“Metot” röportaj serisi, oyunculuktan bahseden harika bir dizi olan “The Kominsky Method”dan ilham alıyor. Çok beğendiğim oyunculara “metotlarını” soruyorum. İlk konuğum, Osman Sonant. Oyuncu, şimdilerde tabii’de yayınlanan “Ayşe”de rol alıyor. Benim için zirve, “Sıcak Kafa”ydı (o farklı bir cevap veriyor). Ona oyunculuk ve hayatla ilgili kısa ama eşeleyen sorular sorarken cevaplarını gerçekten merak ediyorum.
- Röportaj: Özge Dinç
- Fotoğraflar: Ahzab Günel
- Styling: Ekin Su Oktar
- Saç ve Makyaj: Sezen Can
Rol Seçimi ve Karar Anları
Sizi tanımlayan üç kelime hangileri olurdu?
Strateji, sabır, sükûnet.

Güç sizin için nedir? Onu sahnede nasıl kurarsınız: Bağırarak mı, sessizce mi?
Güç benim için; yeteneklerimi, bilgi birikimimi ve gözlemlerimi doğru yerde, doğru biçimde kullanabilme kapasitesidir. Dolayısıyla sahnede bunu yeri geldiğinde sessizlikle, yeri geldiğinde bağırarak, yeri geldiğinde hiçbir şey yapmayarak, yeri geldiğinde de bütün tuşlarıma aynı anda basarak kullanırım.
Styling
Ceket Boggi Milano, Gömlek Mango, Kazak Brooks Brothers
Metnin zekâsı, karakterin yarası ve hikâyenin derinliği benim için çok önemli.
Çoğunlukla çok katmanlı, gri alanlarda dolaşan karakterler oynadınız. Size bir role “evet” dedirten şey nedir: Metnin zekâsı mı, karakterin yarası mı?
Bir karakteri seçerken ya da kabul aşamasındayken; onun rol skalama ne katacağını, projenin kariyerimde nasıl bir yere oturacağını ve birlikte çalışacağım insanların bana neler öğretebileceğini göz önünde bulundurarak hareket ederim. Metnin zekâsı, karakterin yarası ve hikâyenin derinliği benim için çok önemlidir. Ama en az bunlar kadar, o rolün kendi ruhsal yolculuğuma ve kendimi inşa etme sürecime ne ölçüde katkı sağlayacağını da sorgularım.

Bir karaktere yaklaşırken ilk yaptığınız şey nedir? Sezgi mi, teknik mi?
Bu karakter benimle hangi noktalarda buluşuyor ve hangi noktalarda apayrı bir çizgide bunu analiz etmeye çalışırım. Yakınlıkları ve uzaklıkları keşfettikten sonra teknik ve sezgiyi yarı yarıya kullanırım.
Sınırları Zorlayan Roller
Kendi gölgemle ve karanlık taraflarımla karşılaşmadığım rol neredeyse yok.

