Frieze London’ın bu yıl ilk kez yer verdiği küratöryel bölüm The Code Universe, gündelik nesnelerden medya imgelerine, popüler kültürün şifrelerini farklı kuşaklardan sekiz sanatçının gözünden çözüyor. Bölümün küratörü Carol Yinghua Lu, 2027’de 19. İstanbul Bienali’ni hazırlayacak ekipte de yer alıyor.
Frieze London 14 Ekim’de Regent’s Park’ta kapılarını açtığında, girişteki küratöryel bölümler arasında yeni bir isim vardı: The Code Universe. Bölüm, açılışın ertesi günü gelen bir haberle gündemin tam ortasına yerleşti: Endonezyalı sanatçı Oototol‘u sunan galeri kolektifi Valentine, 2026 Frieze Stand Ödülü‘nü kazandı.
Bölümün adı ilk bakışta teknolojiyi çağrıştırsa da buradaki “kod” çok daha geniş bir anlam taşıyor. Japonya’dan Ukrayna’ya, Bosna-Hersek’ten Endonezya’ya farklı coğrafyalardan gelen sekiz sanatçı, popüler kültürün nasıl üretildiğini, nasıl yayıldığını ve nasıl tüketildiğini sorguluyor. Seçkinin arkasındaki fikrin kökleri ise yarım asırdan daha eskiye uzanıyor.
Göstergebilimden Dijital Çağa

Pekin’deki Inside-Out Art Museum’un direktörü Carol Yinghua Lu, Frieze Week dergisinde Victor Wang’la yaptığı söyleşide bölümün köklerini 20. yüzyılda göstergebilimin (semiotics) sanata getirdiği kırılmada arıyor. Lu’ya göre sanat eserini bir göstergeler bütünü olarak okuyan bu yaklaşım, sanatı estetik ve teknik kaygıların dar çerçevesinden çıkardı. Çizgi, renk ve kompozisyon artık yalnızca biçim değil, toplumsal ve kültürel anlam yüklü birer koddu. Bu kırılmanın en görünür olduğu dönem ise pop art ile kavramsal sanatın yollarının kesiştiği 1950’lerin sonu ve 1960’lar.
The Code Universe, bu kesişmenin dünyanın farklı köşelerindeki yankılarının peşine düşüyor. Lu’nun anlattığına göre seçki, 1970’lerin Japonya’sından 1990’ların Endonezya’sına, oradan bugünün Ukrayna’sına, ABD’sine, İspanya’sına, Bosna’sına ve Çin’ine uzanıyor. Frieze’in bölüm tanıtımında da bahsedildiği gibi esas mesele, bu mirasın neoliberal çağda ve dijitalle büyüyen bir kuşakta nasıl yaşamaya devam ettiği.
Lu’nun sanata bakışı da bölümün tonunu belirliyor. Küratöre göre dünya artık keşfedilmeyi bekleyen bir hakikat değil, durmadan şifrelenen ve yeniden çözülen bir yüzeyler ağı. Sanat bir yandan bu dünyayı okunabilir bir görsel dile çeviriyor, bir yandan da algımızı yönlendiren şifreleri açığa çıkarıyor. Yine de Lu’nun asıl ilgisi insanlarda: “İnsanlar olmadan ne sistem ne de yapı vardır.”
Hurdadan, Kolajdan, Algoritmadan

Söyleşiyi yapan Victor Wang’ın da dikkat çektiği gibi, Lu’nun seçtiği sanatçılar imgelere şüpheyle yaklaşıyor. Yeni imgeler üretmektense, imgelerin nasıl dolaşıma girdiğini ve değerin nasıl biçildiğini soruyorlar. Bu ortak tavır sekiz standın hepsinde hissediliyor.
Bosnalı sanatçı Selma Selman‘ın acb Gallery’deki sunumu bunun en somut örneklerinden. Selman, geri dönüştürülmüş malzemeler ve atılmış metal parçaları üzerine resim yaparak, toplumun nesnelere ve emeğe biçtiği değeri sorguluyor. Hurdanın bir tuvale dönüşmesi, “değersiz” olanın kime göre değersiz olduğu sorusunu doğrudan izleyicinin önüne koyuyor.
Japon sanatçı Shinro Ohtake ise aynı soruya biriktirerek yaklaşıyor. greengrassi ve Take Ninagawa’nın ortak standında büyük ölçekli kolajların ve karışık teknik işlerin yanında, sanatçının yıllardır sürdürdüğü Scrapbook serisinden bir kitap da yer alıyor. Ohtake bu kitaplarda topladığı basılı malzemeleri ve gündelik kâğıt parçalarını kat kat yapıştırarak neredeyse heykele dönüşen yoğun kolajlar üretiyor. 1970’lerden bu yana üreten sanatçı, seçkinin zaman çizgisini başlatan isim.

