Amerika kıtası, doğanın milyonlarca yılda şekillendirdiği oluşumlardan, insanlık tarihine ışık tutan eşsiz arkeolojik alanlara kadar pek çok UNESCO Dünya Mirası’na ev sahipliği yapıyor.
Volkanik patlamaların yarattığı sıra dışı manzaralardan, medeniyetlerin izlerini taşıyan antik kentlere uzanan bu liste; kültürel, doğal ve karma değerleriyle unutulmaz bir keşif sunuyor. Amerika’da mutlaka görülmesi gereken dünya miraslarını sizler için derledik.
Rotanızı Amerika’ya çeviriyorsanız, UNESCO Dünya Mirasları listesine girmeyi başarmış olan yerleri mutlaka ziyaret edin! Amerika, yalnızca modern şehirleri ve popüler kültürüyle değil, doğanın gücünü ve insanlık tarihinin derinliğini yansıtan eşsiz miras alanlarıyla da büyülüyor. Bazen milyonlarca yıl önce oluşmuş devasa mağaralarda, bazen ise medeniyetlerin iz bırakıp sessizliğe karıştığı arkeolojik alanlarda karşımıza çıkan bu yerler, UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alarak evrensel bir öneme sahip olduklarını kanıtlıyor. Doğal güzellikleriyle nefes kesen milli parklardan tarihi yapılarıyla etkileyen şehir manzaralarına kadar Amerika’da mutlaka görmeniz gereken bu özel mirasları şimdi keşfedin.
- Yosemite Ulusal Parkı – Kaliforniya
- Hawaiʻi Volkanları Ulusal Parkı – Hawaii
- Özgürlük Heykeli – New York
- Great Smoky Dağları Ulusal Parkı – Kuzey Karolina,
- Cahokia – Illinois
- Taos Pueblo – Meksika
- Olympic Ulusal Parkı – Washington
- Mamut Mağarası Ulusal Parkı – Kentucky
- Redwood Milli Parkı – Kaliforniya
- Bağımsızlık Salonu – Pensilvanya
- Everglades Ulusal Parkı – Florida
- Büyük Kanyon Ulusal Parkı – Arizona
- Kluane / Wrangell St. Elias / Glacier Bay / Tatshenshini Alsek
- Yellowstone Ulusal Parkı – Wyoming , Montana , Idaho
- Mesa Verde Ulusal Parkı – Colorado
- Igauzu Şelalesi – Brezilya, Arjantin
- Perito Moreno Buzulu – Arjantin
- Machu Picchu – Peru
- El Vizcaino – Kalifornia, Meksika
- Rapa Nui Ulusal Parkı – Şili
- Carlsbad Mağaraları – Meksika
- Chichen Itza – Meksika
- Arequipa – Peru
- Galápagos Adaları – Ekvador
- Panama Kanalı ve Portobelo – Panama
Yosemite Ulusal Parkı – Kaliforniya

Kaliforniya’nın Sierra Nevada sıradağlarında yer alan Yosemite Ulusal Parkı, doğanın milyonlarca yıl süren büyük bir sabırla şekillendirdiği bir başyapıt. Kuvaterner buzullaşması döneminde oluşan buzullar, granit kayaçları oyarak ikonik vadiler, keskin uçurumlar, kubbemsi zirveler, morenler ve görkemli şelaleler yarattı.
Parkın en ikonik manzaralarından biri olan Yosemite Vadisi’nde, Half Dome ve El Capitan gibi doğa harikası jeolojik oluşumlar görenleri büyülüyor. Bu eşsiz coğrafya sadece kayalık yapılarıyla değil; yüksek rakımlı dağ çayırları ve dünyanın en büyük ağaç türlerinden olan dev sekoya korularıyla da dikkat çekiyor. Yosemite, her mevsim ayrı bir güzelliğe bürünen doğasıyla macera tutkunları, fotoğrafçılar ve doğa âşıkları için bir başucu rotası olmaya devam ediyor.
Kaliforniya’da hayal edilenin ötesinde bir şehir deneyimi için Hayal Edilenin Ötesinde Bir Şehir: Los Angeles içeriğimize göz atın.
Hawaiʻi Volkanları Ulusal Parkı – Hawaii

