Korku Çağında Çocuk Yetiştirmek

Korku Çağında Çocuk Yetiştirmek

Uzman Klinik Psikolog ve Aile Danışmanı Şeniz Pamuk ile yeni kitabı “Korku Çağında Çocuk Yetiştirmek” üzerine konuştuk. Kitabında en sık karşılaştığı meseleleri bir buzdağı metaforu üzerinden ele almaya çalıştığını dile getiren Şeniz Pamuk, amacını ise çocuklarla bağı olan herkesi birlikte düşünmeye davet etmek, hep birlikte fikir üretebilecek, birbirimizi geliştirebilecek bir alan yaratmak olarak dile getiriyor.

Şeniz Pamuk

“Korku Çağında Çocuk Yetiştirmek” adlı kitabınız okurlarla buluştu. Bu kitap fikri nasıl oluştu? Kitabınızın ismi de çok etkileyici. Korku Çağı nedir? Okuyucuları kitapta neler bekliyor?

Kitabıma “Korku Çağında Çocuk Yetiştirmek” başlığını koymadan önce çok düşündüm. Ne de olsa biraz ürkütücü bir başlık. Ancak, çalıştığım anne-babaların görüşmelere getirdikleri meseleleri tekrar gözden geçirdiğimde bu başlığın uygun olduğuna karar verdim. Kitabımın değişik bölümlerinde ele almaya çalıştığım gibi, “dış dünya korkusu” insanlık tarihinin her döneminde baş edilmesi ve üstesinden gelinmesi gereken bir korku olmuş. Bu korku, fırtınalar, seller, vahşi hayvanlar, sahip olunan malları başkasının ele geçirmesi, sevilen kişilerin kaybedilmesi, başkaları kadar başarılı olamama, ekolojik dengenin bozulması gibi döneme göre değişen odaklar üzerinden yaşanmış, yaşanmaya da devam ediyor. İnsan, korku odaklarıyla baş edebildikçe, onların üstesinden gelebildikçe kendiyle gurur duymuş, ancak bir yandan da denetleyemeyeceği, öngöremeyeceği tehlike odaklarının varlığı onu gücünün sınırlı olduğu gerçeğiyle yüz yüze bırakmış. İnsanın kendi kırılganlığı ve sınırlarıyla yüzleşmesi onu daha kaygılı ve zaman zaman da öfkeli yapabiliyor.

Satın Al

Bu bağlamda, çocukların nasıl bir dünya için yetiştirildikleri büyük önem kazanıyor; anne-babanın dış dünya algısı çocuklarına karşı yaklaşımlarında oldukça belirleyici. Anne-babaların dışarıdaki ögeleri denetim altında tutma güçleri azaldıkça kaygıları da artıyor doğal olarak. Çocuklar ne kadar donanımlı, özgüvenli ve başarılı olurlarsa sınırlarını o kadar genişletip “dışarının” etkilerinden o kadar az zarar görecekleri düşünülüyor. Günümüzde, bu korkunun çok gerçek kaynaklar üzerinden olduğu kadar ihtimaller üzerinden de yaşandığına tanık oluyoruz. Çevre kirliliği, iyi eğitim olanaklarının kısıtlılığı gibi somut nedenler kadar “Ya çocuğuma yeterince iyi anne-baba olamıyorsam, ya çocuğum arkadaşsız kalırsa, ya çocuğum hakkını savunamazsa…” gibi ihtimaller de anne-babaların korku düzeyini artırabiliyor.

Kitabınızda ebeveynlere nasıl bir yol haritası çizdiniz? Kitapta üç bölüm karşımıza çıkıyor. Bu bölümlerden bahseder misiniz?

