Pink Martini, 22 Temmuz Çarşamba günü Harbiye’de sahne alacak. Grubun solisti Storm Large; Türkiye ve Türk müziği sevgisini, çok dilli müzik anlayışını ve grubun yıllardır değişmeyen ilhamını OGGUSTO’ya anlattı.
Pink Martini‘nin solisti Storm Large ile 22 Temmuz’daki Harbiye konseri öncesinde konuştuk. Türkiye ile 25 yılı aşan bağlarından İstanbul’un kendisi için önemine, Türk müziğine duyduğu ilgiden farklı dillerde şarkı söylemenin heyecanına kadar pek çok konuya değindik. Storm Large, Pink Martini’nin yıllardır koruduğu müzikal yaklaşımın merkezinde ise merak duygusunun yer aldığını söylüyor.
Pink Martini İstanbul Konseri

- Yer: Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu, İstanbul
- Tarih: 22 Temmuz Çarşamba, 21.00
- Bilet Al
Ay boyunca İstanbul’da gidebileceğiniz tüm etkinlikler için OGGUSTO’nun İstanbul Etkinlik Rehberi‘ne göz atın!
“Duyguların Pasaportu ve Sınırları Yok”

Fotoğraf: Autumn de Wilde
Pink Martini’yi ilk kez dinleyen biri müziğinizi tek bir türe yerleştirmekte zorlanabiliyor. Siz Pink Martini’yi bugün birkaç cümleyle nasıl anlatırsınız?
Storm Large: Bence Pink Martini olarak tüm dünyanın duygularını, farklı kültürlerin anılarını toplayan bir topluluğuz. Bir şarkı sizi çocukluğunuza götürebilir, başka bir şarkı hiç gitmediğiniz bir şehri özletebilir. Bizim için önemli olan türler değil, hisler. Caz, klasik müzik, Latin ritimleri, Fransız şansonları ya da halk şarkıları… Hepsi aynı masada oturabiliyor. Çünkü duyguların pasaportu ya da sınırları yok.
Yıllardır dünyanın farklı köşelerinden şarkıları bir araya getiriyorsunuz. Son dönemde keşfedip “Keşke bunu daha önce duysaydım” dediğiniz bir şarkı ya da müzik kültürü oldu mu?
Dünyayı ne kadar çok dolaşırsanız dolaşın, sizi şaşırtacak yeni bir şey mutlaka çıkıyor. Son yıllarda İran müziğine ve Googoosh’un dünyasına daha yakından girmemiz benim için çok özel oldu. Bir sesin aynı anda hem zarif hem de güçlü olabilmesi beni büyüledi. Bazen yeni keşifler yapmaktan çok, bir kültürü daha derin anlamak insanı heyecanlandırıyor. O zaman müzik sadece ses olmaktan çıkıyor, bir hayat hikâyesine dönüşüyor.
Pink Martini İçin Türk Müziği ve İstanbul

Türkiye’de çok özel bir dinleyici kitleniz var. “Üsküdar’a Gider İken” ve “Aşkım Bahardı” gibi şarkılar da repertuvarınızda yer alıyor. Türk müziğinde sizi en çok etkileyen şey ne?
25 yıldır Pasion Turca ile çalışıyoruz. Bizi Türkiye ile onlar tanıştırdı. Türk müziğinde çok özel bir zarafet hissediyorum. Melodilerin içinde acele etmeyen bir duygu var. Şarkılar kendilerini hemen ele vermiyor; biraz zaman geçirmenizi, biraz dikkatle dinlemenizi istiyorlar. Belki de bu yüzden her dönüşümüzde Türkiye ile aramızdaki bağ biraz daha derinleşiyor. Türk müziğinde romantizm var, hüzün var ama aynı zamanda çok güçlü bir yaşam sevinci de var. Bu denge beni çok etkiliyor.
Kariyeriniz boyunca çok farklı ülkelerde sahneye çıktınız. İstanbul seyircisini diğer şehirlerden ayıran bir özellik var mı? Harbiye sahnesine çıkmadan önce aklınıza gelen ilk şey ne oluyor?
İstanbul seyircisinde büyük bir cömertlik var. Sizi ölçüp biçmiyorlar; sizi hemen içeri davet ediyorlar. Bu çok güzel bir his. Harbiye’ye çıkmadan önce ise genellikle gökyüzünü düşünüyorum. Açık havada, yaz akşamında, binlerce insanla aynı anda nefes almak çok özel bir şey. 22 Temmuz gecesinde de güzel anılar biriktireceğiz.
“Her Dil Yeni Bir Keşif”

