Bir ülkenin ekonomik geleceğini kim belirler ve küresel güç ilişkileri dünyayı nasıl şekillendirir? 16. Kocaeli Kitap Fuarı’nda bir araya geldiğim ABD’li yazar John Perkins ile Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları kitabından yola çıkarak ülkelerin borçlandırılmasına ilişkin iddialarını, ekonomik sistemin işleyişini, geçmişle yüzleşmeyi ve daha adil bir dünya kurmanın yollarını konuştuk.
Yarattığımız düzene “Ölüm Ekonomisi” diyorum oysa biz bir “Hayat Ekonomisi” kurmalıyız

Rakamlarla aram pek iyi değildir. Ama bu yılki Kocaeli Kitap Fuarı’nın rakamlarına bakınca dayanamadım, not aldım. On altıncı yıl. Dokuz gün. Elliyi aşkın yazar. Yedi ülkeden konuklar. Şehrin üç noktasında ağaçlara asılan 5.000 kitap. Değerli Eserler Müzayedesi’nde 30 sahaf ve 100’e yakın imzalı kitap.
Etkileyici, değil mi? Ama bu rakamların söylemediği bir şey var. Bir okurun yıllardır sevdiği yazarla ilk kez göz göze geldiği anı sayamazsınız. Bir öğrencinin cebindeki son parayla aldığı kitabı tartamazsınız. Söyleşi salonunda bir cümleyle birden aydınlanan bir yüzü tabloya dökemezsiniz.
Burada dikkatimi çeken şu: Fuarın bu yılki teması “Romanların ve Hatıratların İzinde” ve hatıratlar da tam olarak rakamların yetmediği yerde başlıyor. Tarih kitabı kaç kişinin göç ettiğini yazar. Hatırat, onlardan birinin adını.
Bu yıl ben de rakamların ötesine geçmek, bir insanın; ABD’li ikonik yazar John Perkins’in sesini kaydetmek istedim. Çaylarınızı tazeleyin, sohbet başlıyor.
Çok Satan Ama Çok da Kasan!

Yazar dünya fikir hayatını bayağı bir zorladı doğrusu. John Perkins, 1970’li yıllarda bir ekonomik tetikçiydi. 2004’te yaptıklarını itiraf etti ve “Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları” kitabıyla dünyayı karıştırdı.
Perkins bu kitapta şirketler, bankalar ve Birleşik Devletler Hükümeti’nden oluşan bir çıkar ağı adına Üçüncü Dünya ülkelerinin ekonomik sömürgeleştirilmesi sürecinde rol oynadığını anlatıyordu. Kitabın iddiaları bazı ilgili taraflarca şüpheyle karşılandı ve çürütüldü. Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları, New York Times’ın en çok satanlar listesinde 70 haftadan fazla süre kaldı.
Ekonomik tetikçilerin ülkelere nasıl operasyon düzenlediğini detaylı bir şekilde yıllardır anlattığını ifade eden Perkins, 27 Ağustos 2018 tarihinde Anadolu Ajansı’na verdiği röportajda “Ben kitaplarımda ekonomik tetikçilerin nasıl çalıştığını detaylı bir şekilde anlattım. Gelişmekte olan ekonomilerin borç yüküne karşı güçlü durması gerekiyor. İzlanda, Arjantin ve Ekvador bize bu konuda (ekonomik tetikçilerin nasıl çalıştığına dair) örnek sunuyor. Benim tavsiyem şu, gelişen ekonomiler bir araya gelerek kendilerine adaletsiz şekilde, yolsuzlukla verilen borçları ödemeyi reddetmeli” sözleriyle aykırı görüşlerini ifade ediyor.
Şimdi gelelim soru-cevaplarımıza:
Panelimizin teması “Kurgu Üzerinden Tarihi Okumak.” Ancak sizin kendi hayat hikâyeniz de bir casus romanı ya da politik gerilim kadar sürükleyici. Deneyimlerinizi yazarken, sizin için tarih nerede biter, hikâye anlatıcılığı nerede başlar?
