Barbour Global Managing Director’ı Neil Parker, 132 yıllık İngiliz markasının farklı kuşaklarla kurduğu bağı, aile şirketi olmanın getirdiği uzun vadeli bakışı, Türkiye’nin büyüyen rolünü ve bir wax ceketi aile yadigârına dönüştüren hikâyeyi OGGUSTO’ya anlattı.
Bir Barbour wax ceket, yalnızca mevsimlik bir dış giyim parçası değil; onarılabilen, yeniden wax uygulanabilen ve giyildikçe sahibinin hayatına karışan bir yol arkadaşı. 1894’te denizcileri ve balıkçıları zorlu hava koşullarından korumak için doğan marka, bugün İngiliz kırsalının yanı sıra şehir gardıroplarında, müzik festivallerinde ve dünyanın farklı köşelerindeki yeni nesillerin stilinde de yer buluyor.
Barbour Global Managing Director’ı Neil Parker’a göre markayı güncel tutan şey, bu mirası tek bir biçime hapsetmemesi. Parker; Barbour’un işlevsellikten ödün vermeden nasıl premium bir lifestyle markasına dönüştüğünü, iş birliklerinde neden seçici davrandıklarını ve Türkiye’nin neden markanın en hızlı büyüyen pazarlarından biri hâline geldiğini anlatıyor.
132 Yıllık Miras: Barbour Wax Ceket Neden Zamansız?

Barbour, denizcileri ve balıkçıları zorlu hava koşullarından koruma ihtiyacından doğdu; zaman içinde İngiliz kırsal yaşamının, Kraliyet Ailesi’nin, müzik festivallerinin ve şehir stilinin bir parçası haline geldi. Bir marka, böylesine farklı sosyal ve kültürel dünyaları tek bir kimlik altında nasıl bir araya getirebiliyor?
Bence bunun nedeni, Barbour ceketlerinin her zaman kullanım amacına uygun olması ve işlevsellik ile pratikliği özünde barındırması. Belirli bir trendi takip etmekten ziyade, giyilmek ve hayatın içinde kullanılmak üzere tasarlanıyorlar. İlginç olan ise herkesin bu parçaları kendine özgü bir şekilde yorumlaması. Kimin giydiğine bağlı olarak geleneksel, ama aynı anda rahat ya da moda odaklı bir görünüme bürünebiliyor. Kullanıcının kişiliğini yansıtmasına alan tanıyor ve bu da Barbour’u farklı nesiller ve farklı dünyalar için güncel kılıyor.
Barbour’un en güzel yanlarından biri de wax ceketlerin nesilden nesile aktarılması. Bu ceketler onarılabiliyor ve yeniden wax uygulanabiliyor; böylece insanların hayat boyu kullanabileceği bir yol arkadaşına dönüşüyor. Bu durum aynı zamanda Barbour’un yerel ve sosyal kültürün bir parçası haline gelmesini ve uzun ömürlülüğünü sürdürebilmesini sağlıyor. 132 yılın ardından kalitemiz ve işçiliğimiz dünyanın dört bir yanında geniş kitlelerin ilgisini çekmeye devam ediyor.
Sessiz Lüks ve Zamansız Yatırım Parçaları

