Lug Von Siga, İlkbahar/Yaz 2027 koleksiyonu Il Silenzio’yu 23 Eylül’de Milano Moda Haftası’nın resmi takviminde sunmaya hazırlanıyor. Markanın kurucusu ve kreatif direktörü Gül Ağış ile Lug Von Siga’nın 16 yıllık yolculuğunu, yeni koleksiyonun hikâyesini ve Milano hazırlıklarını konuştuk.
Bir Bakışta Lug Von Siga Il Silenzio Koleksiyonu
- Lug Von Siga, İlkbahar/Yaz 2027 koleksiyonu Il Silenzio’yu 23 Eylül 2026’da Milano Moda Haftası’nın resmî takviminde sunmaya hazırlanıyor.
- Gül Ağış için Milano’ya dönüş, yaklaşık on yıl yaşadığı ve tasarım anlayışının şekillendiği şehre kendi markasının kimliğiyle dönmek anlamına geliyor.
- Mevlana ve Şems’in düşünce dünyasından beslenen koleksiyon, sessizliği insanın kendini duyabildiği; aşk, özlem ve teslimiyet üzerine düşünebildiği bir alan olarak ele alıyor.
- Beyazın farklı tonları, transparan katmanlar ve el işçiliği koleksiyonun tasarım dilini oluşturuyor. Markanın renkleri ve belirgin desenleri, yerini yakından bakıldığında keşfedilen detaylara bırakıyor.
- Milano sunumuyla Ağış’ın hedefi, Lug Von Siga’nın kültürel referanslarının yanında özgün tasarım vizyonunu ve uluslararası kimliğini de görünür kılmak.
Bir tasarımcının yıllar sonra eğitim aldığı ve mesleki kimliğini şekillendirdiği şehre kendi markasıyla dönmesi, yalnızca yeni bir koleksiyon sunmaktan daha fazlasını ifade ediyor. Gül Ağış için Milano Moda Haftası’nın resmi takviminde yer almak, Milano’da başlayan yolculuğun Lug Von Siga ile ulaştığı yeni noktayı temsil ediyor.
Ağış’ın 2010 yılında İstanbul’da kurduğu Lug Von Siga; kültürel referansları, zanaatla kurduğu bağı ve kendine özgü üretim anlayışıyla Türkiye sınırlarını aşan bir marka hâline geldi. Şimdi bu 16 yıllık birikim, İlkbahar/Yaz 2027 koleksiyonu Il Silenzio ile 23 Eylül’de Milano’ya taşınıyor.
Gül Ağış ile Milano’ya kendi markasıyla dönmenin anlamını, Il Silenzio’nun çıkış noktasını ve Lug Von Siga için başlayan yeni dönemi konuştuk.
Milano’da Başlayan Hikâyenin Yeni Bölümü
Milano, eğitim aldığınız, profesyonel hayatınızın önemli bir bölümünü geçirdiğiniz ve tasarım disiplininizin şekillendiği şehir. Yaklaşık 10 yıl yaşadığınız Milano’ya yıllar sonra kendi markanızla, üstelik Moda Haftası’nın resmi takviminde dönmek sizin için nasıl bir anlam taşıyor?
Milano benim için sadece eğitim aldığım ya da profesyonel hayatımın önemli bir bölümünü geçirdiğim bir şehir değil; tasarımcı olarak kim olduğumu keşfettiğim ve tasarım anlayışımın şekillendiği bir dönem. Yaklaşık on yıl orada yaşamak, farklı tasarım disiplinlerini, çalışma kültürlerini ve moda dünyasının işleyişini yakından deneyimlememi sağladı.
Yıllar sonra kendi markamla Milano’ya, üstelik Moda Haftası’nın resmi takviminde dönmek benim için çok özel bir his. Çünkü bu kez oraya öğrenmek ya da kendimi geliştirmek için değil, kendi dilimi ve kendi dünyamı temsil etmek için gidiyorum. Belki de en anlamlı tarafı, yıllar önce bana çok şey öğreten bu şehre bugün Lug Von Siga’nın kimliğiyle geri dönmek. Milano’dan aldığım disiplin ve deneyim, zaman içinde kendi kültürüm, zanaat anlayışım ve tasarım dilimle birleşti. Bu nedenle bu dönüşü bir anlamda yolculuğumun bir çemberi tamamlaması gibi görüyorum. Ama aynı zamanda yeni bir dönemin de başlangıcı olduğunu düşünüyorum. Bu benim için aynı zamanda derin bir olgunluk hali. Ama bunun yanında heyecan, kaygı ve onaylanma ihtiyacını da en yoğun hissettiğim dönemlerden biri.
