white banner

Cannes’da İzleyiciyle Buluşan Dikey Dizi “Konu Komşu” Ekibi ile Özel Röportaj

•
28.10.2026
Cannes’da İzleyiciyle Buluşan Dikey Dizi “Konu Komşu” Ekibi ile Özel Röportaj

Yazı Boyutu:

Konu Komşu oyuncuları ve yapımcılarıyla karakterlerini, setin eğlenceli anlarını ve Cannes deneyimlerini konuştuğumuz özel röportajı keşfedin.

Komşuluk hikâyeleri bu kez dikey ekrana taşınıyor. İki Dakika Creative House imzalı “Konu Komşu”, İstanbul’da lüks bir sitede yolları kesişen köklü bir aile ile Gaziantepli geleneksel bir ailenin hikâyesini anlatıyor. Farklı yaşam alışkanlıkları, cemiyet hayatına karışma hayalleri ve kuşaklar arası anlaşmazlıklar, Z kuşağının mizahıyla birleşiyor. Yönetmenliğini Bora Tekay’ın üstlendiği dizinin kadrosunda Büşra Pekin, Rıza Kocaoğlu, Neslihan Yeldan, Asuman Dabak, Yetkin Dikinciler ve Menderes Samancılar yer alıyor.

İlk uluslararası gösterimini MIPCOM Cannes 2026’da gerçekleştiren proje, Türkçenin yanı sıra İngilizce, İspanyolca, İtalyanca ve Arapça olmak üzere beş dilde izleyiciyle buluşmayı hedefliyor. Biz de OGGUSTO olarak “Konu Komşu”nun oyuncuları ve yapımcılarıyla karakterlerinin dünyasını, setin en eğlenceli anlarını ve dikey dizilerin açtığı yeni alanı konuştuk.


Büşra Pekin: Döne’nin Cemiyet Hayalleri


Bu görsel, gündelik yaşamın içinden, farklı Konu Komşu hikayelerinin ve paylaşımlarının yaşandığı bir mahalle atmosferini yansıtırken, insanların birbirleriyle olan bağlarının önemini sade ve doğal bir şekilde aktarıyor.

Büşra Pekin, cemiyet hayatına katılmaya kararlı, gösterişi seven ve özgüveni yüksek Döne’yi canlandırıyor. Yeni taşındığı sitede kurduğu Reşadiye Cemiyet Kulübü’yle sosyal hayatın merkezine yerleşmek isteyen Döne’nin büyük hayallerine zaman zaman küçük görgü kazaları eşlik ediyor.

Döne karakterine hazırlanırken Gaziantep’e kısa bir ziyaretiniz olmuş. Orada şahit olduğunuz ve “Bunu mutlaka Döne’ye taşımalıyım,” dediğiniz bir söz ya da davranış oldu mu?

Büşra Pekin: Keşke olabilseydi, çünkü çok kısıtlı bir zamanımız vardı. Dört gün içinde sete başlayacaktık. Karakterimiz senaryoda normal, düz yazılmıştı. Bizim oradaki çalışmamız daha çok karakterin ağzını Antep’e çevirmekti. Bu sırada çok güzel yemekler de yedim. Gaziantep halkıyla, insanıyla çok fazla vakit geçirme şansım maalesef olmadı. Daha çok senaryo üzerine çalışabildik.

Gerçek hayatta Döne gibi bir karakterle arkadaş olabilir miydiniz?

Samimi bir atmosferde bir araya gelmiş, farklı yaş gruplarından gülümseyen insanların yer aldığı bu görsel, sıcak ve destekleyici komşuluk ilişkilerinin değerini vurgularken, mahalle kültürünün ve toplum içindeki bağların gücünü nazikçe aktarıyor.

B.P.: Ben herkesle arkadaş olabilirim, o konuda çok sıkıntı yok. Ama… Yok ya, Döne zor birisi!

Eski dostunuz Rıza Kocaoğlu’yla bir komedi dizisinde buluşmak nasıldı? Onu yıllardır tanımanıza rağmen sette yeni keşfettiğiniz bir huyu oldu mu?

