white banner
Antakya’yı Ziyaret Etmek İçin 9 Neden

Yazı Boyutu:

Antakya’yı ziyaret etmek, yalnızca bir şehir görmek değil; binlerce yıllık bir medeniyetler katmanına tanıklık etmek demektir. Tarihi, doğayı, mitolojiyi, güçlü mutfağı ve çok inançlı yapısıyla Hatay’ın kalbi olan Antakya’yı neden ziyaret etmeniz gerektiğini sizin için listeledik.

Birbirinden farklı medeniyetlerin, inançların, mezheplerin, geleneklerin ve yaşam biçimlerinin olağanüstü bir dengede buluştuğu Antakya; Anadolu’dan Arabistan’a ve Afrika’ya bağlanan yolların kavşağında yer alıyor.

Asi Nehri’nin iki yanına yayılmış bu şehir için “mozaik” kadar “ütopya” kelimesini kullanmak da mümkün. Zira Antakya öyle bir şehir ki bir caminin duvarını paylaştığı kilisenin yer aldığı çembere bir de sinagog sığar; köy kahvelerinde Arapça, Ermenice ve Türkçe kelimeler birbirine geçer; bayramlar ortaklaşa kutlanır ve sofralarda beraber yemek yenir. Tek bir coğrafyadan dağılan birçok renk… Bu yönüyle Antakya için “pırlanta” demek de pekâlâ mümkün.

Bu çok katmanlı ruh, şehrin her anında kendini hissettirir. Tarihi dar sokaklarında yürürken; dağlarında kekiği, sahillerinde denizi, ovalarında portakal çiçeklerini koklarken efsanelerde yaşayan ve doğa tarafından kutsanmış bu şehre tekrar tekrar hayran kalırsınız.

Mitolojik Adı ile ‘Antiocheia’

Antakya Antiocheia sütun üstüne kazınmış at sembolü.

Anlatılagelen efsaneye göre Makedon Kralı Büyük İskender MÖ 333 yılında fetihlerine Anadolu’dan güneye doğru devam ederken bir tatlı su kaynağında dinlenmek üzere mola verir. Suyu içerken annesini anımsayıp duygulanır ve pınara annesi Olympias’ın ismini verir; burada bir çeşme ve kale inşa edilmesini emreder. O civarda bir kent kurmakla görevlendirdiği generallerinden Seleucus I. Nicator ise kenti tam olarak nereye kuracağını belirlemek için kurban kesip tanrılardan yardım ister. O esnada süzülerek gelen bir kartal kurbanın etinden bir parçayı alır ve bugün Antakya’nın olduğu yere bırakır. General, kentin buraya kurulmasına ve adının babasının adı Antiocheia olmasına karar verir.

Zengin Mozaik Koleksiyonu ile Hatay Arkeoloji Müzesi

Hatay Arkeoloji Müzesinde yer alan kadın ve erkek sembollü mozaik.

Fransız hükümeti yönetimi döneminde Antakya, Samandağ, Atçana, Harbiye ve İskenderun’daki kazılarda çıkartılan eserleri sergilemek için mimar Michel Ecocherde’nin projesiyle 1934 yılında inşaatına başlanan müze, 1948’de ziyarete açıldı. Neolitik Çağ’dan Bizans dönemine kadar farklı medeniyetlerin izlerinin görülebildiği müze, Tunus’tan sonra dünyanın ikinci büyük mozaik koleksiyonuna ev sahipliği yapması ile önem taşıyor.

Nüfusu Sadece Ermenilerden Oluşan Vakıflı Köyü

Nüfusu Sadece Ermenilerden Oluşan Vakıflı Köyü.

Türkiye sınırları içinde nüfusu sadece Ermenilerden oluşan tek köy olan Vakıflı, 35 hanesi ve 160 kişilik nüfusuyla küçük ama özel bir yerleşim. Musa Dağı eteklerinden yüzünü Akdeniz’e dönen köyde ahali, zamanında yine birlikte inşa ettikleri Meryem Ana Kilisesi’nin avlusunda doğal yöntemlerle ürettikleri ceviz reçellerini, nar ekşilerini, zeytinyağlarını tezgâhlarına çıkarıyor. Her yıl Ağustos ayında farklı ülkelerden gelen Ermenilerin “Üzüm Bayramı”nı kutladıkları bu kilisenin 1924’te eski bir ipek fabrikasından dönüştürüldüğünü de ekleyelim.

Geleneksel Yöntemlerle Üretilen Defne Sabunu

Paketlenmiş defne sabunu.

Yapraklarını dökmeyen defne ağacının meyvesinden çıkan yağ ile yapılan Antakya’ya özgü sabun, halk arasında “garlı sabun” olarak anılıyor. Binlerce yıldır süregelen geleneksel yöntemlerle üretilmeye devam edilen sabun, cilt için çok kıymetli bir temizleyici. Deri hastalıklarına iyi geldiği ve saç köklerindeki hücreleri canlandırdığı söyleniyor.

Sofrada Boş Yer Bırakmayan Yöresel Kahvaltı

Sofrada Boş Yer Bırakmayan Yöresel Antakya Kahvaltısı.