Barbour kendisini ne lüks ne de ana akım bir marka olarak tanımlıyor. Ancak son yıllarda “quiet luxury” akımının yükselişi ve zamansız giyime yönelik artan ilgi, markaya yeniden güçlü bir kültürel görünürlük kazandırdı. Barbour’un ulaşılabilir ve işlevsel kimliğini korurken bu artan ilgiyi nasıl dengeliyorsunuz?
Barbour premium bir lifestyle markası. Paranın karşılığında mükemmel bir değer sunuyoruz ve tasarladığımız, tüketiciye sunduğumuz her şeyde premium olmaktan gurur duyuyoruz. Günümüzde gerçek bir hikâyeye ve net bir bakış açısına sahip markalara yönelik talep artıyor. Tüketiciler artık yalnızca ürüne bakmıyor; özgünlüğü, geçmişi ve amacı olan markalarla bağ kurmak istiyorlar. Mirasımızın ve aile hikâyemizin, insanların dinlemekten keyif aldığı çok özel bir değer olduğuna inanıyoruz.
Belirli bir trendi takip etmekten ziyade, giyilmek ve hayatın içinde kullanılmak üzere tasarlanıyorlar. İlginç olan ise herkesin bu parçaları kendine özgü bir şekilde yorumlaması.
Geniş giyim ve aksesuar yelpazemiz, tüketicilerin markayla tanışması için farklı giriş noktaları sunuyor; ardından imza niteliğindeki wax cotton ürünlerimizi ve marka dünyamızı keşfedebiliyorlar. Her sezon güncellenen özgün koleksiyonlarımız ve Başkan Yardımcımız Helen Barbour’un markaya kazandırılmasında rol oynadığı Original & Authentic tartanlarımızla baştan aşağı bir Barbour görünümü sunuyoruz.
Bir baseball cap’ten Paul Smith, GANNI, FARM Rio, C.P. Company, hatta Gucci ve Moncler işbirliklerine kadar dünya genelinde geniş bir tüketici kitlesine hitap ediyoruz.

Barbour’un doğa ve açık hava yaşamıyla güçlü bir bağı var. Hayatlarımız giderek daha şehirli ve dijital hale gelirken, Barbour gibi heritage outdoor markalarına yönelik artan ilgi sizce insanların bugün ne aradığını gösteriyor?
132 yıllık gerçek mirasımız, John Barbour’un 1894 yılında hava koşullarına karşı koruma sağlama ihtiyacından yola çıkmasıyla başladı. O günden bu yana kalite, dayanıklılık, detaylara gösterilen özen ve kullanım amacına uygunluk gibi kuruluş ilkelerimize sadık kaldık.
Heritage, workwear ve outdoor stilin öne çıkan markalarını yakından tanımak için En İyi Erkek Giyim Markaları ve Stil Rehberi yazımıza göz atın.
Bence Barbour, insanların gerçek ve somut bir şeye yönelik artan arzusunu yansıtıyor. Hayatlarımız daha şehirli, bağlantılı ve dijital hale geldikçe insanlar yavaşlamanın, doğayla yeniden bağ kurmanın ve özgünlük hissini deneyimlemenin yollarını arıyor. Barbour gibi köklü outdoor markaları; geçmişleri, işçilik anlayışları ve doğayla gerçek bağları sayesinde bu ihtiyaca karşılık veriyor.
Biz yalnızca kıyafet satmıyoruz; İngiliz kırsalından ilham alan, dayanıklılık ve açık hava yaşamı etrafında şekillenen bir yaşam tarzını ve değerler bütününü temsil ediyoruz. Bu özgünlük ve bağ kurma hissinin günümüzde özellikle güçlü olduğuna inanıyorum.


Aynı zamanda şehir hayatında da markanın arzu edilir ve kullanışlı olduğunu görüyoruz. Tasarım ekibimiz şehir yaşamına uygun stillerin yanı sıra gömlek ve poloları da içeren geniş bir ürün yelpazesi geliştiriyor; bu da Barbour’u yılın 52 haftasında tercih edilebilecek gerçek bir gardırop favorisi haline getiriyor. ICONS koleksiyonlarımızdaki hafif kumaşlar ve cesur renkler ise tüketicilerimizin sevdiği, klasik ve tanınabilir Barbour stillerine yeni bir yorum getiriyor.
Barbour Tasarım İş Birlikleri: Paul Smith’ten Erdem’e Marka Kimliğini Korumak

Barbour; Paul Smith, Margaret Howell, FARM Rio ve Kaptain Sunshine gibi birçok farklı isimle işbirliği yaptı. Bir işbirliğinin Barbour için doğru olduğuna nasıl karar veriyorsunuz? Markanın kimliğini korumak adına hangi tür fikirlere “hayır” diyorsunuz?
Her şeyden önce bir işbirliğinin Barbour markasına değer katması ve DNA’mıza sadık kalması gerekiyor. İş birlikleri bizim için önemli; çünkü markamıza özgün bir yorum kazandırıyor ve daha önce Barbour’u değerlendirmemiş yeni müşterilere ulaşmamızı sağlayabiliyor.
Paul Smith, C.P. Company, GANNI ve Erdem gibi tasarımcıların imza niteliğindeki modellerimizi kendi bakış açılarıyla yorumlaması, her iki markanın da özgünlüğüne sadık kalırken Barbour mirasına farklı bir perspektif, yenilik ve heyecan katıyor.


