Ergin İnan’ın Zaman ve İzler Arasında sergisi, 1960’lardan bugüne uzanan üretimini tek bir akışta buluşturuyor. CerModern’de açılan bu retrospektif, sanatçının zaman, hafıza ve insan üzerine kurduğu görsel dili bir araya getiriyor.
Ergin İnan Zaman ve İzler Arasında başlıklı bu sergi, sanatçının altmış yılı aşan üretimini kronolojik bir bütünlük içinde sunuyor. 8 Ocak – 24 Şubat 2026 tarihleri arasında CerModern’de izleyiciyle buluşan retrospektif, çizimlerden gravürlere, resimlerden heykellere uzanan geniş bir seçki üzerinden Ergin İnan’ın kişisel sanat dilinin izini sürüyor. Marcus Graf kürasyonuyla hazırlanan sergi, Batı estetiği ile tasavvufi düşünce arasında kurulan bu uzun soluklu ilişkiyi merkeze alıyor.

Ergin İnan, “Zaman ve İzler Arasında” Sergisi
- Tarih: 8 Ocak – 24 Şubat 2026
- Mekan: CerModern
- Ziyaret Saatleri: Pazartesi günleri hariç her gün 10.00 – 20.00
- Adres
Ergin İnan’ın Zaman ve İzler Arasında sergisi, 1960’lardan bugüne uzanan üretimini zaman, hafıza ve iz kavramları etrafında bir araya getiriyor. Bu söyleşide sanatçı, serginin çıkış noktasını, tekrar eden imgelerinin yıllar içindeki dönüşümünü ve kendi resim diliyle kurduğu sürekliliği anlatıyor.
Kariyerimin En Kapsamlı Sergisi
1. “Zaman ve İzler Arasında” başlığı, 1960’lardan bugüne uzanan üretiminizi düşündüğünüzde sizin için nasıl bir anlam taşıyor?

“Zaman ve İzler Arasında” Eylül ayında EArt Galeri’de ilk defa izleyici ile buluştu. Sergi bitişinde CerModern’den gelen daveti değerlendirmek istedik.
Uzun zamandır Ankara’da bir sergi yapmamıştım. Aslında kariyerimde ilk defa bu kadar kapsamlı bir sergi yapıyorum. 60’lı yıllardan itibaren sakladığım resimlerimden, çizimlerimden, heykellerimden oluşan geniş bir sergi.
Görsel: Çağla Berberoğlu
Geçtiğimiz yıl galerim EArt ve Marcus Graf ile bu sergi için çalışmaya başladığımızda izleyicinin hem en başlangıcı görmesini hem de günümüze geldiğimizde başlangıç ile olan bağımın hiç kopmadan bir bütün olarak resim dilime, sanat anlayışıma tanıklık etmesini istedim.
Kariyeri boyunca hem Batı estetiğinden hem de tasavvufi düşünceden beslenerek en özgün, en bireysel dili geliştirmeye çalıştım. Aslında bu sürece ayna tutan bir sergi “Zaman ve İzler Arasında”.
OGGUSTO Ankara etkinlik rehberini inceleyin.
İlk Günkü Çalışmalarım İle Son Dönemkilerin Hepsi Bir Bütünü Temsil Ediyor
2. Sergide tekrar eden insan figürleri, böcekler ve yazı formları farklı dönemlerde yeniden karşımıza çıkıyor. Bu imgeler sizin için zaman içinde nasıl dönüşümler geçirdi?
Tabi ki resim dilim yıllar içinde farklı dönemlerden ve evrimlerden geçti. 60’lı yıllarda ki çizim, grafik ve kolaj ağırlıklı çalışmalarım 80’ler döneminde daha resme dönüştü. Batı düşüncesiyle beraber Mevlânâ Celaleddin Rumi’nin öğretilerinden beslendiğim bu dönemde renk ve ışık çalışmalarımda ön plana çıkmaya başladı.
Ama bugüne geldiğimizde diyebilirim ki ilk günkü çalışmalarım ile son dönemkilerin hepsi bir bütünü temsil ediyor. Kullandığım insan figürleri, böcekler, el yazıları…. Hepsi benim sanat anlayışım ve resim dilim ile gelişiyor.
Görsel: Çağla Berberoğlu

3. Marcus Graf kürasyonuyla hazırlanan bu retrospektifte, sizin için özellikle öne çıkan ya da yeniden düşünmenize neden olan bir dönem oldu mu?
80’lerin benim için ayrı bir yeri var. O dönemde oluşturduğum “Dostlara Mektup” bir düşünce şekli, bir resim anlayışı benim için. Söylemek istediklerimi dönem geçişleriyle bugüne kadar taşıyor. O dönemde yaptığım resimlerden yola çıkarak bu serüveni geliştirdim. Bu serüven hala sürüyor. 80’lerde yazdığım sözcüklerin arkasından çıkan resimler hala devam ediyor.
Benim Resim Dilimde Hiçbir Şey Birbirinden Kopuk Değil
4. Erken dönem çalışmalarınız ile son yıllarda ürettiğiniz büyük ölçekli yapıtlar yan yana geldiğinde, sizce aralarındaki en belirgin bağ nerede kuruluyor?

Benim resim dilimde hiçbir şey birbirinden kopuk değil aslında. Her şey birbirinin içinde. Büyük boyutlarda bir resim yaparken aynı zamanda masamda küçük boyutlarda bir resme devam ediyorum. Bu yüzden benim için boyutlarındaki fark çok anlam taşımıyor. Tabii ki büyük bir resmin etkisi izleyici üzerinde farklı olabiliyor ancak bazen ufacık bir resmin içinde de kaybolup saatlerce izleyebilirsiniz.
İlk çizimlerimden itibaren bu düşünceye sahibim. Dolayısıyla boyutlarındaki farklılıklar bir anlam taşımıyor. İlk günden bugüne resimlerimin aralarındaki bağ hiç kopmadı. 64’te anlatmaya başladığım resim dilim 2026 yılına geldiğimizde hala aynı bütünlükle devam ediyor.
5. “Zaman ve İzler Arasında”yı gezen bir izleyicinin, sergiden tek bir düşünceyle ayrılmasını isteseniz bu ne olurdu?
Aslında bu tamamen izleyicinin hissiyatı. Herkes resme farklı bakar, farklı detaylar ilgisini çeker. Bu ayrıntıları da kendisine göre yorumlar. O yüzden tek bir bakış açısı ya da tek bir düşünce ile izleyici sınırlamayı istemem.
6. Bu sergide “iz” fikri çok belirgin. Sizce iz, kişisel hafıza ile toplumsal hafıza arasında nasıl bir bağ kuruyor?


Herkes Kendi Benliğini Bulmalı
İz büyüdükçe şekillenir, şekillendikçe yeni bir boyuta kavuşur. Bu iz aslında Ergin İnan’ın kendi yarattığı bir ruh. Ve bu ruh ne kadar çok izleyici ile buluşursa toplumda o kadar yankı bulur, bağ kurar.
7. Kendi uzun soluklu üretim yolculuğunuzu göz önüne alarak bugünün genç sanatçılarına neler önerirsiniz?
Tek bir öneride bulunabilirim; herkes kendi benliğini bulmalı. Resimde kişisellik, farklılık çok önemli. Bu nedenle kendi benliğinizi bulduğunuzda size özgü yolunuzu da çizmiş oluyorsunuz.