Mevlana ve Şems’ten Il Silenzio’ya
Milano’ya Il Silenzio koleksiyonuyla dönüyorsunuz. Modanın görünürlük, hız ve sürekli yenilik talebiyle şekillendiği bir dönemde sessizliği merkeze almanız çok anlamlı. Sizi bugün sessizlik üzerine düşünmeye yönelten şey nedir? Bu koleksiyon, moda dünyasının gürültüsüne verilmiş kişisel bir cevap olarak da okunabilir mi?
Sanırım sessizlik üzerine düşünmemin temelinde biraz da insanın kendine dönme hali ve farkındalık var. Hayatın içinde sürekli dışarıdan gelen seslerle, beklentilerle, hızla ve değişimle karşı karşıyayız. Oysa bazen insanın gerçekten ne istediğini anlayabilmesi için bütün bu seslerin arasından sıyrılıp kendi içine bakabilmesi çok değerli.
Rumi’nin ve Şems’in düşünce dünyasında beni her zaman etkileyen şeylerden biri de bu içsel yolculuk fikri oldu. İnsanın hakikati dışarıda aramak yerine kendi içinde araması, dönüşümün de önce içeride başlaması… Benim için sessizlik biraz böyle bir alan. Bir boşluk değil, insanın kendisini daha net duyabildiği bir alan. Nesnelerle, insanlarla ve yaşayan her canlıyla sessiz bir anlaşma var.
Il Silenzio’yu da bu anlamda yalnızca moda dünyasının hızına ve görünürlük arzusuna verilmiş bir cevap olarak görmüyorum. Daha kişisel bir yerden geliyor. Son yıllarda tasarım yaparken de hayatta da, dışarıda neyin yeni olduğunu takip etmekten çok kendi içimde neyin gerçek olduğunu anlamaya daha fazla önem veriyorum. Yıllardır üzerinde yoğunlaştığım tasavvuf eğitimimin de bunda bir etkisi olduğunu düşünüyorum. O vuslat anının, her anlamlı karşılaşmanın sessiz olduğuna inancım sonsuz.
Il Silenzio benim için sessizliğin kendisinden çok, sessizliğin içinde duyulan sesle ilgili. Bazen en güçlü ifade, en yüksek sesle söylenen değil; insanın içinde uzun süre kalan oluyor.

Koleksiyonun düşünsel zemininde Mevlana ve Şems’in manevi dünyası; aşk, özlem, teslimiyet ve söylenemeyen sözler var. Böylesine soyut ve katmanlı kavramları giysiye dönüştürürken tasarım sürecine nereden başladınız?
Benim için tasarım süreci her zaman bir görüntüyle değil, bir duyguyla başlıyor. Il Silenzio’da da Mevlana ve Şems’in dünyasından ilham alırken onların hikâyesini kelimesi kelimesine anlatmak ya da sembollerini doğrudan kullanmak istemedim. Beni daha çok aşk, özlem, teslimiyet ve vuslat gibi kavramların derinliği etkiledi.
Özellikle Şems ve Mevlana arasındaki ilişkiyi düşündüğümde, söylenenlerden çok söylenemeyenlerin ve sessizliğin taşıdığı anlam beni etkiledi. Bu duyguyu tasarımda daha soyut bir şekilde ifade etmek istedim. Katmanlar, transparanlıklar, akışkan silüetler ve el işçiliği bu noktada benim için bir anlatım diline dönüştü. Bazı detayların saklı ama yaklaştıkça fark edilen, keşfedilen bir his yaratmasını istedim.
Sessizlik benim için boşluk ya da yokluk değil; aksine içinde çok fazla şey barındıran bir alan. Bazen bir duyguyu anlatmanın en güçlü yolu onu açıkça göstermek değil, hissettirmek. Il Silenzio koleksiyonunu tasarlarken de tam olarak bu hissin peşinden gittim.
Beyaz, Beyazın Tonları, Nakışlar ve El İşçiliği
Il Silenzio’da beyaz ve beyazın farklı tonları koleksiyonun görsel dünyasını kuruyor. Rengin geri çekildiği bu alanda tasarımın sesini yükseltmek için transparanlık, yüzey, nakış ve el işçiliği arasında nasıl bir denge oluşturdunuz?
Beyazı seçmemin en önemli nedenlerinden biri, rengin geri çekildiği bir zeminde malzemenin ve el işçiliğinin daha fazla konuşabilmesi. Beyazın farklı tonlarını kullanarak aslında renk yerine ışık, gölge, doku ve yüzey üzerinden bir derinlik yaratmak istedim. Lug Von Siga aslında bold renkleri, desenleri ve nakışlarıyla ortaya çıkan bir marka. Bu koleksiyonda ise uzun zamandır yapmayı düşündüğüm müzikteki “es” hali gibi, sufilerin tevhid bilincindeki o beyazlığı katman katman işlemek istedim.
