59. Venedik Bienali'ne Dair Her Şey

59. Venedik Bienali'ne Dair Her Şey

Pandemi sebebiyle üç yıllık aradan sonra izleyicisine kavuşan 59. Venedik Bienali’ni, koleksiyoner Feride İkiz anlattı.

Feride İkiz

Fotoğraf: Şeref Yılmaz

Dünyanın en prestijli uluslararası sanat etkinliklerinden biri olan Venedik Sanat Bienali, geçtiğimiz nisan ayında 59. kez kapılarını izleyicilere açtı. Mimarlık bienali ile dönüşümlü olarak her iki yılda bir düzenlenen Venedik Sanat Bienali, pandemi sebebiyle üç yıllık aradan sonra izleyicisine kavuşmuş oldu. Geçimini neredeyse sadece turizmden kazanan Venedikliler için korkunç geçen bir dönemin ardından, önce 2021 yazında yerli turizme kapılarını açan Venedik bir nevi bienal ile de uluslararası ziyaretçilerini ağırlamaya başladı.

Ben sanat yazarı veya eleştirmeni değilim ancak dünyanın çeşitli yerlerindeki sanat bienallerini yıllardır düzenli olarak takip eden bir izleyiciyim. OGGUSTO ekibi benden bienal ile ilgili yazı istediğinde bu çalışkan ve üretken ekibi kıramadım, hele de sözkonusu olan Venedik Bienali olunca…

Benim için çok özel bir destinasyon Venedik. İlk olarak 35 yıl önce ilkokuldayken folklor ekibiyle İspanya’ya uluslararası dans festivaline otobüsle giderken durak noktalarımızdan biri olmuştu. Kanalları ve gondollarıyla 11 yaşında bir kız çocuğu için son derece büyüleyici bir şehirdi Venedik. Bu büyü benim için hiç bozulmadı hatta hayatımdaki yeni keşiflerle etkisini artırmaya devam etti. İşte bu nedenle olsa gerek ki hâlâ devam eden Ukrayna savaşına, aşırı artan seyahat maliyetlerine ve pandemiye rağmen kendimi kandırıp haklı bir bahane buldum ve ‘‘early bird’’ bilet satışlarının son gecesine yetişip eşim ve kızımla beraber biletlerimizi alıp bienal planları yapmaya başladım.   

Bu yazımda 59. Venedik Bienali’nin ana temasını, ana sergilerini, görülmeden gelinmemesi gereken ülke pavyonları ve bienal yan etkinliklerini anlatırken müsaadenizle arada kendi Venedik hikâyeme de değineceğim. Zira 2017’de Christine Macel’in küratörü olduğu 57. Venedik Bienali Viva Arte Viva’nın benim koleksiyon hikâyemde önemli bir yeri olduğunu düşünüyorum. Macel, 122 yıllık tarihe sahip Venedik Bienali’nin 4. kadın küratörü (ve ilk Fransız asıllı kadın küratörü) oldukça cesur bir işe kalkışmış, 57. bienalini ağır bir tema etrafında toplamaktan ziyade sanatçıların yaratıcı eylemine odaklanmış yaşadığımız dünyaya canlılık enjekte etmeye vurgu yapmıştı. Sanatı ve sanatçıyı tutkulu bir haykırışla ele almayı tercih etmiş pozitif bir enerji ile bienal sergisini genç sanatçılara, genç kaybettiğimiz sanatçılara ve hak ettiği bilinirliğe sahip olmayan sanatçılara bir nevi adamıştı. Sözü onlara bırakmış, mesele ettikleri farklı konuları ele almalarına imkan tanımıştı. Gerek medyum olarak gerekse konuları itibariyle oldukça cesur işlerin olduğu bir bienal idi. 

