30. İstanbul Tiyatro Festivali’nde oyunların arkasındaki kararları, Festival Artı önerilerini ve İstanbul’u tiyatroyla keşfetmenin yollarını festivalin küratörü Mehmet Birkiye ve programlama yöneticisi Handan Uzal Dündar’la konuştuk.
Bir festival programını incelerken bazen tanıdık bir isim, bazen de merak uyandıran bir hikâye bizi bir oyuna yaklaştırır. Mehmet Birkiye, bu merakın peşinden gidip kendi seçimlerimizi yapmamızı önemsiyor. Dorian Gray’in Portresi üzerine konuşurken de yanıtı bize bırakıyor: Olmak istediğimiz kişiye dönüşmek için ödediğimiz bedel buna değer mi? Handan Uzal Dündar ise kitapların, tiyatro tarihinin ve kişisel anıların bu yılki festivalde nasıl bir araya geldiğini paylaşıyor.
Bir Bakışta 30. İstanbul Tiyatro Festivali
30. İstanbul Tiyatro Festivali, Mehmet Birkiye küratörlüğünde 22 Ekim–3 Aralık 2026’da 6 uluslararası ve 11 yerli yapımı ağırlıyor. İstanbul Tiyatro Festivali Programlama Yöneticisi Handan Uzal Dündar, Requiem’in sahne tasarımını öne çıkarırken Festival Artı’dan Kitap Kulübü ve Bellek Sahnesi buluşmalarını öneriyor. Festival, Kadıköy’ün farklı mekânlarından Phebus Müzayede Evi’ne ve Yeniköy Panayia Kilisesi’ne uzanarak İstanbul’un sokaklarını ve tarihî yapılarını tiyatroyla keşfetme fırsatı sunuyor.
Mehmet Birkiye ile Festival ve Seyircinin Seçimleri

Fotoğraf: Fatih Yılmaz / İKSV
“Seyirci Festivalde Kendi Rotasını Belirlemeli”
Bu yılki festival programından önereceğiniz yapımlar var mı?

Oyunlar arasında bir seçim yapmam çok zor. Tüm oyunlar festivalin parçaları ve 30. edisyonu onların birlikteliği oluşturuyor. Seyircinin seçimi için gerekli referanslar ve bilgiler mevcut. Seyirci kendi anlayışına göre bir seçim yapacaktır ve bu seçim en iyi seçimdir.
Dorian Gray’in Portresi: Olmak İstediğimiz Kişinin Bedeli

Festivali, yönettiğiniz Dorian Gray’in Portresi ile kapatıyorsunuz. Bu romanı bugün sahneye taşımak istemenizin sebebi neydi? Oyuna gelecek seyirciye küçük bir ipucu vermek isteseniz ne söylersiniz?
Hepimizin kim olduğumuza dair bir önermesi vardır. Geçmişimize bakarak kim olduğumuza dair bir portre oluştururuz. Ressamının biz olduğumuz bir otoportre.
Bu noktada hiçbirimizin kaçamadığı bir çelişki bir aykırılık ile yüzleşmek zorunda kalırız. Olduğumuz kişi ile olmak istediğimiz kişi arasındaki fark. Eğer bu fark doğal hayatımızın içinde kabul edilebilecek sınırlardaysa travmatik çatışmalara yol açmadan yaşar gideriz. Ama bu fark büyükse, dramatik çatışmalara yol açacak ve hayatımızı kökünden sarsabilecek bir boyuta ulaşabilir. Bu da sanatın ve tiyatronun alanının içindedir. Çok daha büyükse sanatın alanından da çıkıp tıbbın alanına girer.
Dorian Gray kim olduğu ile kim olmak istediği kişinin arasındaki uçurumun bedelini ödüyor. Olmak istediğimiz kişiye varmak için hep ağır bir bedel öderiz zaten. Ama ben şu soruyu sormak istiyorum: Değer mi?
Handan Uzal Dündar ile Festival Programına Yakın Bakış

Fotoğraf: Fatih Yılmaz / İKSV
Requiem ve Bir Oyunu Festivale Taşımanın Ardındaki Kararlar
Bu yılki programda İstanbul seyircisiyle buluşturmayı beklediğiniz yapımlar hangileri? O ilk karşılaşmalardan aklınızda neler kaldı?
Bir eseri festival programına alabilmek için 360 derece düşünmek gerekiyor. Eserin izleyiciyle kuracağı bağa çok inanıyorum ve bizi heyecanlandırması gerektiğini düşünüyorum ancak yine de sadece kalbimizi çarptırması yeterli değil. Eser bize ne söylüyor, programdaki diğer işlerle bir bağ kurabilir mi, onu sahneleyecek uygun bir mekân bulabilir miyiz, topluluğun uygun tarihleriyle mekânın uygun tarihlerini denk getirebilir miyiz gibi onlarca soru da peşinden geliyor.

Fotoğraf: Domas Rimeika
Genel olarak yavaş karar vermeyi tercih ediyorum, hatta bazen düşünme süresini gereğinden fazla uzatabiliyorum. Tabii ki bazı çok özel işler de gördüğüm ilk anda “Ah, bunu kendi festivalimde de izlemeyi çok isterim” duygusu yaratabiliyor. Bu yıl festival programında yer alan ve 11-12 Kasım’da Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde izlenebilecek Requiem isimli oyun çok güçlü bir sahne tasarımına sahip, o oyundaki Hamlet ve Ophelia sahnesi ilk izlediğim anda bende büyük heyecan uyandırmıştı, o anı hatırlıyorum.
Festival Artı: Kitap Kulübü, Bellek Sahnesi ve Atölyeler

