Doğal taşlar, altın ve pırlantayla şekillenen tasarımlarında Ege ve Akdeniz’den izler taşıyan Ayşe Rodoslu ile GAIA koleksiyonunu, günlük hayatta mücevher kullanımını ve kişisel parçaların değerini konuştuk.
Bir mücevheri her gün takmak istememizi sağlayan ne? Ayşe Rodoslu için cevap, doğal dokularda, rahatlıkta ve zamanla kurulan kişisel bağda saklı. El işi ve resme duyduğu ilgiyi mücevher tasarımına taşıyan Rodoslu, GAIA koleksiyonunda dumanlı kuvarsı pırlantayla buluşturuyor. Markasının doğuşundan toprağın ilham verdiği tasarımlarına, hediye seçimlerinden lüks anlayışına uzanan sohbetimizde mücevhere bakışını paylaşıyor.
Ayşe Rodoslu’nun Mücevher Tasarımına Bakışı



Mücevher tasarımına olan ilginiz nasıl başladı ve sizi kendi markanızı kurmaya götüren süreç nasıl gelişti?
Aslında benim hikâyem “bir gün mücevher tasarımcısı olmaya karar verdim” diye başlamadı. Hep bir şeyler yapmayı, elimle üretmeyi, malzemelerle oynamayı, resim yapmayı seviyordum. Taşlar, renkler, eski objeler, doğadan topladığım şeyler… Hepsi ilgimi çekerdi. Mücevher de zaman içinde bütün bunların buluştuğu yer oldu. Profesyonel olarak tasarıma başladığımda da büyük iddialarla yola çıkmadım. Önce kendim takmak isteyeceğim şeyleri yaptım. Sonra çevremdeki kadınların da onları takmak istediğini gördüm. Sanırım marka da biraz böyle doğdu. Zaman içinde neyi sevdiğim kadar neyi sevmediğimi de öğrendim ve Ayşe Rodoslu dili yavaş yavaş oluştu.
Tasarımlarınızın kendine özgü bir dili olduğunu görüyoruz. Ayşe Rodoslu imzasını oluşturan temel unsurlar sizce neler? Bir tasarımınızın size ait olduğunu hissettiren şey nedir?
Tasarımlarımda altın, pırlanta gibi değerli malzemeleri daha doğal, bazen daha ham dokularla yan yana getirmeyi seviyorum. İçinde biraz Ege ve Akdeniz var, biraz doğa, biraz da beklenmedik bir şey… Ama en önemlisi rahatlık. Çok değerli bir mücevherin bile insanda “özel bir güne saklamalıyım” duygusu yaratmasını istemiyorum. Beyaz bir tişörtle de takılabilsin, gece bir elbiseyle de. Bir parçaya baktığımda “bunu her gün takarım ama yine de sıradanlaşmaz” diyorsam, o bana ait hissettiriyor.
Mücevherin bedende nasıl yaşadığı, tasarımın kendisi kadar önemli. Bir parçayı tasarlarken onu takacak kişinin üzerinde nasıl hissettirmesini hayal ediyorsunuz?
Ben mücevherin kişinin önüne geçmesini sevmiyorum. Kadını süsleyen ama onu başka birine dönüştürmeye çalışmayan, onun bir parçası olduğunu hissettiren parçalar seviyorum. Takınca sürekli aynaya bakmak zorunda olmadığınız, bir süre sonra üzerinizde olduğunu unuttuğunuz ama biri “Ne güzelmiş” dediğinde yeniden fark ettiğiniz mücevherler… Bir de mücevheri biraz seksi buluyorum. Ama bu çok bağırmayan bir seksilik. Boyunda duran ince bir zincir, tenin üzerinde bir taş, bilekte hareket eden küçük bir detay… Bazen küçücük bir şey bütün görüntüyü değiştirebiliyor. Ben daha çok o hissin peşindeyim.
GAIA Koleksiyonu ve Mücevherin Geleceği


GAIA koleksiyonunu tasarlarken ilham kaynağınız neydi? Koleksiyonun çıkış noktasını oluşturan fikir veya unsurlar neler oldu?
GAIA’nın çıkış noktası topraktı. Zaten Gaia, mitolojide toprağın ve yeryüzünün kendisi. Ben doğayla çok iç içe yaşayan biriyim. Toprakla uğraşmayı, bahçede olmayı, denizi, taşları çok seviyorum. GAIA’da da doğayı birebir taklit etmek yerine onun bende bıraktığı hissi anlatmak istedim. Dumanlı kuvarsı özellikle seçtim. Rengi çok gösterişli değil; toprağa, taşa, dumana benzeyen derin bir tonu var. Pırlantayla yan yana geldiğinde hoşuma giden bir tezat oluşuyor. Biri daha ham ve sessiz, diğeri ışığı yakalıyor. GAIA biraz bu iki dünyanın yan yana gelmesi aslında. Toprak ve ışık gibi.
Koleksiyonda sizin için özel bir anlam taşıyan veya tasarım sürecinde hikâyesiyle diğerlerinden ayrılan bir parça var mı?
Aslında tek bir parçayı seçmek benim için zor. Çünkü tasarlarken her parçayla başka bir ilişki kuruyorum. Ama beni en çok heyecanlandıranlar genellikle taşın karakterini fazla değiştirmediğim tasarımlar oluyor. Taşı alıp kusursuzlaştırmak yerine, onun doğal halini koruyup etrafında küçük dokunuşlarla bir mücevher yaratmak… Bazen tasarım yaparken en zor şey bir şey eklemek değil, nerede duracağını bilmek. GAIA’da da sevdiğim şeylerden biri bu. Taş zaten yeterince güzel; benim görevim bazen sadece ona doğru yeri açmak.
Lüks anlayışının yeniden tanımlandığı bir dönemde, mücevherin gelecekteki rolünü nasıl görüyorsunuz?
Bence artık lüks, sadece pahalı bir şeye sahip olmak değil. Hatta giderek bundan uzaklaşıyoruz. Benim için lüks; herkesin sahip olmadığı, hikâyesi olan, kimin yaptığını bildiğiniz ve yıllar geçtikçe sizin hayatınızın bir parçası haline gelen şey. Mücevherin geleceğini de biraz burada görüyorum. Daha az ama daha kişisel parçalar… Seri üretimden çok insan eli değmiş, küçük farklılıkları olan, yıllarca saklanabilecek şeyler. Belki de geleceğin lüksü kusursuzluk değil, biriciklik olacak.
Ayşe Rodoslu’nun Kişisel Mücevher Tercihleri

Markanızı 3 kelimeyle anlatın desek?
Sade. Özgür. Ege ve Akdenizli.
Hayatınızın sonuna kadar tek bir mücevher takmak zorunda olsanız neyi seçerdiniz?
İyi bir yüzük seçerdim. Çünkü yüzük sürekli gözümün önünde. Kolye ya da küpeyi bir süre sonra unutuyorsunuz ama yüzüğünüzü gün boyunca görüyorsunuz. Birlikte yaşadığınız bir obje gibi oluyor. Yıllandıkça, çizildikçe de daha çok size ait oluyor.
Çok sevdiğiniz birine bir mücevher hediye etmek isteseniz bu hangisi olurdu?
O kişiye özel bir şey tasarlardım. Çünkü bence mücevher hediye etmenin en güzel tarafı, “Bunu gördüm ve seni düşündüm” diyebilmek. Taşı, sembolü ya da küçücük bir detayı o kişiden yola çıkarak seçmek isterdim. Zaten iyi bir mücevher hediyesinin değeri de biraz burada. Fiyatından önce, neden o kişiye verildiğinde.


