Yves Rocher Vakfı’nın Plant for Life (Yaşam İçin Ağaç Dikin) projesinden ilhamla hayata geçirdiği “Yanıbaşında” sergisini, fotoğrafçı ve yönetmen Murathan Özbek’ten dinledik.
Galeri Siyah Beyaz’ın temsil ettiği sanatçı Murathan Özbek’in “Yanıbaşında” isimli solo sergisi Yves Rocher Vakfı işbirliğiyle 3-8 Aralık tarihleri arasında FAAR Gallery’de ücretsiz ziyarete açılmaya hazırlanıyor. Sergi daha sonra halka açık olarak İstanbul başta olmak üzere, büyük şehirlerde sanat severlerle buluşmaya devam edecek.
“Yanıbaşında” sergisi, izleyiciyi doğa ile insan arasında kurulan o görünmez bağa davet ediyor. Bu yolculuğun ilk adımı sizin için ne zaman atıldı?

Murathan Özbek: Doğayı çocukluğumdan beri hep büyük bir merakla izledim. Doğada daima öyküler aradım. Sanat üretim süreçlerimde de kendimi hep doğada buldum. Yves Rocher Vakfı ile tanıştığımda ‘Yaşam İçin Ağaç Dikin’ projelerinden çok etkilendim. Vakfın ‘Doğadan aldıklarımızı doğaya geri vermeliyiz.’ Yaklaşımı benim için ilham verici bir kaynağa dönüştü. Birlikte yola koyulduk. Ben ilk kez bir projemde ağaçları merkeze koydum. Onlarla daha önce kurduğum diyalogların ötesinde bir bağ kurabildim.
Ağaçlarla kurduğunuz ilişkiyi “daha önce hiç bu kadar konuşmamıştım” diyerek anlatıyorsunuz. Bu sohbetlerin size öğrettiği en çarpıcı şey ne oldu?
M.Ö: Doğanın dili insan aklının sınırlarını aşacak kadar geniş geliyor bana. Doğada gördüklerimiz, doğanın bilgisi ve hafızasının belki de küçük bir kısmı. Ağaçlara bu kadar odaklandığım için neredeyse son aylarımın her gününde mutlaka onlarla ilgili bir şey düşünür oldum. Onlara onları fotoğraflamadan da baktım, fotoğrafladıktan sonra şehre döndüğümde de. Hayatta önem verdiğim birçok duygu ve kavramın onlarla ilişkisini iyice görmeye başladığımda büyük bir hayret ve heyecan duydum. Ağaçlar gerçekten bana dokundular.
İşlerinizde sinematik bir anlatım zaten çok karakteristik bir yer tutuyor. Bu kez fotoğraf ve sinema arasında nasıl bir köprü kurdunuz?
M.Ö: Aslında benim hikayemde fotoğraf, film yapma isteğimin etkisiyle hayatıma girmişti. Annemin sinema yüksek lisansı yaptığım dönemde bana hediye ettiği kamerayla öyküler anlatmaya başlamıştım. Fotoğraf ana dillerimden biri olmadan da edebiyata, sinemaya duyduğum ilgi çok büyüktü. Görsel izler ve dünyalar yaratırken, hem fotoğrafı hem de akışkan görüntüyü birlikte ele alma fırsatım oldu. Sahneler kurmayı hep çok sevdim. Renklerle, nesnelerle, metaforlarla dolu bir atölyeye dönüştü hayatım. Bu sergideki fotoğraflarda da, o anların öncesinde ya da sonrasında sinemada olduğu gibi devam eden hikayeler saklandığını düşünüyorum.

Ekin Bernay sergide hem bir figür hem de bir rehber gibi görünüyor. Onu bu anlatının merkezinde konumlandırma fikri nasıl gelişti?
M.Ö: Ekin’le çok uzun zamandır dostuz. Birbirimizi çok iyi tanıyoruz. Bir araya geldiğimizde ve özellikle de üretirken anlamların ve ufukların genişlediğine defalarca tanıklık ettik. Doğayla ve ağaçlarla kuracağım bu diyalog içinde de Ekin’in olmasının bu sergiye bambaşka katmanlar ekleyeceğine emindim. Onun dünyayla, bedeniyle ve doğayla ilişkisine hep hayranlık duydum. Ayrıca bütün bu ilişki türlerinde samimiyetini bu kadar derinden hissettiğim bir insanın da ağaçlarla kurduğu ilişki, yan yana olmaktan çok ağaçların yanı başında olmamızı sağladı bence.
Sergi, “bakmak ile görmek, durmak ile hissetmek” arasındaki farkı izleyiciye yeniden hatırlatıyor. Bugünün hızlı dünyasında sizce ağaçlar bize neyi yavaşlatıp yeniden düşündürtüyor?
M.Ö: Hayatın bu kadar karmaşık ve hızlı aktığı zamanlarda hemen hemen hiçbir duygu kendine geniş bir yer bulamıyor. İnsan durmadan hızlanmaya çalışırken doğa kendi dengesi içinde başka bir düzeni koruyor. Ağaçlar ya da doğanın bütünü bize daima bu dengeli düzeni hatırlatıyor. Doğayla iç içe hissettiği bütün anlarda insan kendi doğasına daha çok yaklaşıyor.

