Arzu Kaprol, 2026 İlkbahar-Yaz sezonunda “Beyond Visible” koleksiyonuyla ışık, hareket ve dönüşüm kavramlarını odağına alıyor. İlk kez bir erkek koleksiyonu da hazırlayan Kaprol teknolojiyi, zanaatı ve zamansız tasarım anlayışını aynı yaratıcı dilde buluşturuyor.
Arzu Kaprol’un 2026 İlkbahar-Yaz Koleksiyonu “Beyond Visible” modern yaşamın hızına karşı daha derin, daha yavaş ve daha duyusal bir bakış önerisi sunuyor. Işık kırılmaları, su yansımaları, fraktal desenler ve teknik yüzeylerle şekillenen koleksiyon; görünür olanın ötesindeki duygulara odaklanırken, markanın uzun yıllardır sürdürdüğü fonksiyonel lüks yaklaşımını da yeni bir noktaya taşıyor. İlk kez sunulan erkek koleksiyonu ise Arzu Kaprol evreninin sade, güçlü ve çok yönlü karakterini genişleten önemli bir adım niteliğinde. Koleksiyonun çıkış noktasını, yaratım sürecini ve detaylarını Arzu Kaprol’dan dinliyoruz.
Koleksiyonun Çıkış Noktası ve “Beyond Visible” Evreni
“Beyond Visible” Teması Nasıl Ortaya Çıktı?

“Beyond Visible” temasını oluştururken beni en çok etkileyen düşünce; hızla akıp giden yaşamlar içinde, gözümüzün gördükleriyle yoğun şekilde ilgili bir yaşam sürerken bir an durmak ve görünmeyene de zaman ayırmak hissi oldu. Çok uzun zamandır ihmal ettiğimiz bu duygu, belki de yaşamdaki en büyük lüks ve ihtiyaç.
Solda: Arzu Kaprol
Modern yaşam çok hızlı, çok yoğun ve çoğu zaman yüzeyde kalan bir akışın içinde ilerliyor. Ben bu koleksiyonda biraz daha derine inmeyi; ışığın, suyun ve hareketin bıraktığı izleri bir duygu dili olarak yorumlamayı istedim. Siluetlerde bu yaklaşım daha akışkan ama net formlarla kendini gösterirken, materyal seçimlerinde teknik yüzeylerle doğal dokuları bir araya getirdik. Işıkla etkileşen yüzeyler, fraktal desenler ve yarı geçirgen katmanlar aslında görünür olanın ötesindeki o ikinci hissi temsil ediyor.
“Beyond Visible” koleksiyonunda ışık, su yansımaları ve fraktal desenler önemli referanslar arasında. Moda ile sanat ve mimari arasındaki ilişkiyi nasıl yorumluyorsunuz? Tasarım dünyanızı besleyen disiplinler neler?
Moda benim için hiçbir zaman yalnızca giyim olmadı; sanat, mimari, teknoloji ve hatta bilimle sürekli temas halinde olan bir alan. “Beyond Visible” içinde ışık kırılmaları, su yansımaları ve fraktal yapılar gibi referanslar kullanırken aslında doğanın matematiğinden ve mimarinin ritminden beslendik.

Özellikle mimarideki katman fikri, boşluk kullanımı ve ışığın mekânla kurduğu ilişki beni çok etkiliyor. Sanat ise tasarımın duygusal tarafını besliyor. Bir koleksiyon yaratırken bazen bir enstalasyon, bazen bir şehir dokusu ya da bazen yalnızca bir ışık hareketi başlangıç noktası olabiliyor.
2026 İlkbahar-Yaz koleksiyonunu üç kelimeyle tanımlamanız gerekse bunlar ne olurdu?
“Işık”, “denge” ve “cesur dönüşüm”. Çünkü bu koleksiyon hem fiziksel hem duygusal anlamda daha sade, daha akışkan ve daha katmanlı bir yaşam hissini anlatıyor.

İlk Erkek Koleksiyonu ve Yeni Nesil Gardırop Yaklaşımı
2026 İlkbahar-Yaz sezonunda ilk kez erkek koleksiyonu da sunuyorsunuz. Kadın ve erkek koleksiyonları arasında nasıl bir bağ kurdunuz? Arzu Kaprol erkeğini bugün nasıl tanımlıyorsunuz?