Her işbirliği partnerini dikkatli değerlendiriyoruz. Bizimle çalışmak isteyen birçok markanın olması konusunda şanslıyız; ancak bu iş birliklerinin tüketici açısından özel kalmasını istediğimiz için her sezon gerçekleştirdiğimiz işbirliği sayısını sınırlı tutuyoruz.


Barbour, kurucu aile tarafından yönetilen bağımsız bir şirket olmaya devam ediyor. Hızlı büyüme baskısının hâkim olduğu küresel moda sektöründe bu yapı size nasıl bir özgürlük sağlıyor ve hangi kararları daha dikkatli ele almanıza neden oluyor?
Beşinci nesle ulaşmış bağımsız ve aile şirketi yapımız, bize bir sonraki çeyreğin ya da sezonun ötesini düşünme özgürlüğü sağlıyor. Mümkün olduğunca hızlı büyüme baskısıyla hareket etmek yerine, marka ve müşterilerimiz için doğru olduğuna inandığımız kararları alabiliyoruz. Bu yapı; markamızı korumamıza, kaliteye ve işçiliğe yatırım yapmamıza ve nesiller boyunca devam etmesini umduğumuz ilişkiler kurmamıza olanak tanıyor.
Hayatlarımız daha şehirli, bağlantılı ve dijital hale geldikçe insanlar yavaşlamanın, doğayla yeniden bağ kurmanın ve özgünlük hissini deneyimlemenin yollarını arıyor.
Türkiye’de mükemmel iş ortaklarıyla çalışma konusunda çok şanslıyız ve global markayı yerel pazarda hayata geçirmek için karşılıklı güvene dayanan bir sinerji ve ilişki oluşturduk.
Aynı zamanda bu bağımsızlık, aldığımız her kararın beraberinde getirdiği sorumluluğun da farkında olmamızı sağlıyor. Nerede büyüdüğümüz, kimlerle işbirliği yaptığımız ve markayı nasıl geliştirdiğimiz konusunda dikkatliyiz. Global Ortaklar Genel Müdürü olarak benim sorumluluğum, Barbour markasını korumak ve büyümenin şirketi bugün olduğu noktaya getiren değerlerden ve mirastan ödün vermeden, anlamlı ve sürdürülebilir şekilde gerçekleşmesini sağlamaktır.

Levi’s, Tommy Hilfiger, Crocs ve GANT gibi farklı markalarda çalıştınız. Barbour’u yönetmek, önceki deneyimlerinize kıyasla sizi nasıl farklı düşünmeye yöneltti?
Beşinci nesil bir aile şirketi olarak Barbour ailesine ve Yönetim Kurulu’na karşı, markamızın uzun ömürlülüğünü koruma ve değerlerimizi sürdürme sorumluluğum var. Kendi pazarlarımda faaliyet gösterme ve karar alma konusunda özerkliğe sahibim. Bana ve ekibime duyulan güvene büyük değer veriyor ve bu sorumluluğu son derece ciddiye alıyoruz. Dünyanın neresinde faaliyet gösterirsek gösterelim, Barbour’un premium lifestyle marka konumlandırmasını koruyoruz.
Barbour Türkiye Pazarı: Bağdat Caddesi’nden Tersane İstanbul’a Heritage Deneyimi