Birçok video işine ve yerleştirme sanatı örneklerine de yer verilen 57. bienal kendi koleksiyon hikâyemin gelişimine yakından şahit olan ailem tarafından bazı çılgınlıklarımın hoşgörü ile karşılanmasına da bir altyapı oluşturdu diye düşünüyorum. O sene 10 yaşında olan ve aynı gün içinde Giardini’den Arsenale’ye saatler süren yabancı rehberli tura eşlik eden kızıma ve tabii ki de eşime çok şey borçluyum. O günden sonraki sanat seyahatlerimizi özgürce planlama cesaretini bana kazandırdılar. Aile tarafında takdir gördüğüm hoşgörüde her sergi sonrası hatıra olarak kızıma aldığım kalem ve silgilerin, eşime ısmarladığım Campari ve cicchetti’lerin (Venedik usulü mezeler) payı da yok değil.

2019 yılında düzenlenen 58. Venedik Bienali’ni de anmadan edemeyeceğim. 2006’dan beri Hayward Gallery Londra’nın direktörü olan Ralph Rugoff’un küratörü olduğu bienalin başlığı bir İngiliz deyiminden geliyordu; “May you live in interesting times.” Yaygın inanışa göre geleneksel bir Çin laneti olduğu düşünülen bir söz; Hayatın ilginç olmayan dönemlerinin genelde daha huzurlu olduğunu, son derece ilginç olan dönemlerinin ise de sorunlu dönemler olduğunu anlatan. Birine lanet okumak istediğinizde ‘‘enteresan zamanlarda yaşayasın inşallah’’ diyorsunuz bir nevi. Pandemi döneminde başımıza gelenler sık sık Rugoff’u ve bu son bienali anmama sebep olmuştu. Umarım hepimiz yaşamımız boyunca gördüğümüz en ilginç dönemi arkamızda bırakmışızdır.

59. Venedik Bienali’nin Tüm Detayları

Gelelim bu sene pek çok ilklerin olduğu 59. Venedik Bienali’ne... Küratör Cecilia Alemani, Venedik Bienali kürasyonunun emanet edildiği ilk İtalyan kadın olma özelliğini taşıyor. Sergi adını sürrealist sanatçı Leonora Carrington’ın (1917-2011) yazdığı bir çocuk kitabından alıyor: ‘The Milk of Dreams. Sanatçı kitabında genç ve yaşlı herkesi korkutan, korkunç görünüşlü melez ve mutant yaratıkların olduğu, hayal gücüyle sürekli yeniden tasavvur edilen, herkesin değişebileceği dönüşebileceği sihirli bir dünyayı anlatıyor. Bu sergi boyunca vücudun metamorfozu ve insanın tanımlamaları ile ilgili çıkacağınız hayali yolculuğa Carrington’ın yaratıkları eşlik ediyor.

Teknolojik değişimin yarattığı baskılar, artan toplumsal gerilimler, süregelen bir pandemi ve çevre felaketleri ölümlü bedenler olarak bize her gün ne yenilmez ne de kendine yeten varlıklar olmadığımızı hatırlatıyor. Sergi hazırlıkları boyunca sanatçılar ve küratör arasındaki diyaloglarda ortaya pek çok soru çıkıyor. İnsanın tanımı nasıl değişiyor? Hayat nedir? İnsan, bitki, hayvan ve insan olmayanı ne ayırt ediyor? Gezegene, diğer insanlara diğer hayat formlarına karşı sorumluluklarımız neler? Bu sorulara yanıt bulmaya çalışan bienal 58 ülkeden 213 sanatçının eserini içeriyor, diğer bir ilk katılan sanatçıların %90’ından fazlasının kadın olması, beyaz erkek egemen dünyaya başkaldıran bir duruşu var bu seneki bienalin. Bienal üç temaya odaklanıyor. Vücudun temsili ve metamorfoz, birey ve teknoloji arasındaki ilişki ve son olarak beden ve dünya bağlantısı.

Sergi, beş tarihi ‘‘zaman kapsülü’’ içine çekiyor sizi. 19. yüzyıldan itibaren farklı bölge ve sanat akımlarından gelen sanat eserlerini içeriyor. Erkek merkezli sanat tarihinin yazmadığı değerli kadın sanatçılara yer vererek farklı bir sanat tarihi yazımının önünü açıyor.

