Sanatçı Deniz Pelister’in “Kül” adlı kişisel sergisi, 17 – 31 Ekim 2025 tarihleri arasında Studio Karaköy’de izleyiciyle buluşuyor. Gündelik yaşamın izlerini farklı formlarda görünür kılan sanatçının yeni sergisi, seyahatlerindeki gözlemlerine ve anılarından detaylara dayanıyor.
Üç yılın ardından ikinci kişisel sergisiyle izleyiciyle buluşan Pelister, sergiye adını veren “kül” başlığıyla yeniden başlama, dönüşüm ve doğuşu betimliyor. Geçiciliği ve aynı zamanda iz bırakmayı simgeleyen kül, yanıp bitenin ardında kalan, hatırlatan ve dönüştüren bir hâl olarak karşımıza çıkıyor.
Kendinizden ve işlerinizden bahsedebilir misiniz?

1990 yılında Almanya’nın Hamburg kentinde doğdum ve 20 yaşıma kadar orada yaşadım. Yaklaşık sekiz dokuz yıldır tüm enerjimi ve zamanımı sadece resme adadım. Sanat yolculuğum portrelerle başladı; uzun bir süre boyunca sadece portreler çalıştım. Zamanla bu süreç, seyahatlerimden ve gezdiğim yerlerden ilham almamla birlikte farklı bir boyut kazandı. Kendi çektiğim fotoğrafları tuvale aktarmaya başladım; çalışmalarım büyük ölçüde bu yönde ilerliyor.
Sanatla uğraşmaya nasıl başladınız?
Gençlik yıllarımda resim yapmayı her zaman çok sevdim, fakat yoğunluklardan dolayı buna yeterince vakit ayıramıyordum. Bu nedenle resim uzun süre yalnızca bir hobi olarak hayatımda var oldu. 2018 yılında ise her şeyi bir kenara bırakıp kendimi tamamen resme adadım.

Akademik bir eğitim almadım; fakat zamanla, kendi çabamla, deneme-yanılmalarla ve sabırla öğreniyorum. Çalışarak ve isteyerek her şeyin mümkün olduğuna inanıyorum. Sanat benim için asla bitmeyecek bir yolculuk; öğrenmenin ve keşfetmenin sınırı olmadığını görmek heyecan verici bir deneyim.
Çalışmalarınızda hangi bakış açılarını ön plana çıkarıyorsunuz?

Resimlerimde aslında kendi iç yolculuğuma tanıklık ediyorum. Yaşadığım yerlerden, anılardan ve hislerden yola çıkarak izleyiciye bir duygu aktarımı yapmayı hedefliyorum. Yani bakış açım tamamen içsel: dışarıda gördüğüm şeylerin bende yarattığı duygulara yoğunlaşıyorum.
Çalışmalarınızı hazırlarken ilham aldığınız noktalar nelerdir?
Çalışmalarımı hazırlarken ilham aldığım şey, tamamen o an gördüğümün bana hissettirdikleridir. Bazen umut, bazen mutluluk, kimi zaman hüzün ya da derin bir üzüntü… Ama her zaman tanıdık gelen, insana dair ortak duyguların peşindeyim. Resimlerimde, izleyicinin kendi hayatında bir yerden tanıyacağı hisleri uyandırmak istiyorum.

Hangi sanat akımı sizi daha iyi tanımlar?

Kendi işlerimi tanımlamak çok zor, başkalarının işlerimi tanımlaması daha uygun geliyor bana fakat işlerimi tanımlamak zorunda kalırsam en çok ekspresyonizme, yani dışavurumculuğa yakın olduğumu düşünüyorum. Çünkü benim için resim, gördüğüm şeyin birebir aktarımı değil; onun bende uyandırdığı duygunun dışavurumu.
Renkleri, figürleri ve mekânları birer araç olarak kullanıyor, yaşadığım anın içsel yansımasını tuvale aktarıyorum. Bazen bu duygular umut ya da neşe, bazen de hüzün ve kırılganlık olabiliyor. Fakat yeni işlerimde hafif bir kitsch etkisi görüyorum; özellikle leopar çerçeveli çalışmamda bu etki sade ama bilinçli bir şekilde kendini hissettiriyor.
Yaptığınız bütün işler arasında en heyecan verici ve özel işiniz hangisi?
Benim için en özel işim, leopar çerçeveli dondurma yiyen çocuk tablosu. Özellikle o kontrastın yarattığı etki beni hâlâ heyecanlandırıyor. Dondurma yiyen bir çocuğun temsili, masumiyet ve gündelik hayatın basit bir anına işaret ediyor, fakat abartılı çerçeve bende bir kırılma yaratıyor.

Şu anda üzerinde çalıştığınız veya çalışmayı planladığınız işlerden bahsedebilir misiniz?

Şu anda elimde yaklaşık 17 tablo var ve hepsi yapım aşamasında, hatta birçoğu bitmek üzere. Bu yoğun süreç beni oldukça heyecanlandırıyor; çünkü her bir tablo farklı bir duygu ve deneyimi yansıtıyor.
Studio Karaköy’de açılacak “Kül” serginiz hakkında bilgi verebilir misiniz?
“Kül”, birkaç senedir biriktirdiğim anların izleyiciyle buluşması. Kül benim için hem bitişi hem de yeniden doğuşu simgeliyor; yeni işlerimle bu duyguyu paylaşmaya hazırım ve heyecanlıyım.

POP QUIZ
• Sanatınızı üç kelimeyle tanımlayabilir misiniz?
Değişken, sessiz, duygusal.
• İmkânınız olsa tanışmak istediğiniz sanatçı kim olurdu?
Biraz daha feminist bir cevap olacak. Sanırım bir kadın sanatçı olurdu; çünkü onların cesareti, inceliği ve kırılganlıkla birleşen yaratım güçleri bana daima yol gösterici geliyor.
• Tüm zamanların en önemli sanat eseri hangisidir?
Çocuğumun ilk resmi.
• Türkiye ve dünyadaki galeri ve müzelerden en sevdikleriniz hangileri?
Türkiye’de Salt Galata, Pilot Galeri ve Öktem Aykut favorilerim arasında. Dünyada ise Kunsthalle Hamburg ve Ruttkowski benim için çok özel. Berlin’deki Hamburger Bahnhof beni her zaman etkiliyor. Louvre ve Tate Modern’e ise henüz gitmedim ama mutlaka görmek istediğim yerlerden.
• Evinizde hangi sanat eserinin olmasını isterdiniz?
Evimde olmasını isteyeceğim eser Joan Miró’nun Maternity (1924) tablosu olurdu. O sade ama aynı zamanda güçlü dili, bende çok derin bir huzur ve bağ hissi uyandırıyor.
• Hangi şehir size ilham veriyor?
Kesinlikle Barselona. Hatta geçen ay tek başıma tekrar gittim ve bir hafta boyunca hiçbir plan yapmadan, sadece sokaklarında dolaştım. O şehrin ruhu ve özgür havası bana çok iyi geliyor.
• En son ziyaret ettiğiniz üç sergi hangileriydi?
Pilot Galeri, Melih Çebi; Gülden Bostancı Galeri, Baran Kurtoğlu; Tuğberk Selçuk x Glem Studio, Paby’s Garage.
• Sanatçı olmasaydınız hangi mesleği tercih ederdiniz?
Ne iş olsa yaparım.


