Koç Topluluğu’nun 100. Yılı: "Yüzyılın İzleri" Sergisi

16.09.2026
Koç Topluluğu’nun 100. Yılı: "Yüzyılın İzleri" Sergisi

Yazı Boyutu:

Koç Topluluğu’nun 100. yılına özel “Yüzyılın İzleri: Koç Topluluğu ve Sanat” sergisi; sanat, mimari, yayıncılık, koleksiyonculuk ve kültür tarihini bir araya getiriyor.

Bir Bakışta Yüzyılın İzleri Sergisi

  • Tarih: Sergi, 8 Nisan-29 Kasım 2026 arasında ziyaret edilebilir.
  • Ziyaret saatleri: Hafta içi 10:00-19:00, cumartesi 11:00-19:00, pazar 12:00-19:00.
  • Yer: Yapı Kredi Kültür Sanat, İstiklal Caddesi No: 161, Beyoğlu / İstanbul.
  • Giriş: Sergiyi ücretsiz gezebilirsiniz.
  • Koç Topluluğu’nun 100 yıllık sanat arşivini Cumhuriyet tarihiyle birlikte okuyabilirsiniz.
  • Grafik tasarım, mimarlık, reklamcılık, sanatçı kadınlar ve koleksiyonculuk izlerini inceleyebilirsiniz.
  • Yayıncılık, tiyatro, müzeler, bienal destekleri ve arşivin geleceğe bıraktığı izlere göz atabilirsiniz.
  • KÜNYE: Küratör; Didem Yazıcı, Yardımcı küratör; Zehra Begüm Kışla, Tasarım; Yeşim Demir Pöhl, Danışman; Wendy Meryem Kural Shaw, Sergi Araştırmacısı; Zeynep Tibet

*Bu içerik Koç Topluluğu iş birliğinde hazırlanmıştır.

Bir kurumun 100 yıllık hikâyesine yalnızca şirket tarihi üzerinden bakmak mümkün; “Yüzyılın İzleri: Koç Topluluğu ve Sanat” ise bunun yerine Cumhuriyet’le birlikte değişen Türkiye’nin kültür ve sanat hafızasına odaklanıyor. Yapı Kredi Kültür Sanat’ta açılan sergi, Koç Topluluğu’nun 100. yılını arşiv belgelerinden sanat koleksiyonlarına, mimariden yayıncılığa, müzecilikten sahne sanatlarına uzanan geniş bir seçkiyle ele alıyor.

Harf Devrimi döneminden kalan faturalar, sanatçı kadınların eserleri, erken dönem reklam afişleri, kaybolmuş mimari yapılar, çocuk dergileri, müzeler ve çağdaş sanat koleksiyonları aynı zaman çizgisinde buluşuyor. “Yüzyılın İzleri“, Koç Topluluğu’nun sanatla kurduğu ilişkinin yanı sıra Türkiye’de kültür üretiminin nasıl değiştiğine dair de kapsamlı bir okuma sunuyor.


“Yüzyılın İzleri: Koç Topluluğu ve Sanat” Sergisi


Beyoğlu’ndaki Yapı Kredi Kültür Sanat binasının ikinci katına çıkan ziyaretçiyi ilk karşılayan şey, Mustafa Kemal Atatürk’ün siyah beyaz bir fotoğrafı. Fotoğraf Ömer Koç Koleksiyonu’na ait ve duvardaki kronolojinin ilk maddesini oluşturuyor. Ama bu kronoloji, Koç Topluluğu’nun ticari faaliyetlerine başladığı yıl olan 1926’da değil, Cumhuriyet’in ilan edildiği yıl olan 1923’ten başlıyor.

Üç yıllık fark tesadüf değil: Hazırlanışı iki yıl süren “Yüzyılın İzleri: Koç Topluluğu ve Sanat” sergisinin iddiası, bir şirketin ticari tarihini anlatmak değil; Koç’un kültür ve sanat alanındaki katkısını genç Cumhuriyet’in kültürel projesiyle aynı zaman çizgisine yerleştirmek.

Kurum, 100. yılını kutlarken kültür sanat alanındaki ayak izlerini bir sergide toplamayı seçmiş. Sergiyi bize bizzat gezdiren Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık Genel Müdürü Tülay Güngen bunu şöyle anlatıyor: “Koç’un hikâyesi Cumhuriyet’in kazanımlarından ilham almış, bunlardan yararlanmış ve daha da önemlisi hep bunları ileriye götürmek üzere çalışmış. Cumhuriyet’le yaşıt sayılır; birlikte büyümüşler.”