B.P.: Konservatuvara girdiğimde Rıza benim üst dönemimdi. Bizde üst dönemlere çok saygı duyulur. Hakikaten yıllardır arkadaşlığımızı sürdürdük, birbirimizden hiç kopmadık. İlk defa birlikte böyle karşılıklı oynadık. Onu zaten çok iyi tanıyorum ve çok seviyorum. “Keşke birlikte daha çok şey yapsak,” dedirtti.


Rıza Kocaoğlu: Taksici Basri’nin Büyük Planları


Parkta toplanmış farklı yaşlardaki komşuların neşeli sohbetler eşliğinde birlikte vakit geçirdiği, çocukların oyunlar oynadığı ve sıcak çaylar yudumladığı samimi bir an; bu tablo, mahalle kültürünün ve güçlü komşuluk bağlarının modern şehir yaşamındaki vazgeçilmez yerini gözler önüne seriyor.

Rıza Kocaoğlu, her fırsattan yeni bir iş fikri çıkaran taksici ve girişimci damat Basri’yi oynuyor. Terbeşelli Ulaşım AŞ’yi büyütmeyi hedefleyen Basri, büyük yatırım hayallerini gerçekleştirmek için kayınpederinin desteğine başvuruyor.

Basri’nin taksisine binsek, yolculuk bitene kadar onun hayatıyla ilgili neler öğrenirdik?

Rıza Kocaoğlu: Her şeyi öğrenebilirsiniz. Basri’nin işine gelen bir şeye sahipseniz hemen sizin hayatınıza müdahil olabilir.

Dikey dizi formatıyla ilk tanıştığınızda ne hissettiniz? Cannes’da dünya basınının karşısına bu formatla çıkmak nasıl bir duyguydu?

R.K.: Galiba bu formatta Türkiye’den giden sadece biz vardık. Ciddi bir etki yarattığını, çok ciddi bir talep olduğunu gördük. Herkes merakla bekliyor, biz de öyle. Umarım karşılığını alır. Orada ana akım işlerle aynı derecede bir ilgiyle karşılaştık. Bu da çok hoşumuza gitti.

Büşra Pekin’le oynarken gülmekten zorlandığınızı söylemişsiniz. Sette en çok güldüğünüz anı anlatır mısınız?

R.K.: Çok eğlenceli bir yılbaşı sahnemiz vardı. Orada bayağı eğlendim.

Dikey ekranın farklı hikâyelerini keşfetmek için futbol ve mahalle kültürünü buluşturan “Semt Çocuğu” ekibiyle özel röportajımıza da göz atın.


Neslihan Yeldan: Jale’nin Kusursuz Düzeninde Yeni Komşular


Neslihan Yeldan, zarafete, görgü kurallarına ve kusursuz görünmeye önem veren Jale Koralp’i canlandırıyor. Yalı hayatından site hayatına geçen Jale’nin özenle koruduğu düzeni, farklı alışkanlıklara sahip yeni komşularıyla sınanıyor.

Bir günlüğüne Jale’nin hayatını yaşasaydınız ilk neye müdahale ederdiniz?

Güneşli bir günde açık havada toplanmış, gülümseyen ve samimi bir sohbet içinde olan farklı yaşlardan komşular, Türk kültüründeki sıcak komşuluk ilişkilerinin güzel bir örneğini sergiliyor.

Neslihan Yeldan: Jale o kadar çok şeye müdahale ediyor ki, “Biraz sakin ol, hayatını yaşa,” diyebilirdim.

Sette bir günlüğüne roller değişse hangi oyuncunun karakterinizi oynamasını isterdiniz, neden?

N.Y.: Asuman da oynayabilirdi Jale karakterini, Büşra da. Bir gün rolleri değişsek çok eğlenceli olurdu aslında. Ben karakterimi severek oynuyorum.

“Konu Komşu” ekibiyle Cannes’da kırmızı halıda olmak nasıl bir histi? O gün sizi en çok ne heyecanlandırdı?

N.Y.: Cannes çok keyifli bir yer. Hava da çok güzeldi. Arkadaşlarımla üç gün geçirmek şahaneydi. İlk kez Cannes MIPCOM Fuarı’nda bir dikey dizinin lansmanı yapıldı. Bu dikey dizi de bizim “Konu Komşu” dizimizdi. O yüzden keyifli ve gurur dolu bir üç gün geçirdik.

