white banner

Türk Mücevher Tasarımcıları: Atelier Ziggy

28.07.2026
Türk Mücevher Tasarımcıları: Atelier Ziggy

Yazı Boyutu:

Mücevher, kimi zaman bir stilin tamamlayıcısı, kimi zaman ise anlatılmayı bekleyen kişisel bir hikâyenin taşıyıcısıdır. Atelier Ziggy’nin kurucusu ve tasarımcısı Gizem Özçelik ile markasının doğuşunu, tasarıma bakışını, yaratım sürecini ve günümüz lüks anlayışına dair düşüncelerini dinlediğimiz keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

Hızlı Bakış: Atelier Ziggy & Gizem Özçelik

ParametreDetay / Öne Çıkan Özellik
Marka & KurucuAtelier Ziggy – Gizem Özçelik
Eğitim & Arka PlanBilgi Üniversitesi Sahne Sanatları & Central Saint Martins (Fotoğraf)
Tasarım FelsefesiNostaljik, Modern ve Geleneksel
İlham KaynaklarıÇeyiz gelenekleri, Anadolu ritüelleri, Muska, Akide şekeri ve tarihi yapılar
İmza MateryallerMat şeffaf kuvars, prasiyolit, altın ve gümüş
Lüks TanımıGösterişten uzak; anlam, zanaat, hikâye ve kuşaktan kuşağa aktarılabilirlik
Türk mücevher tasarımcısı Gizem Özçelik, yüzünü çerçeveleyen düz kahkülleri, uzun dalgalı sarı saçları ve fırfırlı, şeffaf bej bluzuyla hafif dokulu açık renk bir arka plan önünde sakin bir ifadeyle kameraya bakıyor.
ZIGGY Markasının Tasarımcısı ve Kurucusu Gizem Özçelik

Bize biraz kendinizden bahseder misiniz? Mücevherlere olan tutkunuzu ilk ne zaman fark ettiniz?

Bilgi Üniversitesinde Sahne Sanatları okuduktan sonra Londra’ya, Central Saint Martins’te fotoğraf eğitimi almaya gittim. Tasarıma olan ilgimi de o sırada fark ettim. Profesyonel hayatım fotoğrafçı olarak başladı ama tasarım ve fotoğraf paralel olarak devam etti. Ziggy’nin yaratılması da bu süreçte ortaya çıktı. Bu yüzden de tahmin edebileceğiniz gibi Ziggy’nin tüm yaratım süreci bana ait. Sanat ve tasarım hayatımın daima bir parçasıyken, mücevher bu hikâyede biraz sürpriz olarak ortaya çıktı ama iyi ki de oldu.

Kırmızı kadife bir mücevher standının üzerinde özenle sergilenen, Ziggy mücevher markasının özgün tasarım anlayışını yansıtan, gümüş renkli, eğimli ve üçgenimsi formdaki kolye ucu üzerinde ustaca yerleştirilmiş farklı boyutlardaki pırıltılı taşlarla bezenmiş modern bir gerdanlık.

Atelier Ziggy’nin kuruluş hikâyesi nasıl başladı? Bu markayı yaratmaya sizi iten en büyük motivasyon neydi?

Çok klişe gelecek ama takmak isteyeceğim takıları, kullanmak isteyeceğim objeleri tasarlamak istedim. Her şey skeç defterime yaptığım eskizlerle başladı. Umarım yakın zamanda hayal ettiğim objeleri de hayata geçiririm. Çocukluğumdan, anneannemin benim için hazırladığı çeyizden, geleneklerimizin koruyucu ritüellerinden ya da yaşadığımız yöredeki tarihi yapılardan beslendim.

Günümüzde nesnelerle olan bağımızın azalması beni rahatsız ediyor. Benim bu takılarla yapmaya çalıştığım şey; insanla nesne arasında yeniden duygusal bir bağ kurma çabası.

Gizem Özçelik

Koleksiyonlarınızı hazırlarken nelerden ilham alıyorsunuz? İlham sürecinizde sizi çok etkileyen bir hikâye oldu mu?

Şimdiye kadar yaşadığımız topraklardan ilham aldım diyebilirim. Çocukluğumdan, anneannemin benim için hazırladığı çeyizden, geleneklerimizin koruyucu ritüellerinden ya da yaşadığımız yöredeki tarihî yapılardan beslendim. Şimdilik ilhamım bunlar, gelecekte ne olur bilemem.

Hikâyeyi bu topraklar üzerinden, bizim dilimizle anlatmayı seviyorum.

Akide diye küçük bi koleksiyonumuz var. Hepimiz biliyoruz, akide şekeri, bayramlarda, düğünlerde mevlitlerde ikram edilir. Akide “akitleşmek”, bağlılık, anlaşmak, sözleşmek anlamlarına gelen Arapça bir kelime. Akide’nin geçmişine inecek olursak, Osmanlı döneminde Yeniçerilere hizmetlerinin karşılığında ulufe adı verilen bir maaş verilirdi. Bu ödemeler üç ayda bir düzenlenen Ulufe Törenleri sırasında dağıtılır, törenlerde yeniçerilere akide şekeri ikram edilirdi. Bu ikram, ulufenin teslim edildiğini ve tarafların bu konuda mutabık kaldığını, yani “akitleştiklerini” simgelerdi.