Bu, aslında kurumsal jübile sergilerinde sık görülen bir yöntem değil çünkü kapsamı büyük: 100 yıla yayılan, onlarca kurumdan gelen malzemeyle ülkenin tarihi eşzamanlı okunduğunda, dönemin fikrî zemini ve insanı daha iyi anlaşılıyor. Ama serginin kendine has bir özelliği daha var: Sergideki hiçbir eser, belge ya da fotoğraf dışarıdan ödünç alınmamış.

Küratöründen son objesine kadar her şey Koç’un kendi bünyesinden: Arter, Ömer Koç ve Ali Koç koleksiyonları, Yapı Kredi Tarihi Arşivi ve topluluğa bağlı diğer kurumlardan geliyor. Bununla ilgili Tülay Güngen, “Mektup, fatura, eser, fotoğrafların hepsi kurum arşivinden,” diye ekleme yapıyor.


Koç Topluluğu’nun 100 Yıllık Sanat Arşivi


Grafik Tasarım ve Görsel Kültürün İzleri

Sergideki en dikkat çekici bölümlerden biri, 1927, 1933 ve 1940 tarihli ticari faturalardan oluşuyor. Güngen, bu belgelerin sergiye tipografi ve grafik tasarım tarihi belgesi olarak dahil edildiğini söylüyor. Harf Devrimi’nin geçiş döneminde basılmış bazı faturalarda eski ve yeni harfler yan yana kullanılmış durumda. “Buradaki asıl mesele tipografi, grafik tasarım ve görsel algının nasıl geliştiğini göstermek,” diyor Güngen. Sergide hat gibi geleneksel sanatlar da, bale de, tiyatro da, resim de, mimari de, arkeolojik kazılar da, çağdaş sanat da var.

Koç’un sanat tarihinde hiçbir sanat dalı atlanmamış görünüyor. Sadberk Hanım Müzesi’nden Rahmi Koç Müzesi’ne, Arter’den YKY’nin içinde bulunduğumuz ve girişte bizi Şadi Çalık’ın Cumhuriyet’in 50. yılı için tasarladığı ve şehre armağan edilen eseri ile İlhan Koman’ın “Akdeniz” heykelinin karşıladığı binasına dek her yapı, aslında sergiye kendi mimarisiyle de bir katkı sunuyor.

Mimarlık ve Sanayi Yapılarının Hafızası

Bu mimari çizgiyi sergi içinde geriye doğru takip etmek de mümkün. 1930’larda Taksim Cumhuriyet Anıtı’nın kaide ve çevre düzenlemesine imzasını atan İtalyan asıllı mimar Giulio Mongeri’den, dönemin “Ulusal Mimarlık” akımını temsil eden Arif Hikmet Koyunoğlu’na uzanan bir hat var sergide. Ama hikâye orada bitmiyor: 1970’lerde mimar Metin Hepgüler’in tasarladığı Tofaş ve Aygaz binaları gibi sanayi yapıları da fotoğraflarla yer alıyor, bunların bir kısmı bugün artık ayakta değil.

“Bugün bazıları artık yok, yıkıldılar,” diyor Güngen, “ama dönemleri için çok önemli mimari eserlerdi.” Sergi, bu yıkılmış binaları da saklayarak, resmî anıtların yanına sanayi mimarisinin daha kırılgan tarihini ekliyor. Gerek tarihî eserleri yenilemesi gerekse dönemin ünlü mimarlarının tasarladığı yapılar üzerinden Koç Topluluğu’nun binalarına bakarak Türk mimarlık tarihi okuması yapmak mümkün.

İhap Hulusi Görey’den Aygaz Reklamlarına

Aygaz’ın erken dönem reklamları da görsel kimlik hattının bir başka durağı. Şirketin ilk reklam afişlerini, Türkiye’de afiş ve grafik sanatının öncü isimlerinden İhap Hulusi Görey çiziyor. “Tezekle odunu defettik, Aygaz aldık rahat ettik” sloganıyla özdeşleşen bu afişler, dönemin reklamcılığının bir yandan ürünü satarken bir yandan da yeni bir gündelik hayatı nasıl tarif ettiğinin örnekleri olarak sergide yer alıyor.