Kitabı oluştururken şu anda en sık karşılaştığım meseleleri bir buzdağı metaforu üzerinden ele almaya çalıştım. Amacım, çocuklarla bağı olan herkesi birlikte düşünmeye davet etmek, hep birlikte fikir üretebileceğimiz, birbirimizi geliştirebileceğimiz bir alan yaratmaktı. Buzdağının en üzerinde gözle görülen ‘sorun’lar yer alıyor. Gözlenebilen sorunlar dönem dönem değişiklik gösterebilir tabii. Ben son dönemde dile gelen sorunları gruplamaya çalıştım. Bunlar nelerdir?

Öfke, şiddet, mükemmeliyetçilik, zorbalık, korku, bağımlılık, meydan okuma, psikosomatik belirtiler ve takıntılar. Buzdağının gözlemlenebilen bölümünün altında bu sorunlara yol açabilecek meseleler yer alıyor. Ben bunları önceliğini belirleyememiş anne-babalar, değişik aile yapıları, engellenmişlik duygusu, rekabet, ihmal ve istismar, sosyal medya, seçenek terörü, boşanma ve yeniden yapılanma, duyguları yönetememe ve can sıkıntısına dayanamama olarak düşündüm. Buzdağının en altında, yani en üstte görünen sorunların en temelinde ise mizaca yönelik ebeveynlikte sıkıntılar, bağlanma sorunları ve doğayla bağların zayıflaması olarak üç konuyu ele aldım.

“Her anne-bana çocukları için kendi hikâyelerini oluşturmalı.”

Kitapta vurgulamaya çalıştığım noktalardan biri de sorun olarak görülen bir duygu, düşünce ve/veya davranışın aslında bir sonuç olduğu ve bu sonucun ortaya çıkmasında birçok nedenin rol oynayabileceği idi. Örneğin, duyguların hiç konuşulmadığı ve değersiz bulunduğu, buna karşın kendisine sürekli oyuncak alınan bir evde büyüyen üç çocuktan biri yoğun korkular yaşayan bir çocuğa dönüşebilirken diğeri meydan okuyan bir çocuk, bir diğeri de sosyal ve duygusal gelişimi oldukça dengeli bir çocuk olabilir. Burada, çocuğun doğuştan getirdiği mizacı, aile sistemi, destek sistemi, ilgi alanları, okul ve öğretmenler ile daha birçok faktör etkili olabilir. Önemli olan her anne-babanın kendi çocukları için neden-sonuç ilişkilerini, diğer bir ifadeyle kendi hikayelerini oluşturmalarıdır. Kısacası, kitapta hazır reçeteler sunmaktan kaçındım. Bunun yerine denkleme konabilecek noktaların neler olabileceği konusunda öneriler getirmeye çalıştım.

“Kitapta her bölümü ‘sağduyu’ ile bitirdim.”

Sağduyu, sezgilerimizin, mantığımızın ve iç sesimizin daha önde, -meli/-malı’ların daha geride olması anlamına geliyor. Çocuğumuzu tanımaya ve olayları onun gözünden anlamaya çalışmak, onun zihninin işleyişi hakkında tahminlerde bulunmak, onun ihtiyaçlarını ve sınırlarını anlamayı kolaylaştıracaktır. Bu da “Çocuğa şu şekilde davranmak gerekiyor” şeklindeki önerileri alıp harfiyen uygulamaya çalışmak yerine anne-babalara kendi düşüncelerini oluşturmak üzere bir alan açacaktır.

Ara alan nedir?

‘Ara alan’ kitapta çok üzerinde durmaya çalıştığım bir kavram. Ara alan ya da geçiş alanı psikolojiye Winnicott’un soktuğu bir kavramdır. Bu alan kimsenin değildir, tam bir oyun alanı gibi. Herkes o oyuna katkıda bulunabilir, o oyunu geliştirip değiştirebilir. Hayal gücüne dayanan bir oyun oynadığınız zaman oyunun nasıl sonlanacağını önceden bilemezsiniz. Anne-baba-çocuk ilişkisi içinde meseleleri ele alırken de bu bakış açısından yararlanılabilir. Konu masaya yatırılır, o konu hakkında beyin fırtınası yapılır ve sonunda belki de başta kimsenin aklında olmayan bir çözüme varılabilir.

