Derya Geylani Vuruşan ile “Sessizce Yükselen” sergisi üzerine yaptığımız röportaj, sanatçının annelikle dönüşen üretim sürecini ve camla kurduğu ritmik ilişkiyi odağına alıyor.
Derya Geylani Vuruşan’ın “Sessizce Yükselen” sergisi, sanatçının son dönem üretim pratiğine odaklanıyor. Bu röportajda serinin çıkış noktası, kullanılan malzeme ve değişen ifade dili üzerine kısa bir çerçeve bulacaksınız.
Derya Geylani – Sessizce Yükselen Sergisi Hakkında

- Yer: Pg Art Gallery, Sarıyer
- Tarih: 4 Nisan – 2 Mayıs 2026
- Ziyaret Saatleri: Pazar günleri hariç her gün 10.00-18.00
Derya Geylani Vuruşan’ın Sessizce Yükselen başlıklı sergisi, sanatçının camla kurduğu ilişkinin yeni bir aşamasını odağına alıyor. Üfleme camdan oluşan formlar, tekil bir anı temsil etmek yerine zamana yayılan, dönüşen ve süreklilik kazanan bir hareketin izini sürüyor. Sergi, sabit bir görüntü yerine akışın kendisini merkeze alan bir yaklaşım sunuyor.
Bir araya gelen cam birimler, doğrusal olmayan bir hareket örgüsü kurarak yükselme ve geri çekilme, yoğunlaşma ve seyrelme gibi karşıt durumları aynı yapı içinde buluşturuyor. Sanatçının kişisel dönüşümleri, malzemenin katmanlarında hissedilen bir ritme dönüşürken; camın kırılgan yapısı zaman, beden ve değişim kavramlarıyla ilişki kuran çok katmanlı bir ifade alanı oluşturuyor.
Hamilelik ve “Yükselme” Kavramı



“Sessizce Yükselen” ismi çok güçlü. Bu sergideki “yükselme” fikrini siz nasıl tarif edersiniz?
‘Sessizce Yükselen’, iki yıllık annelik deneyimim boyunca dönüşen duygusal ve bedensel süreçlerin bir yansımasıdır. Bu süreçte, bedenimde yaşadığım değişimler zamanla içsel bir duygu diline evrildi. Çalışmalarımda ‘yükselme’ kavramını, tıpkı denizin gelgitleri gibi süreklilik gösteren, ritmik ve katmanlı bir dönüşüm olarak ele alıyorum.
Bu içsel hareketi, suyla kurduğu kavramsal ve duyusal yakınlık nedeniyle, şeffaflığı ve kırılganlığıyla öne çıkan cam malzeme üzerinden görünür kılmayı tercih ediyorum.
Bu Sergide Kontrol Yerine Teslimiyet Var



Daha önce işlerinizde gördüğümüz ani hareketler burada daha sakin, dalga gibi ilerliyor. Bu değişim nasıl ortaya çıktı?
Önceki serilerimde daha çok belirli bir ana ve o anın yoğunluğuna odaklanırken, bu sergide odağım sürecin kendisine kaydı. Akışa uyumlanmak ve o akışın içinde kalabilmek, üretim pratiğimin merkezine yerleşti. Bu yaklaşım, kontrol etme arzusundan ziyade sürece teslim olmayı; anlık kesitler yerine süreklilik ve dönüşüm fikrini öne çıkarıyor.
Bu dönüşümü, tıpkı denizin suyla şekillenen ritmi gibi düşünüyorum: gelgitler, tekrarlar ve süreklilik içinde biçimlenen bir hareket. Dolayısıyla işlerimdeki hareket dili de keskin ve ani jestlerden, daha akışkan, dalga benzeri ve zamana yayılan bir forma evrildi.
Üfleme Camın Üretim Süreci



Camla çalışırken hep bir akış hissi var. Bu seride zamanı ve hareketi nasıl yakaladınız?
Camla çalışırken benim için hareket, tek bir anın içinde donup kalan bir şey değil, aksine, malzemenin kendi doğasında zaten var olan süreklilik hissi. “Sessizce Yükselen”de zamanı, tekrar eden ama her seferinde biraz değişen bir ritim olarak düşünmeye çalıştım. Üfleme camın üretim süreci zaten bunu taşıyor: nefes, ısı, yerçekimi ve elin müdahalesi arasında sürekli bir salınım var.
Bu seride “sıçrama” gibi tekil ve ani bir hareketten uzaklaşarak, daha dalgalı ve zamana yayılan bir form dili aradım. Her parça kendi içinde bir anı temsil etmekten çok, bir sürecin farklı yoğunluklarını taşıyor. Bir araya geldiklerinde de doğrusal olmayan bir hareket örgüsü oluşuyor; yükselme, geri çekilme, yoğunlaşma ve hafifleme birbirinin içine geçiyor.
Zamanı yakalamak yerine, onun içinden geçmesine izin vermek gibi düşünebilirim bunu. Camın donmuş gibi görünen hali aslında hareketin tamamen durmadığı bir eşik. Ben de bu eşikte, bedenin ve malzemenin birlikte kurduğu o sessiz ritmi görünür kılmaya çalıştım.
Kişisel Dönüşüm ve Camın Değişimi

İşlerinizde kişisel bir dönüşümden bahsediliyor. Bu süreç üretimlerinize nasıl yansıdı?
Bu sergide kişisel dönüşüm daha çok üretim sürecinin içine sızan, malzemeyle birlikte hareket eden bir durum olarak var.
Önceki işlerimde daha çok ani kırılmalar, sıçramalar ve tekil anlar üzerinden bir hareket dili vardı. Bu süreçte ise bunun yerini daha uzun soluklu, dalgalı ve tekrar eden bir ritim aldı. Kendi içimde yaşadığım değişimler de buna paralel şekilde çalıştı; hızlı tepkilerden çok, kabulleniş ve adapte olma hâli öne çıktı.
Camla üretirken bu dönüşüm çok fiziksel bir şeye dönüşüyor aslında. Nefesin, bedenin ve ısının sürekli değişen dengesi içinde çalışırken, kontrol etme isteğinden çok sürece uyumlanma hâli belirleyici oluyor. Bu da işlerime daha yavaş, katmanlı ve zamana yayılan bir hareket hissi olarak yansıdı.
Sonuçta kişisel olan şey doğrudan görünür olmaktan ziyade, formun içinde bir titreşim gibi kalıyor izleyiciye aktarılan da bu içsel salınımın kendisi oluyor.
“Sergiye Gelenlerin Fiziki Bir Etki Görmesini İstiyorum”


Sergiyi gezen birinin içerden nasıl bir hisle çıkmasını istersiniz?
Sergiden çıkan birinin net bir “yorum”la değil, daha çok bedensel bir hisle ayrılmasını isterim. Sanki içeride bir süre kendi ritmini yavaşlatmış, farklı bir zamansallığın içine girmiş gibi hissettirmesi.
İzleyiciye tek bir anlam ya da sonuç bırakmaktan çok, bir tür salınım hissi bırakmak benim için daha önemli. Yükselme ve geri çekilme arasında gidip gelen, tam sabitlenmeyen bir duygu hali. Belki adı konmayan ama bedenin hatırladığı bir şey.
Dışarı çıktığında da o sessiz hareketin tamamen bitmemesi, günlük zamana geri dönerken bile küçük bir yankı olarak devam etmesi hissi. Aslında istediğim şey bu, sergi bittikten sonra bile bir süre daha içerde kalmaya devam eden, yavaş ve sessiz bir iz.