Sanatçı Kadınlar ve Sanat Tarihinin Dönüm Noktaları


Sanatçı Kadınlara Ayrılan Bölüm

Güngen’in deyişiyle “pozitif ayrımcılıkla” kadın sanatçılara ayrılan bölüm ise sergide ayrı bir hat oluşturuyor. Mihri Müşfik’in 1920’lerden kalma bir otoportresi, Müfide Kadri’nin çalışmaları ve Sabiha Bozcalı’nın devletin sanatçıları Anadolu’yu tanımaları için gönderdiği “yurt gezileri” kapsamında ürettiği işler burada yer alıyor. Bu bölüm, 1934’te kadınlara seçme ve seçilme hakkının tanındığı döneme denk düşüyor; aynı yıllarda besteci Adnan Saygun’un Özsoy operasında sahne alan Semiha Berksoy’un kariyerinin başlangıcı da sergide bir başka izlek olarak beliriyor.

Aliye Berger ve “Güneşin Doğuşu”

Sergideki en somut çekişme örneği ise 1954 yılına, Yapı Kredi’nin kuruluşunun 10. yıldönümü için düzenlenen bir resim yarışmasına dayanıyor. Yarışmanın konusu “İş ve İstihsal”. Birbirini tanımayan Avrupalı sanatçı ve akademisyenlerden oluşan jüri, birinciliği Aliye Berger’in “Güneşin Doğuşu” adlı ilk yağlı boya çalışmasına veriyor. Berger o yıllarda daha çok gravürleriyle tanınan bir isim; kararın, dönemin akademik çevrelerinde tam anlamıyla kabul görmeyen şiirsel, soyut bir kompozisyona verilmesi, sanat dünyasında geniş bir tartışma yaratıyor.

Konu üzerine yazanlar arasında, ileride başbakanlık yapacak olan Bülent Ecevit de bulunuyor. Güngen, eserin özelliğini şöyle tarif ediyor: “İlk anda renkleri ve genel kompozisyonu görüyorsunuz, sonra sırtında bir şey taşıyan kadınlar, bir ağaçlık, oturan insanlarla küçük küçük figürler ortaya çıkıyor.”


Koleksiyonculuktan Müzelere Uzanan Hikâye


Rahmi M. Koç’un Koleksiyonculuk Tutkusu

Sergide, Rahmi M. Koç Müzesi’nin kuruluş metninde geçen ve koleksiyonculuğun kişisel kökenini anlatan bir alıntı da yer alıyor: “Babam Vehbi Koç, bilmiyorum kaç yaşındaydım, bana Almanya’dan ilk elektrikli treni getirdiğinden beri mekanik ve endüstriyel objeleri toplamış, biriktirmişimdir. Seneler geçtikçe bu koleksiyon o kadar genişledi ki, ne evlerimde ne bürolarımda ne de depolarımda yer kaldı.”

Bu satırların anlatıcısı Rahmi M. Koç; kendi koleksiyonerlik tutkusunun kökenini babası Vehbi Koç’tan aldığı bir oyuncak trenle anlatıyor. Sadberk Hanım’ın geleneksel sanatlara olan merakı, Rahmi Koç’un sanayi alanındaki arşivciliği ve koleksiyonculuğu, Ömer Koç’un bibliyofilliği ve çok tutkulu bir koleksiyoncu olması zaman içinde bu alanların çeşitlenmesini sağlıyor.

Sadberk Hanım Müzesi’nin Doğuşu

Sanatı Koç Topluluğu’na kazandıran asıl isim ise Vehbi Koç’un eşi Sadberk Hanım. Sadberk Hanım, Atina’daki Benaki Müzesi’ni ziyaret ettiğinde bu müzeden etkilenip kendisi de bir müze açma hayali kuruyor. Bu hayali, Sadberk Hanım’ın vefatından sonra Sevgi Gönül hayata geçiriyor ve böylece İstanbul’un en güzel yalılarından birinde Türkiye’nin ilk özel müzesi açılıyor.

Uzun koyu saçları ve çizgili bluzuyla, yatayda dalgalanarak şekli bozulmuş bir kadının ahşap heykeli, modern sanat anlayışının ve

