Otmar Uras, Eda Uras tarafından kurulan İstanbul merkezli bağımsız bir sanat platformu. Platform; sergi üretimi, sanatçı iş birlikleri ve koleksiyon danışmanlığı alanlarında faaliyetlerine devam ediyor.
Farklı kültürel bağlamlardan gelen çağdaş sanat pratiklerini bir araya getiren sergi ve proje üretimlerine odaklanıyor. Sanatçılar, galeriler, koleksiyonerler, mimarlar ve kurumlar arasında yeni diyalog alanları oluşturmayı amaçlıyor. Otmar Uras’ın kurucusu Eda Uras ile sohbet ettik.
“Doğru Karşılaşmaların Peşinde”

Kendi markanız Otmar Uras’ı kurma fikri nasıl ortaya çıktı? Sizi bu adımı atmaya iten en güçlü motivasyon neydi?
Otmar Uras, tek bir anda alınmış bir karardan çok, galerilerde geçirdiğim yılların doğal bir sonucu olarak ortaya çıktı. Bu alanın içinde çalıştıkça özellikle genç sanatçılar ve koleksiyonerler için ilk adımın çoğu zaman en zor kısım olduğunu daha net görmeye başladım. Benim motivasyonum da tam olarak burada daha açık, güvene dayalı ve uzun soluklu bir alan kurabilmekti. Otmar Uras bugün benim için yalnızca bir danışmanlık yapısı değil, doğru karşılaşmaları mümkün kılan yaşayan bir platform.
Sanat danışmanlığı süreciniz sizinle çalışmak isteyen biri için nasıl başlıyor ve ilerliyor?
Benim için süreç, bir eserle temas etmeden önce her zaman insanla başlar; o insanın dünyayı nasıl kurduğunu, hangi deneyimlerin onu şekillendirdiğini ve neleri içtenlikle sahiplenip benimsediğini anlamaya yönelirim. İlk aşamada karşımdaki kişinin yaşam ritmini, yönelimlerini ve bağ kurma biçimlerini okumaya çalışırım. Özellikle sanata ilgisinin başında olan ve buna zaman ayırabilen danışanlarla, alım sürecine geçmeden önce galeriler, sanatçı atölyeleri ve müzeler gezmeyi çok önemsiyorum. Çünkü gözün gelişmesi ve kişinin kendi beğenisini fark etmesi, bana göre sağlıklı bir koleksiyonun en güçlü başlangıcı. Sonrasında bütçe, mekân, yaşam biçimi ve hedefler doğrultusunda daha kişisel bir çerçeve kuruyor; araştırma, seçki oluşturma, yerleşim ve galerilerle iletişim gibi adımları birlikte ilerletiyoruz.
“Sanatı Ulaşılabilir Kılmak”

Genç sanatçıları keşfetmek ve onları doğru galerilerle buluşturmak işinizin önemli bir parçası. Bu süreçte nelere dikkat ediyorsunuz?
Bir sanatçıya bakarken yalnızca işin estetik gücüne değil, pratiğinin ne kadar tutarlı, samimi ve sürdürülebilir olduğuna bakıyorum. İlk bakışta güçlü olmak önemli, ama benim için asıl mesele o üretimin zaman içinde nasıl derinleştiği. Galeri tarafında ise görünürlükten çok uyumu önemsiyorum. Doğru galeri, sanatçıyı yalnızca temsil eden değil; onu gerçekten anlayan ve büyüten bir yapı olmalı.
Sanata yeni ilgi duyan ve koleksiyon oluşturmaya başlamak isteyenler için en sık karşılaştığınız çekinceler neler oluyor? Bu bariyerleri nasıl aşıyorsunuz?
En sık karşılaştığım çekince hata yapma korkusu. İnsanlar çoğu zaman yeterince bilmediklerini düşünüyor ya da yanlış bir seçim yapmaktan çekiniyor. Bir diğer bariyer de sanatı hâlâ fazla kapalı ve ulaşılması zor bir alan gibi görmeleri. Bu noktada süreci olabildiğince doğal, şeffaf ve ulaşılabilir bir zemine oturtmaya özen gösteriyorum. Çünkü iyi bir koleksiyon, ani kararlarla değil; zaman içinde gözün olgunlaşması ve kişinin neyle gerçekten bağ kurduğunu keşfetmesiyle şekillenir.
“Sanatla Kurulan İlişki”

Bugün hem genç sanatçılar hem de yeni koleksiyonerler için bir köprü görevi görüyorsunuz. Sanata yatırım yapmak ya da yaşam alanına sanat katmak isteyen biri size geldiğinde süreci nasıl kurguluyorsunuz?
Burada ilk değerlendirdiğim şey, kişinin sanatla daha iç içe, gündelik bir temas mı kurmak istediği yoksa koleksiyonunu daha bilinçli ve stratejik bir çerçevede mi inşa etmeyi hedeflediğidir. Yaşam alanına sanat katmak söz konusuysa mekânın ruhu ve işle kurulacak duygusal bağ öne çıkıyor. Yatırım tarafında ise sanatçının pratiği, üretim sürekliliği ve uzun vadeli potansiyeli daha belirleyici oluyor. Ancak her iki yaklaşımda da esas mesele yalnızca eser seçimine indirgenmez; asıl odak, kişi ile sanat arasında zaman içinde derinleşen, sahici ve sürdürülebilir bir ilişki inşa edebilmektir.
Genç sanatçıları keşfetmek ve onları doğru galerilerle buluşturmak işinizin önemli bir parçası. Bu konuda öncelikleriniz neler?
Bu konuda önceliğim hızlı sonuçlardan çok sağlıklı eşleşmeler kurmak. Genç bir sanatçıyı görünür kılmak kadar, onu doğru zamanda doğru bağlama yerleştirmek de önemli. Her üretim aynı temsil modeline ihtiyaç duymuyor. Benim için önemli olan, sanatçının sesini koruyabildiği ve gelişimine gerçekten alan açan yapılarla buluşması.
“Kalıcı Değer Üretmek”

Gelecek projeleriniz arasında neler yer alıyor?
Şu anda tüm odağım, Otmar Uras’ın bugüne kadar doğal bir akışla oluşmuş yapısını daha da derinleştirerek, onu daha güçlü bir düşünsel ve üretim alanına dönüştürmek. Farklı ölçeklerde iş birlikleri kurmak, sanatçılarla daha yakın temas içinde gelişen proje bazlı üretim modelleri yaratmak ve koleksiyonerlerle kurduğum diyaloğu yalnızca genişletmek değil, aynı zamanda daha katmanlı ve anlamlı bir ilişkiye dönüştürmek üzerine çalışıyorum.
Benim için asıl mesele “daha fazla görünür olmak” değil; her adımın gerçekten bir karşılık üretmesi, yeni bir düşünme alanı açması ve sürece kalıcı bir değer eklemesi. Çünkü ancak bu şekilde yapılan her üretim, geçici bir etki değil, uzun vadeli bir iz bırakabiliyor.


