white banner

Bir Roger Crowley Söyleşisi: “Dünya, Medeniyetlerin İnşası ya da Yıkımının Tefrikasıdır”

•
19.10.2026
Bir Roger Crowley Söyleşisi: “Dünya, Medeniyetlerin İnşası ya da Yıkımının Tefrikasıdır”

Yazı Boyutu:

Tarihe kimin gözünden baktığımız, geçmişe dair bildiklerimizi nasıl değiştirir? 16. Kocaeli Kitap Fuarı’nda bir araya geldiğim İngiliz tarih yazarı Roger Crowley ile Conquerors kitabından yola çıkarak keşifler çağını, Osmanlı’nın deniz ticaretindeki mücadelesini ve geçmişten günümüze uzanan küresel güç dengelerini konuştuk.

“Ben Oradaydım”

Akademisyen ve yazar Uğur Batı, koyu renk takım elbisesi, beyaz gömleği ve kravatıyla, gözlüklü ve ciddi bir ifadeyle objektife bakarken, Roger Crowley'nin karmaşık felsefeleri ve etkileri üzerine yazdığı bir makale veya analiz için profesyonel bir portre çekiminde yer alıyor.

Bir hatıratı değerli kılan şey bu iki kelimedir: Ben oradaydım. Tarihçi belgeye bakar, romancı hayal eder. Ama tanık oradaydı. Gördü, duydu, kokladı. Belki yanıldı, belki abarttı. Yine de onun sesi başka hiçbir kaynağın veremeyeceği bir şeyi verir bize: o anın sıcaklığını. Uluslararası 16. Kocaeli Kitap Fuarı bu yıl tam bu sesin peşine düştü. “Romanların ve Hatıratların İzinde” temasıyla tarihî romanları ve hatıratları bir arada okumaya çağırdı.

Romanlar tarihî olayları kurguya taşıyor, hatıratlar tanıkların gözlemlerini kayda geçiriyor. İkisi bir araya gelince kişinin hafızası ile toplumun hafızası birlikte okunabiliyor. Kanaatimce bir röportaj da küçük bir hatırattır. Karşınızdakinin yaşadıklarını, gördüklerini, düşündüklerini kayda geçirirsiniz. Yıllar sonra birinin “o gün ne konuşulmuştu?” diye merak ettiği bir belgeye dönüşür. Bu kez tanıklık sırası konuğumda. Söyleşimizle sizi baş başa bırakıyorum. Kimle söyleştik?

Efsane olmuş İngiliz tarih yazarı Roger Crowley ile. Evet, Roger, 16. Kocaeli Kitap Fuarı’nda Kocaelili okurlarla buluştu. İstanbul’un fethinden Akdeniz tarihine uzanan söyleşide tarih yazarlığı ve hikâye anlatıcılığı üzerine konuşan Crowley, “Tarih dediğimiz bizi biz yapan şeydir” olgusu üzerinde durdu, ben de kendisi ile guru verici birkaç röportaj yaptım.

Roger ile sadece birebir sohbet değil aynı zamanda, fuarımızda okurlarımızla buluştuğun bu anlamlı günde, Conquerors kitabın üzerinden şekillenen sorularla tarihin o dönüm noktalarına birlikte bakmak istedik. Şimdi konumuza girelim:

Uğur Batı, gri takım elbisesiyle, sahnede bir kürsünün önünde mikrofona konuşurken görülüyor; arkasındaki büyük ekranda sunum içeriği yer alıyor ve bu etkinlik, Roger Crowley ile ilgili karmaşık konuların ele alındığı bir tartışma veya dersin parçası gibi duruyor.


Conquerors’ta Portekizlilerin Hint Okyanusu’na ulaştıklarında karşılaştıkları son derece zengin ticaret dünyasını anlatıyorsun. Oysa bu dönem hâlâ yaygın biçimde “Keşifler Çağı” olarak biliniyor. Hikâyeyi kıyıya çıkanların değil de onları karşılamak için orada bulunanların bakış açısından anlatsaydık, dönemin adı ve kahramanları nasıl değişirdi?

