Asırlık bir mirası modern dünyanın ritmiyle buluşturan Atelier Rebul, köklerine sadık kalarak yeniliği odağına alan duruşuyla bugün global bir başarı hikâyesi yazıyor.
Köklü bir geçmişe sahip olan Atelier Rebul, geleneği modern dokunuşlarla harmanlayarak her dönemde kendine özgü bir çizgi oluşturmayı başarıyor. Markanın nesiller boyu aktarılan hikâyesini ve bu mirası geleceğe nasıl taşıdıklarını dinlemek için Rebul hikayesinin dördüncü kuşak temsilcisi, Rebul Holding A.Ş. Co-CEO’su Kerim Müderrisoğlu ve Rebul Holding A.Ş. Co-CEO’su Nüket Filiba ile bir araya geldik.
Kokuların birer anıya dönüştüğü, her detayında zarafet ve ustalık barındıran Atelier Rebul dünyasında; markanın kökenlerinden bugüne uzanan yolculuğunu, değerlerini ve geleceğe ilham veren vizyonunu konuştuk.

Atelier Rebul 130 yıllık köklü bir geçmişe sahip. Bizi markanın doğuşuna götürür müsünüz? Rebul Eczanesi’nden Ateliler Rebul’e uzanan bu yolculuk nasıl başladı?

Kerim Müderrisoğlu: Atelier Rebul’ün hikâyesi 1895’te, Fransız eczacı Jean Cesar Reboul’un İstanbul’un kalbi Rue de Pera’da (bugünkü İstiklal Caddesi) açtığı Grande Pharmacie Parisienne ile başladı. Doğu ile Batı’nın buluşma noktası olan bu semtin çok kültürlü ruhu, Reboul’un eczacılıktaki bilimsel titizliğini ve parfüm merakını besliyor.
Yıllar sonra onun yolu Cumhuriyet’in ilk eczacılarından olan dedem Kemal Müderrisoğlu ile kesiştiğinde, bu tesadüf olağanüstü ve kalıcı bir mirasın başlangıcına dönüştü. Böylece eczane Rebul ismini alarak güçlü bir geleneğin temellerini attı.
O günden bugüne kuşaktan kuşağa aktarılan bilgi birikimi, zanaatkârlık, Fransız eczacılık geleneğinden ve İstanbul’un ruhundan beslenerek Atelier Rebul’ün özünü oluşturuyor. Bugün bu mirası modern vizyonla birleştirerek 3 kıtada 21 ülkede ve 1000’in üzerinde seçkin satış noktasında yer alarak global lüks pazarın güçlü temsilcilerinden biri olmayı sürdürüyoruz. Geçmişin değerlerine bağlı kalarak geleceğin beklentilerine cevap verebilmemiz, Atelier Rebul’ü 130 yılı aşkın süredir hem güven veren hem de ilham kaynağı olan bir marka haline getirdi.
Özellikle Taksim mağazanız, Atelier Rebul’un doğduğu yer. Marka mirasında eşsiz bir yere sahip. Geriye dönüp baktığınızda İstanbul’un en köklü semtinde başlayan hikâyede sizi en çok etkileyen noktalar neler?
Kerim Müderrisoğlu: Beyoğlu’ndaki mağazamız bizim için yalnızca bir adres değil, Atelier Rebul’ün doğduğu yerin sembolü. Beyoğlu’nun kalbinde başlayan bu hikâye, İstanbul’un çok katmanlı kültüründen ve Doğu ile Batı’yı buluşturan eşsiz ruhundan ilham aldı. Sanatın, ticaretin ve yaşamın kesiştiği bir merkezde filizlenen bu miras, markamızın eczacılıktaki bilimsel titizliğini koku zanaatkârlığıyla birleştirmesini sağladı.

Geriye dönüp baktığımda beni en çok etkileyen şey, bu yolculuğun hâlâ aynı ruhla devam etmesi. Bugün dünyanın farklı noktalarında mağazalar açıyor olsak da, markamızın özünde İstanbul’un enerjisi ve kültürel zenginliği var. Beyoğlu’ndan doğan bu miras, Atelier Rebul’ü her zaman hem geçmişine sadık hem de geleceğe ilham veren bir marka haline getiriyor.
Cumhuriyet tarihinden öncesine dayanan hikâyenizde, 130 yıl boyunca var olabilmek, kuşaklar boyunca sadakat yaratmak kolay değil. Sizce Atelier Rebul’ü bu kadar uzun soluklu yapan en temel unsurlar neler oldu?
Kerim Müderrisoğlu: 130 yılı aşkın süredir varlığımızı sürdürmemizin temelinde, Jean Cesar Reboul ile Cumhuriyet’in ilk eczacılarından dedem Kemal Müderrisoğlu arasında başlayan usta–çırak ilişkisinden bugüne taşınan değerler yatıyor. Bu miras; bilimsel titizlik, koku zanaatkârlığı ve kaliteye duyulan bağlılıkla kuşaktan kuşağa aktarıldı. İstanbul’un çok kültürlü ruhundan beslenen yenilikçi vizyonumuzla birleşince de Atelier Rebul, geçmişin değerlerine sadık kalarak geleceğin beklentilerine cevap verebilen, İstanbul’dan dünyaya uzanan parfüm zanaatkârlığını kutlayan ve zamanın ustalığıyla hayat bulan, 130 yıldır güven veren ve ilham kaynağı olan bir marka haline geldi.
Atelier Rebul’ün niş segmentine geçiş süreci nasıl gelişti? Bu kararın arkasındaki strateji neydi?