Sanatçı Andra Ursuta’ın eseri

Sanatçı Cosima von Bonin’ın bir eseri

Her bienal olduğu gibi ziyaretimize Giardini’den başlamayı tercih ediyorum. Küratörün ana sergisinde dikkatinizi esirgememeniz gereken çok sanatçı ve eser var burada ancak bir kısmına değinebileceğim. Giardini girişinde sizi Cosima von Bonin’in eğlenceli bir parti yapan köpek balıkları karşılıyor. Arkasından Katharina Fritsch’in realistik ama yeşil renkli fil heykeli karşınıza çıkıyor. Bu heykel bienaller başlamadan çok önce Giardini’de mahkum bir hayat yaşayan Toni isimli fili aynı zamanda hatırlatıyor. Bir bütün olarak okunması gereken sergiden aklımda kalan isimlerden/işlerden bazıları Andra Ursuta’nın hybrid yaratıkları Josephine Baker, Mrinalini Mukherjee, Simon Fattal, Rosa Rosa, Nan Goldin, Cecilia Vicuna, Chiara Enzo, Julia Phillips, Charline Von Heyl, Carla Accardi, Sara Enrico, Sable Elyse Smith, Laura Grisi, Aneta Grzeszykowska, Müge Yılmaz, Elaine Cameron-Weir ve Birgit Jürgenssen.

Sanatçı Simone Leigh’ın eseri

Sanatçı Simone Leigh’ın eseri

Sanatçı Simone Leigh’ın eseri

Giardini’de muhakkak görülmesi gereken ülke pavyonları arasında Art Newspaper’ın seçtiklerini ve kendi beğendiklerimi not ediyorum: ABD (Simone Leigh), Kanada, Kore, Belçika, Fransa, Sami (Nordik), Venedik, Sırbistan, İngiltere (Sonia Boyce), Mısır, Avusturya, Ukrayna meydanı yerleştirmesi. Bu sene Altın Aslan’ın iki önemli kadın sanatçıya, uluslararası sergide Simone Leigh’e, ülke pavyonlarında da Sonia Boyce’a verildiğini de hatırlatmadan geçmeyeyim. Romanya pavyonuna 45 dakikalık videonun başlangıcını denk getirip izlemek lazım. İzlemesi zor ama etkileyici diye belirtiliyor benim incelediğim eleştirilerde. Son derece liberal olduğum halde, kapısında +18 ibaresi var mı yok mu kontrol dahi edemeden bu pavyonu atlamayı tercih ettim bu sefer. Bu linkte seçtiğim pavyonlardan bazıları ile ilgili detaylı bilgiye ulaşabilirsiniz.

İkinci ana bienal mekânı Arsenale, biliyorsunuz cephanelik demek. Venediklileri denizcilikleri ile meşhur milletlerdendir. Arsenale ve civarı da savaş gemileri imalatı yapılan cephane üretilen bölge. Ne zaman Arsenale civarında yürüsem aklıma tarihte sıklıkla Osmanlı donanması ile mücadele eden Venedik askerleri ve savaşlar gelir. Cy Twombly’nin monumental resim serilerinden biri olan Leopold savaşı serisi – 2001, 1571’de İnebahtı’da Osmanlı devleti ile haçlılar arasında yapılan deniz savaşını anlatır. II. Selim zamanı İspanyol, Venedik ve Papalık birliklerinden oluşan koalisyonla savaşan Osmanlı  donanması büyük zarar görür. Tarih bu savaşı yükselme döneminde donanmanın aldığı en büyük yenilgi olarak yazacaktır. Ne enteresan ki İspanyol yazar Cervantes bu savaşta elinden ve göğsünden yaralanmıştır. Özellikle Arsenale civarında sokaklarda yer yer Osmanlı askeri ve korsanı figürlerinin yer aldığı büstlere rastlamak mümkün.