Bu kitap da benim çağrışımlarımı, düşüncelerimi içeriyor. Ben de kitap üzerinden bir ara alan açmaya çalıştım. Dış dünya algısı ve bu algının bizi nasıl şekillendirdiği, bu konuyla ilgili olarak anne-babaların neler yapabilecekleri üzerine çok farklı görüşler de gelebilir ve sonunda yaşadığımız ortamı bize daha iyi gelebilecek bir hale getirebiliriz.

Çocuklarla anne-babalar arasına giren zorluklardan bahseder misiniz? Ve bu zorlukları çözümlemek için sizin öneriniz nelerdir?

Çocuklarla anne-babaların arasına giren birçok zorluktan söz edebiliriz. Günümüz bir hız çağı, seçenekler çok fazla, çıta yüksek. Anne-babalar bir yandan en iyi şekilde anne-baba olmaya çalışırken bir yandan da kendileri ve çocukları için yaşam standartlarını en iyi hale getirmek, geleceklerini garanti altına almak istiyorlar. ‘An’ı yakalamak da önemli, sosyal ilişkileri sürdürmek, hayatın tadını çıkarmak, değişik hobiler edinmek de. Çocukların da gündemleri çok dolu. Okul, ödevler, arkadaşlar, değişik etkinlikler, kurslar, ekran… Günlerin 24 saat olduğu düşünülürse, bu kadar yoğun yaşamların birbiriyle kesiştiği zaman dilimlerinin giderek kısaldığını öngörebiliriz.

Anne-baba ve çocukların gerçekten birbirlerine ayırdıkları zaman azaldıkça herkes birbirinin daha hızlı kavramasını, daha hızlı davranmasını, daha hızlı uyum sağlamasını, daha anlayışlı olmasını bekliyor sanki. Örneğin çocuğa yemek yemeyi öğrenmesi için zaman tanımak, ortalığa döküp saçmasına izin vermek yerine yemeğin hızlıca anne tarafından yedirilmesi tercih edilebiliyor. Birçok anne-baba “Biz sanki çocuğun bir an önce 25 yaşına gelmesini bekliyoruz.” diyorlar. Çocukla oyun oynamak için belli bir zaman aralığı yaratmak yerine ‘denk geldikçe’ oyun oynanıyor. Bu yüzden de çocuk sürekli ilgi talep ediyor, anne-baba da bu ilgi talebini yarım yamalak karşılamaya ve sonuçta kendini suçlu hissetmeye başlıyor. Bu hız ve konulan çıtaların yüksekliği nedeniyle, yaşanılanlar üzerinde sohbet etmeye, yaşananları sindirmeye ve anılar oluşturmaya da fırsat bulunamıyor. İlişki emek ve zaman ister. Ancak gündem çok dolu, zihinler de çok yorgun olunca ekranlara yönelmek herkese daha kolay ve rahatlatıcı gelebiliyor. Anlık rahatlamalar ilişkiyi güçlendirme planlarının ertelenmesine neden yol açabiliyor. Niyetler iyi olsa da her zaman bir sonuca ulaşmadığını izleyebiliyoruz.

“Aile içinde nesil farkı olgusu yerleştirilmeli.”

Bir başka zorluk aile içinde nesil farkı olgusunun yerleştirilmesi. Çocukların anne-babalarının kendilerinden daha bilgili, daha yetkin olduklarını kabul etmeleri, anne-babaların da çocukları kendi akranları haline getirmemeleri önemli. Çocukların onları koruyan, kollayan, onlara hayat içinde yön gösteren anne-babalara gereksinimleri var. Çocuğun yaşı büyüdükçe bu hiyerarşi esneyecektir, ancak çocuğun yaşı ne olursa olsun, çevresinde aklına güvendiği, hayran olduğu yetişkinlerin olması onu güvende hissettirecektir. Bu güven oturtulamadığı zaman, kendini korumasız hisseden çocuk dış dünyadan gelebilecek tehlikeler konusunda daha endişeli olmaya başlar.