Pasifik’in ortasında yer alan Hawaii Volkanları Ulusal Parkı, dünyanın en aktif ve bilimsel olarak en çok incelenen iki volkanına ev sahipliği yapıyor: Kīlauea ve Mauna Loa. Deniz seviyesinden 4.170 metreye yükselen Mauna Loa, okyanus tabanından itibaren ölçüldüğünde yeryüzünün en büyük volkanik kütlesi olma unvanını taşıyor.
Bu büyüleyici park, volkanik patlamaların etkisiyle sürekli dönüşen bir doğa sahnesi sunuyor. Lav akıntılarıyla şekillenen kara parçaları, adeta gezegenin canlı dokusuna tanıklık etmenizi sağlıyor. Sadece volkanlarıyla değil, aynı zamanda nadir kuş türlerine ve dev eğrelti otlarıyla kaplı eşsiz yağmur ormanlarına da ev sahipliği yapan bu bölge, doğanın en ham ve dramatik yüzünü gözler önüne seriyor. Hawai kültürünün kalbinde yer alan bu park, hem bilimsel hem de ruhsal bir keşif vadediyor.
Özgürlük Heykeli – New York

1886 yılında New York Limanı’nda yükselen Özgürlük Heykeli, Amerika’nın bağımsızlığının yüzüncü yıl dönümünü kutlamak üzere Fransa tarafından hediye edildi. Frédéric Auguste Bartholdi’nin imzasını taşıyan bu anıtsal yapı, mühendis Gustave Eiffel’in geliştirdiği metal iskelet sistemiyle dönemin mühendislik harikalarından biri olarak kabul ediliyor.
Heykelin meşalesine hayat veren elektrik sistemi, tabanındaki beton temeller ve zarif hatlarını taşıyan iç çerçevesi, modern çağın simgesi haline gelmesini sağladı. Yüzünü Atlantik’e dönen Özgürlük Heykeli, yıllar boyunca milyonlarca göçmenin umutla yaklaştığı ilk siluet oldu. Bugün de özgürlük, barış ve insan hakları gibi evrensel değerlerin sessiz ama güçlü bir sembolü olmaya devam ediyor.
Şehrin hiç durmayan ritmini ve ikonik silüetini keşfetmek için Işıkların ve Hayallerin Şehri: New York Seyahat Rehberi içeriğimize göz atın.
Great Smoky Dağları Ulusal Parkı – Kuzey Karolina,
Tennessee

Amerika’nın en çok ziyaret edilen milli parklarından biri olan Great Smoky Mountains, sadece büyüleyici sisli dağ manzaralarıyla değil, aynı zamanda etkileyici ekosistem zenginliğiyle de öne çıkıyor. Kuaterner buzullaşmalarından etkilenmeden günümüze ulaşan bu eşsiz bölge, Arkto-Tersiyer Jeoflorası döneminden kalan flora ve fauna için doğal bir sığınak olma niteliği taşıyor.
Park, 3.500’ü aşkın bitki türüne ve dünyanın en büyük semender çeşitliliğine ev sahipliği yapıyor. Özellikle akciğersiz semenderleriyle tanınan bu alan, aynı zamanda kuş gözlemcilerinin ve doğa fotoğrafçılarının da vazgeçilmez duraklarından biri. Doğanın tüm sakinliğiyle hüküm sürdüğü Great Smoky Mountains, Amerika’nın biyolojik çeşitliliğini keşfetmek isteyen herkes için başlı başına bir hazine niteliğinde.
Cahokia – Illinois

Mississippi kültürünün en büyük ve en gelişmiş yerleşimi olan Cahokia, Meksika’nın kuzeyindeki en büyük Kolomb öncesi arkeolojik alan olma unvanını taşıyor. 1050 ile 1150 yılları arasında altın çağını yaşayan Cahokia, tahmini 10.000 ila 20.000 kişilik nüfusuyla adeta bir antik metropol niteliğindeydi.
Alanın en dikkat çeken yapısı ise, Amerika’daki en büyük tarih öncesi toprak yapı olan Monks Höyüğü. Yaklaşık 120 höyüğün yer aldığı bölgede, astronomik gözlemler için kullanıldığı düşünülen “Woodhenge” isimli dairesel ahşap yapı da bulunuyor. Topografyası ve yerleşim planıyla siyasi ve ekonomik hiyerarşinin izlerini taşıyan Cahokia, Kuzey Amerika’nın geçmişine dair en çarpıcı tanıklıklardan biri olarak kabul ediliyor.
Taos Pueblo – Meksika