Dikey dizinin hızlı temposunda sizi şaşırtan bir şey oldu mu? Alıştığınız setlerden en büyük farkı neydi?

N.Y.: Biz ulusal kanallarda iki, iki buçuk saate yakın diziler çekiyoruz. Burada bölümler iki buçuk dakikada bittiği için çok daha hızlı bir tempoda çalıştık tabii ki.


Asuman Dabak: Melahat’ın Hiç Bitmeyen Annelik Mesaisi


Asuman Dabak, Gaziantep’ten getirdiği alışkanlıklarını site hayatında da sürdüren Melahat Demirkaya’yı oynuyor. Sofrası herkese açık olan Melahat, dolma sarmaktan bahçede kışlık hazırlamaya kadar her işe yetişiyor; çocukları büyüse de annelik mesaisinden vazgeçmiyor.

Melahat’ı üç kelimeyle anlatacak olsanız hangi kelimeleri seçerdiniz?

Asuman Dabak: Melahat gelenekçi bir anne. Tam domestik bir anne. Çocuklarını, eşini, Antep’i çok seviyor. Üç kelimeden fazla oldu biraz galiba ama… (Gülüyor.)

“Konu Komşu” setinde farklı kuşaklardan oyuncular bir aradaydı. Bu süreçte Z kuşağı hakkında sizi şaşırtan ya da yeni öğrendiğiniz bir şey oldu mu?

A.D.: Kızımı oynayan oyuncuyla aramızda çok yaş farkı vardı. Onun çok tatlı bir dünyası var. Z kuşağının çok tatlı, enteresan, bizim tanımadığımız, yabancı gibi baktığımız bir dünyası var. “Ghost” oluyoruz falan. Bazen terminolojiyi anlayamıyoruz. “Kızım, ne demek istiyorsun sen?” falan diyoruz. Onunla çok tatlı bir yerden, karşılıklı birbirimizi tiye aldığımız çok an oldu.

Bir ev veya topluluk ortamında, Konu Komşu temasına uygun olarak, neşeli sohbetler eşliğinde bir araya gelmiş, sıcak gülümsemelerle dolu birkaç kadın komşu ön planda belirginleşirken, arka planda bulanık şekilde daha fazla kişinin ve ikramlıkların bulunduğu keyifli bir sosyal buluşma anı.

Diğer oyuncu arkadaşlarımla aramızda o kadar büyük bir yaş farkı yoktu. Yaş farkı olanlar da bizi güldürdü. Her türlü eğlendik.


İlkin Kavukçu ve Gülşen Eren: Dikey Ekran, Cannes ve Küresel Pazar


Roma’da düzenlenen MIA 2026 kapsamında “Vertical Drama Forum: Roundtable” oturumuna katıldınız. Küresel yayıncılar ve yapım devleriyle bir araya geldiğiniz bu masada dikey dramanın geleceğine dair hangi temel mesajı verdiniz?

İlkin Kavukcu: Roma’da Banijay, Mediaset, ZDF gibi uluslararası televizyon ve eğlence devleriyle aynı masada, dikey dramanın nereye evrildiğini tartıştık. Orada özellikle vurguladığım konu şuydu: Dikey ekran, televizyon dizilerinin sadece dikey kadraja sıkıştırılmış ya da bütçesi kısılmış bir versiyonu değildir. Kendi temposu, dramaturjisi ve mobil tüketim refleksi olan bağımsız bir anlatı dilidir; biz buna “7,5. Sanat” diyoruz.

Dünyada mobil ekran kullanımının %95’i dikey gerçekleşiyor. Artık soru, insanların mobil ekranda dizi izleyip izlemeyeceği değil; bunu zaten izliyorlar. Asıl mesele, bu izleme alışkanlığının nasıl kalıcı, sürdürülebilir ve yüksek yaratıcı disipline dayalı bir endüstriye dönüştürüleceğidir.