Çekim sürecinde sizi en çok etkileyen, belki de içinizde bir iz bırakan bir anı bizimle paylaşabilir misiniz?
M.Ö: Bu fotoğrafları çekebilmek için yaklaşık 5000km yol yaptık. Mucizevi görüntülerle, izlerle karşılaştık. Ben kamera başında birçok kez gördüklerimin büyüsüyle büyük şaşırma tepkileri verir oldum; Çanakkale’de bir derenin ortasında, ağaçların arasındaydık. Drone ile yapmayı denediğim bir ışık tekniği düşünmüştüm. Ekin sabit bir şekilde suların ortasında duruyordu, drone yükseldi ve ilk kareyi çektiğimde Ekin’e ‘Bu ne ya?’ diye bağırıp bir anda kusmaya başladım. Bir beş on dakika kendime gelemedim. Heyecan mıdır, nedir bilmem ama hayatımda ilk kez böyle bir şey yaşadım.
Sergi, FAAR Gallery’deki gösterimin ardından büyük şehirlerde pek çok kişinin karşısına çıkacak. Çalışmalarınızın bu kadar geniş bir kitleyle buluşacak olması sizde nasıl bir heyecan yaratıyor?
M.Ö: Bir kitapta okumuştum: ‘Sen fotoğrafa bakmazsın, fotoğraf sana bakar.’ Bu cümle sadece fotoğrafı değil tüm sanatı kapsar aslında. Eserlerin karşısına kaç kişi geçerse, o kadar farklı öykü oluşur orada. Fotoğrafların daha geniş kitlelere uzanması, insanların içinde başka başka duygular uyandıracak olması beni heyecanlandırıyor. Ağaçların da bunu seveceğini düşünüyorum.
“Yanıbaşında”, izleyiciyi ağaçlarla yeni bir diyalog kurmaya davet ediyor. Bu sergiden ayrılırken insanların yanlarında hangi duyguyu taşımalarını umuyorsunuz?
M.Ö: Bu sergiyi biraz da yan yana olmayan ağaçların ormanı olarak görüyorum. İnsanların sergide bu ormanın ağaçlarına bakmalarını, onları izlemelerini istiyorum. Doğanın yanında olmakla yanı başında olmak arasındaki fark ne olabilir? Ağaçların ve doğanın bilgeliğine erişmek mümkün mü?
Yves Rocher Türkiye Pazarlama Direktörü Gizem Ürkmez Karaman’a sorduk.
Plant for Life (Yaşam İçin Ağaç Dikin) projesi dünya çapında milyonlarca ağacı toprakla buluşturdu. Bu projeyi Murathan Özbek’in sanat diliyle bir araya getirme fikri nasıl doğdu?

Gizem Ürkmez Karaman: Plant for Life (Yaşam İçin Ağaç Dikin) projesi bizim için yalnızca bir ağaç dikim hareketinden çok daha fazlası; insan ile doğa arasında unutulmuş bir bağı yeniden hatırlatma çabası. Bu nedenle projenin etkisini sadece rakamlarla değil, duygusal bir dille de aktarmayı önemsiyoruz. Tam da bu noktada Murathan Özbek’in hikaye anlatıcılığıyla kesiştik. Murathan’ın çalışmalarında ağaçlara ve doğaya duyduğu özel yakınlık, Plant for Life’ın (Yaşam İçin Ağaç Dikin) ruhuyla çok doğal bir şekilde örtüşüyor. Onun hem sinematik hem şiirsel bakışı, ağaçların yalnızca birer bitki değil; birer hafıza, tanıklık ve yaşam alanı olduğunu hissettirebilen çok güçlü bir anlatım sunuyor.
Bu iş birliği fikri, aslında tam da bu ortak duygu zemininden doğdu. Plant for Life’ın (Yaşam İçin Ağaç Dikin) küresel etkisini Murathan’ın kişisel sanat diliyle bir araya getirdiğimizde, insanlara sadece bir çevre projesinideğil, doğayla kurdukları bağı da hatırlatan bir deneyim yaratabileceğimizi gördük. ‘Yanıbaşında’ böylece, hem ağaçların insanlar olan bağını görünür kılan hem de izleyiciyi bu hikayeye duygusal bir yakınlıkla davet edenbir sergiye dönüştü.
Yves Rocher Vakfı hakkında :
1991 yılında Fransa’nın La Gacilly kasabasında Rocher ailesinin “Doğa, insanlığın geleceğidir.” inancıyla kurulan Yves Rocher Vakfı, 30 yılı aşkın süredir gezegenin iyileşmesine adanmış projeler üretiyor. Kurulduğu günden bu yana doğayı ve biyoçeşitliliği korumayı misyon edinen vakıf; bugün Plant for Life (Yaşam İçin Ağaç Dikin) programıyla 5 kıtada milyonlarca ağacı toprakla buluşturarak küresel ölçekte etki yaratıyor. Sadece ağaç dikmekle sınırlı kalmayan vakıf, Terre de Femmes (Toprağın Kadınları) ödülleriyle çevre için mücadele eden kadınları destekliyor; Türkiye’de ise Terra Incognita”, “Sessiz Gözcüler” gibi sanat projeleriyle doğa-insan ilişkisini kültürel bir hafızaya dönüştürüyor. Yves Rocher Vakfı’nın bu yıl fotoğraf sanatçısı Murathan Özbek’le hayata geçirdiği “Yanıbaşında” sergisi ise tüm bu çabaların duygusal bir devamı niteliğinde: Ağaçlarla kurulan görünmez bağı görünür kılmayı, izleyiciye doğaya yeniden bakmayı öğretmeyi hedefleyen bir anlatı.
*Bu içerik Yves Rocher iş birliğinde hazırlanmıştır.