Bu harika bir başlangıç sorusu Uğur. Eğer tarihi Portekiz gemilerinin güvertesinden değil de Calicut sahillerinden, Hint Okyanusu’nun yerli tüccarlarının ve krallarının gözünden okusaydık, buna herhalde “Keşifler” değil, “İstila ve Şok Çağı” derdik.

Avrupalılar için burası keşfedilmeyi bekleyen yeni bir coğrafyaydı; ancak oradaki halklar için bu, yüzyıllardır barışçıl ve kurallara bağlı işleyen küresel bir ticaret ağının ortasına ağır silahlarla donatılmış yabancıların kaba kuvvetle dalmasıydı. Kahramanlar da değişirdi tabiatıyla; Vasco da Gama ya da Albuquerque birer kaşiften ziyade, o eski ve oturmuş sistemin düzenini bozan silahlı aktörler olarak anılırdı. Karşı taraftakiler ise o muazzam ticari zenginliği elinde tutan yerel hükümdarlar ve tüccarlar olurdu.

Ekonomi ve Din Sentezi

Pazarlama ve insan psikolojisi üzerine yaptığı araştırmalarla bilinen Uğur Batı, bir düşünce anında, Roger Crowley'nin gizemli bir portresiyle yan yana duruyor; bu görüntü, bilinçaltı ve ikna mekanizmalarının karmaşık dünyasına bir davet niteliğinde.

Kitabında baharat ticaretinden pay alma arzusu, Müslüman dünyasına karşı dinî bir mücadele fikriyle iç içe geçiyor. Araştırmaların sırasında, ekonomik çıkarların dinî gerekçelerle meşrulaştırıldığı anları, dinî inancın ekonomik çıkarların önüne geçtiği anlardan nasıl ayırt ettin?

Bunu ayırt etmek gerçekten ince bir işçilik gerektiriyor çünkü Portekiz’in okyanusa açılma misyonu baştan sona bir tür “Haçlı Seferi” ruhuyla harmanlanmıştı. Din ve ticaret, Portekiz tahtının ortak para birimiydi.

Ancak belgelerin derinliklerine indiğinizde şunu görüyorsunuz: Din, çoğunlukla ekonomik hedefleri meşrulaştıran ve kraliyete ahlaki bir üstünlük kisvesi sunan güçlü bir retorik aracıydı. Yine de öyle anlar oluyordu ki, inanç ve ideoloji, kâr hırsının bile önüne geçebiliyordu. Özellikle Müslüman tüccarları deniz ticaretinden tamamen kazımak veya Kutsal Topraklar’ı geri almak gibi coşkulu niyetler kabardığında, Portekizliler bazen rasyonel ticari çıkarlarına ters düşen maliyetli askeri maceralara atılabiliyorlardı. Yani başlangıçta kâr motivasyonu baskındı, fakat işin içine ideolojik fanatizm girdiğinde dinî motivasyon direksiyonu devralabiliyordu.

Deniz Geçitleri ve İmparatorluk Modeli

Minimalist bir arka plan önünde, koyu renk şık bir ceketle oturan ve derin düşünceli bir ifadeyle hafifçe kameranın sağına bakan Uğur Batı, makaledeki insan zihnine dair psikolojik ve felsefi analizlere odaklanışını pekiştiriyor.

Limanların ve stratejik öneme sahip deniz geçitlerinin denetimi, Portekiz’in yükselişinde belirleyici oldu. Bu hikâye bizi küresel gücü, geniş topraklardan çok başkalarının geçmek zorunda olduğu dar boğazlar üzerinden düşünmeye mi davet ediyor? Bu modelin en büyük gücü ve zaafı neydi?

Kesinlikle öyle. Portekiz devasa kara imparatorlukları kurabilecek insan kaynağına veya ekonomik güce sahip değildir; dolayısıyla onlar “chokepoint” (dar boğaz) stratejisinin öncüsü oldular. Hürmüz, Bab’ül-Mendeb ve Malakka gibi stratejik geçitleri tutarak tüm ticaretin damarlarını kestiler.