Yayıncılık, Tiyatro ve Sergi Geleneği


Doğan Kardeş’ten Sanat Dünyamız’a

Yayıncılık, sergideki en uzun soluklu hatlardan biri. 1945’te, Yapı Kredi’nin kuruluşundan bir yıl sonra, kurucu Kâzım Taşkent’in dağ kazasında hayatını kaybeden oğlu Doğan’ın adına çıkarılan Doğan Kardeş dergisi, kuşaklar boyu çocukluğun bir parçası hâline geliyor. “Buradaki mesele yalnızca bir çocuk dergisi çıkarmak değil,” diyor Güngen, “çocuklara yönelik kültür üretmek, onların sanatla, edebiyatla, tiyatroyla ve dünyayla ilişkisini geliştirmek.” 1947’de yayına başlayan Aile dergisinde Yahyâ Kemal, Ahmet Hamdi Tanpınar ve Orhan Veli gibi isimler yazıyor; 1974’ten bu yana kesintisiz çıkan Sanat Dünyamız‘ın ardından kitap-lık ve felsefe dergisi cogito geliyor. Sergide bu dergilerin sayıları kurumun kendi kitaplığında sergileniyor. Tülay Güngen, Kâzım Taşkent’in kurumların sorumluluğuyla ilgili sözünü hatırlatıyor: “Bizim gibi kurumların iki görevi vardır. Bir, iştigal ettiği alandaki sorumlulukları, ikincisi de halka karşı sorumlulukları. Biz ikinci kısım için kültür sanatı seçtik.”

Küçük Sahne ve Gezici Kukla Sahnesi

Çocuklara ve gündelik kültüre yönelik çalışmalar yalnızca yayıncılıkla sınırlı kalmıyor. 1950’lerden itibaren Küçük Sahne’nin kurulması, bir çocuk sinemasının açılması ve şehir şehir dolaşan bir kukla sahnesi, sergide kültür hamiliğinin sahneye taşınmış hâli olarak yer alıyor. Özellikle Türkiye’yi gezen kukla sahnesi çok ilgimizi çekiyor: Kim bilir kaç kuşağı etkilemiştir; bugün de görmek istediğimiz türden bir sanat etkinliği.

Galatasaray Sanat Galerisi’nden Afife Tiyatro Ödülleri’ne

Sergi düzenleme geleneği de kendi başına bir hat oluşturuyor. Galatasaray Sanat Galerisi, 1964’ten bu yana kesintisiz sergiler açıyor; ilk sergilerden biri olan Köylü Çorapları Sergisi, bir çalışanın kişisel Anadolu çorap koleksiyonundan doğmuş bir sergi. Daha sonraki yıllarda Kâzım Taşkent Sanat Galerisi’nde açılan sergiler, Afife Tiyatro Ödülleri ve “Bir Yurttaş Yaratmak” başlıklı gösteriler de bu sürekliliğin parçası.


Koç Topluluğu’nun Kültür Haritası


Müzeler, Bienal ve Uluslararası İşbirlikleri

Sergi ilerledikçe, 100 yıla yayılan kurumların bir listesi çıkıyor ortaya: 1980’de kurulan Sadberk Hanım Müzesi, Hasköy Tersanesi’nin restorasyonuyla açılan Rahmi M. Koç Müzesi, Yapı Kredi Yayınları’nın akademisyenlerle birlikte hazırladığı Anadolu Uygarlıkları dizisi, 2011’de açılan Metropolitan Museum of Art’taki Koç Ailesi Galerileri ve 2007’den bu yana desteklenen İstanbul Bienali.

Koç Holding, 2017’den bu yana her bienalde İstanbul’un kamusal alanlarında sergilenecek bir eserin üretimine destek veriyor. Bu eserlerden biri bugün Maçka Sanat Parkı’nda duruyor ve çocuklar onun içinde oynuyor. “Bu da sanat eserinin yalnızca müzede duran bir nesne olmaktan çıkıp şehir hayatının bir parçasına dönüşmesi açısından önemli,” diyor Güngen.

İstanbul Dışındaki Kültür Durakları

Sergide İstanbul’un dışına çıkan bir hat da var. Cunda‘da, Rahmi Koç’un restore ettirdiği bir yapıda yer alan Sevin ve Necdet Kent Kitaplığı; Ankara’da kentin mimarisini ve gündelik tarihini araştıran VEKAM; Antalya’da Akdeniz medeniyetlerini belgeleyen AKMED; Bursa’da eski otomobiller ve dönemin reklam metinleriyle Tofaş Anadolu Arabaları Müzesi bunlardan bazıları.

Daha erken dönemde Diyarbakır ve Bursa’da açılan galeriler, Moskova’daki bir iştirakin açılışında Timur Selçuk’un verdiği konser ve Berlin’de Türkiye’deki çağdaş sanatı tanıtmak amacıyla açılan bir alan, bu kültür haritasının Türkiye sınırlarının da ötesine taştığını gösteriyor. Aydın’ın Karacasu ilçesindeki Afrodisias kazılarına verilen destek ise arkeolojiye uzanan kollardan biri.


