white banner

House of Nulla’nın Kurucuları Nevbahar Koç ve Esra Tümen Dinçkök ile Koku Dünyasına Yolculuk

20.08.2026
House of Nulla’nın Kurucuları Nevbahar Koç ve Esra Tümen Dinçkök ile Koku Dünyasına Yolculuk

Yazı Boyutu:

Nevbahar Koç ve Esra Tümen Dinçkök ile House of Nulla’nın felsefesi, koku hafızası ve uluslararası parfümeri sahnesine taşıdıkları özgün vizyon üzerine konuştuk.

Lüks parfümeri dünyası, yalnızca hoş aromaların bir araya geldiği bir koku paleti olmanın ötesine geçerek; coğrafyanın hafızasını, antik ritüelleri ve bireysel ifade özgürlüğünü aynı çatı altında toplayan katmanlı bir anlatı biçimine dönüşüyor. Tam da bu kesişim noktasında doğan House of Nulla, Latincede “hiçlik” anlamına gelen adının aksine; henüz biçim almamış sonsuz olasılıkları ve koku vasıtasıyla kurulan derin duygusal bağları temsil ediyor.

Markanın kurucuları Nevbahar Koç ve Esra Tümen Dinçkök, ortak meraklarından beslenen bu yolculukta Mezopotamya’nın kadim parfümeri geleneğinden Halfeti’nin benzersiz karagülüne uzanan zengin bir mirasın izini sürüyor. İlk koleksiyonları The Beautiful Darkness ile karanlık ve zarafetin kontrastını ortaya koyan ikili, kişiselleştirilebilir koku deneyimi vasıtasıyla kullanıcıyı pasif bir tüketici olmaktan çıkarıp yaratım sürecinin bir parçası olmaya davet ediyor.

Portre Görselleri: Emre Güven

Koyu saçlı ve neşeyle gülümseyen Esra Tümen Dinçkök'ün açık renk saçlı Nevbahar Koç'a arkadan sarıldığı siyah beyaz portrede, Koç elinde House of Nulla imzalı şık bir BLACK parfüm şişesini tutarken zarifçe kameraya bakıyor.
House of Nulla Kurucuları
Nevbahar Koç ve Esra Tümen Dinçkök

Sizi bir parfüm evi kurmaya iten şey neydi ve bu fikrin ilk hali nasıldı?

Nevbahar Koç: House of Nulla’nın başlangıcında aslında çok doğal gelişen bir merak vardı. Esra’yla sanat, kültür, tarih ve estetik üzerine uzun zamandır konuşuyor, birbirimize sürekli yeni şeyler anlatıyorduk. Bir noktada bu coğrafyanın botanik zenginliğine ve koku kültürüne daha yakından bakmaya başladık. Karşımıza çıkan hikâyeler o kadar güçlüydü ki bunları çağdaş bir parfümeri diliyle anlatmanın çok heyecan verici olabileceğini düşündük. House of Nulla fikri de zaman içinde bu ortak meraktan şekillendi.


Esra Tümen Dinçkök: İlk aşamada bir marka yaratmaktan çok keşfetmekle ilgileniyorduk. Kokunun tarih boyunca farklı kültürlerde nasıl kullanıldığını, ritüellerle ve gündelik hayatla nasıl ilişki kurduğunu araştırmaya başladık. Araştırdıkça bunun tek bir koleksiyonun ötesine geçebilecek kadar geniş bir dünya olduğunu gördük. Dostluğumuz, ortak ilgi alanlarımız ve birlikte üretme isteğimiz de sonunda bizi House of Nulla’yı kurmaya götürdü.

Siyah beyaz çekilen bu görüntüde, güneşin aydınlattığı engebeli ve dokulu sarp kayalık yamaçlar arasında, antik bir yerleşim yeri veya Nulla Evi olarak bilinen yapı kalıntıları taşıyan heybetli bir kütle, kısmen bulutlu geniş gökyüzünün altında yükseliyor.

“House of Nulla” ismini seçmenizin özel bir nedeni var mı? Bu isim sizin için ne ifade ediyor ve markanın dünyasını nasıl yansıtıyor?

N.K.: “Nulla” Latincede “hiçlik” anlamına geliyor ama bizi asıl etkileyen kelimenin taşıdığı açık uçluluk oldu. Hiçlik bizim için bir son ya da eksiklik değil; aksine henüz biçim almamış bir başlangıç noktası. İçinde çok fazla ihtimal barındırıyor. Kokunun görünmez ama çok güçlü bir etki yaratabilmesi de bu fikirle çok örtüşüyor.