Kapsül bir erkek koleksiyonunu ilk kez sunuyor olmamız, aslında markanın yıllardır taşıdığı bütünsel tasarım yaklaşımının doğal bir uzantısı. Kadın ve erkek koleksiyonları arasında estetik bir devamlılık var; aynı sade güç, aynı zamansızlık arayışı ve aynı fonksiyonel yaklaşım iki dünyayı birbirine bağlıyor.
Ben bugün Arzu Kaprol erkeğini; gösterişten uzak ama güçlü bir karaktere sahip, hareketli yaşam temposuna adapte olabilen ve sadeleşmenin değerini bilen biri olarak tanımlıyorum. Çok yönlü kullanım, teknik detaylar ve rafine siluetler onun gardırobunda yalnızca stil değil, aynı zamanda bir yaşam biçimi yaratıyor.

Koleksiyonda çift yönlü kullanım ve dönüşebilen parçalar dikkat çekiyor. Sizce modern gardıropta işlevsellik artık nasıl bir rol oynuyor? Tasarım sürecinde bu dengeyi nasıl kuruyorsunuz?
Bugünün gardırobunda işlevsellik artık bir seçenek değil, bir ihtiyaç. İnsanlar artık daha az ama daha doğru parçalarla yaşamak istiyor. Bu yüzden dönüşebilen, çift yönlü kullanılabilen ya da farklı anlara adapte olabilen tasarımlar benim için çok önemli hale geldi.

Tasarım sürecinde estetik ile fonksiyon arasında bir denge kurmaya çalışıyorum; çünkü bir parçanın yalnızca güzel görünmesi yeterli değil, aynı zamanda kullanıcıyla birlikte yaşaması gerekiyor. Modern lüksün bugün biraz da bu olduğunu düşünüyorum: sadeleşirken özgürleşmek.
İnsanlar artık daha az ama daha doğru parçalarla yaşamak istiyor.
Deri, Zanaat ve Materyal Hafızası
Koleksiyonda teknik yüzeylerle doğal dokuların birlikteliği güçlü bir şekilde hissediliyor. Zanaat ile inovasyonu bir araya getirirken sizi en çok heyecanlandıran nokta ne oluyor?
Zanaat ile inovasyonun kesişim noktası benim için her zaman çok heyecan verici bir alan oldu. Çünkü teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, insan eliyle yaratılan duygunun yerini hiçbir şey tutmuyor.

Bu koleksiyonda teknik yüzeylerle doğal dokuları bir araya getirirken aslında geçmişin bilgisiyle geleceğin imkanlarını buluşturduk. Lazer kesimler, özel yüzey uygulamaları ya da ışıkla değişen dokular teknik bir altyapı taşıyor; ama onları değerli kılan şey hâlâ ustalık, işçilik ve malzemeyle kurulan o fiziksel ilişki. Moda bence tam da bu iki dünyanın arasında yaşayan bir disiplin.
Deri, markanızın en güçlü imzalarından biri olmaya devam ediyor. Bu sezon lazer kesimler, zincir örgüler ve ışıkla etkileşen yüzeyler öne çıkıyor. Deriyi sizin için hâlâ bu kadar güçlü ve zamansız yapan şey nedir?
Deri benim için yalnızca bir materyal değil; yaşayan, hafızası olan bir yüzey. Zamanla değişiyor, kullanıcıyla birlikte karakter kazanıyor ve her sezon yeniden başka bir dile dönüşebiliyor.
Bu sezon lazer kesimler, zincir örgüler ve ışıkla etkileşen yüzeylerle deriyi daha teknolojik ama aynı zamanda daha rafine bir noktaya taşımaya çalıştık. Çünkü deri, geçmişle geleceği aynı anda taşıyabilen nadir materyallerden biri.

Onu zamansız yapan şey de tam olarak bu ikili yapı aslında; hem güçlü hem kırılgan, hem sert hem son derece duygusal olabilmesi. Benim tasarım dilimde bu kontrast her zaman çok önemli bir yerde duruyor.
Bir de deriye olan bağımın çok kişisel bir tarafı var. Belki bugüne kadar çok konuşmadık ama ailemin deri kösele işiyle uğraşması, çocukluğumun deri kokusuyla iç içe geçmesi benim için çok belirleyici oldu. Babam eve geldiğinde önce o deri kokusunu hissederdik. Annemin moda evi ve güçlü zanaatkâr kadınların arasında büyümüş olmak da bu hafızayı daha da derinleştirdi.
Üretimin, emeğin ve el işçiliğinin gündelik hayatın doğal bir parçası olduğu bir atmosferde büyüdüm. Sanırım bugün hâlâ tasarımlarıma yön veren, deriye duyduğum tutkuyu canlı tutan şey; Bursa ve çocukluğumdan taşıdığım bu güçlü duygusal ve kültürel miras.

Moda, Teknoloji ve Gelecek Perspektifi
Uzun süredir giyilebilir teknolojiler üzerine çalışan bir tasarımcısınız. Sizce moda ve teknoloji ilişkisi önümüzdeki yıllarda nasıl dönüşecek? Giyilebilir teknolojilerin günlük yaşamın doğal bir parçasına dönüşmesi için hâlâ hangi eşiklerin aşılması gerekiyor?

