“Ride with Culture, Nature and History” mottosuyla 15 yıldır bu coğrafyanın saklı güzelliklerini gün yüzüne çıkaran Türkiye’nin en zorlu rallisi TransAnatolia’yı kurucusu Burak Büyükpınar ile konuştuk.
Türkiye’nin dört bir yanındaki dağları, vadileri, antik kentleri ve keşfedilmemiş rotaları bir yarış parkuruna dönüştüren TransAnatolia, yalnızca bir motorsporu organizasyonu değil; doğa, kültür ve keşifle harmanlanan bir deneyim. 15 yıldır düzenlenen ve “Ride with Culture, Nature and History” mottosunu merkezine alan bu yarış, off-road tutkunlarını hem fiziksel hem de zihinsel olarak sınayan, aynı zamanda Anadolu’nun eşsiz coğrafyasını gözler önüne seren bir yolculuk sunuyor.

TransAnatolia, hızın ötesinde; yön bulma, strateji kurma ve doğayla uyum sağlama becerilerini zorlayan bir yolculuk.
Aynı zamanda Türkiye’nin keşfedilmemiş coğrafyalarını dünyaya tanıtan güçlü bir vitrin.
Bu yıl 15. yaşını dolduran TransAnatolia’nın mimarı Burak Büyükpınar, yarışın ilk günlerinden bugüne nasıl evrildiğini, Türkiye’nin potansiyelini ve organizasyonun ruhunu OGGUSTO’ya anlattı.
TransAnatolia nedir?
TransAnatolia teknik olarak açıklamam gerekirse uluslararası bir rally raid yarışı. Farklı segmentlerdeki motorlu araçların, yol dışı etaplarda, belirli kurallar çerçevesinde yarıştığı bir organizasyon.
Ama bence TransAnatolia, insanın makineyle birlikte doğayla baş başa kaldığı, yüksek adrenalinli ve eşsiz bir macera. Ancak bu, tamamen kontrolsüz bir serüven değil. Ben bunu “kontrollü macera” olarak tanımlıyorum. Katılımcılar doğada kendi başlarına zorlu bir yolculuk yaparken, arkalarında onları her an takip eden, olası risklerde hızlıca müdahale edebilen güçlü bir organizasyon bulunuyor. Bu yönüyle TransAnatolia, sadece bir yarış değil, aynı zamanda dayanıklılık, strateji ve keşifle iç içe geçmiş bir deneyim.
TransAnatolia’nın ayırt edici yanı, Türkiye’nin en ulaşılması güç, bilinmeyen rotalarında doğanın ve tarihin derinliklerine yapılan bir yolculuk olması. Katılımcılar, motor ya da araçlarıyla yalnızca yarışmıyor; aynı zamanda kadim uygarlıklardan izler taşıyan rotalarda Türkiye’nin dört bir yanını tanıyor, kendi sınırlarını da keşfediyorlar.
TransAnatolia, 15 yıldır Türkiye’nin farklı coğrafyalarında düzenleniyor. Yarış rotasındaki tarihi ve kültürel duraklar, katılımcılara nasıl bir deneyim sunuyor?

TransAnatolia Rallisi’ni hazırlarken benimsediğimiz motto “Ride with Culture, Nature and History”. Bu da bize her yıl Türkiye’nin farklı güzelliklerini katılımcılar ve izleyicilerle buluşturma sorumluluğu yüklüyor.
15 yılın sonunda fark ettim ki, aslında bizim kendi insanımız da Türkiye’nin güzelliklerinin sadece küçük bir kısmını biliyor. Yarış rotaları çoğu zaman insanların yolunun kolay kolay düşmeyeceği, uçakla ulaşmanın dahi zor olduğu, çok az kişinin bildiği bölgelerden geçiyor. Katılımcılar için bu, yalnızca bir yarış değil; Türkiye’nin gizli kalmış yüzünü keşfetmek anlamına da geliyor.
Yarış sırasında geçilen antik kentler, köyler ve doğal güzellikler, Türkiye’nin tanıtımına nasıl katkı sağlıyor?

Türkiye çok büyük ve zengin bir coğrafya. Gezilecek, görülecek ve tanıtılacak çok yer var. Bizim misyonumuz, özellikle az bilinen ama çok özel doğal güzellikleri ve antik dönem yerleşimlerini hem yerli hem de yabancı katılımcılara gösterebilmek.
Bu konuda Türkiye Turizm Geliştirme Ajansı (TGA) ile iş birliği içindeyiz. Böylece hem organizasyon gücümüzü hem de ülkemizin tanıtım potansiyelini bir araya getiriyoruz.
TransAnatolia, dünyanın en zorlu rallilerinden biri olarak kabul ediliyor. Parkurların zorluk seviyesi nasıl belirleniyor?
Zorluk seviyesi birkaç önemli faktöre göre belirleniyor. Bunlar arasında yarışın toplam uzunluğu, gün sayısı, geçilen rotaların fiziksel zorluğu ve navigasyon yükü yer alıyor.
Bu etkenler bir araya geldiğinde, TransAnatolia’nın dünyanın en zorlu ilk 5 rallisinden biri olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.