Kendi gölgenizle yüzleştiğiniz bir rol oldu mu?
Kendi gölgemle ve karanlık taraflarımla karşılaşmadığım rol neredeyse yok. Her ne kadar bunu bilinçli bir tercih haline getirmiş olmasam da, hayat birçok karakter aracılığıyla bana kendimle yüzleşme imkânı sundu.
Styling
Bomber Ceket, Gömlek ve Pantolon Mango, Kazak Ted Baker, Fular Etro
Bir rol sizi korkutuyorsa bu iyi bir işaret midir?
Bu, rolün beni hangi anlamda korkuttuğuna bağlı. Dürüst olmak gerekirse, bazı karakterlerin karanlık tarafları ya da yüzeysellikleri onları kabul etmem için bir sebep olmuştur. Mesleki anlamda bir rolün beni korkutması, o karakteri inşa ederken zorlanacağım anlamına gelir. Ben de bunu bir meydan okuma olarak görür; beni zorlayacağı ve geliştireceği düşüncesiyle kabul ederim.
Kariyeriniz boyunca sizi en çok dönüştüren rol hangisiydi ve size kendiniz hakkında ne öğretti?
Bugüne kadar beni en çok düşündüren ve kendimle ilgili en fazla sorgulamaya iten karakter, sanırım “Fi” dizisinde hayat verdiğim Sadık Murat Kolhan oldu.
Başarısız olduğunuzu hissettiğiniz bir an oldu mu? O an sizi nasıl değiştirdi?
Başarısız olduğumu hissettiğim çokça an oldu, hepsinin bana gerçekliğimle yüzleşme fırsatı vermesinden dolayı minnettarım. Her zaman, başarısızlıklarım başarılarımdan çok daha fazla fayda sağlamıştır bana.
Başarı sizin için ne zaman “yeterli” olur?
Başarı benim için; işime gereken özeni gösterip göstermediğim, yeterince çalışıp çalışmadığım ve birlikte çalıştığım insanları ya da seyirciyi ne ölçüde tatmin edebildiğim gibi pek çok parametrenin toplamında anlam kazanıyor. Bu unsurlardan herhangi birinin eksikliği o başarıyı da eksik bir başarı olarak hissettirir bana.
Leyla ile Mecnun ve Yavuz’un Sahnesi
Eylül, beni neden sevmedin?
Kariyeriniz tek bir sahneyle hatırlanacak olsaydı hangi sahne olsun isterdiniz?
“Hayatınız bir günle hatırlanacak olsaydı, o hangi gün olsun isterdiniz?” sorusu kadar zor bir soru bu. Bir sahneyle anılmak değil belki ama bir sahne ve bir cümle var ki, yüz milyonlarca insanın bir yerlerde birilerine sorduğu o ortak soruyu taşıdığı için “Leyla ile Mecnun”da Yavuz’un Eylül’e “Eylül, beni neden sevmedin?” dediği an benim için çok özel bir yere sahip.
Sosyal medyada görünürlük bir oyuncunun derinliğini kötü anlamda etkiler mi?
Sosyal medyadaki görünürlük, bir oyuncunun yalnızca derinliğini değil, tüm kariyerini ve nasıl algılandığını da etkileyebiliyor. Üstelik bu durum artık sadece oyuncular için değil; neredeyse her meslekten insan için bir zorunluluk, bir mecburiyet haline gelmiş durumda.

Sosyal medya; tanınmanın, daha çok konuşulmanın ve ön planda olmanın vazgeçilmez bir unsuru gibi görülüyor. Sağlayabileceği bazı avantajları geri çevirme anlamına gelse dahi, getirebileceği faydalardan çok, doğurabileceği zararların daha kalıcı olabileceğine inanıyorum. Bu da, kendi adıma hâlâ temkinli yaklaşmama sebep oluyor.
Örnek Aldığı Oyuncular
Kendime referans aldığım iki isim, her zaman Haluk Bilginer ve Şener Şen.
Oyunculuğunuzu şekillendiren bir film ya da yönetmen var mı?
Oyunculuğumun şekillenmesini tek bir filme ya da yönetmene indirgemem mümkün değil. Benim oyunculuğum hâlâ dönüşmeye ve biçimlenmeye devam ediyor. Bunu belirleyen de çoğu zaman bir filmden ya da yönetmenden ziyade, örnek aldığım ve öykündüğüm oyuncular oldu. Gençliğimden bu yana yerli ve yabancı pek çok isim bu yolculuğa katkı sağladı; ancak kendime referans aldığım iki isim, her zaman Haluk Bilginer ve Şener Şen olmuştur.
Sizi hâlâ kıskandıran bir performansı sorsam aklınıza hangisi gelirdi?
Christoph Waltz (“Inglourious Basterds”)
Metot: Final
Oyuncu olmasaydınız ne olurdunuz?
Basketbol veya futbol antrenörü.
En sık kullandığınız kelime nedir?
“İyiymiş.”
Babanızdan öğrendiğiniz en önemli şey nedir?
Nasıl bir baba olunmayacağı.
Hayatınızda en çok ne için mücadele ettiniz?
Ailem.
Hayatta vazgeçemeyeceğiniz tek şey nedir?
Ailem.
Mutluluk sizin için nedir?
Ailem.