“Değer yargıları her zaman seçim yapmayı kolaylaştırır.”

Anne-babanın, aile yaşantısından ve çocuklarından ne bekledikleri konusunda düşünmeleri ve değer yargılarını ve önceliklerini fark etmeleri çok yol gösterici olacaktır. Eğer aile içi paylaşımlar öncelikliyse bu paylaşımları geliştirmek ve canlı tutmak için birçok etkinlik düşünülebilir. Bu aile bireylerinin kendi özel alanları olmayacağı anlamına gelmez tabii. Ancak değer yargıları her zaman seçim yapmayı kolaylaştırır. Örneğin hafta sonu olduğunda aile ziyaretleri mi, açık hava etkinlikleri mi, ödevlerin bitmesi mi yoksa evde uzun kahvaltılar yapmak mı daha öncelikli? Bu kararlar her aileye göre değişiklik gösterecektir doğal olarak. Çocuklar için yaşananların bir anlamı, bir mantığı, bir öyküsü olmalıdır. Dolayısıyla alınan kararların nedeni, olaylar, duygular üzerine konuşmak ve bunları birbirine bağlamak önemlidir. Hikayesi olan her şey hakkında düşünmek ve yorum yapmak daha kolaydır.

Çocuk, o konuya hayatının değişik dönemlerinde geri dönebilir, o konuyla ilgili olarak yeniden düşünebilir ve hikâyeyi değiştirebilir. Örneğin bir aile ülke değiştirmişse, sadece bunun bilgisini vermek değil, bunun nasıl gerçekleşeceği, daha sonrasında nasıl gerçekleştiği, yaşanan duygular, ilginç noktalar bir araya getirilerek bir taşınma öyküsü, yerine göre bir taşınma filmi oluşturulabilir.

Anne-baba-çocuk arasına yaşam koşulları nedeniyle giren zorluklar, bu konuları önemseyerek ve çözüm için birlikte düşünüp, fikirleri hayata geçirmek için çaba göstererek büyük ölçüde aşılabilir. Ancak iletişim zorlukları daha bireysel nedenlere dayanıyorsa çözümü bulmak daha zor olabilir.

Ebeveynler; yayınlanmış kitaplar, uzmanların önerileri, çevrelerinden duydukları arasında gerçek anlamda bir rehber ve yol gösterici bulmak konusunda kararsız kalabiliyor. Karar aşamalarında zorlanabiliyorlar. Anne-babalar bu durumu nasıl aşabilir? Doğru rehber sizce nedir, nasıl olmalıdır?

Çocukların küçük yetişkinler olmadığı, onların çok farklı bir zihinleri ve duygu dünyaları olduğu anlaşıldığından beri, çocuklara nasıl yaklaşılması, onlarla nasıl iletişim kurulması gerektiği yönünde hazırlanmış kaynakların sayıları giderek artmakta. Ana akım görüşler zaman içinde değişebildiği gibi aynı dönemde sunulan görüşler arasında da farklılıklar olabiliyor. Anne-babalar hem fikir almak hem de kendi yaptıklarının ‘doğru’ olup olmadığını görmek adına bu kaynaklara başvuruyorlar. Hangi kaynağın kime uygun olacağını kestirmek oldukça zor. Her çocuk bazı mizaç özellikleri ile dünyaya geliyor. Bazı çocuk hareketi severken bazı çocuk sakin ortamlarda rahat ediyor. Kimi çocuk değişikliğe hemen uyum sağlarken kimi çocuk hemen hırçınlaşıyor. Anne-babaya ilk yön veren aslında çocuğun mizacı.

