Mücevher, yalnızca estetik bir obje değil; tasarımcısının bakış açısını, ilhamını ve yaşam yolculuğunu taşıyan zamansız bir anlatıdır. En azından SIM and ROZ’un kurucusu ve kreatif direktörü Sim Atlı ile konuştuktan sonra bizim için kesinlikle öyle. Markasının doğuşunu, ilhamını besleyen kaynakları, tasarım felsefesini ve mücevherin bugün nasıl anlam kazandığını konuştuğumuz bu ilham verici sohbet için okumaya devam edebilirsiniz.
Bir Bakışta Sim Atlı ve SIM and ROZ
| Parametre | Detay / Öne Çıkan Özellik |
|---|---|
| Marka & Kurucu | SIM and ROZ – Sim Atlı |
| Eğitim & Arka Plan | Milano’da moda tasarımı eğitimi, beş yıl moda sektöründe deneyim |
| Tasarım Felsefesi | Akışkan, asimetrik ve modern; hikâye odaklı, kişisel bağ kuran tasarımlar |
| İlham Kaynakları | Evren, insanın içsel yolculuğu, dönüşüm, deneyimler ve renkli değerli taşlar |
| İmza Materyaller | Renkli değerli taşlar, altın ve akışkan formlar |
| Lüks Tanımı | Gösterişten uzak; kişisel bağ, özgün tasarım ve uzun ömürlü kullanım |

Sim Atlı
Bize biraz kendinizden bahseder misiniz? Kimdir Sim Atlı?
Çocukluğumdan beri çizmek, üretmek ve fikirlerimi somutlaştırmak hayatımın önemli bir parçasıydı. Milano’da moda tasarımı eğitimi aldıktan sonra yaklaşık beş yıl moda sektöründe çalıştım. Bu süreç bana tasarımın yanında koleksiyon oluşturmayı, marka dili kurmayı ve bir ürüne bütünsel bakmayı öğretti.
Bugün SIM and ROZ’un kurucusu ve kreatif direktörü olarak markanın tasarımından görsel dünyasına kadar her aşamasıyla yakından ilgileniyorum. Kendimi merak eden, sürekli gözlemleyen ve tasarım yoluyla kendi hikâyesini anlatmaya çalışan biri olarak tanımlayabilirim.
Amacım yalnızca güzel görünen değil, taşıyan kişinin hayatına ve hikâyesine dahil olabilecek mücevherler tasarlamaktı.
Sim Atlı

Sizi sonunda mücevher tasarımına yönlendiren dönüm noktası ne oldu? Markanızın kuruluş sürecinden bahseder misiniz?
Moda sektöründe çalıştığım dönemde tasarım yapmayı seviyordum ancak zamanla daha kalıcı, daha kişisel ve uzun yıllar insanlarla birlikte yaşayabilecek parçalar üretmek istediğimi fark ettim. Mücevher, bu açıdan bana çok daha güçlü bir ifade alanı sundu.
Mücevher tasarımı aslında hayatımda her zaman vardı. Annemin atölyesinde büyüdüğüm için taşlara, metallere ve üretim süreçlerine yabancı değildim. Bir noktada uzun zamandır içimde taşıdığım bu ilgiyi kendi tasarım dilimle birleştirmeye karar verdim ve 2018 yılında SIM and ROZ’u kurdum.
İlk günden beri amacım yalnızca güzel görünen değil, taşıyan kişinin hayatına ve hikâyesine dahil olabilecek mücevherler tasarlamaktı. Marka da zaman içinde koleksiyonları, uluslararası satış noktaları ve Bebek’te açtığımız showroom ile organik biçimde büyüdü.
Annemden öğrendiğim en değerli şey, ilhamın yalnızca tasarım dünyasından gelmediği oldu. İlgi duyduğumuz alanları, gördüğümüz detayları ve bizi etkileyen fikirleri tasarımların ruhuna yansıtmanın önemini ondan öğrendim.
Annenizin de mücevher tasarımcısı olması, bugün tasarım anlayışınızı nasıl etkiliyor? Ondan öğrendiğiniz en değerli şey nedir?
Annem sayesinde mücevherin yalnızca ortaya çıkan son üründen ibaret olmadığını çok küçük yaşta gördüm. Bir tasarımın çizimden üretime geçişini, taş seçimini, işçiliğin önemini ve en küçük detayın bile parçanın bütününü nasıl değiştirebildiğini onun yanında öğrendim.
Annemden öğrendiğim en değerli şey, ilhamın yalnızca tasarım dünyasından gelmediği oldu. İlgi duyduğumuz alanları, gördüğümüz detayları ve bizi etkileyen fikirleri tasarımların ruhuna yansıtmanın önemini ondan öğrendim. Bu yaklaşım, bugün benim de koleksiyonlarımı oluştururken yalnızca estetikten değil; yaşadıklarımdan, merak ettiklerimden ve farklı disiplinlerden beslenmemi sağlıyor.
Tasarım dillerimiz birbirinden farklı olsa da onun üretime bakışı ve ilham kaynaklarını özgün bir anlatıya dönüştürme biçimi, benim çalışma şeklim üzerinde büyük bir etkiye sahip.