Bu modelin en büyük gücü, çok küçük bir ülkenin devasa zenginlikleri ve ticaret akışını minimum askeri güçle kontrol edebilmesiydi. En büyük zaafı ise aşırı merkezîleşmiş ve kırılgan olmasıydı. Deniz yollarının kontrolünü elinizde tuttuğunuz sürece güçlüsünüzdür; ancak o damarlardan birine alternatif çıkarsa veya yerel halklar organize bir direnç gösterirse sistem çatırdamaya başlar. Nitekim Portekiz’in o deniz imparatorluğu da bu aşırı yayılmacılık yüzünden zamanla sürdürülemez hale geldi.

Osmanlı ve Deniz Ticareti

Uğur Batı'nın koyu renk takım elbisesiyle akademik bir ortamda, izleyiciye doğrudan bakarak, pazarlama stratejileri ve insan psikolojisi üzerine yaptığı derinlemesine araştırmaları ve Crowley ile bağlantılı analizlerini düşündürücü bir ifadeyle aktarıyor.

Türkiye’de Portekiz’in okyanuslara açılması çoğunlukla Osmanlı tarihiyle ilişkisi üzerinden değerlendirilir. Conquerors’u yazarken, Osmanlıların deniz ticaretinde yaşanan dönüşümü kavrayamadığı ya da buna geç tepki verdiği yönündeki yaygın anlatıyı sorgulatan herhangi bir kanıtla karşılaştın mı?

Bu çok yaygın bir klişedir ama arşiv belgelerine baktığınızda tablonun o kadar da siyah-beyaz olmadığını görüyorsunuz. Osmanlılar, Kızıldeniz ve Hint Okyanusu’ndaki Portekiz tehdidini oldukça erken fark ettiler. Süveyş’te donanmalar inşa ettiler, Hindistan kıyılarındaki yerel Müslüman hanedanlara silah ve askeri uzman yardımında bulundular.

Ancak Osmanlı’nın temel stratejik ve jeopolitik öncelikleri karalar üzerindeydi: Orta Avrupa, Akdeniz ve İran sınırları. Dolayısıyla Hint Okyanusu’ndaki mücadele İstanbul için hayati birincil hat değil, uzak bir cephe olarak görüldü. Osmanlılar dönüşümü gayet iyi kavradılar, ancak lojistik hatların çok uzakta olması ve coğrafi dezavantajlar onların okyanuslardaki kalıcı varlığını sınırladı. Yani mesele “fark edememek” değil, kaynak tahsisi ve jeopolitik öncelikler meselesiydi.

Tarihsel Yargı ve Şiddet

Uluslararası 16. Kocaeli Kitap Fuarı'nda, Uğur Batı'nın mikrofonla İngiliz tarih yazarı Roger Crowley ile keşifler çağı, Osmanlı'nın deniz ticaretindeki mücadelesi ve küresel güç dengeleri üzerine yaptığı derinlemesine söyleşi, geçmişin tanıklığını günümüze taşıyan bir hatırat niteliği taşıyor.

Bir söyleşinde tarihî kişilikleri bugünün merceğinden yargılamanın tehlikelerine karşı uyarıda bulunurken, bir başkasında imparatorluk kurmuş toplumların geçmişleriyle yüzleşmesi gerektiğini savundun. Vasco da Gama’nın hacıları taşıyan Miri gemisine saldırısı gibi vahşi olayları yazarken, dönemin koşullarını açıklamak ile şiddeti mazur göstermek arasındaki çizgiyi nasıl çekiyorsun?

Bu, bir tarihçinin en hassas ip üstünde yürüme anıdır. Asla geçmişteki insanları bugünün ahlak süzgecinden geçirip kolayca “canavar” ilan ederek işin içinden çıkamazsınız; çünkü o zaman dönemin zihniyetini, korkularını ve motivasyonlarını anlayamazsınız.

