Graffiti’den doğan bir çizgi, Balmain ve Bottega Veneta’dan geçerek Chanel’in sneaker dünyasına uzanıyor. Chanel’in sneaker tasarımcısı Safa Şahin, ayakkabıyı bir objeden çok bir ifade alanı olarak gören tasarım yolculuğunu anlattı...
Sosyal Medyada Keşfedildi
Bazı kariyerler planlanır, bazılarıysa tutkuyla inşa edilir. Safa Şahin’in hikâyesi, ikincisine ait. Lisede graffiti yaparken duvarlara çizdiği eskizlerin, yıllar sonra dünyanın en prestijli modaevlerinde hayat bulacağını o günlerde muhtemelen o da bilmiyordu. “Bir şeyi gerçekten istiyorsan, inandığın yolu zorlaman gerekiyor,” diyor Safa Şahin; onu bugün bulunduğu noktaya taşıyan da tam olarak bu bakış açısı: Vazgeçmemek, üretmekten hiç kopmamak ve kendi yolunu ısrarla inşa etmek.

Sosyal medyada paylaştığı günlük tasarımlar sayesinde Nike’ın dikkatini çeken Şahin, bu fırsatı disiplinli çalışmasıyla kalıcı bir kariyere dönüştürdü. Nike’ta başlayan profesyonel yolculuğu; Bottega Veneta ve Balmain gibi lüks modaevleriyle güçlenirken, bugün moda dünyasının zirvesindeki Chanel’de devam ediyor.
Sokak kültüründen haute couture evrenine uzanan bu etkileyici serüvende Safa Şahin’le; yaratıcılığını besleyen kaynakları, kariyerindeki kırılma anlarını, üretim disiplinini ve geleceğe dair hayallerini konuştuk.
Bir Tasarımcının Zihni: Ayakkabıları Nasıl Tasarlıyor?
Graffiti’deki ruhu ve sokak enerjisini ayakkabılara taşıma fikri beni fazlasıyla sardı.
Graffiti ile başlayan sanatsal yolculuğunuzun ayakkabı tasarımına evrilme sürecini bize anlatır mısınız? O ilk ilham anını bugün nasıl hatırlıyorsunuz?
Safa Şahin: Graffiti ile başlayan bu yolculuk aslında kendiliğinden ayakkabı tasarımına aktı. Lisede, özellikle lise 2 dönemlerinde graffiti yaparken çizim zaten hep hayatımdaydı. Duvarlara attığım eskizler, kafamdaki karakterler ve formlar bir noktadan sonra bana yetmemeye başladı. O dönem ayakkabı tasarımıyla tanıştım ve olay orada koptu.

Zaten çiziyordum ama bu sefer çizdiklerimin giyilebilir bir şeye dönüşebileceğini fark ettim. Bu da beni hayal kurmaya itti. Ayakkabının sadece bir parça değil, bir duruş, bir ifade alanı olduğunu gördüm. Graffiti’deki ruhu ve sokak enerjisini ayakkabılara taşıma fikri beni fazlasıyla sardı. O günden sonra ayakkabı tasarımı okumak ve bu işi gerçekten yapmak kafama iyice yattı.
Kendiniz için tasarlamakla bir marka için üretmek arasındaki fark nedir?

S. Ş: Kendim için, tamamen kafama göre bir şey tasarlıyorsam ilham genelde müzikten, bir görüntüden ya da sokakta iyi giyinmiş birini görmekten geliyor. Bazen bir film sahnesi, bazen tek bir şarkı bütün fikri başlatabiliyor. O anki duygu neyse tasarım da oradan akıyor; çok düşünmeden, içgüdüyle ilerliyorum.
Ama iş bir marka için üretime girdiğinde tablo değişiyor. Brief’ler devreye giriyor; fiyat, markanın DNA’sı, sezon aralığı gibi detaylar işi yönlendiriyor. Bu sınırlar içinde kalmak zorundasın ama ben o alanın içinde mümkün olduğunca özgün kalmaya, kendi dilimi ve bakış açımı tasarıma yansıtmaya çalışıyorum. Cool olan kısım da biraz burada başlıyor zaten.

Tasarım diliniz çoğu zaman fütüristik bir çizgiye sahip. Metaverse, sürdürülebilir materyaller ve fonksiyonel teknolojiler düşünüldüğünde, sizce geleceğin ayakkabısı nasıl olacak? Bugün tamamen özgür olsanız nasıl bir tasarım yapardınız?
S. Ş: Geleceği kestirmek çok zor. Trend analiz markaları bile 2–3 sezon öncesini doğru tahmin edemiyor. Sosyal ve ekonomik durumlar her şeyi bir anda değiştirebiliyor.