Yeni Meksika’da, Rio Grande Nehri ve kolları boyunca uzanan Pueblo yerleşimlerinin en büyüğü olan Taos Pueblo, 13. yüzyılın sonları ile 14. yüzyılın başlarında inşa edildi ve o günden bu yana kesintisiz olarak yaşamaya devam eden nadir yerlerden biri.
Tamamı kerpiçten inşa edilmiş, çok katlı iki anıtsal bina çevresinde kurulan yerleşim; dini törenler için kullanılan kivalar, eski yapı kalıntıları ve İspanyol sömürge döneminden kalma bir Katolik kilisesiyle birlikte, Kolomb öncesi geleneklerini bugüne taşıyan özgün bir kültürün izlerini koruyor.
Taos Pueblo, yalnızca mimarisiyle değil; binlerce yıldır süregelen yaşam biçimi, inanç sistemi ve toplumsal düzeniyle de ziyaretçilere zamanın ötesinde bir yolculuk sunuyor. Yaşayan bir miras niteliğindeki bu köy, Amerika’nın yerli halklarının tarihini ve direncini anlamak için eşsiz bir durak.
Olympic Ulusal Parkı – Washington

Olympic Ulusal Parkı, Amerika’nın en etkileyici doğal zenginliklerinden biri. Ülkenin en büyük korunan ılıman yağmur ormanı alanına ev sahipliği yapan park, aynı zamanda Pasifik kıyılarının dokunulmamış şeritleri, alpin çayırları ve buzullarla taçlanan dağ zirveleriyle dört mevsimi bir arada yaşatıyor.
Yüzlerce nehir ve akarsu, somonlar da dâhil olmak üzere anadrom balık türleri için hayati öneme sahip. İzole konumu sayesinde bölge, yalnızca burada görülebilen endemik türlere de ev sahipliği yapıyor. Kuzey benekli baykuş, benekli karabatak ve boğa alabalığı gibi türler, bu eşsiz ekosistemin yıldızları arasında. Olympic Ulusal Parkı, doğa tutkunları için adeta açık hava müzesi niteliğinde.
Mamut Mağarası Ulusal Parkı – Kentucky

Tam tamına 686 kilometrelik keşfedilmiş geçidiyle, Mamut Mağarası dünyanın en uzun mağara sistemi unvanını taşıyor. İçinde 130’dan fazla farklı türe ev sahipliği yaparak, adeta yeraltı yaşamının zenginliğini gözler önüne seriyor.
Mağaranın çevresi, obruklar, yeraltı nehirleri ve devasa odalarla dolu; aynı zamanda benzersiz karst oluşumlarıyla doğa harikası bir tablo çiziyor. Üstelik, mağara sistemi, farklı sülfat minerallerinin çeşitliliğiyle jeolojik meraklılarının da ilgisini çekiyor. Mamut Mağarası, yeraltı doğasının gizemlerini keşfetmek isteyen herkes için büyüleyici bir durak.
Redwood Milli Parkı – Kaliforniya

Kuzey Kaliforniya’nın kıyısında yer alan bu eşsiz alan, bir ulusal park ve üç eyalet parkından oluşuyor. Dünyanın en uzun ağaçları olan kıyı sekoya ağaçlarının en büyük ve bitişik ormanlarına ev sahipliği yapmasıyla doğa tutkunlarının gözdesi.
Sadece devasa ağaçlarla değil; bozulmamış kıyı şeridinde özgürce dolaşan deniz aslanları, gökyüzünde süzülen kel kartallar ve zarif Kaliforniya kahverengi pelikanlarıyla da dikkat çekiyor. Doğa ile iç içe, büyüleyici bir deneyim sunan bu bölge, Amerika’nın saklı cennetlerinden biri.
Kaliforniya ruhunu en çarpıcı haliyle hissetmek için Hayal Edilenin Ötesinde Bir Şehir: Los Angeles yazımıza mutlaka göz atın.
Bağımsızlık Salonu – Pensilvanya