Gabriel Chaile’in eseri

Tau Lewis’in eseri

Tetsumi Kudo’nun eseri

Arsenale’deki bienal ana sergisinde dikkatimizi çeken sanatçılar pek tabii ki Simone Leigh, Gabriel Chaile, Niki de Saint Phalle, Luiz Roque, Ruth Asawa, Emma Talbot, Tau Lewis, Delcy Morelos, Marianne Brandt, Gianni Censi, Elsa Von Freytag-Loringhoven, Rebecca Horn, Belkis Ayon, Noah Davis, Felipe Baeza, Tetsumi Kudo, Barbara Kruger, Elias Sime, Precious Okoyomon, Sandra Mujinga.

Arsenale’de muhakkak görülmeli diyebileceğim pavyonlar arasında, Yeni Zelanda, Türkiye, Malta, Letonya, Lübnan, ve İtalya’yı sayabilirim. Özel projelerden Sophia Al-Maria’nın Tiger Strike Red işi de incelenmeye değer. Bu pavyonlardan bazıları ile ilgili bilgileri Artreview’un bu linkteki yazısında bulabilirsiniz.

Füsun Onur’un  “Once upon a time” isimli yerleştirmesi

Türkiye Pavyonu bu sene kavramsal sanatın öncü isimlerinden Füsun Onur’a emanet idi. Bige Örer’in küratörü olduğu sergide “Once upon a time” isimli yerleştirmesi ile Füsun Onur teli büküp eğerek yarattığı pinpon kafalı kedi ve fare figürleri ile sessiz bir masal anlatıyor. Bu masalda geleceğimizi tehdit eden insanmerkezci sisteme başkaldıran kedi ve farelerin hikâyesine şahit oluyorsunuz. Yerleştirmenin ışıklandırması da çok başarılı olmuş. Yakın zamanda rahmetli olan kız kardeşi ile Kuzguncuk’ta doğup büyüdükleri ve halen oturdukları yalıyı sanatçıların çalışma alanı olarak kullanılmak üzere geçtiğimiz sene Vehbi Koç Vakfına bağışlayan Füsun Onur’a ve rahmetli kızkardeşine bu yazı vesilesi ile ayrıca şükranlarımı iletmek istiyorum.  

Zaman varsa ben Giardini ile Arsenale’nin ayrı günlerde gezilmesini öneririm. Zira her ikisini de tek güne sığdırmak bir hayli yorucu ancak yapılamaz da değil. Bizim olmazsa olmaz adetlerimizden biri de Giardini’den çıkıp Arsenale’ye giderken aradaki tek genişçe sokak olan Via Garibaldi’deki ufak bar veya osterialarda (yerel restoran) oturup soluklanmak Campari Soda veya Aperol içip, cicchetti yemektir.  

Venedik’te en keyif aldığım şeylerden biri de sokaklarında kaybolmak ve sürekli yeni binalar, balkonlar, pencereler, saksılar, süslü su kuyuları, ve köprüler keşfetmektir. Şehre yayılmış bazı ülke pavyonlarındaki sergiler, civardaki müzelerde ve palazzolardaki(saray) yan etkinlikler Venedik’i keşfetmek ve sokaklarında kaybolmak için güzel fırsatlar veriyor.

Mutlaka Görmeniz Gereken Sergiler

Chung Kwang Young’ın eseri

Palazzo Contarini Polignac: Times ReimaginedChung Kwang Young ve Stefano Boeri sergisini görmeden gelmeyin derim. Bienalin kapalı olduğu pazartesi günleri de açık. Akademi köprüsünü geçince hemen sol tarafta Dorsaduro bölgesinde karşınıza çıkacak. Mekan müthiş Young’un kağıt malzemeden yaptığı heykel ve yerleştirmeler de müthiş.

Sanatçı Bruce Nauman’ın bir eseri

Sanatçı Marlene Dumas’ın bir eseri

Punta della Dogana (Pinault Collection)’da yer alan Bruce Nauman ve Palazzo Grassi Pinault Collection’daki Marlene Dumas: open-end (sergiyi gezerseniz videosunu izlemeden çıkmayın) sergileri muhakkak görülmeli. Marlene Dumas: open-end sergisi ve Bruce Nauman sergisinin tek bileti var farklı günlerde de kullanabiliyorsunuz. Pinault’un 2017 Venedik Bienali ile eş zamanlı olarak ağırladığı Damien Hirst’ün yapımı on yıl süren en iddialı işlerinden “Unbelievable’ın enkazından gelen hazineler” isimli sergisini göremediğim için sonradan çok pişman olmuştum. Bu sene aynı hataya düşmek istemedim. Özellikle Bruce Nauman sergisi benim için müthişti.