Antakya mutfağında “attun” denilen yeşil kırma zeytin; zeytine eklenen ceviz, taze soğan ve nar ekşisi ile hazırlanan zahter; taze çökeleğin çeşitli baharatlarla yoğurulduğu ve şekil verilerek bekletildiği Sürk peyniri; taze Antakya peyniri; tuzlanıp incir odunu ateşinde ve bakır kazanlarda kaynatılan ve pembe renk alan yoğurt; acı Samandağ biberi; biberli ekmek; kimyon ve tuzla yenen, bildiğimiz simitlerden daha uzun ve ince formuyla Antakya simidi; bakla ezmesi; peynir kızartması; kekik salatası… ve hepsinin üzerine eklenmiş bol zeytinyağı. Şenlikli ve uzun kahvaltılardan zevk alanlar için ideal.

Kahvenin Yanında Kömbe

Antakya’ya özgü bir kurabiye olan kömbe.

Uzun süre saklanabildiği için “çay saatlerinin yatılı misafiri” olarak da tanımlanan kömbe, Antakya’ya özgü bir kurabiye. Yumurta içermediği için ağzı sıkıca kapatılmış bir kavanozda aylarca saklayabileceğiniz kömbe, yörede şeker bayramlarının vazgeçilmezlerinden ve Türk kahvesinin yanında mutlaka yenmesi gerekenlerden. Tarçın, karanfil, muskat, damla sakızı, yenibahar, zencefil, mahlep ile hazırlanan bu –tıpkı Antakya’nın kendisi gibi– zengin tatlı, her damakta farklı bir tat bırakması ile son derece özel.

Affan Kahvesi’nde Bici Bici

Nişasta, süt ve vanilya ile yapıldıktan sonra meyve parçaları, gül suyu ve pudra şekeri ile servis edilen Bici Bici

Eski Antakya’nın tam merkezinde 1947’den beri bir aile işletmesi olarak hizmet veren Affan Kahvesi, çini zeminli, yüksek tavanlı, ahşap masa-sandalyeli ve sarmaşıklarla örtülü arka bahçesi ile karşılıyor misafirlerini. İçtiğiniz zaman anında ayıltan sertlikte Affan kahvesinin yanı sıra; nişasta, süt ve vanilya ile yapıldıktan sonra meyve parçaları, gül suyu ve pudra şekeri ile servis edilen Bici Bici ile meşhur.

Yiyebileceğiniz En İyi Döner

Antakya'nın meşhur döneriden yapılmış bol yağlı iskender.

Antakya’daki döneri bu denli eşsiz kılan nedenlerden biri, yörede küçükbaş hayvan pek fazla tercih edilmediği için tamamı dana etinden yapılması. Yaşayan efsaneleri ile ustalığı nesillerdir aktarılan döner, Antakya için mühim bir konu. Öyle ki –eğer doğru adreste iseniz– servisi 12 gibi başlayan döneri saat 4 olduğunda bulamıyorsunuz.

Ve Kapanış: Künefe

Hatay’ın özel tuzsuz peyniri ile hazırlanıp kömürde ağır ağır pişen, tabakta şerbetlenip isteğinize göre fıstık veya dondurma ile yiyebileceğiniz künefesi.

Hatay’ın özel tuzsuz peyniri ile hazırlanıp kömürde ağır ağır pişen, tabakta şerbetlenip isteğinize göre fıstık veya dondurma ile yiyebileceğiniz künefe; eğer Antakya’da yaşamıyorsanız bünyenize stoklayıp öyle geri dönmeniz gereken lezzetlerden. Üzerini kıtır tercih ediyorsanız Harbiye tarafındaki restoranlara, elde taze dökülmüş kadayıfın tadına bakmak isterseniz Uzun Çarşı’daki İbrahim Usta’ya gitmenizi öneririz.

Antakya’nın binlerce yıllık katmanlı tarihini daha yakından keşfetmek ister misiniz? 2300 yıllık bir medeniyetin izleri üzerinde yükselen ve konaklamayı adeta arkeolojik bir deneyime dönüştüren 2300 Yıllık Medeniyetin Mirasçısı: The Museum Hotel Antakya içeriğimize göz atın.

Sıkça sorulan sorular
Antakya’ya hangi mevsimde gidilir?

Antakya, Akdeniz iklimi sayesinde yılın büyük bölümünde ziyaret edilebilir. İlkbahar ve sonbahar ayları hem ılıman hava hem de doğanın en canlı olduğu dönemler olduğu için özellikle önerilir.

Antakya kaç günde gezilir?

Şehri hakkıyla deneyimlemek için en az 2–3 gün ayırmak ideal. Arkeoloji Müzesi, Uzun Çarşı, Harbiye ve Vakıflı Köyü gibi duraklar için zamana ihtiyaç var.

Antakya’da mutlaka ne yenmeli?

Kahvaltıda zahter ve sürk peyniri, öğlen dana döner, akşam ise kömürde pişen künefe listenin başında olmalı. Kömbe ve biberli ekmek de mutlaka tadılmalı.

Antakya’nın en önemli tarihi yapıları nereler?

Hatay Arkeoloji Müzesi, St. Pierre Kilisesi, Uzun Çarşı ve tarihi Antakya evleri şehrin kültürel mirasını yansıtan başlıca noktalar arasında yer alır.

Zeynep Özar Berksü
Zeynep Özar Berksü Tüm Yazıları
white banner
Popüler Yazılar
İlgili Yazılar
Daha keyifli ve kişiselleştirilmiş bir OGGUSTO deneyimi için