Öte yandan, dönemin şartlarını açıklamak kesinlikle şiddeti mazur göstermek anlamına gelmez. Vasco da Gama’nın Miri gemisine yaptığı o korkunç katliamı yazarken tüylerim ürperdi. Bunu yaparken okura şunu hissettirmeliyim: Bu insan o dönemin acımasız dini ve politik kodlarıyla yetişmişti, o vahşet onlar için meşru bir “haçlı” taktiğiydi. Açıklamak, anlamak demektir; anlamak ise aklamak değil, tarihin o karanlık yüzünü tüm çıplaklığıyla gözler önüne serip bugüne ders çıkarmaktır.

Tarihsel dünyanızın büyük başkahramanları kimler oldu? Karşılaştığınız tüm kahramanlar ve anti-kahramanlar arasında seni en çok büyüleyen ya da şaşırtan kimdi?

1453 olaylarına baktığımızda, hem II. Mehmet’e hem de XI. Konstantinos’a hayranlık duymamak neredeyse imkânsız. Mehmet son derece karmaşık bir karakter; zeki, anlaşılması güç ve İslami bir kehaneti gerçekleştirme kaderi taşıdığı duygusuyla hareket ediyor. Diğer tarafta ise, Bizans’ın bin yıllık mirasına sonuna kadar sadık kalmaya kararlı Konstantinos’a hayranlık duyuyorum. Gerçi onun hakkında aslında çok az şey biliyoruz.

Beni şaşırtan bir başka isim ise hakkında daha önce hiçbir şey bilmediğim, 16. yüzyılda Hindistan’daki Portekiz genel valisi Afonso de Albuquerque oldu. Hint Okyanusu’nda Portekiz İmparatorluğu’nu kuran kişiydi. Hem büyük bir stratejist hem de açık fikirli bir adamdı. Katolik Kilisesi’ne karşı çıkarak Portekizli erkeklerin yerli Hindu kadınlarla evlenmesini teşvik etti; kadınsız erkeklerin büyük sorunlara yol açabileceğini fark etmişti. Melez bir toplum yarattı ve Hindistan’ı gerçekten sevdiği anlaşılıyor.

Tarihin senin için bir anda hikâyeye dönüştüğü bir keşfi hatırlıyor musun?

Genellikle arşivlere gittiğimde görgü tanığı anlatıları, olaylara ilişkin birinci elden raporlar arıyorum. Büyük tarihsel olgulara ulaşmak genellikle kolaydır. Londra’daki bir kütüphanede 16. yüzyılda yaşamış İtalyan Giacomo Bosio’nun bir kitabını bulmuştum. Kitapta, Osmanlıların 1565’teki Malta Kuşatması sırasında yaşanan çatışmalara dair inanılmaz derecede küçük ama çok canlı ayrıntılar vardı. O kadar canlıydılar ki insan kendini gerçekten oradaymış gibi hissedebiliyordu.

Mekânlar, yüzler, haritalar, hareket ve dramatik sahneler üzerine görsel düşünmek, kitap yazma biçiminizi değiştiriyor mu? Ve bir kitap, tarihle ilgili olarak bir belgeselin yapamayacağı neyi yapabilir?

Mekânlar benim için özellikle önemli. Mümkün olduğunda olayların geçtiği yerlere gitmeyi seviyorum; özellikle savaşlar ve kuşatmalar söz konusu olduğunda, olayları sahada anlamak ve gözümde canlandırmak için bu çok önemli. Bu ziyaretler, olaylar hakkında daha somut yazabilmemi, onları daha net anlamamı ve daha sahici bir biçimde aktarabilmemi sağlıyor. Ayrıca tam bir harita tutkunuyum; haritalar anlatıya başka bir boyut katıyor. Belgeseller çoğu zaman olaylara ilişkin daha sabit bir bakış sunarken, kitaplar okura olaylarla ilgili daha zengin, daha kişisel ve daha hayal gücüne açık bir dünya kurma imkânı veriyor.