Sanatçı Anish Kapoor’ın bir eseri

Sanatçı Anish Kapoor’ın bir eseri

Gallerie dell’Accademia di Venezia & Palazzo Manfrin’de yer alan Anish Kapoor sergisi de sanatçının en çok bilinen aynalı işlerinden de örnekler sergilemekle beraber çok farklı yerleştirme ve mekana özel heykelleri ile bence oldukça etkileyici, kesinlikle görülmeden gelinmemeli.

Palazzo Ducale’de Anselm Kiefer sergisi muhakkak görülmeli. Bienal dışında da turistik bir mekan olan bu palazzoda sıra bekleme ihtimaliniz olabilir bu nedenle belki de erken saatler tercih edilmeli. 2020 şubat sonunda Londra’da White Cube Gallery’de olağanüstü güzellikte bir solo sergisini gezmiştim ancak mekanı da düşününce Venedik’teki bu sergiyi görmeden sakın dönmeyin, ben gezemediğim için müthiş üzgünüm.  

Olivetti Müzesi’nde de Lucio Fontana ile Antony Gormley sergisi devam ediyor. Ekim 2019’da Londra’daki Royal Academy of Arts’ta ki muhteşem solo sergisinden sonra Gormley’in buradaki sergisine gitmeye cesaret edemedim, Londra’daki olağanüstü serginin hatırasına saygımdan. Seyahat dönüşü İstanbul’da karşılaştığım sergiyi gören ve fikrine son derece güvendiğim biri de bu tercihimi teyit edince içim rahatladı.

Biblioteca Nazionale Marciana’da Heinz Mack sergisi inceleyip okumak lazım, ben gidemedim. Heinz’ı en son İstanbul’da Sabancı Müzesi’ndeki kapsamlı sergisinde görebilmiştim.

Kaçırmamanız gereken bir başka sergi İsviçreli sanatçı Ugo Rondinone’nin tarihi Scuola Grande San Giovanni Evangelista’da yer alan “Burn shine fly” isimli solo sergisi. Javier Molins’in küratörü olduğu üç bölümden oluşan bu sergi sanatçının hem ikonik işlerini hem de bu sergi için özellikle üretilen yeni işlerini içeriyor. Venedik’in en eski okullarından biri olan bu yapının duvarları Titian, Carpaccio ve Bellini gibi meşhur Venedikli Rönesans sanatçılarının hazine niteliğindeki işlerine ev sahipliği yapmış.

Prada Foundation’da bir önceki bienal zamanı Jannis Kounellis sergisini gezmiştim. Prada Vakfı, bu yıl ise “Human Brain” isimli bir karma sergiye ev sahipliği yapıyor. “Kounellis” sergisi öyle özel öyle unutulmazdı ki farklı bir sergiyi o mekanda deneyimlemeye cesaret edemedim, biraz da zaman kalmadı. Eğer giderseniz muhakkak Jannis Kounellis ile ilgili çıkardıkları kitaba da göz atın eminim vakfın kitapçısında bulacaksınız.

Sanat koleksiyoneri Peggy Gugenheim’ın sürrealist akımı ile ilgili bir sergisi de var. Daha önce gitmediyseniz zaman kalırsa muhakkak gidilmeli.

Koleksiyonumda Özel Bir Yeri Olan Venedik’le İlgili Bir Eser

Oddviz sanatçı kolektifinin Acqua Alta (video) isimli işi... Gel – git sebebiyle yıl içinde pek çok kez yinelenen yüksek suyu (acqua alta) konu alan video işinde, Venedik sokak ve meydanlarına yayılmış 150 adet benzersiz mermer kuyu ve çeşmenin birebir fotogrametri tekniği ile modellenip Venedik’te bulundukları orjinal yerlere yerleştirildiğini ve bir günün 24 saatinin anime edildiği bir iş. Adriyatik denizinde 116 adacıktan meydana gelen Venedik’in iklim değişikliği nedeniyle yüzyılın sonunda neredeyse tamamen batacağı gerçeğini gözler önüne seriyor bu video. Sokak ve meydanları dolaşırken kimi sade kimi çok süslü kuyuları keşfedeceksiniz. Aşağıdaki linkten video eseri inceleyebilirsiniz.