Nüket Filiba: Atelier Rebul için niş parfüm yolculuğu, aslında markamızın doğasında var olan bir yaklaşımın doğal devamı oldu. Yıllardır eczacılık kökenimizden gelen titizlikle, sıradanlıktan uzak, özgün kokular yaratmaya odaklandık. Niş parfümler ise tam da bu noktada, özgünlüğü, zanaatkârlığı ve kişisel hikâyeleriyle markamızın ruhuyla örtüştü.
Bu geçişin ardındaki stratejimiz, tüm kitlelerin sadece güzel bir koku değil, kendi kimliklerini ve hafızalarını yansıtan, karakter sahibi parfümler arayışına yanıt vermekti. Geçtiğimiz yıl hayata geçirdiğimiz Les Exclusifs Parfum Artisanal Koleksiyonu, bu yaklaşımın en güçlü yansımalarından biri oldu. Her bir koku, Atelier Rebul’ün 130 yıllık eczacılık kökenli uzmanlığını çağdaş bir vizyonla harmanlayarak, zamansız ve sofistike bir niş parfüm deneyimine dönüştü.
Koleksiyon yaratma süreçlerinizde dünyaca ünlü burunlarla çalışma kararını nasıl aldınız? Bu burunlarla çalışma süreciniz nasıl ilerliyor, isimlere neye göre karar veriyorsunuz?
Nüket Filiba: Les Exclusifs Parfum Artisanal Koleksiyonu’nu yaratırken üç ünlü usta parfümörlerle – Alberto Morillas, Hamid Merati-Kashani ve Ilias Ermenidis – çalıştık. Amacımız, 130 yıllık mirasımızı en yüksek seviyede zanaatkârlık ve yaratıcılıkla buluşturmaktı. Bu üç isim, parfüm dünyasında yalnızca teknik ustalıklarıyla değil, aynı zamanda özgün hikâyeler yaratma becerileriyle de öne çıkıyordu.

Süreç karşılıklı ilhamla ilerledi; biz Atelier Rebul’ün tarihini, İstanbul’un kültürel zenginliğini ve vizyonumuzu paylaştık, onlar da bu mirası kendi yaratıcılıklarıyla harmanlayarak çok katmanlı, karakter sahibi kokulara dönüştürdüler. Ortaya çıkan her parfüm, adeta bir sanat eseri gibi kimlik ve karakter taşıdı; hem Atelier Rebul’ün imzasını hem de bu değerli parfümörlerin özgün bakış açılarını yansıttı
Bugüne kadar Atelier Rebul imzası taşıyan en ikonik koleksiyonlar arasında hangileri öne çıkıyor? Bu koleksiyonları özel kılan neydi?
Nüket Filiba: Bugüne kadar Atelier Rebul imzasını taşıyan en ikonik koleksiyonların başında Les Exclusifs Parfum Artisanal geliyor. Bu koleksiyon, markamız için yalnızca yeni bir parfüm serisi değil, niş parfüm dünyasına attığımız en önemli adım oldu. Zanaatkârlığa, özgünlüğe ve çok katmanlı hikâyelere odaklanan Les Exclusifs, parfümü sadece bir koku değil, hafızalara işleyen zamansız bir deneyim haline getirdi. Bu koleksiyonu özel kılan şey, köklü mirasımızı modern bir vizyonla birleştirerek Atelier Rebul’ün global niş parfüm dünyasında kendine özgü bir konum kazanmasını sağlamasıdır.
Markanın son dönemde hayata geçirdiği veya 130. yıla özel olarak hazırlanan koleksiyonlar/ürünler var mı? Varsa, bu koleksiyonların ardındaki hikâyeyi bizimle paylaşır mısınız?