Koleksiyonlarınızı hazırlarken nelerden ilham alıyorsunuz?
Koleksiyonlarımı hazırlarken evrenden, insanın içsel yolculuğundan, yaşadığı dönüşümlerden ve zaman içinde biriktirdiği deneyimlerden ilham alıyorum. Hayatımızdaki farklı dönemlerin, karşılaşmaların ve duyguların birbiriyle bağlantılı olduğuna inanıyorum. Bu düşünce, markanın tasarım dilinin temelini oluşturuyor.
İlham aldığım kavramları doğrudan anlatmak yerine, onları akışkan, asimetrik ve modern formlara dönüştürmeyi seviyorum. Renkli değerli taşlar da her tasarımın duygusunu ve karakterini güçlendiren önemli bir unsur oluyor.
Odyssey, hem anlatısı hem de tasarım dili açısından kendimi en yakın hissettiğim koleksiyonlardan biri.
Bugüne kadar sizin için en özel anlam taşıyan koleksiyon veya tasarım hangisi oldu? Neden?
Her koleksiyon, hazırlandığı dönemde yaşadığım duyguları ve düşünceleri taşıdığı için benim için farklı bir anlam ifade ediyor. Ancak Odyssey’nin benim için ayrı bir yeri var. Koleksiyon, hayatın farklı yollarını, bu yollar boyunca yaşadığımız deneyimleri ve biriktirdiğimiz değerli anları anlatıyor. Kendi yaşam yolculuğumdan da çok beslendiğim için, tasarım süreci benim için oldukça kişisel ve duygusal geçti.
Akışkan ve asimetrik formlar ile renkli değerli taşları bir araya getirerek, hayatın öngörülemeyen ama bizi şekillendiren tarafını yansıtmak istedim. Bu nedenle Odyssey, hem anlatısı hem de tasarım dili açısından kendimi en yakın hissettiğim koleksiyonlardan biri.
Tek bir parça seçmem gerekirse yüzüklere her zaman daha yakın hissediyorum. Yüzük hem sürekli görüş alanımızda olması hem de insanın günlük hayatına çok doğal biçimde eşlik etmesi nedeniyle benim için özel bir mücevher.
Mücevherin geleceğinde kişisel bağın, özgün tasarımın ve uzun ömürlü kullanımın daha da önemli hale geleceğini düşünüyorum.

Lüks anlayışının yeniden tanımlandığı bir dönemde, mücevherin gelecekteki rolünü nasıl görüyorsunuz?
Bence lüks artık yalnızca fiyat, gösteriş veya ulaşılmazlık üzerinden tanımlanmıyor. İnsanlar ne satın aldıklarını, nasıl üretildiğini ve kendileri için ne ifade ettiğini daha fazla önemsiyor. Bu nedenle mücevherin geleceğinde kişisel bağın, özgün tasarımın ve uzun ömürlü kullanımın daha da önemli hale geleceğini düşünüyorum.
Mücevherin hızlı tüketilen bir moda ürünü olmaktan ziyade kişinin yıllar boyunca taşıdığı, farklı dönemlerinde yeniden anlamlandırdığı bir parça olması gerektiğine inanıyorum. Teknoloji satış ve üretim süreçlerini dönüştürse de iyi tasarım, güçlü işçilik ve taşın doğal karakteri önemini koruyacak.
Gelecekte insanların daha az sayıda fakat kendileriyle daha güçlü bağ kurdukları mücevherleri tercih edeceğini düşünüyorum.
💎 POP QUIZ:
1. Markanızı 3 kelimeyle anlatın desek nasıl anlatırdınız?
Modern, renkli ve feminen.
2. Çok sevdiğiniz birine hediye edeceğiniz mücevher hangisi olurdu?
Bir yüzük seçerdim. Yüzüğün sürekli taşınabilmesi ve her bakıldığında hediye eden kişiyi hatırlatması bana çok anlamlı geliyor. Seçtiğim kişinin karakterine uygun renkli bir taş kullanır ve parçayı mümkün olduğunca kişisel hale getirirdim.
3. Hayatınızın sonuna kadar tek bir mücevher takmak zorunda olsanız neyi seçerdiniz?
Odyssey koleksiyonundaki Treasured yüzüğü seçerdim. Renkli taşları, altın formu ve hayat boyunca biriktirdiğimiz değerli anları temsil eden hikâyesiyle beni en iyi anlatan parçalardan biri.