E.T.D.: İsmin markanın özgürlük anlayışıyla da güçlü bir bağı var. House of Nulla’da kokuyu kesin tanımlarla sınırlamak istemiyoruz. Aynı koku farklı bir tende, farklı bir anda ya da başka bir kokuyla birleştiğinde yeni bir şeye dönüşebiliyor. “Nulla” da bize tam olarak bu yorum alanını ve sınırsızlık hissini veriyor.

Parfüm sizin için yalnızca güzel kokmakla mı ilgili, yoksa başka duyguları ve çağrışımları da beraberinde getiriyor mu?

N.K.: Parfüm benim için her zaman güzel kokmanın ötesinde, insanın kendisiyle ve çevresiyle kurduğu çok kişisel bir ilişki oldu. Bazen farkında bile olmadan bir kokuyu belirli bir insanla, dönemle ya da yerle eşleştiriyoruz. Yıllar sonra aynı kokuyla karşılaştığımızda o duygu yeniden ortaya çıkabiliyor. Aynı zamanda koku yalnızca geçmişi hatırlatmıyor; içinde bulunduğunuz anın hissini de değiştirebiliyor.

Parfüm benim için her zaman güzel kokmanın ötesinde, insanın kendisiyle ve çevresiyle kurduğu çok kişisel bir ilişki oldu.

Nevbahar Koç


E.T.D.: House of Nulla’da kokuyu görünmeyen bir anlatım biçimi olarak düşünüyoruz. Fiziksel olarak göremediğiniz bir şeyin hafızada bu kadar güçlü bir iz bırakması çok etkileyici. Bu nedenle parfümü yalnızca bir ürün olarak değil; duygu, hafıza, kültür ve kişisel ifade arasında bağ kurabilen bir alan olarak ele alıyoruz.

Koyu, parlak bir yüzey üzerinde duran, altın rengi yazılarla THE BEAUTIFUL DARKNESS, BLACK ve BY HOUSE OF NULLA etiketli, küre şeklinde koyu renk kapaklı dikdörtgen bir parfüm şişesi, yumuşak, sıcak bir ışıkla aydınlatılarak lüks ve gizemli bir hava katıyor.
Canlı pembe ve mor tonlarında dinamik bir ışıklandırmayla aydınlatılmış, sol tarafta göz alıcı mavi ve mor yansımaların belirgin olduğu bir arka planın önünde, üzerinde büyük harflerle SPICE yazan, koyu mavi tonlarında ve mermer görünümlü küresel kapağı olan şık bir House of Nulla parfüm şişesi görülüyor.
Altın sarısı ışıkla aydınlatılmış arka planda, THE BEAUTIFUL DARKNESS koleksiyonundan AMBER yazılı, koyu kehribar renkli House of Nulla parfüm şişesi, yatay yerleştirilmiş iki benzer şişenin üzerine yerleştirilmiş halde dramatik bir kompozisyon oluşturuyor.

İlk koleksiyonunuz The Beautiful Darkness için neden özellikle Halfeti karagülünü çıkış noktası olarak seçtiniz? Karagülün ve Halfeti’nin hikâyesini, kültürel mirasını koleksiyonun ruhuna nasıl taşımak istediniz?

N.K.: Görsel ve sembolik olarak çok güçlü bir çiçek. Karanlık bir görünümü var ama sonuçta bir gül; yani içinde aynı anda hem güç hem zarafet barındırıyor. The Beautiful Darkness fikrinin taşıdığı kontrastla da çok doğal bir ilişki kurdu. Bu nedenle Halfeti karagülünü yalnızca koleksiyonun bir notası olarak değil, hikâyenin merkezindeki sembol olarak düşündük.


E.T.D.: Halfeti karagülü araştırmalarımız sırasında karşımıza çıktı ve onu ilginç kılan yalnızca neredeyse siyaha yaklaşan rengi değildi. Belirli bir coğrafyanın toprak ve iklim koşullarıyla bu kadar güçlü bir bağ kurması bizi çok etkiledi. Başka bir yerde aynı karakteri göstermemesi, onu yalnızca bir bitki olmaktan çıkarıp bulunduğu yerin hafızasını taşıyan bir sembole dönüştürüyor.

Siyah beyaz bir fotoğrafta, dirseğinden kıvrılmış bir kolun iç kısmında, karanlık tonlarıyla belirgin, narin yapraklı bir gül nazikçe duruyor; kolun tenindeki ince tüyler ve sade açık gri arka planla minimalist ve estetik bir kompozisyon oluşturuyor.
Alacakaranlıkta beliren, koyu renkli ve kadifemsi yapraklarıyla neredeyse siyah görünen bir gül çiçeği, mor ve açık mavi tonlarındaki bulutsuz gökyüzüne karşı dramatik bir silüet çizerek, doğanın dingin güzelliğini çarpıcı bir şekilde sergiliyor.

