Succession’ın yaratıcısı Jesse Armstrong’un ilk uzun metraj filmi Mountainhead, 1 Haziran Pazar günü MAX platformunda izleyicilerle buluşuyor. 7 Emmy ödülü ve Oscar adaylığı bulunan Armstrong, bu kez yapay zekânın insanlık için bir kurtuluş mu yoksa kontrolsüz bir felaket mi olabileceğini sorgulayan cesur bir yapımla karşımızda. Mountainhead filmini yayınlanmadan önce tüm detaylarıyla inceliyoruz.
Günümüzde yapay zeka, sadece bir bilim kurgu terimi olmaktan çok daha fazlası haline geldi. Sağlık, otomasyon, eğitim ve endüstri gibi alanlarda devrim yaratma potansiyeline sahip olan yapay zeka, günümüzün en güçlü teknolojilerinden biri olarak karşımıza çıkıyor. Ancak, bu devrimin beraberinde getirdiği sorular ve riskler de bir o kadar büyük. Yapay zekanın, insanlık için bir kurtarıcı mı yoksa bir felaketin başlangıcı mı olacağı konusunda görüş birliği yok. Jesse Armstrong’un yönettiği Mountainhead filmi de bu ikilemi derinlemesine ele alıyor.

Karakterler
Traam adlı deepfake içerikler üreten ve 4 milyar kullanıcısı olan sosyal medya platformunun sahibi Venis,

Ve grubun “en fakir milyoneri” olduğu için diğerleri tarafından “Çorbacı” diye alay edilen ev sahibi Hugo.

Hikaye
Hikâye, dört teknoloji milyarderinin—Randall (Steve Carrell), Hugo/Souper (Jason Schwartzman), Venis (Cory Michael Smith) ve Jeff (Ramy Youssef)—yıllık toplantıları için bir dağ evinde buluşmalarıyla başlıyor. Dış dünya ise, onların kontrolsüz icatları nedeniyle adım adım kaosa sürükleniyor. Deepfake içerikleriyle 4 milyar kullanıcıya ulaşan Venis’in platformu yüzünden dünya liderleri hakkında yayılan sahte videolar, global çapta ayaklanmalara neden oluyor.
Çözüm de aslında çok uzakta değil. Jeff’in geliştirdiği anti-yapay zekâ filtresi sayesinde bu kriz durdurulabilir. Ancak “no deals, no meals, no high heels (anlaşma yok, yemek yok, kadın yok)” mottosuyla bir araya gelen bu ego yüklü milyarderler için insanlığın geleceği, kendi çıkarlarının çok daha gerisinde yer alıyor.
Dünya Yansa Umurlarında Olmaz

Kahramanlarımız, tüm bu kaosun içerisinde, muhteşem dağ evinde eğlencenin dibine vuruyor gibi görünecek. Peki, sizce paraya ve işe bu kadar bağımlı insanlar, böyle bir buluşmayı sadece dostluk ya da eğlence için yaparlar mı? Karakterlerin gizli amaçları, hikaye aktıkça ortaya çıkıyor.
Kaos büyüdükçe ekibimizin kendilerini kurtarmaya yönelik çözüm önerilerini ve sorunlarla başa çıkma yöntemlerini görüyoruz. Tabii her hareketleri, olayların daha da kötü bir hal almasına yol açıyor. Gerisini ise filmin heyecanını kaçırmamak için 1 Haziran’a bırakalım.
Armstrong Ne Anlatmak İstiyor?
Her ne kadar komedi filmi olsa da film, mesaj kaygısı taşıyor. Çözüm bir tık uzakta olmasına rağmen toplumsal olayları “dağbaşından” izlemekte yetinip, kendi dertlerine düşen bir grup açgözlü, bencil ve biraz da aptal zenginin hem komik hem de rahatsız edici davranışları, Mountainhead’in temelini oluşturuyor. Film, tamamen milyarderlerin insafına kalmış bir dünyada, gazeteciliğin de sosyal medyanın esiri olmasıyla olayların nereye varabileceğine eğiliyor.
Karakterlerin, olayları ele alış biçimleri ise tam da Jesse Armstrong ile özdeşleşen şekilde hicivlerle dolu “aptal zengin” eleştirisi içeriyor. Örneğin, bazı ülkelerin yıkılması söz konusuyken kahramanlarımız, kayak yapmayı ve göğüslerine rujla “net değerlerini” yazmayı tercih ediyorlar.

Ya da Beyaz Saray bile panik halindeyken, ülkeler üzerinde Monopoly oynar gibi satın alma ve yönetme planları yapıyorlar. Zaten MAX ekibi de onları “Dünya yansa umurlarında olmaz” şeklinde özetliyor.
Armstrong’un belki de mizah anlayışının özeti olan Dunning-Kruger etkisinin örnekleri film boyunca birer birer önümüze dökülüyor. Yani; zekiymiş gibi davranan aptal ama zengin insanların hikayesini izliyoruz.
Diyalog Kalitesi
Succession dizisiyle zenginliğin ahlaki çöküşünü başarılı şekilde işleyen Jesse Armstrong, Mountainhead’de de benzer bir hicvi sinema diline taşıyor. Hikayenin akışında fiziksel komedi, yüksek aksiyon veya sinematik anlatım tercih edilmemiş. Film, mizahını ve hikayesini daha çok diyaloglar üzerine kuruyor. Akılda kalıcı birçok replik var ve bunlar çoğu zaman arka arkaya, oldukça hızlı akıyor. Diyaloglara derinlik katan Nietzsche, Kant ve Aurelius göndermeleri de dikkat çekiyor.
Sistem Eleştirisi ve Sonuç
Sağlıktan eğitime, ulaşımdan medyaya kadar her alanda hayatın içine giren yapay zeka, aynı zamanda bilgi kirliliği, işsizlik, etik çöküş gibi sorunların da merkezine yerleşti. Tam da bu tartışmanın ortasında Mountainhead, izleyiciye komedi soslu ciddi bir soru yöneltiyor: Eğer geleceğin dizginleri yapay zekaya ve onu kullanan duyarsız güç sahiplerine bırakılırsa, bu sistem kimin için çalışır?
Yapay zeka veya henüz ortaya çıkmamış teknolojiler birer kurtarıcı olabilir ama sadece doğru ellere teslim edilirse! Aksi halde, doğru-yanlış ve sahte-gerçek birbirine girer. Bu durumda da yapay zekayla inşa edilen geleceğin ne denli kırılgan olabileceğine dair teoriler üretmek kaçınılmaz hale gelir.
Sonuç olarak, film, içinde bulunduğu döneme bir eleştiri getiriyor ve yapay zekanın etik sınırlarını sorguluyor. Bununla beraber, zenginliğin ve gücün, kontrolsüz bir sistemde nelere yol açabileceğini anlatıyor.
Bu özelliğiyle Mountainhead, hem düşündüren hem de rahatsız eden bir komedi. Yapay zekanın ve teknolojinin geleceğine dair sorularınızı yeniden sormanıza neden olacak türden bir yapım. Hem Jesse Armstrong’un kaleminden çıkan sivri dilin tadını almak hem de bugünün teknoloji devlerinin dünyayı nasıl şekillendirebileceğini görmek isteyenler için kaçırılmayacak bir yapım olan Mounthead filmi, 1 Haziran’dan itibaren Max Türkiye platformundan izlenebilecek.
*Bu içerik Max Türkiye iş birliğinde hazırlanmıştır.