Çinli sanatçı Payne Zhu‘nun Spurs Gallery’deki standında ise kod, kelimenin en güncel anlamıyla karşımıza çıkıyor. Sanatçının çok kanallı video yerleştirmesi Anal Intelligence, insan algısı ile makine bilişi arasındaki değişen ilişkiyi araştırıyor. Fuar için güncellenen versiyonda İngiliz edebiyatı eserleri için hazırlanmış illüstrasyonlar ile Birleşik Krallık ve Avrupa odaklı sosyal medya içerikleri algoritmanın malzemesine dönüşüyor.
Bölümdeki diğer sunumlar popüler kültürü bedenle, savaşla ve bakımla ilişkilendiriyor. New York’ta yaşayan Carolyn Lazard (Trautwein Herleth), engelli bireyleri dışarıda bırakan “herkes üretken olmalı” beklentisini sorgulayarak toplumun bakıma ve birbirine muhtaç olmaya nasıl baktığını tartışmaya açıyor. Ukraynalı Nikita Kadan (Voloshyn Gallery), savaş dönemindeki rave partilerinden Rusya’nın yağmaladığı eserlere uzanan kömür çizimleri ve heykelleriyle bugünün Ukrayna kültürünün izini sürüyor. İspanyol-Faslı Karim Boumjimar (TINA) queer akrabalık ilişkilerinden ve dinî ikonografiden beslenen seramikleriyle, Bali’de yaşayan Nyoman Darmawan (Nonfrasa) ise gündelik hayattan gözlemlerini aktardığı resim ve ahşap heykelleriyle seçkiyi tamamlıyor.
Gizemli Bir Sanatçıya Stand Ödülü

Bölümün en çok dikkat çeken sunumu ise fuarın ikinci gününde ödülle taçlandı. Jakarta’dan ROH, Tokyo’dan Misako & Rosen ve Tiflis’ten LC Queisser’in ortak girişimi Valentine, kendi kendini yetiştirmiş, hayatı hakkında çok az şey bilinen Endonezyalı sanatçı Oototol sunumuyla 2026 Frieze Stand Ödülü’nü kazandı.
Oototol’un çoğunlukla tuval üzerine Çin mürekkebiyle yaptığı işlerde, askerî üniformalı androjen figürler gündelik, şenlikli ya da fantastik sahnelerde tekrar tekrar karşımıza çıkıyor. Frieze’in açıklamasına göre bu figürler ilk bakışta çocuksu bir yalınlık taşısa da alışılmış kalıpları sarsan, karmaşık bir cinsel dünyayı barındırıyor. Eserlerin neredeyse hiçbirinin adı ya da çerçevesi olmaması da gizemi derinleştiriyor.

Jüride Abu Dabi Kamusal Sanat Bienali’nin küratörü Elvira Dyangani Ose, Museum Brandhorst’un baş küratörü Monika Bayer-Wermuth ve New York’taki SculptureCenter’ın direktörü Sohrab Mohebbi yer aldı. Jüri kararında iki şeyin altını çizdi: Valentine’ın Oototol’un kendine özgü dünyasını yeniden gün yüzüne çıkarması ve bunu üç galerinin ortaklığıyla başarması. Jüriye göre sanatçının üstü kapalı toplumsal yorumları “bugün her zamankinden daha güncel.”
Frieze’den İstanbul’a

The Code Universe, Türkiye’deki sanatseverler için bir ön izleme niteliği de taşıyor. Lu, 18 Eylül-14 Kasım 2027 tarihleri arasında gerçekleşecek 19. İstanbul Bienali‘nin eş küratörlerinden biri. Frieze Week söyleşisinde bienale dair ilk ipuçlarını da veren Lu, bienali katmanlı bir roman gibi kurgulamayı düşündüklerini anlatıyor: Farklı zamanlara ve coğrafyalara yayılan, aynı anda ilerleyen çok sayıda küçük hikâye. Lu bunu, sık bir ormana sayısız örümcek ağı kurmaya benzetiyor.
Regent’s Park’taki sekiz stand, bu yaklaşımın küçük bir provası gibi okunabilir: farklı kuşaklardan, farklı coğrafyalardan sanatçılar, aynı soruya kendi kodlarıyla cevap veriyor.
Kapak: greengrassi & Take Ninagawa, Frieze London 2026. Görsel: Linda Nylind, Courtesy of Frieze


