white banner

Mücevher Sohbetleri: İTÄ Jewelry'nin Ödüllü Tasarımı

01.07.2026
Mücevher Sohbetleri: İTÄ Jewelry'nin Ödüllü Tasarımı

Yazı Boyutu:

İTÄ Jewelry’nin kurucularından Afet Burcu Salargil ile Las Vegas’ta düzenlenen Couture Design Awards’ta ödül alan tasarımlarını ve mücevher dünyasından hikâyelerini konuştuk.

Mücevher dünyasının kalbinin attığı Las Vegas, bu yıl Türkiye adına gurur verici bir başarıya sahne oldu. Tasarımlarıyla küresel ölçekte dikkat çeken İTÄ Mücevher, özgün ve yenilikçi “Yari İznik Whirl” yüzüğü ile Couture Design Awards’ta “Best in Below $10K” kategorisinde en iyi tasarım ödülünü kazandı. Gigi Hadid, Taylor Swift ve Jenna Ortega gibi dünyaca ünlü yıldızların da radarında olan markanın kurucusu Afet Burcu Salargil ile bir araya gelerek; lüks mücevher dünyasında ses getiren bu küresel başarının arkasında yatan hikayeyi ve markanın tasarım felsefesini konuştuk.

Ödüllü Yari İznik Whirl Hakkında

  • Tasarım Felsefesi: Geleneksel mirası yaşayan ve etkileşimli bir “mücevher-obje”ye dönüştüren, modern ve oyunbaz bir lüks anlayışı.
  • İlham Kaynağı: İznik’in büyüleyici desenleri, renkleri ve zengin sanat tarihi.
  • Öne Çıkan Özellikler: 14 ayar sarı altın üzerine elmaslar, geleneksel mine el işçiliği ve tasarıma hareket katan özgün döner (whirl) mekanizması.

Tasarım dünyasına nasıl adım attınız? Kendinizi lüks mücevher dünyasında nasıl buldunuz?

Çok klişe gelebilir ama tasarıma olan ilgim gerçekten çocukluk yıllarıma dayanıyor. Kendimi bildim bileli görsel düşünen, çevresindeki detayları fark eden ve estetik dünyaya karşı doğal bir merak duyan biri oldum.

Bu ilginin ilk izleri ilkokul yıllarında ortaya çıktı. Annem, özel günler için zarif tasarımlar diken Madam Mari’nin evine prova için giderdi ve ben de ona eşlik ederdim. Annem ve Mari provalarla ilgilenirken ben saatlerce bana o zamanlar adeta sihirli gelen o dünyanın içinde vakit geçirirdim. Mankenlerin üzerinde duran drapeli elbiseleri, yarım kalmış tasarımları ve Mari’nin ipek kıyafetler giydirdiği porselen bebeklerini hayranlıkla incelerdim. Bugün geriye dönüp baktığımda, estetik bakış açımın ve yaratıcılığımın şekillenmeye başladığı yerlerden birinin orası olduğunu düşünüyorum.

Afet Burcu Salargil, krem rengi bir elbiseyle omuzlarına bej bir şal atmış ve kolları kavuşmuş şekilde ayakta dururken, Ines Capo ise koyu renk blazer ceketiyle açık renk bir koltukta oturuyor, her ikisi de arkalarındaki dekoratif duvar panellerinin önünde kameraya sıcak bir gülümseme gönderiyor.

10-11 yaşlarındayken yanımdan hiç ayırmadığım bir eskiz defterim vardı. Sürekli çiziyor, tasarımlar yaratıyor ve hayaller kuruyordum. Hatta Robert Kolej’deki ilk yılımda, hepimizin “Espo” olarak bildiği sevgili Mr. Esposito annemi ve babamı çağırıp “Bu kız kesinlikle görsel bir alanda eğitim alacak” demişti. Sanırım o günden sonra üniversitede moda tasarımı okumak istediğimi söylediğimde ailemi ikna etmek çok da zor olmadı.