1753 yılında Andrew Hamilton tarafından tasarlanan bu görkemli yapı, Pensilvanya Eyaleti’nin sömürge meclisi olarak inşa edildi. Zaman içinde birkaç kez yenilense de, tarih boyunca önemli anlara ev sahipliği yapmaya devam etti. Ahşap çan kulesi, özgürlük ve umut sembolü haline gelen Özgürlük Çanı’nı barındırıyordu.
En büyük önemi ise, 1776’da İkinci Kıta Kongresi’nin burada toplanıp Bağımsızlık Bildirgesi’ni imzalamasıyla kazandı. Ardından, Amerikan Devrimi’nin ardından 1787’de Anayasa Konvansiyonu için toplanan liderler bu binada bir araya gelerek Amerika Birleşik Devletleri Anayasası’nı tartıştı ve kabul etti.
Bağımsızlık Bildirgesi ve ABD Anayasası, sadece Amerika’yı değil, tüm dünyayı etkileyen ve birçok ülkeye ilham veren evrensel belgeler olarak kabul edildi. Independence Hall ise, özgürlüğün ve demokrasinin doğduğu mekan olarak tarihteki yerini sağlamlaştırdı.
Everglades Ulusal Parkı – Florida

Florida’nın güney ucunda yer alan Everglades, kıtanın en etkileyici ekosistemlerinden birine ev sahipliği yapıyor. Tropikal ve subtropikal iklimlerin kesiştiği bu eşsiz coğrafya; tatlı ve tuzlu su bataklıkları, mangrov ormanları, tropikal sert ağaç toplulukları, çam kayalıkları ve deniz çayırı yataklarıyla geniş bir doğal mozaiği barındırıyor.
Everglades’in sakinleri de bu çeşitlilik kadar etkileyici: Nesli tükenme tehlikesi altındaki Florida panteri, zarif deniz inekleri (manatee), Amerikan timsahı ve timsahın bir arada yaşadığı nadir sulak alanlardan biri. Büyük ak balıkçıl gibi etkileyici kuş türleri de bu doğal cennetin simgelerinden. Ayrıca bölge, Ramsar Sözleşmesi kapsamında koruma altına alınmış önemli sulak alanlardan biri.
Ne yazık ki, 1993’ten bu yana tekrarlayan kasırgalar, tarım ve kentleşmenin etkisiyle bölgedeki su kalitesi ve akış rejimi bozulmuş, bu da Everglades’in UNESCO’nun Tehlike Altındaki Dünya Mirasları Listesi’ne girmesine neden olmuştu. 2010 yılında yeniden bu listeye alınan bölge, deniz habitatlarının kaybı ve tür çeşitliliğinde azalma gibi tehditlerle karşı karşıya.
Yine de Everglades, yalnızca Amerika’nın değil, dünyanın da en özel doğal hazinelerinden biri. Sessizliğin ortasında, su üstünde süzülen kuşların gölgesi ve doğanın nabzı eşliğinde keşfedilmeyi bekliyor.
Büyük Kanyon Ulusal Parkı – Arizona

Amerika’nın ikonik simgelerinden biri olan Büyük Kanyon, Colorado Nehri’nin yaklaşık altı milyon yıl boyunca sabırla oyduğu ve adeta bir sanat eserine dönüştürdüğü büyüleyici bir doğa harikası. Arizona eyaletinde yer alan bu devasa kanyon, 446 km uzunluğu, 29 km’ye ulaşan genişliği ve 1.500 metreyi aşan derinliğiyle ziyaretçilerine adeta zamanın derinliklerine bir yolculuk sunuyor.
Kanyonun duvarlarında, 2 milyar yıl öncesine uzanan jeolojik katmanlar açıkça görülebiliyor. Prekambriyen’den Senozoyik’e kadar uzanan bu katmanlar, yalnızca bilim insanları için değil, görsel bir şölen arayan doğa tutkunları için de eşsiz bir seyir imkânı sağlıyor.
Farklı yüksekliklerde değişen iklimi ve topografyası sayesinde, çöl kıyılarından yoğun çam ormanlarına kadar çeşitli yaşam alanları sunan bölge; nesli tehdit altında olan türler de dahil olmak üzere çok sayıda bitki ve hayvan türüne ev sahipliği yapıyor.
UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Grand Canyon, yalnızca bir jeolojik mucize değil, aynı zamanda her adımda sizi büyüleyen bir açık hava müzesi.
Kluane / Wrangell St. Elias / Glacier Bay / Tatshenshini Alsek – Alaska