Hepsi tarih. Ama bunu gerçeklerle hikâyeleri bir araya getirerek anlatmayı seviyorum.
Sizce Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları neden dünyanın dört bir yanındaki okurlarda bu kadar güçlü bir karşılık buldu? İfşa ettiğiniz sistem yüzünden mi, yoksa o sistemin içinden birinin sonunda konuşmaya karar vermesi yüzünden mi?
İkisi de. Pek çok kişi olup bitenler hakkında zaten bir fikirleri olduğunu ama bunu sistemin içinden birinden duymaya ihtiyaç duyduklarını söylüyor.
Ekonomik tetikçiler diye söz ettiğiniz kişiler kimler?
Çok açık. Ekonomik tetikçi dediğim kişiler, birçok ülkeyi trilyonlarca dolar dolandıran yüksek ücretli “tetikçi” profesyonellerdir. Bu insanlar, ülkelerin paralarını ve yabancı ‘yardım’ kuruluşlarından büyük şirketlerin kasalarına ve gezegenimizin doğal kaynaklarını kontrol eden birkaç varlıklı ailenin ceplerine para aktarırlar. Kullandıkları araçlar arasında sahte finansal raporlar, hileli seçimler, rüşvet, zorbalık, seks ve cinayet vardır… Nereden mi biliyorum? Ben de bir ekonomik tetikçiydim.
Hayatınız ve anlattığınız olaylar gerçek, ama zaman içinde siz de bir anlamda edebi bir karaktere dönüştünüz. Kamuoyundaki “John Perkins” imgesiyle gerçek John Perkins arasında bir fark var mı?
Kitaplar okurlar tarafından yorumlanır. Siyasetin hem sağ hem de sol kanadındaki insanlar kitaplarımı seviyor gibi görünüyor. Çin’de, Rusya’da ve başka pek çok ülkede de popülerler. Usame bin Ladin’in kitaplığında da vardı. Matt Damon, George Clooney ve Sting’in de.
Anlattığınız bazı olaylar kurmacadan bile daha inanılmaz görünüyor. Gerçeğe sadık kalma sorumluluğunuzla, bir yazar olarak sürükleyici bir anlatı kurma içgüdünüzü nasıl dengeliyorsunuz?
Birinci tekil şahısla yazıyorum; yaşadıklarımın gerçeğini ve başkalarının yaptığını bildiğim şeyleri anlatıyorum. Sıkıcı ayrıntıları dışarıda bırakıyorum; örneğin masada oturup saatlerce rapor yazmak, uçaklarda geçen saatler, otel yataklarında uyumak gibi. Ama yazdığım şeyler, hatırladığım kadarıyla gerçektir.
Ülkeleri borca sürüklemek için kullanılan ekonomik ve politik manipülasyonları yazmak size nasıl hissettirdi? Korku, suçluluk, öfke ya da belki bir özgürleşme duygusu mu?
Hepsi. Son derece sarsıcıydı ama aynı zamanda bir arınma, bir katarsis duygusu da yarattı.
Geçmişe baktığınızda kendinizi daha çok o sistemin bir parçası, onun tanığı, kurbanlarından biri ya da bir ifşacı olarak mı görüyorsunuz? İnsan kendi sorumluluğuyla gerçekten nasıl yüzleşebilir?
Hepsi. Sorumlulukla yüzleşmek zor. Omar Torrijos’tan gerçekleri öğrendikten sonra üç yıl boyunca doğru olduğunu bildiğim şeyleri görmezden gelmeye çalıştım ama vicdanım sürekli bana kendini hatırlattı. Sanırım okuduğum kitaplar ve ailem bana yardımcı oldu. St. John Adası’ndaki olay da kitapta anlattığım biçimiyle bu süreçte önemliydi.
Bugünkü çalışmalarınızı, geçmişte hizmet ettiğiniz sistemin neden olduğu bazı zararları telafi etmenin ya da bir şeyleri geri vermenin bir yolu olarak görüyor musunuz? Hikâye anlatıcılığı gerçekten bir tür telafiye dönüşebilir mi?
