Bir bedenin görüntüsü değiştiğinde ona dair düşüncelerimiz de değişir mi? Marta Syrko ile RUZY Gallery’deki “Immersion: Seeing Otherwise” sergisi üzerinden suyun dönüştürücü etkisini, sanat tarihinden gelen ilhamı ve bedenlere daha şefkatli bakmanın yollarını konuştuk.
Bir Bakışta Marta Syrko, Immersion Seeing Otherwise
Fotoğraf sanatçısı Marta Syrko, RUZY Gallery’de sanatseverlerle buluşan “Immersion: Seeing Otherwise” sergisinde suyun bedeni dönüştürme gücünü ve kendi korkularıyla kurduğu ilişkiyi ele alıyor. Sanat tarihinden heykelsi referansları mapping teknolojisiyle bir araya getiren Syrko, izleyiciyi bedene ve kusurlara daha şefkatli bir pencereden bakmaya davet ediyor.
Marta Syrko’nun fotoğraflarında su, bedenin hatlarını değiştiriyor; bir ayrıntıyı görünür kılarken diğerini saklıyor. İlk bakışta sakin, hatta rüya gibi görünen bu görüntülerin arkasında sanatçının kendi korkusuyla kurduğu ilişki de var. Syrko, kendisini tedirgin eden bir malzemeyle çalışırken hem sınırlarını hem de gördüklerine dair ilk yargılarını sorguluyor.
Ruzy Gallery, 1 Ekim–20 Kasım 2026 tarihleri arasında fotoğraf sanatçısı Marta Syrko’nun Immersion: Seeing Otherwise başlıklı kişisel sergisine ev sahipliği yapıyor. 212 Photography Istanbul ile eş zamanlı olarak sanatseverlerle buluşan ve galerinin ilk fotoğraf sergisi olma özelliğini taşıyan Immersion: Seeing Otherwise, fotoğrafın sınırlarını video, ışık ve hareketle genişleten mapping teknolojisiyle hazırlanmış interaktif bir video enstalasyonunu da izleyiciyle buluşturuyor. Sergi için özel olarak hazırlanan çalışma, projeksiyonların galeri mekânıyla etkileşime girmesiyle izleyiciyi eserin içine dahil ediyor; fotoğrafı yalnızca bakılan bir görüntü olmaktan çıkararak fiziksel olarak deneyimlenen bir alana taşıyor.
Suyun Değiştirdiği Görüntüler

Immersion: Seeing Otherwise, yalnızca suya değil, görme eyleminin kendisine de dikkat çeken bir başlık. Sergiyi ortaya çıkaran ilk düşünce, imge ya da deneyim neydi?
Sergi, uzun zamandır çalışmalarımda yer alan soruları bir araya getiriyor: Bedeni nasıl görüyoruz, dış görünüş bir insanı anlamamızı nasıl etkiliyor ve algımız ne kadar kolay değişebiliyor?
Su, bu sorulara fiziksel bir biçim kazandırıyor. Kişi aynı kaldığı hâlde bedeni parçalanmış, uzamış ya da neredeyse soyut bir biçimde görünebiliyor. Gördüklerimizle bildiğimizi düşündüklerimiz arasındaki mesafeyle ilgileniyorum.
Benim için Seeing Otherwise, alışılmadık bir görüntünün alıştığımız bakış biçimini kesintiye uğratmasına izin vermek demek. Sergi, bu belirsizlikle biraz zaman geçirmeye ve ilk izlenimlerimizi sorgulamaya davet ediyor.
Sanatsal üretiminizde suya tekrar tekrar dönüyorsunuz. Su, başka hiçbir malzemenin ya da ortamın sunamadığı neyi sunuyor?
Su aynı anda birkaç şeyi değiştiriyor: ışığı, ağırlık hissini, bedenin hatlarını ve hareketin görünür olma biçimini. Bir insanın bir bölümünü ortaya çıkarırken başka bir bölümünü gizleyebiliyor. Beni tekrar tekrar kendine çeken de bu belirsizlik.