Amerika Birleşik Devletleri ile Kanada arasındaki bu büyüleyici sınır, dünyanın kutup dışındaki en büyük buz sahasını ve etkileyici büyüklükteki buzulları barındırıyor. Sürekli tektonik hareketlerle şekillenen bölge, 5.000 metreyi aşan heybetli dağlardan okyanusa ulaşan vadilere, kıyı ormanlarından fiyortlara uzanan zengin bir ekosistem sunuyor.
Glacier Körfezi’nin göz alıcı Johns Hopkins Buzulu’ndan, Kanada’daki Kluane ve Tatshenshini-Alsek’e kadar uzanan bu dört bölge; somonların yumurtlama alanı olan berrak nehirleri, vahşi doğanın gözdeleri boz ayı, ren geyiği, Dall koyunu ve dağ keçisi gibi türleriyle doğa tutkunlarının hayranlıkla izlediği bir tabloyu andırıyor.
1979 yılında yalnızca Glacier Körfezi ile başlayan bu Dünya Mirası yolculuğu; 1992’de Wrangell–St. Elias ve Kluane, 1994’te ise Tatshenshini-Alsek’in eklenmesiyle genişletilmiş. Bugünse Kuzey Amerika’nın en korunaklı ve en çarpıcı doğa sahnelerinden biri olarak görülmeye değer bir rota sunuyor.
Yellowstone Ulusal Parkı – Wyoming , Montana , Idaho

1872 yılında dünyanın ilk milli parkı olarak ilan edilen Yellowstone, yaklaşık 9.000 km²’lik etkileyici bir alanı kaplıyor. Renklerin ve buharın büyüsüne kapılacağınız bu doğa harikası, dünyanın aktif gayzerlerinin yarısından fazlasına ev sahipliği yapıyor. Özellikle gökkuşağını andıran renkleriyle Büyük Prizmatik Kaynak, Yellowstone’un en büyüleyici doğal oluşumlarından biri olarak öne çıkıyor.
Gayzerler, sıcak su kaynakları, çamur havuzları ve fumarollerle adeta yeryüzünün kalbinin attığı bu coğrafya, aynı zamanda nadir bitki fosilleriyle bilimsel anlamda da paha biçilmez. Boz ayılar, gri kurtlar ve özgürce dolaşan bizon sürüleriyle yaban hayatın tam merkezinde hissedeceğiniz Yellowstone, aynı zamanda doğanın dengesi üzerine yapılacak her gözlem için eşsiz bir açık hava laboratuvarı niteliğinde. 1995-2003 yılları arasında madencilik tehditleri nedeniyle tehlike altındaki miraslar listesine girse de, bugün koruma altındaki en özel doğal alanlardan biri olarak varlığını sürdürüyor.
Mesa Verde Ulusal Parkı – Colorado

Amerika’nın en etkileyici arkeolojik alanlarından biri olan Mesa Verde Platosu, 6. yüzyıldan 12. yüzyıla kadar antik Pueblo halkına ev sahipliği yapmıştır. Bölge genelinde bugüne kadar 4.000’den fazla arkeolojik yapı ortaya çıkarılmış durumda. Kimi birkaç odalı küçük yapılar, kimi ise 100’ün üzerinde odaya sahip dev kompleksler olarak dikkat çekiyor. Kayalıkların içine ustalıkla inşa edilmiş bu yapılar arasında en ikonik olanlar ise Kayalık Sarayı, Balkon Evi ve Kare Kule Evi… Doğayla bütünleşen mimarisiyle Pueblo kültürünün ruhunu hissettiren Mesa Verde, Amerika’nın hem tarihi hem kültürel derinliğini yansıtan eşsiz bir durak.
Igauzu Şelalesi – Brezilya, Arjantin