Evet. Yazdığım şeyleri yazmamın nedeni bu. Yazmayı seviyorum ama yalnızca insanlara, bizi hem kişisel hem toplumsal olarak kendi kendimizi yok etmeye sürükleyen bir algıyı anlamaları ve değiştirmeleri için ilham verecek şeyler yazmak istiyorum. Bu algı, doğadan ayrı olduğumuz ve başarının maddi tüketim, kısa vadeli kârların en üst düzeye çıkarılması ve başka kısa vadeli haz biçimleriyle tanımlandığı düşüncesidir.
Şamanizmle kurduğunuz bağ, dünyayı ve kendi geçmişinizi anlama biçiminizi nasıl değiştirdi? Ruhani deneyiminiz politik ve ekonomik eleştirinizle nerede kesişiyor?
Algı gerçeği biçimlendirir. Ülkeler, dinler, toplumlar, şirketler; onları algıladığımız ve sonra onları gerçeğe dönüştürecek biçimde hareket ettiğimiz ölçüde vardır. Ekonomik tetikçi stratejisinin temeli budur; şamanizmin de temeli budur. The World Is As You Dream It adlı bir kitap yazdım. Yerli halklarla birlikte yaşamak bana şunu öğretti: Tüm yaşamın bir ruhu vardır ve kutsaldır. Hatta genellikle canlı olarak düşünmediğimiz dağlar, nehirler gibi şeyler de buna dahildir. Gezegenimiz yaşayan bir Dünya’dır, canlı bir varlıktır.
Tarihi ve gücü anlama biçiminizi en çok hangi romanlar ve yazarlar etkiledi? Bir roman bazen gerçeği kurgu dışı bir eserden daha etkili biçimde ortaya koyabilir mi?
Çok fazla var. Bu yüzden tarihin çok farklı dönemlerini temsil eden ve farklı biçimlerde yazılmış dört eserden söz etmek istiyorum. Ama hepsi, bin yıldan fazla bir zaman aralığına yayılmış olmalarına rağmen bugün hâlâ uğraştığımız aynı temel meselelerden bazılarını ele alıyor.
- Shakespeare – Macbeth – Yaklaşık 1606: Temel tema, hırs ahlaki sınırları aştığında ne olduğudur. Daha derinde ise kötülüğün bize kader tarafından mı dayatıldığı, yoksa kendi seçimlerimizden mi doğduğu sorusu vardır. Güç ve güç hırsı yozlaştırır. Doğaüstünün rolü cadılarla ifade edilir. Ya da belki onlar yalnızca bilinçaltının bir simgesidir. Macbeth’in çöküşüne cadılar mı neden olur, yoksa zaten içinde var olan bir şeyi mi uyandırırlar? Ve kötülük bir kez yapıldıktan sonra hem Macbeth hem de Lady Macbeth vicdanlarıyla yüzleşmek zorunda kalır.
- Joseph Conrad – Karanlığın Yüreği – Yaklaşık 1900: Romanın büyük ironisi “idealizm” ve “medeniyet” fikrinde yatar. Avrupalılar Afrika’ya aydınlanma, ticaret, Hristiyanlık ve ilerleme götürmek için gittiklerini iddia ederler. Marlow’un karşılaştığı şey ise sömürü, vahşet, açgözlülük ve ölümdür. Kurtz bu çelişkinin vücut bulmuş hâlidir. Afrika’ya bir idealist olarak gelir ama neredeyse sınırsız bir güç elde edince giderek acımasızlaşır. Karanlığın Yüreği, emperyalizme yönelik bir suçlamadır. İnsani ilerleme söylemi, esasen servet ve güç tarafından yönlendirilen bir sistemi gizler. Kurtz ölmeden hemen önce romanın en ünlü sözlerini söyler: “Dehşet! Dehşet!” Apocalypse Now olay örgüsü ve mekân bakımından Karanlığın Yüreği’nden çok farklıdır ama Conrad’ın en derin temalarının çoğuna olağanüstü sadıktır.