Cam, yansımalar ve başka malzemelerle de çalışıyorum ama su sürekli hareket ediyor. Neye baktığımı tam olarak kavrayamadan görüntü değişebiliyor. Bu da dikkatimi canlı tutuyor. Son derece fiziksel bir şeyle çalışırken hafızaya, duyguya ya da bir rüyaya yakın hissettiren görüntüler üretmeme olanak tanıyor.
Gördüklerimizle bildiğimizi düşündüklerimiz arasındaki mesafeyle ilgileniyorum.
Su; ışığı, hareketi ve bedenin biçimini öngörülemeyen şekillerde değiştirebiliyor. Çekimlerin ne kadarını önceden planlıyor, ne kadarını rastlantıya bırakıyorsunuz?
Sürecim araştırmayla başlıyor. Sanat tarihi alanındaki akademik geçmişim, araştırmayı çalışma biçimimin kalıcı bir parçası hâline getirdi. Okumaya, referanslar toplamaya ve görüntüyle ne anlatmak istediğimi düşünmeye zaman ayırıyorum. Çekime genellikle belirli bir yön duygusuyla geliyorum: bedene, bir jeste ya da ışıkla gölge arasındaki ilişkiye dair bir fikirle.
Ama görüntünün çekim sırasında gelişebilmesi için de alan bırakıyorum. Beklenmedik bir yansıma ya da biçim bozulması, hayal ettiğim kompozisyondan daha ilginç bir şey sunabiliyor. Sanata duyduğum sevginin yaratıcı bir pratiğe dönüştüğü yer de burası: Üzerinde çalıştığım, öğrendiğim her şey, o anları fark etmeme ve bilinçli karşılıklar vermeme yardımcı oluyor. Bu birikim bana deneme yapma ve önceden planlayamayacağım bir şeyin peşinden gitme cesareti veriyor.
Sanat Tarihinden Yaşayan Bedenlere

Çalışmalarınızda güçlü ışık-gölge karşıtlıkları, heykelsi bedenler ve zaman zaman Barok resmi çağrıştıran kompozisyonlar öne çıkıyor. Bir görüntü oluştururken belirli sanat eserlerinden mi yola çıkıyorsunuz, yoksa bu referanslar daha sezgisel biçimde mi ortaya çıkıyor?
İkisi de oluyor. Rönesans resmine, Antik Yunan ve Roma heykellerine bakarak çok zaman geçirdim. Michelangelo, Bernini ve Rodin gibi sanatçılar; jestleri, gerilimi ve bedenin ifade olanaklarını kavrayışımı etkiledi. Bu referanslar artık bakışımın bir parçası.
Bazen bağlantı çok belirgin olabiliyor. Genel üretimim içinde, elli yaşın üzerinde, tek kolu olan ve çıplak poz vermeyi seçen sivil bir kadın olan Lora’yı fotoğrafladım. Bana Botticelli’nin Venüs’ün Doğuşu tablosundaki Venüs’ü hatırlattı. Bu çağrışım, onunla tanışırken ve fotoğrafını çekerken ortaya çıktı.
Beni ilgilendiren, sanat tarihinden bir imgenin yaşayan bir insanla ve onun deneyimiyle buluştuğunda nasıl başka bir anlam kazandığı. Görüntüyle birlikte bağlam da değişiyor. Tanıdık bir figür, başka bir hayatla, bedenle ve geçmişle ilişki kuruyor. Bu karşılaşma, zaten anladığımızı düşündüğümüz bir şeyi yeniden değerlendirmemizi sağlayabiliyor; hem özgün esere hem de karşımızdaki insana bakışımızı değiştiriyor.
Sualtı fotoğrafçılığı çoğunlukla kusursuz, rüya gibi görüntülerle ilişkilendiriliyor. Bu tanıdık estetiğin ötesinde, beden ve gerçeklik hakkında neyi görünür kılmak istiyorsunuz?
Bedenle, deneyimleri taşıyan bir şey olarak ilgileniyorum: yaşı, arzuyu, kırılganlığı, hafızayı ve değişimi. Bir fotoğraf görsel olarak güzel olabilir ve yine de bir insanı karmaşık kılan her şeye alan bırakabilir.
