“Metot” röportaj serisi, oyunculuktan bahseden harika bir dizi olan “The Kominsky Method”dan ilham alıyor. Çok beğendiğim oyunculara “metotlarını” soruyorum. Konuğum bu kez İnci Türkay.
Kuliste her şey tanıdık: Işıklar, aynadaki yansıma, aceleyle bir hazırlık hali. Ama sahneye çıkmadan önceki o kısa aralıkta, zihnimizden geçenler pek de sıradan değil. Yazar Jennifer Tremblay’nin Kanada’da gerçek bir olaydan yola çıkarak yazdığı ve uluslarası sahnelerde sergilenen tek kişilik “Liste” oyunu, tam olarak bu görünmeyen yere bakıyor. Bir kadının gündelik “yapılacaklar listesi”nin satır aralarındaki birikmiş duyguları, ertelenmiş hesaplaşmaları ve küçük görünen bir ihmalin bir hayatı nasıl dönüştürdüğünü anlatıyor.
Bu metni sahneye taşıyan oyuncu İnci Türkay ile İstanbul prömiyeri öncesi, kulisteyiz. O aynanın karşısında, makyajının son dokunuşlarını yaparken biz de sahneye çıkmadan hemen önce, herkesin kendi içinde yaptığı o sessiz “listeyi” konuşmaya başlıyoruz.
Metoduna dair bir özet gerekirse: İnci Türkay, oyun öncesi şans getirmesi için oğlunu arıyor, saçına makyajına kadar kendisi yapıyor ve gerçekten çok etkilendiği rollerde oynamak istiyor.
- Röportaj: Özge Dinç
- Fotoğraflar: Berat Soner Çapin
“Liste” oyununu izlemek isterseniz biletlerine göz atın!
İnci Türkay ve Liste Oyunu

Ödüllü “Liste” oyunu ve yazarı Jennifer Tremblay’le yolunuz nasıl kesişti ve bu oyunu sahnelemeye karar vermenizdeki neden neydi?
Metni ilk okuduğumda gerçekten tokat yemiş gibi oldum. Çok sade ama insanın içine işleyen bir metin. Bir kadının vicdanıyla baş başa kalışı… Hepimizin hayatında susturduğu, ertelediği, görmezden geldiği şeyler yok mu? Ben karakteri yargılayamadım. Çok insani geldi. Hata yapıyor, kusurları var. Sanırım o yüzden oynamak istedim. Seyirciyle çok çıplak, çok filtresiz bir yerden buluşma cesareti beni çekti.
Günlük Hayat ve Listeler
‘Liste’ oyununu ilk okuduğumda gerçekten tokat yemiş gibi oldum. Karakteri yargılayamadım. Hata yapıyor, kusurları var. Sanırım o yüzden oynamak istedim.
Oyunda liste ve bir ihmal hikâyesi var. Öncelikle siz listeler tutan biri misiniz, listenizin en sık tekrarlanan maddeleri nelerdir?
Yaparım. Hem de çok yaparım. Tıpkı oyundaki gibi benim listelerimin de ucu bucağı yok. En çok yazdığım şey şu: Yavaşla. Gerçekten kendime hatırlatıyorum bunu.

Tıpkı oyundaki gibi benim listelerimin de ucu bucağı yok. En çok yazdığım şey şu: Yavaşla.
Oyundan çıkarak kişisel bir soru sormak istiyorum: Bir “keşke” hikâyesinde sizin hayattaki en büyük “keşke”niz nedir?
Çok büyük bir keşke taşımamaya çalışıyorum çünkü insanın yükünü ağırlaştırıyor. Babam yaşasaydı keşke… O kadar erken bırakmasaydı bizi.

Küçük ayrıntılara çok dikkat eden biri misiniz ve küçük ayrıntılara dikkat eden insanları kendinize yakın bulur musunuz?
Evet. Hem sahnede hem hayatta. Küçücük bir bakış, bir nefes, bir ton her şeyi değiştiriyor. Ayrıntıyı fark eden insanları da seviyorum çünkü genelde hayata daha derin bakıyorlar. Bu farkındalık meselesine biraz takıntılı olduğum için detaylar benim için çok önemli. Hem çocuklara hem büyüklere verdiğim drama eğitimlerinde de farkındalık hep ön planda. O yüzden ayrıntılar hep benimle.
Londra’da yaşıyorsunuz. Sizinle bir öğlen orada karşılaşsak sizi nerede ve ne yaparken bulurduk?
Muhtemelen bir parkta yürüyüş yaparken. Londra’nın parklarını çok seviyorum, kafamı toparlıyor. Ve aynı anda büyük ihtimalle oğluma “Ne yedin, üşümüyorsun değil mi, iyi giyindin mi?” diye mesaj atıyor olurum.
Sahne Öncesi Ritüeller
Sahne öncesinde beraberdik. Çok heyecanlıydınız ve oğlunuzu aradınız. Bu sizin toteminizdi, bize bundan söz edebilir misiniz?
Evet, artık öyle oldu. Sahneye çıkmadan önce onun sesini duymak beni dengeliyor. Bana bir merkez veriyor. Sanki “Tamam anne, anlat şimdi hikâyeni” diyor gibi hissediyorum. Oğlumla çok özel bir ilişkim var. Listelerimin en başında hep Ali var.

Oyunculukta İçsel Dönüşüm
“Benim sahne öncesi totemim oğlumu aramak. Onun sesini duymak beni dengeliyor, bana bir merkez veriyor.”
Meslekte yılları geçirmiş biri olarak, oyunculukla ilgili geçmişte belki sezdiğiniz, artık tecrübeyle idrak ettiğiniz şeyi nasıl ifade edersiniz?
Gençken biraz daha iyi oynayayım, süsleyeyim, fark yaratayım derdindeydim galiba. Şimdi sadece orada olayım diyorum. Gerçekten dinlediğin, gerçekten hissettiğin an zaten seyirci seninle geliyor. Zorlamaya gerek yok. Bunu zaman öğretiyor.

Hayattaki ışıltınızı korumak için sizin yönteminiz nedir?
Merak ederek diyebilirim. Hep çok meraklıyım; her şeyi merak ederim, okurum, araştırırım, gezerim, sorarım. Bir de üretmek…
Çocuklarla çalışmak bana inanılmaz iyi geliyor. Onların enerjileri beni besliyor, parlatıyor. Hayata çok pozitif bakarım. Hep olumlu bir şey görüp durmadan şükrederim. Sanırım bütün bunlar benim ışığımı canlı tutuyor.