Nüket Filiba: 130. yılımıza özel olarak hazırladığımız J.C.R. İmza Koleksiyonu, kurucumuz Jean Cesar Reboul’ün vizyonuna saygı niteliğinde ortaya çıktı. Markamızın temelini atan Jean Cesar Reboul ve Kemal Müderrisoğlu’nun Rebul Eczanesi’nde başlayan karşılaşması, bizim için her zaman anlamlı yolculukların ve kalıcı bir mirasın simgesi oldu.
Arşivlerde yer alan labdanum reçinesinden ilham alan koleksiyon, köklü mirasımızı modern bir vizyonla yeniden yorumluyor ve geçmişin bilgeliğini çağdaş estetikle buluşturarak Atelier Rebul’ün hem köklerine bağlılığını hem de geleceğe dair vizyonunu yansıtıyor.
Koleksiyonun ismini kurucumuzun baş harflerinden alması, 130. yılımızda Jean Cesar Reboul’a doğrudan bir saygı duruşu niteliği taşıyor. Amber tonlarındaki şişe tasarımı, geçmişten günümüze uzanan bir köprüyü simgelerken zamanda yolculuk hissini de beraberinde getiriyor. Böylece J.C.R., yalnızca bir koku değil, markamızın 130 yıllık yolculuğunu ve geleceğe olan kararlılığını temsil eden güçlü bir sembol haline geliyor.
Atelier Rebul’ün uluslararası pazardaki yeri nedir? Halihazırda global pazarda nasıl bir konumda, niş markalarla rekabette neler hedefleniyor? Önümüzdeki dönemde yurt dışı büyüme planlarınızdan bahseder misiniz?
”Rebul halen hızlı büyüme endeksinde olan 130 yaşında bir startup.”
Kerim Müderrisoğlu: Göz nurumuz Atelier Rebul olarak Birleşik Krallık’taki ilk mağazamızı Eylül sonunda Londra Marylebone High Street’te açıyoruz. Yepyeni bir deneyim sunan bu mağaza, markamızın dünyaya açılan yeni yüzünü temsil ediyor. Sadece bu mağazaya özel hazırladığımız Marylebone67 koleksiyonumuzla da İngiltere’deki varlığımızı daha anlamlı hale getirdik. Bunun yanı sıra e-ticaret operasyonlarımız, güçlü olduğumuz otel–restoran–kafe kanallarımız ve çok yakında yer alacağımız önemli departman mağazalarıyla İngiltere’deki pozisyonumuzu daha da güçlendirmeyi hedefliyoruz.

Asya Pasifik’te bu yıl Endonezya’da Sogo bünyesinde açtığımız ilk shop-in-shop’un ardından Paris Van Java’daki monobrand mağazamızla bölgede daha görünür hale geldik. 2026’da ise yeni noktalara ek olarak Galeries Lafayette açılımı gündemimizde. Ortadoğu’da Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan’da attığımız yeni adımlarla büyüme hızımızı artırıyoruz. Ounass ve Bloomingdale’s gibi prestijli online platformlarda başlayan yolculuğumuzu shop-in-shop yatırımlarıyla destekleyerek omni-channel varlığımızı güçlendiriyoruz. Avrupa’da ise Hollanda’nın önde gelen lüks mağaza zinciri De Bijenkorf ile sürdürdüğümüz iş birliği, global yolculuğumuzun sağlam bir parçası olarak öne çıkıyor. Bugün köklü mirasımızı modern vizyonumuzla birleştirerek global koku dünyasında daha da güçlü bir oyuncu olma yolunda ilerliyoruz.
”Rebul’ün alametifarikası, dedemin de bir lafı olan eşime, çocuklarıma kullandırmayacağım bir ürünü topluma sunmam idi. Şimdi Atelier Rebul’ün alametifarikası ise değişime, dönüşüme açık olmak, güne uyum sağlamak ve geleceğe hazırlık.”
Sizce markanın “ruhunu” tanımlayan üç kelime hangileri olurdu?
Nüket Filiba: Atelier Rebul’ün ruhunu tanımlayan üç kelime zamansızlık, zanaatkârlık ve sofistike olurdu. Zamansızlık, köklü mirasımızı koruyarak her dönemin beklentilerine uyum sağlayabilmemizden geliyor. Zanaatkârlık, parfüm dünyasında her bir detayın incelikle işlendiği, araştırma ve uzmanlığın öne çıktığı yaklaşımımızı yansıtıyor. Sofistike ise İstanbul’un çok katmanlı kültüründen beslenen estetik anlayışımızı ifade ediyor. Bu üç değer birleştiğinde, Atelier Rebul’ü yalnızca bir marka değil, güven veren, ilham veren ve her zaman güncel kalmayı başaran bir deneyim haline getiriyor.
Kokularınız, çoğu zaman bir şehir, bir anı veya bir duyguya referans veriyor. Bu yaratım süreci nasıl işliyor? Atelier Rebul parfümlerini tasarlarken nelerden ilham alıyor?