Festival Artı programını bu yıl yeniden şekillendirdiniz. İzleyeceğimiz oyunların yanına hangi söyleşi, atölye ya da kitap kulübü buluşmalarını eklememizi önerirsiniz? Sizin katılmayı özellikle istediğiniz hangileri?
Özellikle edebiyata ilgi duyanlara, edebiyat uyarlamalarına eşlik eden Kitap Kulübü buluşmalarını öneririm.
Bu yıl ayrıca yakın tiyatro tarihimize bakmak ve son 20 yılda neler olduğunu birlikte hatırlamak için Bellek Sahnesi buluşmalarını oluşturduk. Bundan sonra da devam ettirmeyi ve her yıl bir iki sanatçıya ya da topluluğa daha yakından bakmayı planlıyoruz.
Damla Sandal’la birlikte yapacağımız Hafızayı İşlemek Atölyesi’nde ise festival arşivinden siyah beyaz fotoğrafları nakışla işleyecek, katılımcılarla kişisel festival anıları üzerine konuşacağız.
Bu yıl hafıza ve bellek üzerine düşünüp çalıştığımız ve 22-23 Ekim’de festivalin açılışını yapacak oyunumuz Lacrima’da da bir gelinliğin ilmek ilmek işlenişine tanıklık edeceğimiz için bu atölyeyle güzel bir ortaklık kurduğunu düşünüyorum.
İstanbul’u Tiyatroyla Yeniden Keşfetmek

Bu yıl oyunlar bizi Yeniköy Panayia Kilisesi’nden Kadıköy’ün farklı mekânlarına da götürüyor. Festival vesilesiyle İstanbul’u yeniden keşfetmek isteyenlere özellikle hangi oyunları ve mekânları önerirsiniz?
İstanbul Mon Amour artık beşinci yılına giriyor ve şimdiden bir festival klasiğine dönüştü. Bu kez Kadıköy sokaklarına ve hikayelerine bambaşka bir gözle bakacağız.
Reşad Ekrem Koçu’nun Kafes Arkası Günahkârları: Silahşör Kızı Rabia Hanım’ı, Phebus Müzayede Evi’nde gerçek bir müzayede ortamında sahnelenecek.
Ve tabii Yeniköy’deki Panayia Kilisesi, bizi hem Rum kültüründeki çeyiz sözleşmesi geleneğiyle tanıştıracak hem de uzun zamandır festival alanı olarak uzak kaldığımız Yeniköy’e ve oranın tarihi dokusuna bakmamızı sağlayacak. Bu üç yapım tiyatro sahnesi olmayan farklı mekânlarda gerçekleştiği için elbette şehri yeniden keşfetmemizi de sağlayacak.
Bunların yanında, klasik sahnelerde yer almalarına rağmen fonunda İstanbul’un ve sokaklarının çok güçlü biçimde belirdiği üç oyun daha var. Biri Sanatçısı Belirsiz: İvi Buradaydı. Bence İvi’nin hikâyesinde İvi’nin İstanbul’u da başrolde. Ve Ateş Bizi Tüketiyor’da ise Boğaz kıyılarında, bu kıyılara çıkan İstanbul’un dik yokuşlarında ve eski köşklerin arasında dolaşan bir adamın hikâyesine konuk oluyoruz. Aksak Deliryum ise günümüzde, İstanbul’un merkezinde, Etiler’de geçiyor. Tufan anlatılarını İstanbul’un merkezine getiren oyun İstanbul’a farklı bir gözle bakmamıza olanak sağlayacak.
30. İstanbul Tiyatro Festivali programını incelemek için: 30. İstanbul Tiyatro Festivali’nde Neler İzleyeceğiz?
30. Tiyatro Festivali’nin Tam Programı
| Gösteri | Tarih | Mekân |
|---|---|---|
| Lacrima | 22–23 Ekim | Zorlu PSM Turkcell Sahnesi |
| Kafes Arkası Günahkârları: Silahşör Kızı Rabia Hanım | 24–25 Ekim | Phebus Müzayede Evi |
| Rüzgâr Ağacı | 24–25 Ekim | AKM Tiyatro Salonu |
| Bir Çeyiz Sözleşmesi | 30–31 Ekim, 1 Kasım | Yeniköy Panayia Kilisesi |
| Ve Ateş Bizi Tüketiyor | 31 Ekim–1 Kasım | Bakırköy Leyla Gencer Opera ve Sanat Merkezi |
| Sanatçısı Belirsiz: İvi Buradaydı | 3–4 Kasım, 17 Kasım | Arter Karbon / Bakırköy Leyla Gencer Opera ve Sanat Merkezi |
| Elizabeth Costello | 4–5 Kasım | Paribu Art |
| Veda Ritüeli | 7–8 Kasım | Paribu Art |
| Requiem | 11–12 Kasım | Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi |
| En Son Neyi Unuttuğumu Hatırlamıyorum | 13–14 Kasım | Alan Kadıköy |
| Bir Bebek Evi | 14–15 Kasım | Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi |
| Anna K | 18–19 Kasım | Alan Kadıköy |
| İstanbul Mon Amour: Aşk > Nefret < Aşk | 21–22 Kasım | Kadıköy |
| Aksak Deliryum | 24–25 Kasım | Alan Kadıköy |
| Nederlands Dans Theater (NDT 2) | 27–28 Kasım | Zorlu PSM Turkcell Sahnesi |
| Dil Broblem Değil (Language: No Broblem) | 28–29 Kasım | Alan Kadıköy |
| Dorian Gray’in Portresi | 3 Aralık | Zorlu PSM Turkcell Platinum Sahnesi |
İstanbul’da ay boyunca yapılacak tüm etkinliklere ulaşmak için OGGUSTO İstanbul Etkinlik Rehberi‘ne göz atın.
Kapak Görseli: Requiem oyunundan bir sahne. / Fotoğraf: Domas Rimeika