Venedik Seyahati Öncesi ve Sonrası Ne Okunur?

Arrigo Cipriani, “Harry's Bar: The Life and Times of the Legendary Venice Landmark”

Ben Venedik’te restorandan almıştım kitabı yıllar önce. Cipriani’nin kurulduğu yılları anlatan bu anı kitabında o dönemki müdavimleri (Peggy Gugenheim ve arkadaşları, veresiye yemek yiyen ay sonlarında hesabı zor kapatan dükler vs) ve Venedik yaşamının izlerini bulacaksınız  o dönemi deneyimlemek için hoş bir kitap.

Aaron Nommaz, “Kanuni'nin Yahudi Bankeri Dona Gracia”

Engizisyon zoruyla hıristiyan olup yaşadıkları Portekiz’den Venedik’e sonra da İstanbul’a göç eden 16.yy Avrupa ve Osmanlı tarihinde önemli rol oynamış meşhur Gracia Mendes ve kocası ile yeğeni Yasef Nassi’nin hikâyesi. Portekiz’deki gizli hayatlarından sonra Yahudi kimliklerini açıklayıp rahatça yaşadıkları Venedik’te Avrupalı kralların baskısı ile göçe zorlanıp Kanuni tarafından İstanbul’a davet edilmiş ve ömürlerinin sonuna kadar orada yaşamışlardır. Venedik sokak ve saraylarını gezerken yeğeni Yasef Nassi'nin teyzesi ile ilgili anlattıkları gelir hep aklıma. Portekiz’den sonra ailenin kadınları Venedik’te çok mutludurlar. Gösterişli mücevherleri ve elbiseleri ile Venedik sosyal hayatına karışmışlardır Nassi’nin teyzesine artık Venedik’ten ayrılmaları gerektiğini söylemesi çok güç olacaktır.

Peggy Guggenheim, “Out of This Century: Confessions of an Art Addict”

Ben Venedik’teki müzesinden aldım ama Türkçe çevirisi var mı araştırmadım. Oldukça cesurca yazılmış bir kitap, zaman zaman kendi müzesinde satıldığına inanmakta zorlandım. (hakkında çok kitap var ama ben sadece bunu okudum ve sevdim) Çağdaş sanata merakınız varsa ayrı zevk alacaksınız okurken. Venedik’i de seviyor/merak ediyorsanız hayatının son dönemini de Venedik’te geçiren biri olarak hatta 1948 Venedik Bienali’nde kendi koleksiyonunu sergilemiş olan biri olarak hikâyesi hoşunuza gidecek, Venedik hayatından da ipuçları bulacaksınız. Sıklıkla Cipriani’de yemek yiyen hatta eşi meşhur sanatçı Max Ernst ile bazen tatsız kavgalarına da şahit olan mekanın patronu Cipriani’nin kitabında da hikâyesine rastlayacaksınız.

İpuçları:

  • Ben olsam bienali kesinlikle rehbersiz gezmem. Türkiye’den bir turla gitmiyorsanız, bienalin İngilizce/İtalyanca rehberli turlarını tercih edebilirsiniz. Girişte daha az sıra bekleniyor. O nedenle önceden online’dan giriş biletine ilave olarak rehberli tur bileti almanızı öneririm.

  • 2022 bienal kataloğunu bienalin danışma desklerinden ve turist danışma desklerinden edinebilirsiniz. Bu minik 2022 bienal kataloğu, harita üzerinde gezilecek ek sergileri işaretliyor ve planlama yapmak için oldukça rahat. Bu kataloğu bulamazsanız bienalin web sitesinden indirebileceğiniz ek sergi, organizasyonlar ve haritadaki dağılımları gösteren kısa pdf katalog da var. Bu linkten indirebilirsiniz. de aşağıya ekliyorum.