Genel üretimimde, özellikle de Sculptural serisinde, savaşta yaralanmış insanlarla çalışıyorum. Bu, bir bedende okuduğumuz hikâyelere ve ona bakarken taşıdığımız varsayımlara daha fazla dikkat etmemi sağladı.
Beni aynı zamanda tedirgin eden bir malzemeye çekilmekte çok kişisel bir yan var.
Suyla ilişkim korkuyu da içeriyor. Bu seri üzerinde çalışmak, kendi varsayımlarımla ve korkunun benim için çizdiği sınırlarla yüzleşmek anlamına geliyor. Beni aynı zamanda tedirgin eden bir malzemeye çekilmekte çok kişisel bir yan var. Bir görüntünün sakin ya da rüya gibi niteliği, bu gerilimi de içinde barındırabiliyor.
Suyla birlikte bedenin tanıdık hatları belirsizleşiyor. Bu belirsizliğin, neyin güzel, eksiksiz ya da normal olduğuna karar vermeden önce daha dikkatli bakmamızı sağlayıp sağlayamayacağıyla ilgileniyorum. Süreç benden de benzer bir şey istiyor: İlk tepkimi sorgulamamı ve keşfedebileceklerime açık kalmamı.
Kameranın Önünde Güven ve Keşif

Sualtında fotoğrafladığınız insanlarla güven ilişkisini nasıl kuruyorsunuz? Onların hareketleri ve tepkileri son görüntüyü ne ölçüde şekillendiriyor?
Benim için güven, kameranın önündeki insanın kendine ait duyguları, sınırları ve beklentileri olduğunu kabul etmekle başlıyor. Fotoğraflanmak insanı savunmasız hissettirebilir; suyun içinde olmak da bu deneyime başka bir boyut ekliyor. Nelerin mümkün olacağını, o kişinin kendini ne kadar rahat hissettiği belirlemeli.
Portreyi bir karşılaşma olarak görüyorum. Ben bir fikir ve görsel dil getiriyorum; karşımdaki kişi ise benim yaratamayacağım bir varlık katıyor. Jestleri ve tepkileri, görüntüye dair düşüncemi değiştirebiliyor. Buna dikkat etmeyi ve fotoğrafın aramızdaki etkileşimle gelişmesine izin vermeyi önemsiyorum.
Ortaya çıkan görüntü, ikimizden de bir şeyler taşıyor. İnsanları fotoğraflamayı benim için bu kadar anlamlı kılan da bu.
Fotoğraflarınızda gördüğümüz dönüşümün ne kadarı çekim sırasında suyun içinde doğal olarak gerçekleşiyor, ne kadarı ışık, sahneleme ve çekim sonrası işlemlerle oluşturuluyor?
Temel etkileri çekim sırasında yaratmayı tercih ediyorum. Su, cam, yansımalar ve ışık, fotoğrafladığım kişiyle yaşadığım gerçek karşılaşmanın bir parçası. İmkânsız gibi görünen bir şeyin kameranın önünde gerçekleştiğini keşfetmekten keyif alıyorum.
Işık ve sahneleme önemli; çünkü hangi ayrıntıların görünür olacağını, hangilerinin kaybolacağını etkiliyorlar. Çekim sonrası işlemlerin de bir yeri var ama dijital müdahaleye fazla yaslanmamayı tercih ediyorum.
Fiziksel süreç benim için önemli. Bir yansımanın değişmesi ya da bir yüzeyin bedeni farklı göstermesi, beni sonradan kurgulamayı düşünmeyeceğim bir yere götürebiliyor. Tamamlanmış fotoğrafta o keşiften bir şeyler korumak istiyorum.
İlk İzlenimin Ötesine Bakmak

Sergi, fotoğrafı, videoyu ve mekânsal öğeleri bir araya getiriyor. Galeride yarattığınız deneyim, bu eserlerle bir ekranda ya da basılı olarak karşılaşmaktan nasıl ayrılıyor?
Fotoğrafı, videoyu ve mekânsal öğeleri bir araya getirirken beni ilgilendiren, izleyiciye zamanı farklı biçimlerde deneyimleme olanağı sunmak. Fotoğraf bir anı sabitliyor. Video ise bir hareketin ya da dönüşümün sürmesine izin veriyor.