Bu hikâye beni çok etkiledi. Çünkü küçücük bir şeker, güveni, bağlılığı ve verilen sözü temsil eden sembolik bir nesneye dönüşüyor. Akide koleksiyonunu tasarlarken de bu anlamı günümüze taşımak istedim.

Mavi bir zemin üzerinde hafifçe eğimli duran, gümüş rengi, geniş, ajur desenli bir kelepçe bileklik, karmaşık delikli desenleri ile Türk mücevher markası Ziggy'nin özgün ve sanatsal tasarım anlayışını vurguluyor.

Bir mücevher tasarlarken süreç sizin için nasıl işliyor? Yaratım sürecinizde ilk olarak fikir mi yoksa malzeme mi sizi yönlendiriyor?

Ziggy ilk ortaya çıktığı dönemde çoğunlukla önce fikir geliyor, sonra materyali buluyordum. Zamanla fikirler materyallerle birlikte, iç içe geçerek bir bütüne, dolayısıyla bir nesneye dönüşmeye başladı.

Mesela Gumbet 02 yüzüğünün üzerindeki mat şeffaf kuvarsı (clear matte quartz) bir vitrinde gördüm ve “Bu malzemeyle çalışmalıyız” dedim. Ya da boynumdan çıkarmadığım kolyemdeki nane rengi taşın ve altının uyumunu koleksiyona taşımak istedim; Akide Nane ortaya çıktı.

Günümüzde nesnelerle olan bağımızın azalması beni hep rahatsız etti. Bu durum bana sanki hayatla olan bağımızın da kopması gibi geliyor. Benim bu takılarla yapmaya çalıştığım şeylerden biri de insanla nesne arasında yeniden bir bağ kurma çabası olarak görülebilir.

Beyaz çizgili gömleği ve koyu renk hırkasıyla, boynunda farklı boyutlarda parlak gümüş tonlarında üçgen formlu üç adet modern mücevher kolyeyi taşıyan bir kişinin yakın çekiminde, sağ elinde koyu renk bir yüzük görülüyor.

Tasarımlarınız aracılığıyla Türk kültürüne dair dünyaya anlatmak istediğiniz bir hikâye var mı?

Muskayı dünyaya tanıtmak istedim. Tam olarak kökeni bilinmese de Anadolu topraklarından çıkmış bir ritüel muska. Biliyorsunuz, hastalıklardan ve kötülüklerden korunma amacı taşıdığına inanılır. Duanızı yanınızda taşırsınız yani; bu nedenle de çok kişiseldir. Kimi koruyucu bir dua taşır içinde, kimi ise gerçekleşmesini umduğu dileğini.

Genç model, göz alıcı yeşil gözleri ve çilleriyle doğrudan kameraya bakarken, beyaz askılı bir üst, dantel çoraplar ve mavi kurdeleli ayakkabılar giyiyor; sağ kolunda işlemeli gümüş kelepçe bilezikler ve tek kulağında büyük bir küpeyle modern ve zarif bir ceyiz görünümünü sergiliyor.

Tasarladığınız parçalar arasında sizin için en özel bir yeri ve hikayesi olan bir parça var mı?

Benim için çok anlamlı bir parça da Fatma. Fatma, babaannemin adı. Babaannem çeyiz geleneğinin taşıyıcılarından biriydi. Fatma adını verdiğim küpelerde, çeyizimdeki dantel bardak altlıklarından ilham aldım.

Malzeme, zanaat ve hikâye yeni lüksün sanatsal öğeleri.

Lüks anlayışının yeniden tanımlandığı bir dönemde, mücevherin gelecekteki rolünü nasıl görüyorsunuz?

Bence lüks son zamanlarda gösterişten ve modadan çok, anlamı öne çıkarıyor. Malzeme, zanaat ve hikâye yeni lüksün sanatsal öğeleri.

Bir diğer mesele de sıkça konuştuğumuz “sürdürülebilirlik“. Satın aldığımız nesnenin bizimle bir ömür geçirebilmesi. Bugün lüks statüsündeki birçok marka aslında “costume jewellery“, yani taklit mücevher diyebileceğimiz bijuterileri satışa sunuyor ve üstelik bunlara çok yüksek fiyatlar biçiyor. Evet, taklit mücevherler doğal olarak daha ulaşılabilir. Ancak altın ve gümüş gibi malzemeler asırlarca saklanabiliyor; değerini artırıyor ya da en azından kaybetmiyor. Sürdürülebilir lüksün hem gelenek hem de tasarım açısından kuşaktan kuşağa aktarılabilir olması gerektiğini düşünüyorum.

💎 POP QUIZ: Gizem Özçelik

1. Markanızı üç kelimeyle anlatın desek, nasıl anlatırdınız?

Nostaljik, modern ve geleneksel.

2. Hayatınızın sonuna kadar tek bir mücevher takmak zorunda olsanız neyi seçerdiniz?

Eşimin hediyesi olan prasiyolit kolyem ile Nane Akidem’in uyumunu çok seviyorum. Sanırım en çok kullandığım ikili bu.

3. Çok sevdiğiniz birine bir mücevher hediye etmek isteseniz bu hangisi olurdu?

Sevdiklerime en çok muska hediye etmeyi seviyorum. Bence zamansız ve koruyucu bir yanı var.

Sude Çetin
Sude Çetin Tüm Yazıları
white banner
Popüler Yazılar
İlgili Yazılar
Daha keyifli ve kişiselleştirilmiş bir OGGUSTO deneyimi için