  • Bu link de Ben Davis’in Artnet’te yayınlanan eleştiri yazısı. Muhakkak okumanızı öneririm. Yakın zamanda muhakkak farklı yazılar da çıkmaya başlamıştır ama bu benim rastladığım yayınlanan ilk eleştiri yazısı oldu.

Editörün Notu:

  • Venedik’e gitmişken Campari Soda, Aperol, Bellini, Cicchetti ve Venedik usulu Sarde in Sour tatmadan gelmemenizi öneririm.

 

Dünyadan en yeni haberleri ilk bilen olmak için OGGUSTO’nun haftalık e-bültenine kaydolun.

SÖZLEŞME

Bu internet sitesine girilmesi veya mobil uygulamanın kullanılması sitenin ya da sitedeki bilgilerin ve diğer verilerin programların vs. kullanılması sebebiyle, sözleşmenin ihlali, haksız fiil, ya da başkaca sebeplere binaen, doğabilecek doğrudan ya da dolaylı hiçbir zararlardan ÖZGÜ İLETİŞİM PAZARLAMA DANIŞMANLIK TANITIM VE E-TİCARET HİZ. ('OGGUSTO') nun sorumluluğunun olmadığını, tarafımdan internet sitesinde E-Bültene üye olmak için veya başkaca bir sebeple verdiğim kişisel verileri, özellikle de isim, adres, telefon numarası, e-posta adresi, banka bilgisi, yaş ve cinsiyetle ilgili benzeri bilgileri kendi rızam ile paylaştığımı, ÖZGÜ İLETİŞİM PAZARLAMA DANIŞMANLIK TANITIM VE E-TİCARET HİZ. ('OGGUSTO') nun nin bu bilgileri kullanmasına muvafakat ettiğimi, bu bilgilerin 3.gerçek ve/veya tüzel kişilerin eline geçmesi ve bu şekilde olumsuz yönde kullanılması halinde ve/veya bu bilgilerin başkaca kişiler ile paylaşılması halinde ÖZGÜ İLETİŞİM PAZARLAMA DANIŞMANLIK TANITIM VE E-TİCARET HİZ. ('OGGUSTO') nun sorumluluğunun olmadığını gayri kabili rücu, kabul, beyan ve taahhüt ederim.

SÖZLEŞME

Bu internet sitesine girilmesi veya mobil uygulamanın kullanılması sitenin ya da sitedeki bilgilerin ve diğer verilerin programların vs. kullanılması sebebiyle, sözleşmenin ihlali, haksız fiil, ya da başkaca sebeplere binaen, doğabilecek doğrudan ya da dolaylı hiçbir zararlardan ÖZGÜ İLETİŞİM PAZARLAMA DANIŞMANLIK TANITIM VE E-TİCARET HİZ. ('OGGUSTO') nun sorumluluğunun olmadığını, tarafımdan internet sitesinde E-Bültene üye olmak için veya başkaca bir sebeple verdiğim kişisel verileri, özellikle de isim, adres, telefon numarası, e-posta adresi, banka bilgisi, yaş ve cinsiyetle ilgili benzeri bilgileri kendi rızam ile paylaştığımı, ÖZGÜ İLETİŞİM PAZARLAMA DANIŞMANLIK TANITIM VE E-TİCARET HİZ. ('OGGUSTO') nun nin bu bilgileri kullanmasına muvafakat ettiğimi, bu bilgilerin 3.gerçek ve/veya tüzel kişilerin eline geçmesi ve bu şekilde olumsuz yönde kullanılması halinde ve/veya bu bilgilerin başkaca kişiler ile paylaşılması halinde ÖZGÜ İLETİŞİM PAZARLAMA DANIŞMANLIK TANITIM VE E-TİCARET HİZ. ('OGGUSTO') nun sorumluluğunun olmadığını gayri kabili rücu, kabul, beyan ve taahhüt ederim.