Galeride kendi hareketiniz de bu karşılaşmanın parçası hâline geliyor. Bir görüntüye yaklaşıyor, geri çekiliyor ve onu diğer eserlerle ilişkisi içinde fark ediyorsunuz. Ölçek ve mesafe, ne gördüğünüzü ve nasıl karşılık verdiğinizi etkiliyor.
Amacım, dikkatin uzun süre korunabileceği bir alan yaratmak. Ziyaretçilerin görüntülerle zaman geçirmelerini ve izlenimlerinin nasıl değiştiğini keşfetmelerini istiyorum. Serginin fiziksel ortamı, bu sürece ekranda tek tek fotoğrafları kaydırarak bakmaktan farklı bir ritim kazandırıyor.
Bugün görüntüler çoğu zaman birkaç saniye içinde tüketiliyor. Sizce bir fotoğrafın izleyiciyi gerçekten durdurmasını ve dikkatini korumasını sağlayan nedir?
Benim için bu, çoğu zaman hemen çözülemeyen bir gerilim. Önce ışık ya da kompozisyon sizi çekebilir; ardından bir jest, bir ifade ya da tam olarak tanımlayamadığınız bir şey sizi orada tutar.
Sergilerde insanları izlemeyi seviyorum. Bazen sessizleşiyorlar, bazen yanlarındaki kişiyle konuşmaya başlıyorlar. Bu anlar benim için çok anlamlı; çünkü fotoğraf artık başka birinin deneyiminin parçası oluyor.
Bir görüntü, ilk izlenimin ardından hâlâ keşfedilecek bir şeyler varsa dikkatimizi korur. Bize yeniden bakmak için bir neden verir.
Ziyaretçilerin serginin ardındaki bütün fikirleri anlamış olmak yerine, yanlarında tek bir duygu ya da soruyla ayrılmalarını isteseydiniz bu ne olurdu?
Merakla ve kendi bedenleri de dâhil olmak üzere karşılaştıkları bedenlere biraz daha şefkat duyarak ayrılmalarını isterdim.
Belki de soru şu olurdu: “Neyi görmeyi, neyi gözden kaçırmayı öğrendim?” Bir görüntüye bakarken güzellik, güç, kırılganlık ve kimlikle ilgili pek çok düşünceyi de beraberimizde getiriyoruz. Umarım sergi, bu düşüncelerin biraz esneyebildiği bir an yaratır.
Ziyaretçilerin her referansı anlaması gerekmiyor. Bir fotoğraf akıllarında kalıyor ve sonrasında birine bakışlarını değiştiriyorsa, benim için önemli olan bu.
Neyi görmeyi, neyi gözden kaçırmayı öğrendim?
Immersion, fotoğrafın 200. yılının kutlandığı bir yılda, 212 Photography Istanbul’un paralel programı kapsamında sunuluyor. İki yüzyılın ardından, sizce fotoğrafın hâlâ keşfedilmemiş alanları nerede?
Fotoğrafçı, fotoğraflanan kişi ve izleyici arasındaki ilişkide hâlâ keşfedilecek çok şey olduğunu düşünüyorum. Her görüntü, kimin deneyiminin görünür hâle geldiğine ve bu deneyimin nasıl anlaşıldığına ilişkin seçimler içeriyor. Hayatlarımız ve toplumlar değiştikçe bu sorular da değişmeye devam ediyor.
Fotoğrafın heykel, performans, sinema ve fiziksel mekânla kurduğu bağlar da ilgimi çekiyor. Bu karşılaşmalar, bir görüntüyü nasıl deneyimlediğimizi ve fotoğrafın kendisini nasıl anladığımızı değiştirebiliyor.
Benim için keşfedilmemiş alanlar arasında, tek bir biçimde görmeye fazlasıyla alıştığımız şeyler de var. Fotoğraf, bizi farklı bir dikkatle yeniden onlara yöneltebilir. Birbirimize nasıl baktığımız konusunda hâlâ keşfedilecek çok şey var.
Kapak: Marta Syrko, Submerged


