Tarihin derinliklerinden bugüne uzanan ve hâlâ kullanılan dünyanın en eski köprülerinden biri… Adana’nın simgesi Taşköprü, yalnızca iki yakayı değil, binlerce yılı da birbirine bağlıyor.
Antik çağlara uzanan geçmişiyle kralların, imparatorların ve seyyahların kayıtlarına geçen Adana; doğanın ve medeniyetlerin izlerini taşıyan kadim şehirlerden biri. Yaklaşık 3000 yıllık tarihiyle Neolitik dönemden izler barındıran bu topraklar, sayısız uygarlığa ev sahipliği yaptı. Seyhan Nehri üzerinde Yüreğir ve Seyhan yakalarını birleştiren Taşköprü ise bu zengin geçmişin en görkemli tanıklarından biri.
Adana Taşköprü’nün Tarihi ve Hikâyesi

“Adania denilen bir şehirle savaştım. Önünden bir nehir akıyordu. Nehrin üzerinde de bir köprü vardı.”
Hitit Kralı I. Arnuwanda, M.Ö. 1550 tarihli bir kitabede Adana’dan ve köprüsünden bu sözlerle bahseder. Bu kayıt, Taşköprü’nün tarih sahnesindeki en erken izlerinden biri olarak kabul edilir.
Bir başka rivayete göre Hitit Kralı Hattuşili, Suriye seferi sırasında Seyhan Nehri üzerine bu köprüyü yaptırmıştır. Ancak tarihsel veriler köprünün bugünkü formunun Roma dönemine dayandığını gösterir. 19. yüzyılda Adana’yı ziyaret eden tarihçi Victor Langlois, Taşköprü’nün Roma İmparatoru Hadrianus tarafından yaptırıldığını belirtir. Günümüzde Adana Arkeoloji Müzesi’nde bulunan Grekçe kitabeler ise köprünün 4. yüzyılda Roma döneminde Mimar Auxentius tarafından inşa edildiğini ortaya koyar.
Kitabede geçen şu sözler, yapının ihtişamını gözler önüne serer:
“Gerçek şu ki Auxentius, bu mucize senin iktidarın sayesinde oldu… Sen ise buradaki köprüyü, kemerlerin üzerinde, ebediyet için kurmuşsun…”
Kral Kızı Efsanesi

Rivayete göre bir kahin, Adania Kralı’nın kızının bir yılan tarafından öldürüleceğini söyler. Kral, kızını korumak için Seyhan Nehri’ndeki bir adaya ev yaptırır. Ancak kaderden kaçış mümkün olmaz; üzüm sepetinin içine saklanan bir yılan adaya ulaşır ve prensesi öldürür. Acılı kral, kızının anısını yaşatmak için nehrin iki yakasını birleştiren köprüyü yaptırır.
Efsaneye göre köprünün ayaklarından birinin altına bir hazine saklanır. Vasiyet ise şöyledir:
“Her kim ki bu köprüyü onarmak isterse bu altınları kullansın ve yeniden onarmak için aynı yere yine bir hazine bıraksın…”
Taşköprü’nün yüzyıllar boyunca ayakta kalmasını bu vasiyete bağlayanlar hâlâ vardır.
Evliya Çelebi’nin Gözünden Taşköprü

1671 yılında Hicaz yolculuğu sırasında Adana’ya uğrayan Evliya Çelebi, Seyahatname’sinde köprünün iki başında bulunan kâgir kulelerden söz eder. Eski gravürlerde de köprünün girişlerinde kemerli büyük kapılar görülür.
Bu kapılar yalnızca savunma amaçlı değil; aynı zamanda birer gümrük noktasıydı. Şehre gelen tüccarlardan alınan vergiler burada toplanırdı. Evliya Çelebi’nin aktardığına göre Abbasi Halifesi Memun köprüye kapı ve mazgallar ekletmiş, Harun Reşid ise köprüyü kale ile birleştirmiştir. Günümüze ulaşmayan bu yapılar, Taşköprü’nün yalnızca bir ulaşım hattı değil, aynı zamanda stratejik bir savunma unsuru olduğunu da gösterir.
Kule Değil, Kapalı Çarşı

Taşköprü hakkında anlatılan bir diğer rivayet ise üzerinde bir kule bulunduğudur. Söylentiye göre “Dramalı” unvanıyla bilinen Adana Valisi Mahmut Paşa, gün batımını izlemek için köprü üzerine bir kule yaptırmıştır.
Ancak son yıllarda ortaya çıkan fotoğraflar ve belgeler, bu yapının bir seyir kulesi değil; her iki yanında 14’er penceresi bulunan, iki katlı büyük bir kapalı çarşı olduğunu gösteriyor. Bu detay, Taşköprü’nün yalnızca bir geçiş noktası değil, ticari hayatın da merkezlerinden biri olduğunu ortaya koyuyor.
Bugün hâlâ kullanılan Taşköprü, yalnızca taş kemerlerden oluşan bir yapı değil; Hititlerden Roma’ya, Abbasilere ve Osmanlı’ya uzanan bir medeniyet zincirinin somut bir hafızası. Adana’nın kalbinde yükselen bu köprü, binlerce yıldır insanları birleştirmeye devam ediyor.