- Octavia Butler – Kindred – 1979: Köleliğin tarihini, bir kölenin bakış açısından ve geçmiş yaşamlara yapılan zaman yolculukları aracılığıyla anlatır. Butler, köleliği entelektüel olarak anladığına inanan modern bir insan sistemin içinde yaşamaya zorlandığında ne olduğunu sorgular. Dana geçmişi kelimenin tam anlamıyla kendisiyle birlikte bugüne taşır; tarih onun bedeninin ve kimliğinin parçasına dönüşür.
- Beowulf – Yaklaşık MS 700 ila 1000 arasında: Eski İngilizceyle, muhtemelen Anglo-Sakson İngiltere’de yazılmıştır ve daha eski bir sözlü anlatı geleneğine dayanması olasıdır. Beowulf canavarı öldürdükten sonra karanlığa iner ve canavarın annesini bulmaya gider. Kötülüğün görünen yüzünü ortadan kaldırmak yeterli değildir; kahraman yüzeyin altına inmek ve orada yatan şeyle yüzleşmek zorundadır. Bizi rahatsız eden doğrudan olaya değil, kaynağına bakmalıyız.
Bu dört eser de benim yazdığım temalarla ilgilidir. Kaynağa inmek zorundayız. Mesele yalnızca iklim değişikliği ya da kötü bir hükümet değildir. Mesele sistem ve sistemin arkasındaki felsefedir. Açgözlülüğümüz, bencilliğimiz, aşırı materyalizme inancımız ve istediğimizi elde etmek için “idealizmi” kullanma pratiğimizdir. Romanların gerçeği ortaya çıkarma gücü konusunda da Graham Greene’le karşılaşmamı söyleyebilirim.

Bugün ekonomik tetikçiler benim zamanımdan daha etkili durumdalar. Ben işe girdiğimde (ekonomik tetikçilik) görece jenerik bir işti. Biz daha fazla kar etmek istiyorduk, Amerikan şirketlerinin kaynakların kontrolünü ele geçirmesini sağlamaya çalışıyorduk. Bugün halen benim işim gibi işler mevcut. Buna ek olarak, her uluslararası şirketin, Walmart’tan Nike’a ve Exxon’a kadar, arada aklınıza gelen her şirketin kendi ekonomik tetikçi versiyonu vardır. Bunlar genelde ülkeye zarar veren fakat kendi çıkarlarına hizmet eden anlaşmalara varılması için çalışırlar. Dahası bugün, Rusya ve Çin dahil olmak üzere birçok diğer ülkeden de ekonomik tetikçi mevcut. Küreselleşme dünyada ekonomik tetikçiler için çok büyük fırsatlar sunuyor.
John Perkins, 27 Ağustos 2018 Anadolu Ajansı röportajından
Genç bir okur bugünün dünyasının nasıl yönetildiğini anlamak için yalnızca bir roman ve bir kurgu dışı kitap okuyabilecek olsa, hangi ikisini önerirdiniz?
Roman olarak Karanlığın Yüreği. Ama okurların fildişini petrol olarak düşünmelerini sağlayacak kısa bir giriş yazmak isterdim.
Kurgu dışı olarak ise elbette Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları! Çünkü biraz önce sözünü ettiğim temaların modern versiyonunu ele alıyor. Ve bu temalar, bildiğimiz modern yazılı dilin başlangıcından beri insanlığın peşini bırakmamış gibi görünüyor.
Hayatınız bir roman olsaydı, bugün hangi bölümünde olurdunuz ve hikâyenin nasıl bitmesini isterdiniz?
Karanlığın Yüreği’nin sonundaki bölümde olurdum. Marlow’un, Kurtz’un parçası olduğu dehşeti gördüğünü anladığı; okurun da bugün insan faaliyetlerinin büyük bölümünü kontrol eden emperyalist ve sömürücü sistemin dehşetini gördüğü yerde. Ve umarım okur, bir şeyleri değiştirmek için harekete geçmeye ilham duyar.