Arjantin ve Brezilya sınırındaki şelale, dünyanın en büyüğü sayılıyor ve mevsimsel su seviyesine göre sayıları değişen 200 kadar daha ufak şelaleyi de beslemekte. Her iki ülkede parkurlardan yürüyerek izleme alanlarına gidilebilinir. Brezilya tarafında ayrıca asma köprü “Şeytan Boğazı” olarak bilenen bölgeye ulaşımda mevcut ve isteyenler helikopter turları da yapabilir. Arjantin tarafında doğal yaşamı bozduğu gerekçesi ile uçuşlar iptal edilmiş, alternatif olarak ekolojik tren veya şişme botlar ile gezinti yapmak mümkün. 1907 yılından beri film sektörü tarafından kullanılan şelalelerde, çekilen ünlü filmler arasında Baraka, Mr Magoo, Indiana Jones and the Kingdom of the Crystal Skull gibi yapımların yan ısıra son dönemin popüler filmi Captain America: Civil War filmi sayılabilir.
Perito Moreno Buzulu – Arjantin

Arjantin’in güneyindeki buzul bölgesi, dünyanın üçüncü tatlı su kaynağı olarak büyük önem taşıyor. Her dört, beş yılda bir kopan büyük parçalar görsel bir şölen sunmakla beraber küresel ısınmanın da en net göstergelerinden sayılmakta. Ziyaretçilerin çoğu karada kalmayı tercih etmekle beraber, isteyenler için tekne turları ve kramponlu ayakkabılar ile buzul yürüyüş turları da mevcut.
Machu Picchu – Peru

İnka imparatorluğunun zirve döneminde yapılmış binaların inşası harçsız birleşen taşlardan oluşuyor ve taşların arasına bugün dahi bıçak sokulamıyor. Üç tarafı akarsu ile çevrili şehirde saraylar, meydanlar, tapınak ve ev kalıntıları, bir zamanlar önemli şehirleşme olduğunun göstergesi. Antik kent ile aynı hat üzerinde bulunan yapı, yol ve dağlar, güneşin batış çizgisi üzerinde olduğundan bu uygarlığın derin astrolojik bilgilere sahip olduğu düşünüyor. Dağ yamacında teraslar yaratılarak şehirleşen ve ileri tarım teknikleri kullanan toplum ile ilgili yazılı kayıtlar bulunmamakta. İsteyenlerin alt günde yürüyerek ulaştı kalıntılara tren seferleri de düzenlenmekte. Doğal yaşamı korumak için tüm ziyaretçilerin rezervasyon yaptırmaları ve rehber eşliğinde gezmeleri gerekiyor.
{15452}
El Vizcaino – Kalifornia, Meksika

Körfez, Meksika’nın koruma altındaki en büyük bölgesi ve Kuzey Pasifik Gri Balinasının doğal ortamı olarak biliniyor. Ekosistem yunuslar, foklar ve denizaslanları ve çeşitli kuşlarında yaşaması ile oldukça zengin. Deniz turizmine yoğun ilgi ve çevre balıkçı köyleri ile tuz toplayanlar sebebi ile başlayan değişimleri durdurabilmek için Meksika hükümeti bölgeye gelen günlük kişi sayısında ciddi kısıtlamalar getirmek üzere olduğu için, balina meraklılarına seyahatlerinden önce gerekli rezervasyonları yapmaları öneriliyor.
Rapa Nui Ulusal Parkı – Şili

Rapa Nui’deki dört metrelik gizemli “moai” heykelleri ile ilgili hiç bilgi bulunmamakta. En yakın yerleşim biriminden binlerce kilometredeki ada, başka kültürlerden etkilenmeden günümüze ulaşabilmiş. Ziyaretçiler, heykellerin yapımında kullanılan taşların çıktığı Rano Raraku Taş Ocağındaki 400 heykeli gördüklerinde hayret edebiliyorlar. Adanın çeşitli noktalarına yerleştirilmiş heykeller ise, volkanik taştan yapıldıkları için doğa koşulları altında erozyona uğrayarak hızla bozulmakta. Adaya Santiago veya Tahiti’den uçak ile ulaşmak mümkün. Dev heykellere ilave plajlarda dalarak, sörf yaparak ve dinlenerek vakit geçirmek mümkün.
Carlsbad Mağaraları – Meksika