Çocuktan gelen sinyalleri doğru okumak ve çocuğun ihtiyacının ne olduğunu anlamak çok önemli. Bir çocuk gezdirilmek için ağlarken diğeri yatağına bırakılmak için ağlayabilir. Anne-babanın iyi bir gözlemci olması ve çocuğunun güvenini kazanması, ilişkideki ilk koşullardır. Daha önce de belirttiğim gibi, anne-babanın çocuklarını hangi değer yargılarına göre yetiştireceklerine de karar vermeleri gerekiyor. Rehber kaynaklar, anne-babaların sağduyularına hitap ediyor mu, orada söylenenler anne-babanın kendi kişilik yapılarına uygun mu, uygulanan yöntemler sürdürülebilir mi? Örneğin, çocuklara sorumluluk verme konusunu düşünelim. Bu konuda tutarlı olmak, denetlemek, geribildirim vermek, çocuğun yaptıklarının sonuçlarını görmesini sağlamak önemli diyen bir kaynak, şüphesiz ki çok değerli. Ancak evde bir yardımcı varsa ya da anne-baba için başka konular öncelikliyse sorumluluk konusu bir süre sonra tüm aile bireyleri açısından ciddiyetini kaybedecektir. Ya da çocuğun uyku eğitimi sırasında kucakta ağlatılmasını öneren bir kitap, anne-babaya birçok bilimsel dayanak ve yaşanmış deneyim sunsa da bazı anne-babaların böyle bir sabrı olmayabilir, ağlatılmakla ilgili olumsuz anıları canlanabilir ve orada söylenenleri uygulayamazlar. Tüm bu kaynaklar, birçok anne-babayı suçlu ve beceriksiz de hissettirebiliyor.

Yıllar içinde “Okumadığım kitap kalmadı, ama hiçbirini uygulayamadım” cümlesini o kadar çok anne-babadan duydum ki… Kısacası, kaynak kitaplar, fikir verebilir, bir konu üzerinde düşünmeyi sağlayabilir, ancak anne babanın kişiliklerini, kendi geçmişlerinin izlerini, bir olay karşısında ilk gösterdikleri refleks tepkileri çok da değiştiremez. Kaynak kitapları bir “çocuğu kullanma kılavuzu” gibi değil, üzerine düşünülecek önermeler sunan kaynaklar olarak görmek, anne-babaların kendilerine özgü sentezlere varmalarına yardımcı olacaktır. Belki burada tekrar vurgulanması gereken nokta, anne-babaların kendi iç seslerini, sağduyularını bulmalarının ne kadar önemli olduğudur.

Çocuklar artık dijital bir dünyaya doğuyorlar. Teknoloji nasıl konumlandırılmalı sizce çocukların yaşamında?

Dijital ortam artık bedenin ve zihnin bir uzantısı haline geldi. Dijital ortamın olmadığı bir hayatı hayal etmek mümkün değil. Dijital ortamların kullanımına anne-babaların ne kadar müdahale edebileceği çocuğun yaşıyla çok bağlantılı. Dijital ortamlar artık çocukların hayatına ‘sonradan’ girmiyor. Burada ‘dijital ortam görgüsü ya da adabı’nın kazandırılmasından söz edebiliriz. Dijital ortam, sofra adabı, değişik yaştan insanlara nasıl yaklaşılacağının adabı, sinemada, tiyatroda nasıl davranılacağı adabı, spor adabı gibi birçok görgü ve adap öğrenilmesi gereken alandan bir tanesi. Dijital ortam içinde çok fazla sayıda unsuru barındırıyor: Arkadaşlarla sosyalleşmek, yeni arkadaşlar edinmek, dizi ve film seyretmek, araştırma yapmak, gazete ve kitap okumak, sosyal medya, oyun oynamak, toplantılar yapmak, eğitimlere katılmak gibi.

Çocuğun dijital ortamla ilgili ilk bilgisi ve görgüsü anne-babayı izlemesi ile başlıyor.