Komşuluk ilişkilerinin sıcaklığını yansıtan bu karede, çeşitli yaş gruplarından insanlar samimi bir ortamda bir araya gelmiş, açık havada keyifli sohbetler ederek ve belki de ikramları paylaşarak birbirleriyle bağlantı kuruyor; bu görüntü, modern şehir hayatında bile var olan komşuluk bağlarının ve topluluk ruhunun güzel bir örneğini sunuyor.

Panelde iş modelleri ve finansman da geniş yer buldu. Asya ve Amerika’daki yüksek harcamalı uygulama modellerine kıyasla İki Dakika Creative House olarak masaya nasıl bir vizyon koydunuz?

İ.K.: Küresel pazarda şu an kullanıcı edinmek için milyonlarca euro’luk reklam bütçeleri tüketen kapalı uygulama modelleri hâkim. Ancak yüksek gelir açıklamak, o modelin ekonomik olarak sürdürülebilir olduğu anlamına gelmiyor. Biz İki Dakika olarak Türkiye’de farklı bir yolu kanıtladık: İzleyiciyi ödeme duvarıyla karşılamak yerine, doğrudan bulundukları sosyal mecralarda organik bir bağ ve topluluk oluşturduk. Markaları da klasik bir reklamveren olarak değil, hikâye evreninin finansmanına doğrudan katılan stratejik ortaklar olarak konumlandırdık.

Avrupa’nın da Asya ya da ABD modellerini ezbere kopyalamak yerine, bağımsız yapımcıların fikrî mülkiyetini koruduğu, markaların ve yerel dağıtımcıların bir arada olduğu hibrit yapılar kurması gerektiğini paylaştım. Bir içeriği dünyaya taşımak sadece başka bir dile çevirmek değil; “Konu Komşu”da olduğu gibi yerel kodları ve evrensel duyguları doğru harmanlayabilmektir.

Güneşli bir öğleden sonra, farklı yaşlardan komşuların, renkli bir mahalle bahçesinde bir araya gelerek neşeli sohbetler ettiği ve birbirleriyle tatlı ikramlar paylaştığı sıcak bir topluluk sahnesi.
Sıcak bir mahalle ortamında, gülümseyen bir kadın kucağında küçük bir çocuğu tutarken, arka planda diğer komşular günlük hayatlarına devam ediyor; bu an, komşuluk ilişkilerinin samimiyetini ve içtenliğini yansıtan doğal bir kare.

Cannes’daki gösterimden yeni döndünüz. Gösterimin nasıl geçtiğini, YouTube Global işbirliğinizi ve diziyi nerelerden izleyebileceğimizi paylaşır mısınız?

Gülşen Eren: Cannes çok başarılı geçti. Her şeyden önce mutlulukla ve gururla şunu ifade etmek isterim: YouTube Global ile yaptığımız anlaşma kapsamında, önümüzdeki haftalardan itibaren YouTube Global’de “Konu Komşu” ile başlayacak dikey mikro drama gösterimleri için anlaştık. Bu bizim için çok gurur verici bir anlaşma. Dizimiz aynı zamanda diğer dijital platformlarda da 14 Ekim 2026 itibarıyla gösterime başladı.


Ekran Alışkanlıkları, Dobra Karakterler ve Aile Beklentileri


Tuana Naz Tiryaki’nin canlandırdığı Fatma, sosyal medyayla iç içe dünyasıyla hikâyenin genç kuşağını temsil ediyor. Melisa Doğu’nun hayat verdiği taksici Nimet, sözünü sakınmayan tavrı ve yapay zekâ asistanını andıran konuşmalarıyla komediye kendine özgü bir ton katıyor. Hakan Ummak’ın canlandırdığı Tolga ise babasının kebapçıda çalışma beklentisiyle kendi tercihleri arasında kalırken, sinirlendiğinde ortaya çıkan şivesiyle köklerini ele veriyor.

Fatma’nın ekran süresinin hayli yüksek olduğunu biliyoruz. Peki, seninki ne durumda? Bize ekran süreni gösterebilir misin?

Bir kadın, ev veya kafe ortamında, masasında duran bol kahve fincanları ve çeşitli ikramlıklar eşliğinde, arkadaşça bir gülümsemeyle sağ tarafa bakarak keyifli bir an yaşıyor; bu sıcak kare, komşuluk ziyaretlerinin ve içten konu komşu sohbetlerinin samimi atmosferini vurguluyor.