100 Yıllık Arşivin Geleceğe Bıraktığı İz


Bir Seçki Olarak “Yüzyılın İzleri”

Sergi, malzemenin hacmiyle ilgili bir sorunu da açıkça kabul ediyor. Güngen, hazırlık sürecini “Koç’un sanat alanındaki yolculuğunu özetleyelim demek kolay, ama sonra birden 100 yıl çıkıyor karşınıza,” sözleriyle özetliyor. Ekip, iki yıl boyunca arşivleri tek tek taramış. Ancak açılış gecesinde bile hâlâ aynı hissi taşıdıklarını söylüyor: “Ne yapsak eksik, ne koysak az, ne söylesek yetmiyor.” Sonuçta ortaya, yüz yıllık bir kurumsal arşivin tamamı değil, ondan yapılmış bir seçki çıkıyor: Sergi bunu gizlemiyor.

Cumhuriyet’in İlk Yılına Uzanan Final

Sergi, 2023’e Cumhuriyet’in ilk yılına odaklanan bir kitap ve sergi projesiyle bağlanarak sona eriyor: 29 Ekim 1923’ten 28 Ekim 1924’e kadar geçen 365 gün, dönemin gazete ve belgeleriyle gün gün anlatılıyor.

Arşivin Gelecekteki Değeri

Tülay Güngen, sergiyi gezen biz OGGUSTO editörlerine “koleksiyondaki sanat eserlerinin sergilendiği zamansız bölümde” bir öneride bulunuyor: Kendi evlerimizdeki eski fotoğrafları, mektupları, mendilleri çıkarıp bir çay eşliğinde arkadaşlarımızla paylaşmamızı, “Bu da benim sergim” dememizi istiyor. Bunu söylerken, Koç’un yüz yıllık arşivinin bugün müzelerde, kataloglarda ve restore edilmiş binalarda yaşamasının, tesadüften çok, kurumsal bir kararlılığın sonucu olduğunu da ekliyor: “Kurumlar için arşiv çok önemli. Bugün sıradan görünen bir belge, yıllar sonra çok değerli bir tarihsel malzemeye dönüşebiliyor.”

İstanbul’daki güncel sergileri keşfetmek için İstanbul sergileri rehberimize göz atabilirsiniz.

Sıkça sorulan sorular
Yüzyılın İzleri: Koç Topluluğu ve Sanat sergisi neyi anlatıyor?

Sergi, Koç Topluluğu’nun 100 yıllık kültür ve sanat yolculuğunu Cumhuriyet’in kültürel tarihiyle birlikte ele alıyor. Arşiv belgeleri, sanat eserleri, fotoğraflar, mimari projeler ve yayınlar üzerinden geniş bir seçki sunuluyor.

Yüzyılın İzleri sergisinde hangi eserler ve belgeler yer alıyor?

Sergide ticari faturalar, grafik tasarım örnekleri, reklam afişleri, sanat eserleri, mimari fotoğraflar, dergiler ve kurumsal arşiv belgeleri bulunuyor.

Sergide hangi sanatçılar öne çıkıyor?

Mihri Müşfik, Müfide Kadri, Sabiha Bozcalı ve Aliye Berger sergide öne çıkan isimler arasında. Aliye Berger’in “Güneşin Doğuşu” eseri de serginin dikkat çeken bölümlerinden birinde yer alıyor.

Koç Topluluğu’nun müzecilik alanındaki çalışmaları neler?

Sadberk Hanım Müzesi, Rahmi M. Koç Müzesi, Arter ve farklı kültür kurumları, Koç Topluluğu’nun koleksiyonculuk ve müzecilik alanındaki uzun soluklu çalışmalarının önemli örnekleri arasında.

Koç Topluluğu’nun yayıncılık alanındaki katkıları neler?

Doğan Kardeş, Aile, Sanat Dünyamız, kitap-lık ve cogito gibi yayınlar, topluluğun yayıncılık ve kültür üretimi alanındaki uzun soluklu çalışmalarını gösteriyor.

Sergi yalnızca İstanbul’daki çalışmalara mı odaklanıyor?

Hayır. Sergide Cunda, Ankara, Antalya, Bursa ve Afrodisias gibi farklı bölgelerde yürütülen kültür, müzecilik ve arkeoloji çalışmaları da yer alıyor.

OGGUSTO
OGGUSTO Tüm Yazıları
white banner
Popüler Yazılar
İlgili Yazılar
white banner
Daha keyifli ve kişiselleştirilmiş bir OGGUSTO deneyimi için