Türkiye’deki Yaygın Yanılgılar

Uğur Batı ve İngiliz tarih yazarı Roger Crowley, Uluslararası 16. Kocaeli Kitap Fuarı'nda, geçmişe dair algılarımızı şekillendiren tarih yazımı, Keşifler Çağı ve küresel güç dengeleri üzerine samimi bir söyleşi gerçekleştirirken görülüyor.

Portekiz’in güç kazanmasıyla ilgili olarak Türkiye’de yaygın biçimde yanlış anlaşıldığını düşündüğün bir şey var mı?

Genellikle Portekizlilerin bu işi sadece kazara, şans eseri veya gözü kara bir macera aşkıyla yaptığı sanılır. Oysa Portekizliler okyanusa çıkmadan önce on yıllar boyunca çok ciddi bir sistematik hazırlık yapmışlardı. Matematik, astronomi, gemi inşa teknolojisi, rüzgâr akıntılarının tespiti (özellikle Atlantik’teki volta do mar dediğimiz dönemeç stratejisi) gibi konularda o dönemin en ileri bilimsel altyapısını kurmuşlardı. Onlarınki körlemesine bir macera değil, devlet aklıyla desteklenmiş, on yıllara yayılan son derece rasyonel ve teknolojik bir projeydi.

En Şaşırtıcı Belge

Bu kitap için araştırma yaparken seni en çok şaşırtan belge ya da görgü tanığı anlatımı hangisi oldu?

Portekizli denizcilerin ve kronikçilerin (örneğin Gaspar Correia veya Tomé Pires gibi isimlerin) tuttukları günlükler ve gözlemler beni hep şaşırtmıştır. Beni en çok sarsan detaylardan biri, Calicut’a ilk vardıklarında Portekizlilerin oradaki zenginliği, baharatları, ipekleri ve gelişmiş ticaret diasporasını gördüklerinde duydukları hem hayranlık hem de o taşralı eziklik duygusuydu. Avrupalılar o dönemde kendilerini medeniyetin merkezi sanıyorlardı, ancak Hint Okyanusu’na çıktıklarında kendilerinden çok daha üstün, kozmopolit ve zengin bir ticari medeniyetle karşılaştılar. O şok ve kültürel bocalama belgelerine çok net yansımıştı.

İstanbul’un Etkisi

Kitaplarını yazarken İstanbul’da yaşamış olmanın etkisini hâlâ hissediyor musun?

Kesinlikle. İstanbul; imparatorlukların, denizlerin, boğazların ve medeniyetlerin kesişim kümesidir. Bu şehirde yaşamak, size tarihin çizgisel değil, dönen ve yankılanan bir daire olduğunu sürekli hatırlatır. Boğazdan geçen gemilere baktığınızda, yüz yıl önce burada yaşanan ticaret kavgalarını, deniz yolları üzerindeki jeopolitik rekabetleri çok daha net hissedebiliyorsunuz. İstanbul, bir tarih yazarı için zihinsel bir karargâh gibidir.

Türk Okurlara Bırakılan Soru

Conquerors’un Türk okurlarda kendi tarihleriyle ilgili hangi soruyu bırakmasını isterdin?

Şu soruyu: “Bir devlet küresel ölçekteki teknolojik, ekonomik ve ticari dönüşümleri kaçırdığında, elindeki muazzam coğrafi avantajlar ve askeri güç onu korumaya yeter mi?”

Türk okurun, Osmanlı’nın okyanuslara açılma mücadelesini ve dünya ticaret yollarının kayması meselesini bu perspektiften yeniden düşünmesini isterdim. Tarih, sadece geçmişte ne olduğu değil, bugün küresel sistemde nerede durduğumuzun da anahtarıdır.

Küresel Güç Mücadeleleri ve Kapanış

Harika bir perspektif. Son olarak, Conquerors’un bugün dünyadaki güç mücadeleleri hakkında bize söylediği en önemli şey nedir?