Pink Martini şarkılarıyla dinleyicilerini kimi zaman 1930’ların Küba’sına, kimi zaman Paris’e, kimi zaman Tokyo’ya götürüyor. Sizin için müzikle en çok özdeşleşen şehir hangisi?
Bu sorunun cevabı sürekli değişiyor ama galiba İstanbul’un benim için ayrı bir yeri var. Çünkü İstanbul bana müzikteki zarafeti hatırlatıyor, hem hüzünlü hem coşkulu. İstanbul’un tutkusu da coşkusu da içimde yaşıyor. Belki de yıllardır Pink Martini ile seyahat ettiğim için tek bir şehir seçmekte zorlanıyorum.
Repertuvarınızda bu kadar farklı dilde şarkı varken, söylemesi sizi hâlâ zorlayan ya da sahnede en çok heyecanlandıran bir dil var mı?
Her yeni dil biraz alçakgönüllülük öğretiyor. Çünkü insan kendi sınırlarını fark ediyor. Japonca beni hâlâ çok etkiliyor; seslerin inceliği ve ritmi inanılmaz. Türkçe de öyle. Bazı kelimelerin taşıdığı duygu, telaffuzundan bile hissediliyor. Ama sanırım beni en çok heyecanlandıran şey yeni bir dile başlamanın o ilk anı. Biraz merak ve büyük bir keşif duygusu…
Pink Martini Nasıl Hatırlanmak İstiyor?


Fotoğraf: Autumn de Wilde
Kariyeriniz boyunca sayısız konser verdiniz. Hâlâ gerçekleşmesini istediğiniz, hayalini kurduğunuz bir proje ya da iş birliği var mı?
Ben hayal kurmaktan hiç vazgeçmedim. Dünyanın farklı kadın seslerini bir araya getiren büyük bir proje harika olurdu. Ya da farklı kültürlerden aşk şarkılarını bir araya getiren çok samimi bir albüm… Çünkü aşk aslında bütün insanlığın ortak dili gibi geliyor bana. Hâlâ öğrenmek istediğim, keşfetmek istediğim çok şey var. Sanırım bu yüzden kendimi şanslı hissediyorum.
Diyelim ki İstanbul’da geçireceğiniz bir gün var ve size bir görev verildi: Türk müziğinden üç şarkıyla bir “Pink Martini İstanbul çalma listesi” hazırlayacaksınız. Hangi şarkıları seçerdiniz?
Öncelikle “Üsküdar’a Gider İken” olurdu çünkü dünyanın her yerinde söylüyoruz. Artık aileden biri gibi hissediyoruz onu. Sonra Belkıs Özener’le sahnede de söyleme şansı yakaladığımız “Aşkım Bahardı”. Ve üçüncü şarkı için galiba çok romantik bir seçim yapmak lazım. Yıllardır birlikte çalıştığımız ekip Pasion Turca ile biraz keşfettik.
Pink Martini denince birçok kişinin aklına farklı ülkeler, farklı diller ve farklı hikâyeler geliyor. Siz grubun mirasının gelecekte nasıl hatırlanmasını istersiniz?
Umarım insanlar bizi mükemmel olduğumuz için değil, merak etmeyi bırakmadığımız için hatırlar. Umarım “Onlar insanlara dünyanın ne kadar büyük olduğunu değil, aslında ne kadar birbirine bağlı olduğunu hatırlattılar” derler. Eğer bir gün bizden sonra birileri bir Pink Martini plağını açıp gülümserse, dans ederse ya da sevdiği birini aramak isterse… Bence bundan daha güzel bir miras düşünemem. Sanırım Thomas ve China da bunu ister…
Pink Martini Hakkında

Farklı coğrafyaların melodilerini caz, Latin, klasik pop ve dünya müziğiyle buluşturan Pink Martini, geniş repertuvarı ve çok dilli performanslarıyla yeniden Türkiye’de dinleyicileriyle buluşmaya hazırlanıyor. “Sympathique”, “Hang on Little Tomato” ve “Hey Eugene!” gibi klasikleşmiş parçalarıyla geniş bir hayran kitlesine ulaşan topluluk, nostalji ile dünya müziğini aynı sahnede bir araya getiren kendine özgü müzikal diliyle dikkat çekiyor.
Kendilerini “müzik arkeologları” olarak tanımlayan Pink Martini, kariyeri boyunca 20’den fazla dilde şarkılar seslendirerek farklı kültürlerden melodileri çağdaş bir yorumla yeniden bir araya getirdi. Fransız şansonlarından Latin ritimlerine, Küba müziğinden klasik Amerikan standartlarına uzanan repertuvarıyla öne çıkan grup, yıllar içinde Sympathique, Hang on Little Tomato, Splendor in the Grass ve Dream A Little Dream gibi albümleriyle uluslararası ölçekte geniş bir dinleyici kitlesi yarattı. Türkiye ile kurduğu özel bağ kapsamında repertuvarında “Üsküdar’a Gider İken” ve “Aşkım Bahardı” gibi şarkılara da yer veren topluluk, yerel melodilere duyduğu ilgiyi sahneye taşıdı.
Sinematik atmosferi güçlü şarkılarıyla La Casa de Papel ve Desperate Housewives gibi yapımlarda da yer bulan Pink Martini, canlı performanslarında dünya müziğini teatral bir sahne diliyle buluşturuyor. Storm Large’ın etkileyici yorumu eşliğinde gerçekleşecek konser, farklı dönemlerden ve coğrafyalardan beslenen repertuvarıyla yaz sezonunun dikkat çeken müzik buluşmalarından biri olmaya hazırlanıyor.