Küçük yaşlarda bir çocuk, kendisine bir teknolojik alet verilemese bile, anne-babasının elindeki telefonları, tabletleri görüyor, kendisinin o aletlerle fotoğrafları, videoları çekiliyor. Dolayısıyla, çocuğunu dijital ortamla ilgili ilk bilgisi ve görgüsü anne-babayı izlemesi ile başlıyor. Bu nedenle, ilk soru belki de teknoloji anne-babanın hayatında nerede olmalı sorusu. Akşam, eve gelindiğinde ilk iş televizyon açılan, sürekli mesajlar yazılan, aile bireylerinin birbirlerine komik videolar gösterdikleri bir ortamda büyüyen bir çocuğun, hayatında dijital ortamı nasıl dengeleyebileceği tartışılabilir. İdeal olan, en azından ilk iki sene çocuğun teknolojiden uzak olması ve tüm duyu organlarını kullanacağı alanların içinde keşiflerde bulunmasıdır. Bu dönem aynı zamanda çocuğun kendini eğlendirmeyi ve yatıştırmayı da öğrendiği bir dönemdir. Ancak çocuk her an başka bir kişi ya da teknolojik bir aygıt üzerinden meşgul tutuluyorsa, çocuğun kendini meşgul edemez ve aradaki boşluklara dayanamaz.

Zihin gelişmeye ve çocuk karşılaştığı uyaranlara anlam vermeye başladıkça teknoloji hayatına yavaş yavaş girmeye başlayabilir. Bu dönemde de anne-babanın çocuğun maruz kaldığı her şeyden haberinin olması gerekir. Çocukla izlenenler üzerine konuşulmalı, çocuğun seyrettiklerini anlamlandırması sağlanmalı ve onlar üzerine birlikte düşünülmelidir. Çocuğun yavaş yavaş kendi seçimleri oluşmaya başlar. Çocuğun artık sadece keyif veren odaklara değil zaman zaman bu odaklardan uzak durması ve başka alanlara da dikkatini verebilmesi söz konusudur. Çocuk bu sayede iç disiplinini oluşturmaya başlar. Tek keyif kaynağının dijital ortam olması doğal olarak sıkıntı yaratacaktır.

“Dijital ortam çocuğun hayatında daha çok yer kapladıkça hayatın diğer alanları ile nasıl bir denge sağlanacağı da öncelikle anne-babanın sorumluluğundadır.”

Sosyallik, hobiler, okul, aile ilişkileri, arkadaş ilişkileri, spor, doğa gibi alanlar ve teknoloji. Çocuğun dijital ortamda yer almasında akran ve sosyal medya, çocuğun ilgi alanları, hazzı ön plana koyması gibi birçok faktörün etki yaratacağını düşünebiliriz. Teknolojiyi bir ödül ya da ceza olarak kullanarak ya da kuralları her gün değiştirerek, dijital ortamın da içinde yer aldığı bir yaşam dengesini kurmak zordur. Kullanımla ilgili adaba karar verirken çocuğu da dinlemek, onun ihtiyaçlarını anlamak önemlidir. Sadece küçümseyici bir dil kullanmak, sadece
öğütler vermek, sadece başkalarını örnek göstermek çocuk açısından son derece iticidir. Bu sohbetlerde teknolojinin zararları kadar yararlarını da vurgulamak, çocukla daha rahat iletişim kurabilmenin yollarını açar.

Çocuğa bir konu ile ilgili görgü kurallarını öğretirken anlatmak kadar model olmak da gerekir. Çocuğumuz istedi diye önüne bir seferde bir kilo baklava koymuyorsak, yaz tatilini sevdi diye, okula gitmese de olur demiyorsak, yaşlı bir kişiye saygısızca konuştuğunda onu uyarıyorsak, bir spor karşılaşmasında arkadaşına vurmasına izin vermiyorsak, günde bir paket sigara içmek isterse bunu engellemek için elimizden geleni yapıyorsak, teknoloji konusunda da yol yordam öğrenmeleri ve kendilerini denetlemelerini sağlamak için çaba göstermeliyiz.