Moda ve teknoloji ilişkisi önümüzdeki dönemde çok daha görünmez ama çok daha entegre bir hâle gelecek. Artık teknoloji yalnızca “gösterilen” bir unsur olmayacak; yaşamı kolaylaştıran, bedenle uyumlanan ve sürdürülebilirliği destekleyen doğal bir katmana dönüşecek.
Ben uzun zamandır giyilebilir teknolojiler üzerine çalışıyorum ve hâlâ aşılması gereken en önemli eşiğin teknolojiyle duygu arasında denge kurmak olduğunu düşünüyorum. İnsanlar teknolojiyle bağ kurmak istiyor ama aynı zamanda insani hissi kaybetmek istemiyor.
Gerçek dönüşüm, teknolojinin tasarımın içinde görünmeden var olabildiği insani noktalarda başlayacak. Akıllı giysiler ile bağlarımız bizi yaşamsal verilerin anlamlı okunması ve pratik arayüzler ile hayata anlamlı değerler katması ile değişecek.
Şu anda her teknolojide olduğu gibi, önce savunma, sonra sağlık alanında etkin olan teknolojiler kısa bir zaman içinde bireysel kullanım alanlarına da yayılacak. Akıllı gardıroplar, akıllı giysiler ve tüm bunları birbirine bağlayan bir sistem entegrasyonundan kolaylıkla bahsediyoruz.
Ancak yine unutulmaması gereken bir taraf da var ki; her etki tam zıttını da büyütür. Bu yüzden tüm bunlardan uzakta, yavaş yaşamların, elde üretilmiş ve bir yere yetişmeye çalışmayan yaşam kültürünün de büyüdüğü yepyeni modeller oluşuyor.
Yerli Üretim, Sürdürülebilirlik ve Zamansız Tasarım
Tasarım yaklaşımınızda yerli üretim ve “hammaddede sıfır ithalat” prensibi dikkat çekiyor. Türkiye’de moda üretiminin geleceğini bu açıdan nasıl değerlendiriyorsunuz? Yerel üretimle global ölçekte güçlü bir moda dili kurmanın mümkün olduğuna inanıyor musunuz?
Yerli üretim benim için kültürel ve stratejik bir mesele. Türkiye çok güçlü bir üretim bilgisine, zanaat altyapısına ve yaratıcı potansiyele sahip. “Hammaddede sıfır ithalat” yaklaşımı da aslında bu potansiyeli daha sürdürülebilir bir zeminde yeniden düşünmek anlamına geliyor.

Ben yerel üretimle global ölçekte güçlü bir moda dili kurulabileceğine kesinlikle inanıyorum. Çünkü bugün dünyada değer kazanan şey yalnızca ürün değil; hikâye, kültür ve özgünlük. Türkiye’nin sahip olduğu üretim hafızası doğru inovasyonla birleştiğinde çok güçlü bir yaratıcı ekosistem ortaya çıkabilir.
Sürdürülebilirlik bu coğrafyanın öğrenmesi gereken değil, zaten tüm kılcal damarlarında iyi bildiği bir felsefe. Bunu sadece yeniden hatırlaması gerekiyor. Bu yüzden sıfır ithalat politikası bizim için var olan etki alanımızdan öncelikle bu toprağa saygı duruşu ve ardından ilham verme önceliği taşıyor.
Bugünün hızlı tüketim kültüründe zamansız tasarım yaratmak sizce ne ifade ediyor? Bir parçanın yıllar boyunca kullanılabilmesi için sizin kriterleriniz neler?

Zamansız tasarım benim için trendlerden bağımsız bir estetik yaratabilmek anlamına geliyor. Bir parçanın yıllar boyunca kullanılabilmesi için önce duygusal bir bağ kurması ve bunu destekleyen bir kalite zincirine sahip olması gerekiyor.
Kaliteli malzeme, iyi kalıp ve sade ama karakterli bir tasarım dili bu yüzden çok önemli. Ben her zaman hızlı tüketilen değil, kullanıcıyla birlikte yaşayan parçalar tasarlamaya çalışıyorum. Çünkü gerçek sürdürülebilirlik biraz da bir ürünü uzun süre kullanmakla ilgili.
Zamansızlık bugün benim için aynı zamanda bilinçli bir yaşam biçimi anlamına geliyor. Bunu tasarımlarımızda o kadar yoğun yaşıyoruz ki, en son 19 yıl önce satın alınan bir giysi ile müşterimiz geldi. Sanıyorum bunu bu süreç içerisinde yaşayan nadir tasarım markalarından biri olduk.