Barbour, İngiliz kültürü ve yaşam tarzıyla güçlü bağları olan bir marka. Buna rağmen -ya da belki tam da bu nedenle- uzun yıllardır Türkiye’deki tüketicilerle de bir bağ kuruyor. Sizce Barbour ile Türk tüketicisini birbirine bağlayan nedir? Basitçe söylemek gerekirse, neden birbirimizi bu kadar seviyoruz?
Türkiye, Barbour’un temsil ettiği değerlerle Türk tüketicilerinin önem verdiği unsurlar arasında bir uyum bulunması sayesinde en hızlı büyüyen pazarlarımızdan biri oldu.
Bir hikâyesi olan, nesilden nesile aktarılan ve sonunda bir aile yadigârına dönüşen klasik bir wax ceket, çoğu zaman çocukların ‘ödünç alıp’ bir daha geri vermediği türden!
Kaliteye, özgünlüğe ve kısa vadeli trendlerden ziyade kalıcı değer sunan ürünlere yönelik ilginin giderek arttığını görüyoruz. Türk tüketicileri modayla oldukça ilgili ve uluslararası markalara karşı meraklı; kalite ve stile eşit ölçüde önem veriyorlar. Aynı zamanda mirasa, işçiliğe ve iyi üretilmiş ürünlere karşı bir saygı var. Türkiye dinamik bir pazar ve bir parçası olmaktan gurur duyuyoruz.

Bağdat Caddesi’ndeki ilk Heritage Store’un ardından kısa süre içinde Tersane İstanbul’da ikinci Heritage Store açıldı. Bu mağazalar yalnızca alışveriş noktaları değil, insanların markanın hikâyesini deneyimleyebilecekleri alanlar olarak tasarlandı. Tüketicilerle nasıl bir ilişki kurmayı hedefliyorsunuz? Bu yaklaşım fiziksel perakendenin geleceği hakkında bize ne söylüyor?
132 yıllık hikâye anlatımımızla bu mağazalar, İngiliz kırsalından beslenen ancak günlük yaşamın ihtiyaçlarına da uygun olan premium “Best of British” yaşam tarzını deneyimleme fırsatı sunmak üzere tasarlandı.
Original & Authentic tartanlarımız bize özgü; dolayısıyla Barbour’dan bir ürün satın aldığınızda biraz daha özel bir şeyin parçası oluyorsunuz. Arşivimizdeki çok sevilen heritage modellerden ilham alan ICONS koleksiyonumuzdaki her parçanın anlatacak bir hikâyesi var: Dame Margaret tarafından tasarlanan Beaufort, balıkçılar için geliştirilen Spey veya biniciler için tasarlanan Bedale gibi.
Bu mağazalar bize bu hikâyeleri daha da zenginleştirme fırsatı sunuyor. Türkiye’deki harika perakende ekiplerimiz sayesinde ürünlerin arkasındaki hikâyeleri aktarabiliyor ve müşterilerimiz için hayata geçirebiliyoruz.


Türkiye hem önemli bir perakende pazarı hem de tekstil üretim altyapısına sahip bir ülke. Türkiye gelecekte üretim, tedarik veya yaratıcı iş birlikleri gibi alanlarda Barbour için perakendenin ötesinde bir rol oynayabilir mi?
Türkiye hem güçlü bir perakende varlığına hem de tekstil ve üretim alanında köklü bir uzmanlığa sahip. Büyük bir potansiyel taşıyor ve bunun gelecekte nasıl şekillenebileceğini keşfetmeye açığız.
Mevsim geçişlerinin en kullanışlı parçalarından gömlekleri nasıl seçip kombinleyebileceğinizi Erkekler İçin Gömlek Rehberi içinde bulabilirsiniz.
Bir Ceket, Bir Hikâye: Re-Loved ve Vintage Kültürü
Son olarak, kişisel hikâyesi veya yıllar içinde kazandığı karakter nedeniyle sizin için özel bir anlam taşıyan belirli bir Barbour parçası var mı?
Geçtiğimiz yıl Sir Paul Smith ile birlikte bir mağaza açılışı gerçekleştirecektim ve etkinlik için Paul Smith koleksiyonundan benzersiz vintage kumaşları bir Barbour ceketle bir araya getiren, özel olarak hazırlanmış iki adet Re-Loved vintage ceket üretildi.
Paul’den bu ceketlerden birini alma şansına sahip oldum. Bu cekete çok değer veriyorum, onu asla satmam ve kalbimde çok özel bir yeri var. Barbour’u bu kadar özel yapan da tam olarak bu: Bir hikâyesi olan, nesilden nesile aktarılan ve sonunda bir aile yadigârına dönüşen klasik bir wax ceket, çoğu zaman çocukların ‘ödünç alıp’ bir daha geri vermediği türden!
Kapak, Sienna Miller ve Idris Elba fotoğrafları: Robbie Ryan, Barbour