Bu tutkunun peşinden giderek New York’ta moda tasarımı eğitimi aldım. Üçüncü sınıfın yazında kendimi Marc Jacobs’un Prince Street’teki tasarım ofisinde staj yaparken buldum. Daha sonra, Türkiye’ye kesin dönüş yapmadan önce, yine oldukça prestijli Amerikalı bir tasarımcıyla çalışma fırsatı yakaladım.

Bugün dönüp baktığımda, bu deneyimlerin yalnızca kariyerim için değil, tasarıma bakış açımın gelişmesi açısından da son derece değerli olduğunu görüyorum. Farklı yaratıcı süreçlere tanıklık etmek, uluslararası moda dünyasının dinamiklerini yakından gözlemlemek ve işin mutfağında yer almak, bugün yaptığım her işin temelini oluşturan çok önemli deneyimlerdi.

Dolayısıyla “Tasarım dünyasına nasıl adım attınız?” sorusunun cevabı aslında küçük yaşlarda başlayan ve hâlâ devam eden bir yolculuk.

Bir yüzük, bir kolye ya da bir bilezik sadece güzel bir obje değil; insanların hayatlarındaki önemli anları, duyguları ve hatıraları taşıyan küçük zaman kapsülleri.

Mücevhere geçişim ise biraz daha sonra, hikâye anlatma arzumla şekillendi. Zaman içinde fark ettim ki mücevher, tasarımın ötesinde çok güçlü bir anlam taşıyor. Bir yüzük, bir kolye ya da bir bilezik sadece güzel bir obje değil; insanların hayatlarındaki önemli anları, duyguları ve hatıraları taşıyan küçük zaman kapsülleri. Beni lüks mücevher dünyasına çeken şey de tam olarak bu oldu.

Altın rengi parlak bir bant üzerine yerleştirilmiş, ortasında İznik çinisi estetiğinde mavi ve kırmızı lale motiflerinin yer aldığı, yan kısımları sıralı pırlantalarla çevrili, dönebilen dikdörtgen bir mekanizmaya sahip ve her iki ucunda küçük kırmızı taş bulunan zarif bir yüzük.

İTÄ’yı kurarken amacımız yalnızca estetik açıdan “güzel” mücevherler tasarlamak değildi. İnsanların bugün keyifle takacağı, yıllar sonra ise çocuklarına ve torunlarına aktarabileceği modern aile yadigârları yaratmaktı amacımız. Bugün tasarladığımız her parçanın merkezinde de hâlâ bu fikir var.

Las Vegas’taki Couture Design Awards’tan ödülle döndünüz. Bu başarı sizin için ne ifade ediyor?

Hâlâ zaman zaman bunun gerçek olduğuna inanmakta zorlanıyorum. Couture Design Awards, mücevher dünyasının en prestijli platformlarından biri ve böyle bir sahnede ödül almak bizim için inanılmaz bir onur. Katıldığımız ilk senede böyle bir ödüle layık bulunmak gururu verici bir sürpriz oldu. Tabii arkasında inanılmaz bir hazırlık ve emek olduğunu tahmin edebilirsiniz.

Ödül almanın en güzel taraflarından biri de; İstanbul Kapalıçarşı’daki ustalarımızın emeğinin ve Türk zanaatkârlığının dünya sahnesinde takdir edilmesi oldu. Orada yalnızca bir markayı değil, ait olduğumuz kültürlerden birini de temsil ettiğimizi bir kez daha hissettik.

İçinde hem keşfedilmiş bir hazine hissi hem iki kültür arasında kurulan bir köprü, hem de geçmişi bugünün diliyle anlatan çağdaş bir tasarım anlayışı var.



Ödül kazanan Yari İznik Whirl yüzüğünün hikâyesi nedir?

Yari İznik Whirl yüzüğünün hikâyesi aslında iki farklı kültürel mirasın buluştuğu bir noktada başlıyor. “Yari”, Taíno dilinde “little jewel of gold”, yani “küçük altın mücevher” anlamına geliyor. Bizim için ise kelime bundan biraz daha fazlasını ifade ediyor. Sanki tesadüfen keşfedilmiş küçük bir altın hazineyi, toprağın altından çıkmış değerli bir defineyi çağrıştırıyor. Bu yüzüğü tasarlarken de tam olarak o hissi yaratmak istedik: Karşınıza çıkan ve ilk gördüğünüz anda saklamak isteyeceğiniz küçük bir hazine.