Geleceğin ayakkabısı ne olacak bilmiyorum ama doğal malzemelerin her zaman alıcısı olacağını biliyorum. Çünkü insan sağlığına en uygun malzemeler doğal olanlar.
Bu soru benim için çok zor. Özgür olsam nasıl bir tasarım yapardım? İçimde birden fazla stil var. Hepsini seviyorum ve hepsinin beni yansıttığını düşünüyorum. Belki hepsini karıştırırdım.

Birlikte çalışmak isteyeceğiniz bir tasarımcı var mı?
S. Ş: Belirli tek bir isim yok ama John Galliano ile bir koleksiyon hazırlamak isterdim. Daha duygu ve his odaklı bir koleksiyon. Onun bakış açısından bakmayı, süreci yaşamayı çok merak ediyorum.
Solda: John Galliano
Fotoğraf: Samir Hussein/Getty Images for The Business of Fashion

Global Sahneye Yolculuk: Nike, Balmain, Bottega Veneta ve Chanel
John Galliano ile bir koleksiyon hazırlamak isterdim.
Sosyal medyada her gün yaptığınız tasarımları paylaşma disiplininiz Nike gibi global bir markaya kapı açtı. Bugün geriye dönüp baktığınızda, o günlük üretim rutini sizin için ne ifade ediyor?

S. Ş: Bugün geriye dönüp baktığımda o günlük üretim rutini benim için şunu ifade ediyor: Bir şeyi gerçekten istiyorsan, inandığın yolu zorlaman gerekiyor. O dönem benim için bu yol aslında son seçenekti. Çünkü öncesinde bambaşka bir planım vardı; yurt dışında master yapıp Paris’te ya da Milano’da çalışmak istiyordum.
Hatta İTKİB’te düzenlenen detay deri tasarım yarışmasında birinci oldum ama hakkım olan yurt dışı master eğitim desteğini alamadım. Bu yüzden master için yurt dışına gidemedim. Bu benim için ciddi bir hayal kırıklığıydı.
O noktada geri dönüp kendime başka bir yol açmam gerekti. Günlük üretim, disiplin ve sürekli tekrar benim için bir zorunluluktan çok bir yol arayışına dönüştü. Nike gibi global bir markaya kapı açan şey de aslında buydu: vazgeçmemek ve şartlar ne olursa olsun üretmeye devam etmek. Şimdi bugünden geriye baktığımda, o rutin sadece çalışmak değil; kendi yolumu kendim yaratma süreciydi.

Balmain, Bottega Veneta ve Chanel’e uzanan süreci nasıl anlatırsınız?

S. Ş: Balmain’de tam zamanlı tasarımcı olarak çalışırken Bottega Veneta’dan teklif almıştım. Tam zamanlı çalıştığım için kontratımı değiştirmek zorunda kaldım; yarı zamanlı freelance sözleşmeye geçip Bottega Veneta ile çalışmaya başladım.





İki marka ile aynı anda çalışıyordum. Milano–Paris arasında sürekli seyahat ediyordum. Üç sezon boyunca Bottega Veneta’da Matthieu Blazy ile birlikte çalıştık ve güzel işler yaptık. Bir tasarımcı ile kreatif direktörün birbirini anlaması bu sektör için çok önemli; biz bu noktada gerçekten birbirimizi anlıyorduk. Ben de onun brief’lerini doğru tasarımlarla birleştiriyordum.
Yaklaşık iki sene sonra yollarımızı ayırdık, ben kendi yoluma gittim. İki sene sonra Matthieu Chanel’e geçti ve beni de aynı ekibe dahil etmek istedi. Bu şekilde başlamış olduk.

Balmain deneyimi size ne kattı?
S. Ş: Balmain benim ilk büyük Paris moda markası deneyimimdi. Şirket içinde farklı markalardan gelen tasarımcılar olduğu için herkes ister istemez kendi deneyimini paylaşıyordu. Bu zaten başlı başına ilham verici.

Dört sene boyunca moda endüstrisinin içinde yer almak, sorun çözümlerini görmek; senin de tasarım sürecindeki problem çözme yeteneğini geliştiriyor. Benim geçmişim daha çok sokak modası üzerinedir. Balmain deneyimiyle birlikte lüksün ne demek olduğunu ve başka bir kitlenin beklentilerine cevap vermeyi öğrenmiş oldum.
Solda: Safa Şahin’in, Balmain için yaptığı tasarımlardan birkaçı.
“Bu kararı almasaydım burada olmazdım” dediğiniz en önemli kırılma anı neydi?
S. Ş: Sanırım Nike’ın teklifini kabul etmemiş olsaydım belki burada kalırdım. O karar benim için çok önemli bir kırılma noktasıydı.
Chanel’de artık Matthieu Blazy dönemi başladı. Bu yeni dönem sizi hangi yönleriyle heyecanlandırıyor? Kendinizi onun Chanel için kurduğu vizyona yakın hissediyor musunuz?