The Beautiful Darkness nasıl bir ruh halinden doğdu? Koleksiyonu tasarlarken insanların üzerinde nasıl bir his bırakmasını hayal ettiniz?

N.K.: İsmin kendisinde de aslında koleksiyonun duygusu var: Güzellikle karanlığın aynı yerde bulunabilmesi. Güçlü ve derin ama aynı zamanda zarif ve dengeli bir dünya hayal ettik. İlk anda merak uyandıran, zaman geçtikçe farklı taraflarını gösteren kokular yaratmak istedik.


E.T.D.: Koleksiyondaki üç kokunun aynı hikâyeyi farklı ruh hallerinden anlattığını düşünüyorum. Black daha derin ve sakin bir yerde dururken Amber sıcaklık katıyor, Spice ise daha canlı ve kontrastlı bir karakter getiriyor. Bu nedenle koleksiyonun tek bir duygu tarif etmesinden çok, kullanan kişinin ruh hâline göre farklılaşmasını seviyoruz.

Parlak, beyazımsı ve puslu bir gökyüzü fonunda, ön planda zarif koyu renkli güller ve yeşil yapraklı çalılardan oluşan bir bahçe görüntüsü beliriyor; gün ışığında hafifçe parlayan bu canlı çiçekler ve bitkiler, bulanık arka plandaki diğer bitki örtüsü ve zeminin üzerinde belirginleşerek etkileyici bir doğal ambiyans sunuyor.

Bir kokuyu tek başına kullanmak yerine farklı kokuları bir araya getirerek kişisel bir koku yaratma fikri nereden çıktı? Sizce kişinin kendi parfümünü oluşturması neden önemli?


N.K.: Koku seçiminde kurallardan çok sezgilerle hareket etmeyi seviyorum. Bazı günler tek bir koku tam olarak istediğiniz hissi verirken başka bir gün iki farklı kokunun bir araya gelişi size daha yakın gelebiliyor. Black, Amber ve Spice’ı tasarlarken de birbirleriyle konuşabilmelerini istedik. Böylece koleksiyon sabit bir kullanım biçimi önermek yerine kişiye alan bırakıyor.


E.T.D.: Layering bizim için kişiselleştirmenin en doğal yollarından biri. Aynı üç kokuyla bile farklı oranlar ve eşleşmeler üzerinden çok farklı sonuçlara ulaşılabiliyor. Bu da kullanıcıyı pasif bir noktadan çıkarıp yaratım sürecinin bir parçası haline getiriyor. Sonuçta ortaya markanın tarif ettiği tek bir koku değil, kişinin kendisine ait bir yorum çıkıyor.

Gün batımının parlak turuncu tonlarında, şapkalı bir kişi, alevler üzerindeki büyük metal damıtma aygıtına hasat edilmiş ürünleri sepettekiyle doldururken, etrafı saran yoğun dumanlar kırsal bir üretim anını vurguluyor.

House of Nulla’nın arkasındaki ilham kaynakları arasında tarih, mitoloji ve farklı kültürlerin de olduğunu görüyoruz. Sizi yaratıcı anlamda en çok besleyen hikâyeler, dönemler veya kültürler hangileri?

N.K.: Sanat, tarih, doğa ve kültür arasında kurulan beklenmedik bağlantılar beni çok besliyor. Bir hikâyeyi geçmişte bırakmak yerine bugün nasıl yeniden yorumlayabileceğimize bakmayı seviyorum. House of Nulla’nın geçmişten referanslar taşımasına rağmen nostaljik bir marka olmamasının nedeni de bu. İlham aldığımız şeyleri bugünün estetik ve duyusal dili içinde yeniden düşünmeye çalışıyoruz.


E.T.D.: Bizi en çok etkileyen konulardan biri kokunun insanlık tarihindeki yerini keşfetmek oldu. Mezopotamya’nın parfümeri geleneği ve tarihte bilinen ilk parfümör Tapputi’nin hikâyesi bu anlamda çok önemli. Antik dönemlerde kokunun gündelik kullanımın ötesinde ritüeller, kutsal mekânlar ve farklı inanışlarla iç içe olması, parfümün ne kadar eski ve katmanlı bir anlatım biçimi olduğunu gösteriyor.