Tuana Naz Tiryaki: Göstereyim ama hiç bilmiyorum ne kadar. Sekiz saat otuz bir dakika! Yani günümün tamamı. On iki saat de uyuyorum zaten.

Setinizin sosyal medya sorumlusu Fatma olsa, “Bu kesin çok izlenir!” deyip hangi anınızı içerik yapardı?

T.N.T.: Babamın tepkilerini yapardım, Menderes abinin. Menderes abinin kayıt dışında da bana verdiği tepkiler çok komik. Bana “kazandibi” diyor, “yer cücesi” diyor, her türlü şeyi söylüyor. Onunla çok şakalaşıyoruz. Tepkileri çok komik ve telefonumda bunlardan çok fazla var. Bütün arkadaşlarıma da izlettim. Bakışları falan çok komik. Onu kesin yapardım.

Nimet, karşısındaki kim olursa olsun lafını esirgemeyen, dobra bir karakter. Bu yönden oynadığınız karakter size benziyor mu?

Melisa Doğu: Tıpkısının aynısı diyebilirim. Çok benziyor. Ben de böyle çok net, dediğinin arkasında duran, dobra bir tipimdir çünkü.

Gerçek hayatta Nimet gibi konuşan bir taksicinin taksisine binseydiniz nasıl bir tepki verirdiniz?

M.D.: Şaşırırdım. Çok sakin, ne istediğini bilen, kendi konfor alanını bozmadan müşterisini de düşünen değişik bir karakter. Severdim herhalde Nimet’i diye düşünüyorum.

Karakteriniz taksicilik yaparken yapay zekâ robotu gibi konuşuyor. Bu konuşma şeklinin ağzınıza dolandığı anlar oldu mu? Bize bir replik söyleyebilir misiniz?

M.D.: Ağzıma yapışmadı ama evet, tatlı bir esprisi var. Sağ olsun, yazarlarımız çok keyifli yazdılar. Aslında diyalogların içinde monolog yapıyor gibi duruyor Nimet. O yüzden eğlenceli buluyorum. Çalışırken de çok keyifli buldum. “Aracımızın ısısını şu an yirmi üç dereceye endeksledim. Bu konuyla ilgili bir hassasiyetiniz varsa lütfen önden belirtin,” gibi konuşmalar yapan bir kadın.

Bir psikoterapistle aynı ofisi paylaşmak mı daha zor, babanıza kebapçıda çalışmak istemediğinizi anlatmak mı?

Hakan Ummak: Babama kebapçıda çalışmak istemediğimi anlatmak daha zor olabilir. Geleneksel şeyleri kırmak biraz daha zor oluyor. Hani diğeriyle bir noktada anlaşabiliyorsun ya da anlaşamıyorsun. Fakat diğeri daha ebedî bir ilişki.

Dışarıda bir masanın etrafında toplanmış, çay ve atıştırmalıklar eşliğinde keyifli sohbetlere dalan, sıcak ve samimi ifadelerle birbirlerine bakan birkaç komşu, güçlü komşuluk bağlarının ve paylaşılan anların güzelliğini gözler önüne seriyor.

Tolga sinirlenince şivesi ortaya çıkıyor. Peki, sizin sinirlendiğinizde ortaya çıkan bir konuşma şekliniz veya davranışınız var mı?

H.U.: Evet, benim de biraz sinirlendiğim zaman şivem ortaya çıkıyor olabilir. Bir de gözlerim beleriyor.

Dikey dizinin hızlı temposunda oynamak sizin için nasıldı? Çekimlerde en çok neye alışmanız gerekti?

H.U.: Biz ekip sayesinde hiçbir farklılık yaşamadan, normal bir dizi çekiyormuş gibi çektik. Onlar işi o kadar iyi biliyordu ki bize bir şey kalmadı yani. Her şeyi halletmişlerdi zaten. Bize sadece oynamak kaldı.

Sude Çetin
Sude Çetin Tüm Yazıları
white banner
Popüler Yazılar
İlgili Yazılar
white banner
Daha keyifli ve kişiselleştirilmiş bir OGGUSTO deneyimi için