Nüket Filiba: Atelier Rebul’de parfüm yaratım süreci her zaman bir hikâyeyle başlıyor. İlhamımızı şehirlerden, anılardan ve duygulardan alıyoruz. Önce hangi duyguyu ya da hikâyeyi aktarmak istediğimizi belirliyoruz, ardından bunu kokusal bir dile dönüştürmek için usta parfümörlerle çalışıyoruz.
Eczacılık geleneğimizden gelen titizlik, koku konusundaki uzmanlığımız ve estetik anlayışımız bu sürecin temelini oluşturuyor. Bilimsel titizlikle işlenen parfümlerimiz, İstanbul’dan dünyaya uzanan 130 yıllık parfüm zanaatkârlığımızın bir parçası olarak her parfümü yalnızca bir koku değil, aynı zamanda hafızalara dokunan zamansız bir deneyim haline getiriyor.
İstanbul, Atelier Rebul’un mirasının ayrılmaz bir parçası. Öyle ki, bu eşsiz şehre adanmış bir koleksiyonunuz da var ama bir de sizden dinlemek isteriz. Atelier Rebul ailesi olarak, İstanbul markanızın özünde nasıl konumlanıyor?
Nüket Filiba: İstanbul, Atelier Rebul’ün özünün en güçlü parçası. 1895’te Beyoğlu’nda açılan Reboul Eczanesi ile başlayan yolculuğumuz, bu şehrin enerjisi ve çeşitliliğiyle şekillendi. Doğu ile Batı’nın buluştuğu noktada İstanbul bizim için her zaman bir kültürel köprü oldu; geçmişten gelen mirasımızı bugünün beklentileriyle buluşturabilmemizi sağladı.
Bu bağın en özel ifadesi İstanbul Koleksiyonu. Bizim için yalnızca bir parfüm serisi değil, doğduğumuz şehre adanmış bir teşekkür niteliğinde. Her kokuda İstanbul’un ruhunu yansıtarak markamızın özünü ortaya koyuyor. Bugün dünyanın farklı ülkelerinde büyümeye devam etsek de Atelier Rebul’ün kimliği ve ilhamı her zaman İstanbul’dan geliyor.
Sizce Rebul Eczanesi’nin kurucusu Jean Cesar Reboul ve Kemal Müderrisoğlu bugün markayı görse ne düşünürdü?
Kerim Müderrisoğlu: Kurucularımız Jean Cesar Reboul ve Kemal Müderrisoğlu bugün Atelier Rebul’ü görse, 130 yıllık köklü mirasın bu kadar güçlü bir şekilde yaşatılmasından büyük bir gurur duyardı. Markamız, onların tesadüfen bir araya gelişinden doğan büyülü bir karşılaşmanın ve yarattıkları simyanın sonucu olarak doğdu. Onların Beyoğlu’nda başlattığı yolculuğun bugün global ölçekte devam etmesi, vizyonlarının ne kadar sağlam temellere dayandığını kanıtlıyor.

Bizim için en değerli nokta, onların bize emanet ettiği eczacılık titizliğini, kaliteye bağlılığı ve yenilikçi ruhu koruyarak markayı geleceğe taşıyor olmamız. Atelier Rebul bugün yalnızca geçmişine saygı duyan değil, aynı zamanda global koku dünyasında iddialı bir şekilde varlık gösteren bir marka. Bugün geldiğimiz noktayı gördüklerinde, kurucularımızın en çok gurur duyacakları şey, köklü mirasımızın özüne sadık kalarak global ölçekte başarıya ulaşmış olmamız olurdu.
Markanın arşivlerine indiğinizde sizi en çok şaşırtan, belki de duygulandıran bir belge ya da hikâyeyle karşılaştınız mı? Varsa bizimle paylaşır mısınız?

Kerim Müderrisoğlu: Arşivlerde karşılaştığımız en özel buluşlardan biri, Jean Cesar Reboul’ün labdanum reçinesine dayanan formülü oldu. Bu formül, markamızın köklü mirasının en somut göstergelerinden biri olup, karşılaşmadan ilhama dönen, kalıcı olmak için yaratılan bir mirası simgeliyordu. Zamanla modernize edilerek günümüz zevklerine zarifçe uyarlanan bu formül, J.C.R. İmza Koleksiyonu’ndaki özel kokulardan birine ilham verdi.
Bizi en çok etkileyen nokta, yıllar önce geliştirilmiş bir formülün bugün hâlâ ilham kaynağı olmasıydı. Bu, Atelier Rebul’ün geçmişe duyduğu saygının ve mirasını bugüne taşıma kararlılığının en güçlü yansıması olarak bizim için çok değerli.
*Bu içerik Atelier Rebul işbirliğinde hazırlanmıştır.