Dramatik ışıklandırma altında, koyu kırmızı camdan yapılmış, parlak küresel kahverengi kapaklara sahip House of Nulla markasına ait Amber ve Spice parfümleri, yoğun gölgeler ve yüzeydeki yansımalarla birlikte göz alıcı bir şekilde sergileniyor.
Sıcak turuncu bir ışık altında, koyu renk roll-on şişesindeki esansiyel bir yağı veya parfümü boynuna süren bir kişinin yakın çekim görüntüsü, cildindeki belirgin tüylerle dokulu bir his veriyor.

Markanın ilk koleksiyonuyla Türkiye’den çıkıp uluslararası bir koku markası olma hedefi var. House of Nulla’nın dünyada nasıl tanınmasını ve hangi duyguyla hatırlanmasını istiyorsunuz?

N.K.: House of Nulla’nın kendine ait bir dünyası olan bir parfüm evi olarak hatırlanmasını isterim. İnsanların bir kokuyla karşılaştığında onun arkasında başka katmanlar, hikâyeler ve keşfedilecek detaylar olduğunu hissetmesi çok değerli. Güçlü ama kendini hemen tamamen ele vermeyen, merak uyandıran ve zamansız bir kimlik yaratmak istiyoruz.


E.T.D.: House of Nulla’nın çıkış noktası bu coğrafya ama anlatmak istediğimiz hikâyenin sınırları bunun çok ötesinde. Başından beri uluslararası ölçekte var olabilecek bir marka kurmayı hedefledik. Bizim için önemli olan köklerimizi korurken onları farklı kültürlerin de ilişki kurabileceği çağdaş bir dille anlatabilmek.

Gün batımının portakal rengi parıltıları altında, şapkalı bir kişinin silueti, açık havada bir gaz tüpüne veya benzeri bir tanka eğilerek bir cihazı çalıştırırken, yanında duran metalik bir kap ve altta yanan küçük bir ateşle birlikte, çalılıklarla çevrili karanlık bir ortamı gösteriyor.

İkinizin de kokuyla kişisel ilişkinizi merak ediyoruz. Çocukluğunuzdan veya hayatınızdan, bugün bile bir kokuyla hatırladığınız özel bir an var mı?

N.K.: Üniversite yıllarımda Amerika’da Barneys’e gider ve niş parfümleri keşfetmek için uzun zaman geçirirdim. Farklı kokuları aynı anda deneyip aralarındaki farkları anlamaya çalışmak benim için çok heyecan vericiydi. Özellikle Annick Goutal’ın yaklaşımını keşfetmem o dönem bende iz bıraktı. Bugün düşündüğümde hafızamda kalan aslında tek bir parfümden çok, o keşfetme duygusu.


E.T.D.: 4711 Eau de Cologne benim için çocukluğumdan beri babamla bağlantılı. Bugün herhangi bir yerde karşıma çıktığında çok hızlı şekilde aynı anılara götürebiliyor. Çimen kokusuyla da benzer ama daha soyut bir ilişkim var. Onu duyduğumda tanıdık, sakin ve hafifleten bir his geliyor. Kokunun hafızayla ne kadar doğrudan ilişki kurabildiğini bu tür anlarda daha iyi anlıyorum.

Parfüm seçerken kendinizde nasıl bir ruh halini yansıtmayı seviyorsunuz? Günlük hayatınızdaki “imza kokunuz” nasıl bir karaktere sahip?

N.K.: Tek bir imza kokum olduğunu söylemek zor; seçimimi daha çok o günkü ruh halime göre yapıyorum. Daha sade ve derin bir şey istediğimde Black’i tek başına kullanıyorum. Amber ve Spice’ı birlikte kullanmayı da çok seviyorum; birleştiğinde farklı bir enerji ortaya çıkıyor. Benim için koku biraz o gün kendimi nasıl ifade etmek istediğimle ilgili.


E.T.D.: Ben daha çok Amber ve Black’e yöneliyorum. Amber’ın sıcaklığını seviyorum; Black ise ona daha derin ve modern bir taraf ekliyor. Ama benim de tercihim günün saatine ve nasıl hissettiğime göre değişebiliyor. Aslında koleksiyondaki kişiselleştirme fikrini günlük hayatımızda biz de böyle deneyimliyoruz.

Beyaz bir yüzeyde, House of Nulla markasına ait, üzerinde Amber, Spice ve Black gibi koku isimleri yazılı etiketler bulunan, koyu kırmızı camdan yapılmış, yuvarlak ahşap kapaklı çok sayıda zarif parfüm şişesi, keskin ışık ve gölgelerle dramatik bir etkiyle sunuluyor.