S. Ş: Evet, kesinlikle. Dünyanın en büyük ve en köklü Paris merkezli moda markalarından biri olması ve yeniliğe açık bir yapısı olması beni çok heyecanlandırıyor. Daha önce birlikte çalıştığımız için de hiç yabancılık çekmiyorum; tasarım algısını ve vizyonunu hissedebiliyorum.
Bir Fikirden Tasarıma Dönüşen Üretim Süreci, Sneaker Kültürü ve Gelecek Projeler
Üç sezon boyunca Bottega Veneta’da Matthieu Blazy ile birlikte çalıştık ve güzel işler yaptık. Matthieu Chanel’e geçti ve beni de aynı ekibe dahil etmek istedi. Bu şekilde Chanel’de birlikte çalışmaya başladık.
Bir sneaker fikri nasıl ortaya çıkıyor?

S. Ş: İlk iş merchandiser’dan başlıyor. “Şu fiyat aralığında, 2027 yaz sezonunda çıkacak şekilde bir sneaker tasarlamamız lazım” diye sunum yapıyorlar. Sonrasında creative director brief veriyor; nasıl olması gerektiğine, nereye konumlandırılacağına dair.

Bazen de önceki sezonda iyi satmış bir modelin geliştirilmiş versiyonu isteniyor. Sonrasında iş bana kalıyor. Bu brief’lere uygun, beklenen fiyatı aşmadan tasarımlar yapıyorum. Sunum yapıyorum, seçilen tasarımın teknik çizimlerine başlıyorum.
Teknik çizimleri Çin veya İtalya’daki fabrikalara gönderiyoruz. Prototip süreci başlıyor; bazen 3–5 ara revizyon yapıyoruz. Son prototipler için Çin’e ya da İtalya’ya gitmem gerekebiliyor.
Son ürün çıktığında şirket içinde 5–6 kişiye giydirip test ediyoruz, aynı anda fabrikada da test süreçleri devam ediyor. Her şey pozitifse seri üretim başlıyor ve ürün dünyadaki insanlara ulaşıyor.

Bugün sizin yolunuzdan gitmek isteyen genç tasarımcılara, kendi deneyimlerinizden yola çıkarak ne söylemek istersiniz?
S. Ş: İmkânlar el verdiği ve sorumluluklarını aksatmadıkları sürece hayallerinin peşinden koşsunlar. Gerçekleşmemiş hayaller, yaş ilerledikçe mutsuzluk getiriyor.
Her şeyi denediniz ve olmadıysa içiniz rahat olsun. Benim bahsettiğim şey çabasızca beklemek. Bu, ileride “keşke deneseydim” pişmanlığına dönüşebiliyor.

Chanel’de yapacağınız işler için şimdiden çok heyecanlıyız. Önümüzdeki dönemde sizden başka hangi projeleri, hangi hayalleri görmeyi bekleyebiliriz? Bu yolculuğu ve geleceğe yönelik planları nasıl tanımlarsınız?
S. Ş: Çok teşekkür ederim. İnanın ben de yaşayarak öğreniyorum. Hayat bir şekilde seni bir noktaya doğru sürüklüyor. Bundan sonra nereye sürükleneceğimi bilmiyorum; bekleyip göreceğim.
Safa Şahin’e Göre Tüm Zamanların En İyi 5 Sneaker’ı

Converse All Star (1917):
Tarihin ilk basketbol ayakkabılarından biri. Sahadan sokağa indi, punk’tan hip-hop’a, grunge’dan emo’ya herkes kendi tarzını onunla ifade etti. Bana göre tüm zamanların en başarılı sneaker’ı.
Fotoğraf: Markus Boesch / GettyImages
Nike Air Max 1:
Döneminde devrim yarattı. Hava yastığının ilk kez görünür kullanıldığı tasarım. Tinker Hatfield ile kısa da olsa çalışmış olmak benim için çok özel.
Fotoğraflar: Nike


Air Max 90:
Yine Tinker tasarımı. Sokak modası için daha özgüvenli, zamansız ve ikonik.
Fotoğraf: Nike
Nike Air Force High:
Bruce Kilgore’un tasarımı. Nike’ta çalışırken kendisiyle sohbet etme şansım oldu.
Fotoğraf: Nike


Nike Bruins (1980’ler):
Antika gibi sakladığım bir çift var. “Back to the Future” filminde Michael J. Fox’un ayağındaki model.
Fotoğraf: Nike


