuz olmayan geometrisi koleksiyona ilham verirken, tasarımlar doğrudan mimari kopyalara dönüşmeden Schiaparelli'nin sürreal kimliği içinde yeniden şekillendi.

Schiaparelli Sonbahar-Kış 2026 Haute Couture koleksiyonunda hangi tasarımlar öne çıktı?

Koleksiyon, couture zanaatini deneysel malzemelerle buluşturan tasarımlarıyla dikkat çekti. Kalıpla değil, önce elde yontulup ardından silikonla dökülen hipergerçekçi büstiyerler, metal teller üzerine gerilen çoraplardan hazırlanan yüzlerce çiçek, ağırlıksız hissi veren krinolin yapıları ve omuzlardan uzanan kinetik lateks dokunaçlar defilenin en dikkat çekici detayları arasında yer aldı. Deniz kabukları, mercanlar ve ahtapot dokunaçlarından ilham alan mücevherler de koleksiyonun sürreal anlatısını güçlendirdi.

Haute couture neden Schiaparelli'nin tasarım kimliğinin merkezinde yer alıyor?

Haute couture, Schiaparelli için yalnızca el işçiliğini temsil eden bir üretim biçimi değil, yaratıcı fikirlerin sınandığı özgür bir ifade alanıdır. Marka, Elsa Schiaparelli döneminden bu yana couture'u sanat, zanaat ve deneysel tasarımın buluştuğu bir platform olarak görüyor. Daniel Roseberry de bu yaklaşımı sürdürerek her sezon yeni malzemeler, farklı üretim teknikleri ve heykelsi formlar üzerinden couture'un sınırlarını yeniden tanımlıyor. Bu nedenle Schiaparelli koleksiyonları yalnızca moda trendlerini değil, haute couture'un geleceğine dair yeni fikirleri de tartışmaya açıyor.

Duygu Metin
Duygu Metin Tüm Yazıları
white banner
Popüler Yazılar
İlgili Yazılar
Daha keyifli ve kişiselleştirilmiş bir OGGUSTO deneyimi için