Beyaz zeminde sergilenen, dikdörtgen formdaki dönen üst kısmı İznik çinisi esintili mavi, kırmızı ve açık mavi lale motifleriyle süslü, kenarları ve yüzeyinde ışıltılı pırlantaların yer aldığı, iki ucunda küçük yakut taşlarının bulunduğu altın yüzük.

Tasarımın görsel ilhamı İznik’in büyüleyici desenlerinden, renklerinden ve zengin sanat tarihinden geliyor. Ancak amacımız tarihi bir motifi birebir kopyalamak değildi; onu çağdaş bir bakış açısıyla yeniden yorumlamak istedik.

Bu yüzden geleneksel mine işçiliğini beklenmedik bir hareket mekanizmasıyla bir araya getirdik. Yüzük döndükçe desenler ve renkler farklı şekillerde ortaya çıkıyor; adeta yaşayan bir obje gibi davranıyor. Bir yandan İznik’in kültürel mirasına saygı duruşunda bulunurken, diğer yandan modern koleksiyoner için oyunbaz, lüks ve etkileşimli bir mücevher deneyimi yaratıyor.

Bence Yari İznik Whirl’ü özel kılan şey de tam olarak bu. İçinde hem keşfedilmiş bir hazine hissi hem iki kültür arasında kurulan bir köprü, hem de geçmişi bugünün diliyle anlatan çağdaş bir tasarım anlayışı var.

Beyaz fonda zarif yansımasıyla sergilenen, ortasında dönen dikdörtgen bir bölümü olan, bu bölümün dikey kenarları parlak pırlantalarla süslenmiş, üstünde kehribar, ortasında mor, altında lacivert zümrüt kesim değerli taşlar ve yan eksenlerinde küçük yakutlar barındıran büyüleyici bir altın mucevher yüzük.


Bu yüzüğün üretim sürecinde sizi en çok heyecanlandıran şey neydi?


Kesinlikle hareketli mekanizması. Tasarımın hem estetik açıdan zarif görünmesi hem de kusursuz çalışması gerekiyordu. Bu doğrultuda, farklı prototipler üzerinde çalıştık.

Bir mücevherin sadece estetik açıdan “güzel” değil, aynı zamanda merak uyandıran ve etkileşim yaratan bir obje olmasını seviyorum. Yari Whirl yüzükte de tam olarak bir “mücevher-obje” yaratmayı başardığımızı düşünüyorum.

İTÄ’nın tasarım dilini nasıl tanımlarsınız?

Markamızın en ayırt edici özelliği iki farklı kültürün doğal bir şekilde bir araya gelmesinden oluşuyor. İTÄ yarı Türk, yarı Porto Rikolu bir marka. Ortağım Ines ve ben üniversite yıllarından beri çok yakın arkadaşız. Yıllar önce onun Türk erkek arkadaşından ayrıldığı bir dönemde yollarımız daha da yakınlaştı. O günlerde bunun kaderin bizi ortak bir hikâyeye hazırlayan küçük bir oyunu olduğunu bilmiyorduk. Zaman içinde dostluğumuz kardeşliğe dönüştü.

Bugün geriye dönüp baktığımda, ortaklığımızın temelinde tasarımdan ya da ticaretten önce güven olduğunu düşünüyorum. Aslında bu sadece bizim için değil, her başarılı ortaklık için en önemli unsur. Yıllar içinde birbirimize duyduğumuz güven o kadar güçlendi ki, bugün, İTÄ bünyesindeki rollerimiz de çok net bir şekilde şekillendi. Herkes kendi uzmanlık alanında çalışıyor, kimse diğerinin alanına müdahale etmiyor. Bu da büyük bir uyum ve verimlilik yaratıyor.