Bugüne kadar hayatınızda sizi en çok etkileyen bir şehir, bir seyahat, bir sanat eseri veya bir hikâye var mı? Bunun House of Nulla’nın dünyasında bir karşılığı olduğunu düşünüyor musunuz?

N.K.: Benim için ilham genellikle tek bir büyük referanstan ziyade zaman içinde biriken küçük detaylardan geliyor. Seyahatlerde gördüğüm bir mekân, bir sanat eseri, bir malzeme ya da yıllar sonra yeniden karşıma çıkan bir renk, hafızamda kalabiliyor. House of Nulla’nın görsel ve duyusal dünyasında da bu farklı izlerin zaman içinde birbirine bağlandığını düşünüyorum.


E.T.D.: Beni en çok farklı dönemlerin ve kültürlerin birbirleriyle kurduğu bağlar etkiliyor. House of Nulla’yı araştırırken de tek bir hikâyeye odaklanmak yerine Mezopotamya’nın koku geleneğinden Halfeti’nin botanik mirasına uzanan çok farklı katmanlarla karşılaştık. Sanırım markanın dünyasında bunun karşılığı, geçmişi olduğu gibi tekrar etmek yerine ondan yola çıkarak yeni bir anlatı oluşturmak.

Ortak merakımız bizi aynı yöne götürüyor ama oraya bazen farklı yollardan ulaşıyoruz. Bu da House of Nulla’nın dünyasını daha katmanlı hale getiriyor.

Nevbahar Koç

House of Nulla’yı birlikte kurarken birbirinizin hangi yönü diğerine ilham verdi? Yaratıcı anlamda birbirinizi tamamladığınızı düşündüğünüz bir nokta var mı?

N.K.: Esra’nın bir fikri yapılandırma ve ona daha geniş bir perspektiften bakma biçimi bana da çok şey katıyor. Birbirimize benzeyen taraflarımız kadar farklılıklarımızın da yaratıcı sürecin önemli bir parçası olduğunu düşünüyorum. Ortak merakımız bizi aynı yöne götürüyor ama oraya bazen farklı yollardan ulaşıyoruz. Bu da House of Nulla’nın dünyasını daha katmanlı hale getiriyor.


E.T.D.: Nevbahar’ın estetik sezgisine ve duyusal detaylara yaklaşımına çok güveniyorum. Bir şeyi yalnızca nasıl göründüğü üzerinden değil, nasıl hissettirdiği üzerinden değerlendirmesi markanın dünyasına çok şey katıyor. Ben biraz daha hikâyenin bütününe, stratejik çerçevesine ve bu dünyanın nasıl konumlanacağına odaklanıyorum. Farklı yerlerden bakıp sonunda aynı noktada buluşabilmemiz bence en büyük avantajımız.

Her şeyi en başından bilmek zorunda değilsiniz.

Esra Tümen Dinçkök
Açık renkli bir arka plan üzerinde, bir elin dikkatlice tuttuğu, içerisinde parlak kırmızı bir fiyonk veya kelebek motifinin belirginleştiği, oturmuş insan siluetini andıran gölgeye doğru, diğer bir elin parmakları açık bir şekilde uzandığı sanatsal bir kompozisyon.

Bugün geriye dönüp House of Nulla’nın ilk fikrinin ortaya çıktığı ana baktığınızda, o günkü Nevbahar ve Esra’ya tek bir şey söyleyecek olsanız ne söylerdiniz?

N.K.: “Merak ettiğiniz şeylerin peşinden gitmekten vazgeçmeyin.” derdim. Çünkü House of Nulla’nın başlangıcında çok fazla araştırma, keşif ve sezgi vardı. Her şeyi ilk günden tanımlamak yerine fikrin kendi yolunu bulmasına izin verdik. Sanırım bugün de markada korumak istediğimiz en önemli duygulardan biri bu merak.


E.T.D.: Ben “Her şeyi en başından bilmek zorunda değilsiniz” derdim. Bazen bir fikrin nereye gideceğini ancak onun üzerinde çalışmaya başladığınızda görebiliyorsunuz. House of Nulla’nın gelişiminde de araştırdıkça yeni kapılar açıldı ve marka zaman içinde kendi dilini buldu. Aslında “Nulla”nın bizim için ifade ettiği şeyle de çok örtüşüyor: henüz biçimlenmemiş bir alanın içinde taşıdığı olasılıklara güvenmek.

Sude Çetin
Sude Çetin Tüm Yazıları
white banner
Popüler Yazılar
İlgili Yazılar
white banner
Daha keyifli ve kişiselleştirilmiş bir OGGUSTO deneyimi için