Anne-babalar çoğu zaman topluma karşı kendilerini yenik hissetseler de, hala çocukları için çok önemli oldukları ve düşüncelerinin bir ağırlığı olduğu unutulmamalı.

OGGUSTO Yazı İşleri Müdürü Senem Bay Ay’ın diğer yazılarını okumak için tıklayın.

Dünyadan en yeni haberleri ilk bilen olmak için OGGUSTO’nun haftalık e-bültenine kaydolun.

SÖZLEŞME

Bu internet sitesine girilmesi veya mobil uygulamanın kullanılması sitenin ya da sitedeki bilgilerin ve diğer verilerin programların vs. kullanılması sebebiyle, sözleşmenin ihlali, haksız fiil, ya da başkaca sebeplere binaen, doğabilecek doğrudan ya da dolaylı hiçbir zararlardan ÖZGÜ İLETİŞİM PAZARLAMA DANIŞMANLIK TANITIM VE E-TİCARET HİZ. ('OGGUSTO') nun sorumluluğunun olmadığını, tarafımdan internet sitesinde E-Bültene üye olmak için veya başkaca bir sebeple verdiğim kişisel verileri, özellikle de isim, adres, telefon numarası, e-posta adresi, banka bilgisi, yaş ve cinsiyetle ilgili benzeri bilgileri kendi rızam ile paylaştığımı, ÖZGÜ İLETİŞİM PAZARLAMA DANIŞMANLIK TANITIM VE E-TİCARET HİZ. ('OGGUSTO') nun nin bu bilgileri kullanmasına muvafakat ettiğimi, bu bilgilerin 3.gerçek ve/veya tüzel kişilerin eline geçmesi ve bu şekilde olumsuz yönde kullanılması halinde ve/veya bu bilgilerin başkaca kişiler ile paylaşılması halinde ÖZGÜ İLETİŞİM PAZARLAMA DANIŞMANLIK TANITIM VE E-TİCARET HİZ. ('OGGUSTO') nun sorumluluğunun olmadığını gayri kabili rücu, kabul, beyan ve taahhüt ederim.

SÖZLEŞME

Bu internet sitesine girilmesi veya mobil uygulamanın kullanılması sitenin ya da sitedeki bilgilerin ve diğer verilerin programların vs. kullanılması sebebiyle, sözleşmenin ihlali, haksız fiil, ya da başkaca sebeplere binaen, doğabilecek doğrudan ya da dolaylı hiçbir zararlardan ÖZGÜ İLETİŞİM PAZARLAMA DANIŞMANLIK TANITIM VE E-TİCARET HİZ. ('OGGUSTO') nun sorumluluğunun olmadığını, tarafımdan internet sitesinde E-Bültene üye olmak için veya başkaca bir sebeple verdiğim kişisel verileri, özellikle de isim, adres, telefon numarası, e-posta adresi, banka bilgisi, yaş ve cinsiyetle ilgili benzeri bilgileri kendi rızam ile paylaştığımı, ÖZGÜ İLETİŞİM PAZARLAMA DANIŞMANLIK TANITIM VE E-TİCARET HİZ. ('OGGUSTO') nun nin bu bilgileri kullanmasına muvafakat ettiğimi, bu bilgilerin 3.gerçek ve/veya tüzel kişilerin eline geçmesi ve bu şekilde olumsuz yönde kullanılması halinde ve/veya bu bilgilerin başkaca kişiler ile paylaşılması halinde ÖZGÜ İLETİŞİM PAZARLAMA DANIŞMANLIK TANITIM VE E-TİCARET HİZ. ('OGGUSTO') nun sorumluluğunun olmadığını gayri kabili rücu, kabul, beyan ve taahhüt ederim.