TransAnatolia’da yarışan sporcular için en büyük fiziksel ve mental zorluklar neler?

Yarış, baştan sona ciddi bir fiziksel ve mental dayanıklılık gerektiriyor. Katılımcılar yedi gün boyunca, günde ortalama 300-400 km boyunca arazide yalnız ya da takım arkadaşıyla yol alıyor. Üstelik bu yolculuk genellikle zamana karşı yapılıyor.
Araçların dayanıklılığı da başarının belirleyici unsurlarından biri. Bununla birlikte, sadece hızlı olmak yeterli değil. En az kaybolan yarışmacı olmak gerekiyor çünkü rotalar önceden antrenman yapılamayan, bir gece öncesinden öğrenilen bölgelerdir. Bu da yarışa strateji ve dikkat boyutunu ekliyor.
Rally ve Raid kategorileri arasındaki temel farklar neler? Hangi tür sporcular hangi kategoriye yöneliyor?
Ralli kategorisi, zamana karşı yarışmanın merkezde olduğu ve güvenlik önlemlerinin yüksek düzeyde uygulandığı bir alan. Bu kategoriye katılmak için profesyonel ralli lisansı gerekiyor.
Raid ise daha çok bu spora ilgi duyan, ancak profesyonel olmayan amatör yarışçılara hitap ediyor. Araçlarda güvenlik donanımları daha basit, dolayısıyla hız sınırı uygulanıyor. Bu sınırı aşmak diskalifiye ile sonuçlanabiliyor. Raid, macera tutkunları için çok uygun çünkü asıl amaç en az hata ile finişe ulaşmak. Deneyimsiz katılımcılar için ideal bir başlangıç kategorisi.
Türkiye’den katılan sporcuların performansını nasıl değerlendiriyorsunuz? Geçmiş yıllara göre bir gelişme var mı?

Türkiye bu sporda gelişmekte olan bir ülke. Henüz dünya çapında çok sayıda yarışçımız yok. Fakat özellikle motosiklet kategorisinde çok yakın zamanda dünya seviyesinde yarışçılar çıkacağına inanıyorum.
Otomobil tarafında ise özellikle SSV (Side by Side Vehicle) grubunda Avrupa’da adından söz ettiren sporcularımızın olması gurur verici. Bu, gelişimin göstergesi.
TransAnatolia sadece bir yarış değil, aynı zamanda bir yaşam tarzı. Katılımcılar bu deneyimden nasıl bir ‘ruh hali’ ile ayrılıyor?

Bence en önemli konu, bu zorlu sürece rağmen yarıştan keyif almak.
Günün sonunda kamp alanında oluşan dostluk ortamı, yardımlaşma ve birlikte geçirilen anlar, bu organizasyonun ruhunu oluşturuyor.
Aynı masada yenen yemekler, yaşananların dostlarla paylaşılması, birlikte geçirilen zamanlar bu deneyimi unutulmaz kılıyor.
Ayrıca 15 yıldır geçtiğimiz rotalarda kurduğumuz dostluklar da bizim için çok kıymetli.
Off-road tutkunları için bu yarış neden bir ‘bucket list’ (yapılacaklar listesi) etkinliği haline geldi?

Türkiye’nin doğası bu tarz organizasyonlar için fazlasıyla uygun. Motorsporlarına ilgi duyan herkesin bu macerayı en az bir kez deneyimlemesini tavsiye ediyorum. Aslında bu sadece bir motorsporu yarışı değil; keşif, doğa ve dayanıklılık arayan herkes için yaşanması gereken bir serüven.
Sosyal medyada TransAnatolia’nın görsel şöleni büyük ilgi çekiyor. Yarışın ‘instagramable’ anları sizce neler?
TransAnatolia’nın belki de en etkileyici yönlerinden biri, her etapta karşınıza çıkan büyüleyici manzaralar.
Sabah gün doğumunda sisler içinde başlayan startlar, antik kentlerin gölgesinde verilen molalar, gece yıldızların altında kurulan kamplar, drone görüntüleriyle birleşince adeta birer görsel şölene dönüşüyor.

Katılımcılar sadece yarışmıyor; aynı zamanda bu anları belgelerken sosyal medyada da olağanüstü bir hikâye anlatıyorlar. Özellikle gün batımında dağ geçitlerinde çekilen kareler, TransAnatolia’nın en çok paylaşılan anları arasında yer alıyor.
TransAnatolia’nın uluslararası arenada Türkiye’yi temsil etme rolünü nasıl görüyorsunuz?
Bu rolü çok kıymetli buluyorum. Yurt dışında düzenlediğimiz TransAnatolia tanıtım toplantılarında, soruların yüzde 60’ı yarıştan çok Türkiye hakkında oluyor. Avrupa’da bile hâlâ Türkiye’yi yeterince tanımayan çok insan olduğunu görmek şaşırtıcı.
Bu nedenle daha fazla ülkede, daha fazla insana ulaşmanın Türkiye’nin tanıtımına büyük katkı sağladığına inanıyorum.