19. yüzyılın sonunda madenciler tarafından bulunan mağaranın en görülmesi gereken “Büyük Oda” adındaki dünyanın en büyük yeraltı salonu, 25 kat yüksekliğinde ve içinde altı futbol sahası barındıracak genişlikte. Küçük bir bölümü rehbersiz gezilebilen doğa harikasının da daha derinlere gitmek isteyenler, güvenlik sebebi ile rehber eşliğinde gezebiliyorlar. Milyonlarca yıl önce oluşmuş sarkıtları olan mağara, Chihuahuan Çölünün ortasında bulunuyor ve geceleri çölde düzenlenen yıldız turlarına da katılmak mümkün.
{17146}
Chichen Itza – Meksika

Mayaların kutsal bölgesinde tapınaklar, sütunlu geçitler ve diğer taş mabetlerin arasında en ünlüsü basamaklı piramit olarak bilinen Kukulkan Tapınağıdır. Tapınakta bulunan 365 basamak, yılın her bir günü temsil eder ve yılda iki kere oluşan gölgede yılan formu görülebilir ve güneşin batışı ile bu form merdivenleri inerek yerdeki yılan heykeli ile birleşmekte. Mayaların yüzyıllar öncesinden çağımızda kullanılan bilgilere gönderme yapması, ziyaretçileri hayrete düşürebilir. Mayaların oynadığı top oyunu dahi, günümüz futbol oyununa büyük benzerlik göstermektedir. Müthiş uygarlıklarından izler bırakarak bilinmeyen sebeple bölgeyi terk eden Mayaların izleri her mevsim görülebilir.
Arequipa – Peru

Şehir merkezindeki barok binalar beyaz volkanik taşlar kullanılarak inşa edildiği için sıklıkla deprem olmasına rağmen yapılarda hasar nadiren görülmekte. İhtişamlı katedralin arkasında yükselen El Misti Yanardağı ile de bilinen şehir, ülkenin gastronomi merkezi olarak ta tanımlandığı için şehrin en iyi restoranlarından sayılan Dimas öneriliyor. Barok dekoru ve geleneksel mutfağı ile ünlü restoranda muzlu ahtapot ve soslu alpaka tadılması gereken lezzetler arasında.
Galápagos Adaları – Ekvador

Ana karadan bin kilometre açıktaki volkanik takımadaları, dünyanın başka hiçbir yerinde bulunmayan hayvanlara ev sahipliği yapıyor. Adalarda bitki örtüsü bulunmadığından, alışılmış tropikal ada görüntüsünden oldukça farklı, hatta bazıları Ay yüzeyini andırmakta. Adada yaşayan kaplumbağa, kara ve deniz iguanaları, yılanları, kuşlar ve mercan dâhil deniz canlıları korunma amaçlı gözetim altında tutulmakta ve yerleşim bölgeleri sınırlandırılmış. Adaların birkaç tanesindeki havaalanlarından tekne ile diğer adalara geçmek veya turlar ile adaların etrafını gezmek mümkün.
{2793}
Panama Kanalı ve Portobelo – Panama

İnsan yapımı en önemli yapılardan olan kanaldan yer yıl yaklaşık 15 bin gemi geçmekte ve dünyada yapılmakta olan tüm gemiler, kanal boyutları dikkate alınarak imal edilmesi ile deniz ticaretindeki kilit rolünün önemi anlaşılabilir. Üç farklı bölümden oluşan havuzlardan geçen her gemi için okyanusa 200 milyon litre taze su verilmekte ve tonajlarına göre ücret ödenmekte. En düşük ücreti 0.36 dolar ile kanalı yüzerek geçen Richard Halliburton 1928 yılında ödemiş. 2016 baharında, kanal genişletilme çalışmalarının tamamlanması ile yoğun talebe daha iyi karşılamakta. Bir zamanlar Peru altınları, Portobelo kalesinden geçerek Panama City’e ulaştırıldığından tarihte önemli yeri olan yapı, artık basit balıkçı kasabasının bir parça olarak turizm sayesinde geçimini sağlıyor. Portobelo’nun günümüzde biraz durgun havası olsa da, her yıl binlerce hacı San Felipe Kilisesi içindeki siyah İsa heykelini görmeye geliyor ve Mart ayında Afro-kolonyal festivali olan Congos y Diablos’a da ev sahipliği yapıyor.