Bir diğer avantajımız ise dünyanın iki farklı noktasında yaşıyor olmamız. Ben İstanbul’dayım, Ines ise Porto Riko’da. Bu sayede hem farklı bakış açılarını hem de farklı kültürleri markamıza taşıyabiliyoruz.

Farklı kültürlerin, farklı coğrafyaların ve farklı deneyimlerin bir araya gelerek ortaya çıkardığı, köklerine bağlı ama dünyaya açık bir hikâye.

Bu kültürel zenginlik tasarımlarımıza da yansıyor. Hemen hemen her koleksiyonumuzda hem Türk kültüründen hem de Karayiplerden izler bulmak mümkün. Bazen bu bir isimde ortaya çıkıyor, bazen bir motifte, bazen de bir hikâyede. Örneğin ödüllü Yari İznik Whirl yüzüğümüzde Karayip yerli kültüründen gelen “Yari” ismi ile Anadolu’nun en önemli sanat miraslarından biri olan İznik geleneği bir araya geliyor.

Dolayısyla, İTÄ’nın tasarım dili aslında tam olarak bizim hikâyemiz gibi; farklı kültürlerin, farklı coğrafyaların ve farklı deneyimlerin bir araya gelerek ortaya çıkardığı, köklerine bağlı ama dünyaya açık bir hikâye. Kültürel hikâyeler, güçlü el işçiliği, neşe ve renk.

Bu ödülden sonra İTÄ için sırada ne var?

Bu ödül bize çok büyük bir motivasyon verdi. Şu anda dünyanın farklı noktalarındaki seçkin mağazalar ve koleksiyonerlerle buluşmaya devam ediyoruz. Tabii ki ITA için doğru partner ilişkiler kurmaya devam etmek önemli. Ancak büyürken korumak istediğimiz en önemli şey, tasarımlarımızın ruhu. Amacımız sadece daha büyük bir marka olmak değil; insanlarda duygu uyandıran, hikâye anlatan ve yıllar sonra bile değerini koruyan parçalar yaratmaya devam etmek.

Sıkça sorulan sorular
İTÄ Mücevher markasının kurucuları kimlerdir?

İTÄ Mücevher, Türk mücevher tasarımcısı Afet Burcu Salargil ve Porto Rikolu ortağı Ines Capo tarafından kurulmuştur.

İTÄ Mücevher, Couture Design Awards'ta hangi ödülü kazandı?

Marka, Las Vegas'ta düzenlenen Couture Design Awards’ta "Yari İznik Whirl" yüzük tasarımı ile "Best in Below $10K" (10.000 Dolar Altı Kategorisi) en iyi tasarım ödülünü kazanmıştır.

Ödüllü "Yari İznik Whirl" yüzüğünün tasarımı ve ilham kaynağı nedir?

Yüzük, adını Taíno dilinde "küçük altın mücevher" anlamına gelen "Yari" kelimesinden alır. Görsel ilhamını İznik'in büyüleyici çini desenlerinden, renklerinden ve zengin sanat tarihinden alan tasarım; 14 ayar sarı altın, elmaslar, geleneksel mine işçiliği ve tasarıma hareket katan özgün bir döner mekanizmaya sahiptir.

İTÄ Mücevher tasarımları nerede üretilmektedir?

Markanın tüm koleksiyonları ve ödüllü parçaları, İstanbul Kapalıçarşı’daki İTÄ atölyesinde Türk zanaatkarlar tarafından el işçiliğiyle üretilmektedir.

İTÄ Mücevher tasarımlarını hangi dünyaca ünlü isimler tercih ediyor?

Markanın mücevherlerini tercih eden uluslararası isimler arasında Gigi Hadid, Taylor Swift, Jenna Ortega, Kate Upton, Uma Thurman ve Katie Holmes yer almaktadır.

Sude Çetin
Sude Çetin Tüm Yazıları
white banner
Popüler Yazılar
İlgili Yazılar
Daha keyifli ve kişiselleştirilmiş bir OGGUSTO deneyimi için