Bugün dünyada çip teknolojisinden yapay zekâya, enerji hatlarından deniz altı internet kablolarına kadar yaşananlar aslında geçmişteki baharat yolları mücadelesinin ta kendisidir. Güç, her zaman ulaşım hatlarının, dar boğazların ve ticaretin kontrolünden geçer.

Conquerors bize şunu fısıldıyor: Dünyayı yönetenler, sadece toprağı elinde tutanlar değil; o topraklardan geçen yollara ve ağlara hükmedenlerdir.

Uluslararası 16. Kocaeli Kitap Fuarı vesilesiyle bu derinlikli sohbeti gerçekleştirmek benim için büyük bir onurdu. Çok teşekkür ederim Uğur.

Uğur Batı: Biz teşekkür ederiz Roger, zihninde ve kaleminde bir yolculuk yapmak inanılmaz derecede ilham vericiydi.

Bitiriyorum: Uluslararası 16. Kocaeli Kitap Fuarı, “Her Kitap Bir Medeniyet Yaşatır” felsefesiyle geçmişin izlerini bugüne taşıyan oturumları, hatırat sergileri ve zengin kültürel etkinlikleriyle okurlara unutulmaz bir hafta yaşattı. Fuar alanında yankılanan bu edebi ve tarihî soluk, tarihin sadece geçmişte kalmadığını, bugünün küresel güç mücadelelerini anlamak için de en büyük kılavuzumuz olduğunu bir kez daha gösterdi.

Sıkça sorulan sorular
Roger Crowley kimdir?

Roger Crowley, denizcilik tarihi, Akdeniz tarihi ve imparatorluklar üzerine çalışmalarıyla tanınan İngiliz tarih yazarıdır. Cambridge Üniversitesi mezunu olan Crowley, bir dönem İstanbul'da yaşamış ve İngilizce öğretmenliği yapmıştır. 1453, Empires of the Sea, City of Fortune ve Conquerors en bilinen kitapları arasındadır. Eserlerinde Osmanlı, Bizans, Venedik ve Portekiz tarihine odaklanmaktadır.

16. Kocaeli Kitap Fuarı ne zaman ve nerede düzenlendi?

Uluslararası 16. Kocaeli Kitap Fuarı, 3-11 Ekim 2026 tarihleri arasında İzmit'teki Kocaeli Kongre Merkezi'nde düzenlendi. Kocaeli Büyükşehir Belediyesi tarafından gerçekleştirilen fuar, dokuz gün boyunca yazar buluşmalarına, söyleşilere, panellere ve imza etkinliklerine ev sahipliği yaptı.

2026 Kocaeli Kitap Fuarı'nın teması neydi?

16. Kocaeli Kitap Fuarı, "Romanların ve Hatıratların İzinde" teması ve "Her Kitap Bir Medeniyeti Yaşatır" sloganıyla gerçekleştirildi. Fuar, tarihî romanlar ve hatıratlar üzerinden geçmişin yeniden değerlendirilmesini, bireysel ve toplumsal hafızanın önemini ve tarih ile edebiyat arasındaki ilişkiyi odağına aldı.

Roger Crowley'nin Conquerors kitabı neyi konu alıyor?

Roger Crowley'nin Conquerors: How Portugal Forged the First Global Empire adlı kitabı, Portekiz'in 15. ve 16. yüzyıllarda denizcilik alanında yükselişini ve küresel ticaret üzerindeki etkisini inceliyor. Vasco da Gama'nın seferlerinden Hint Okyanusu'ndaki baharat ticaretine uzanan kitap, sömürgecilik, dinî mücadeleler ve deniz yollarının kontrolü gibi konuları tarihsel belgeler ışığında ele alıyor.

Uğur Batı
Uğur Batı Tüm Yazıları
white banner
Popüler Yazılar
İlgili Yazılar
white banner
Daha keyifli ve kişiselleştirilmiş bir OGGUSTO deneyimi için