Transparanlık da bu noktada önemli bir araç oldu. Bir katmanın diğerinin içinden görünmesi, kumaşın bedende hareket ettikçe farklılaşması, bazı detayların yaklaştıkça ortaya çıkması koleksiyonun sessiz ama katmanlı anlatımını destekledi. Nakış ve el işçiliğini ise bu sakin zeminin üzerine yerleştirilen küçük ama güçlü ifadeler olarak düşündüm.
Bu koleksiyonda önemli olan hiçbir unsurun diğerinin önüne geçmemesiydi. Nakışın yoğun olduğu bir yerde silüeti daha sade tutmak, transparan bir yüzeyde işçiliği daha kontrollü kullanmak gibi bir denge kurmaya çalıştım. Beyazın farklı tonları ve farklı dokular da bu dengeyi destekledi.
Beyaz; saflık ve dinginlik kadar başlangıç, arınma ve teslimiyet gibi farklı anlamlar da taşıyabiliyor. Koleksiyonda beyazın hangi duygusunun baskın olmasını istediniz?
Beyaz benim için bu koleksiyonda saflıktan çok arınmayı ve teslimiyeti temsil ediyor. Bir şeyleri geride bırakmak, fazlalıklardan sıyrılmak ve kendine daha açık bir yer yaratmak gibi bir anlam taşıyor.
Il Silenzio’da beyazın farklı tonlarını kullanmamın nedeni de biraz bu. Tek bir beyaz yerine, kırık beyazlardan daha soğuk ya da daha sıcak tonlara geçerek bu duygunun farklı hallerini göstermek istedim. Çünkü teslimiyet benim için pasif bir durum değil; aksine insanın kendisiyle tüm çıplaklığıyla yüzleşme anı. Şeffaflık da bu duyguyu vurguluyor.
Bu nedenle koleksiyondaki beyazı, insanın kendine dönerken fazlalıklardan arındığı bir alan olarak görüyorum.
Lug Von Siga’nın tasarım dili desenler, işlemeler ve kültürel referanslarla zenginleşen güçlü bir görsel anlatıya sahip. Il Silenzio’nun daha arınmış dünyası, markanın bugüne kadar oluşturduğu bu estetiği yeniden düşünmenize neden oldu mu? Bu koleksiyonda bilinçli olarak geride bıraktığınız ya da ilk kez farklı yorumladığınız detaylar neler?
Aslında Il Silenzio’da Lug Von Siga’nın tasarım kodlarından vazgeçmek istemedim. Daha çok, bu kodların sesini biraz kısmak ve onları başka bir biçimde ifade etmek istedim. Desen, işlemeler ve el işçiliği yine koleksiyonun önemli parçaları, ancak bu kez ilk bakışta kendini göstermeleri yerine, yaklaştıkça fark edilen detaylara dönüşmelerini istedim.
Özellikle güçlü renk kullanımını ve daha belirgin desenleri bilinçli olarak geri plana çektim. Bunun yerine beyazın farklı tonları, transparanlıklar, yüzey oyunları ve katmanlar üzerinden daha sakin bir anlatım kurdum. İşlemelerde de yoğunluk yerine detayın kendisine ve el emeğinin hissine odaklandım. Sanırım benim için en büyük değişiklik, bir şeyi görünür kılmak için onu daha fazla anlatmaya ihtiyaç duymadığımı fark etmek oldu. Il Silenzio’da Lug Von Siga’nın alışık olduğumuz dünyası hâlâ orada, ama biraz daha içeride. Daha az göstererek daha fazla hissettirmeye çalıştım.
Lug Von Siga’nın Uluslararası Yolculuğu
Milano sunumu bugüne kadar verdiğiniz emeğin görünürlük kazanacağı önemli bir eşik, aynı zamanda yeni bir dönemin başlangıcı. 23 Eylül’de salondan çıkan bir moda alıcısının ya da editörün Lug Von Siga hakkında daha önce düşünmediği neyi düşünmesini istersiniz?
Lug Von Siga’nın yalnızca Türkiye’den çıkan bir marka olmadığını, uluslararası moda sahnesinde kendi dili ve kendi bakış açısıyla yer alan bir tasarım markası olduğunu düşünmelerini isterim.
Bugüne kadar kültürümüzü, zanaatımızı ve kendi coğrafyamızdan gelen hikâyeleri tasarım dilimizin önemli bir parçası olarak taşıdık. Milano’da ise bunun arkasındaki tasarım vizyonunu daha güçlü bir şekilde ortaya koymak istiyorum. Çünkü Lug Von Siga’nın hikâyesi yalnızca nereden geldiğimizden ziyade, meselemizin ne olduğu ile ilgili.
23 Eylül’de salondan çıktıklarında, Lug Von Siga’yı bir ülkenin kültürel referanslarını taşıyan bir marka olarak değil, kendi estetik dünyasını yaratmış ve uluslararası ölçekte yaratıcı, özgün ve çağdaş bir tasarım markası olarak görmelerini isterim.


