Türkiye süper yat üretiyor. Peki bundan sonraki hedef ne? Superyacht Summit Türkiye’nin kurucuları Oğuz Bilgin ve Çağrı Kuş ile Türkiye’nin global yatçılık dünyasındaki konumunu, İstanbul’un geleceğini ve sektörün önündeki yeni fırsatları konuştuk.
Bir Bakışta SuperYacht Summit Türkiye 2026
- Tarih: 4-5 Kasım 2026
- Edisyon: 4.
- Kurucular: Oğuz Bilgin, Çağrı Kuş
- Konum: The Peninsula Istanbul, Karaköy
- Program: 4 Kasım’da paneller ve networking, 5 Kasım’da tersane ve sektör ziyaretleri
- Ana gündem: Türkiye’nin global süper yat dünyasındaki konumu ve İstanbul’un gelecekteki rolü
- Ana vizyon: Türkiye’yi yatçılığın geleceğine fikir veren bir inovasyon merkezi haline getirmek
Superyacht Summit Türkiye (SST), 2023’te Çırağan Sarayı’ndaki ilk edisyonundan bu yana her yıl İstanbul’da toplanıyor. Zirve, 4-5 Kasım 2026’da dördüncü edisyonuyla yine şehirde olacak.
İlk gün The Peninsula Istanbul’da geçecek. Otel, The 50 Best Hotels 2026 listesinde 31. sıraya yerleşti ve listeye giren tek Türkiye oteli oldu. İlk gün paneller, networking buluşmaları ve farklı sektörlerden perspektiflerin bir araya geldiği oturumlarla dolu. İkinci gün ise tersane ve sektör ziyaretleriyle devam edecek.
Programda öne çıkan başlıklar şunlar: 2026’nın küresel pazara dair gösterdikleri, 2027 öngörüleri ve Türkiye’nin büyüyen üretim kapasitesinin küresel süper yat inşasını nasıl etkilediği.
OGGUSTO olarak etkinlik öncesinde Oğuz Bilgin ve Çağrı Kuş ile kapsamlı bir sohbet gerçekleştirdik. Türkiye’nin üretim gücünden İstanbul’un global yatçılık dünyasındaki potansiyeline, değişen yat sahibi profilinden sektörün geleceğine kadar pek çok konuyu konuştuk.
- Bir Bakışta SuperYacht Summit Türkiye 2026
- “Aynı Meseleye Farklı Perspektiflerden Bakıyoruz”: Superyacht Summit Türkiye Nasıl Doğdu?
- “Eksik Olan Etkinlik Değil, Türkiye’nin Kendi Hikâyesiydi”: SST’nin Sektöre Katkısı
- Türkiye’de Süper Yat Ekosistemi: Güçlü Şirketlerden Güçlü Bir Yapıya
- “En Büyük Engel Kapasite Değil”: Türk Yat Sektörü Neden Markalaşmalı?
- “İstanbul’un Monako Olması Gerekmiyor”: Küresel Süper Yat Haritasında İstanbul
- “Başarıyı Sonrasında Yaşananlar Belirliyor”: Bir Yat Zirvesinin Gerçek Etkisi
- “Tutarlılık, Aynı Şeyi Tekrar Etmek Değil”: SST 2026’da Neler Değişiyor?
- Yat Sektörüne Dışarıdan Bakmak: Diğer Endüstrilerden Alınacak Dersler
- “Mesele Artık Yatın Boyu Değil”: Yeni Nesil Yat Sahibi ve Deneyim Odaklı Yatçılık
- 2030 Hedefi: Türkiye Bir Yatçılık İnovasyon Merkezi Olabilir mi?
“Aynı Meseleye Farklı Perspektiflerden Bakıyoruz”: Superyacht Summit Türkiye Nasıl Doğdu?

Oğuz Bey, siz sektörün içinden; Çağrı Bey, siz ise teknoloji, girişimcilik ve iş geliştirme dünyasından geliyorsunuz. Superyacht Summit Türkiye fikrinin ilk ortaya çıktığı dönemde ikinizi aynı probleme baktıran şey neydi? Birbirinizde, “Bu işi birlikte yapmalıyız” dedirten ne gördünüz?
Aslında tam olarak söylediğiniz gibi, aynı meseleye ortak değerlerle fakat farklı perspektiflerden bakan iki ortağız. Bu nedenle ortaklığımız birbirimizi tamamlıyor. Oğuz, sektörün içinden geldiği için Türkiye’nin sahip olduğu kapasite ile uluslararası alandaki algısı arasında ciddi bir mesafe bulunduğunu net biçimde görebiliyordu.
Türkiye çok iyi tekneler üretiyor; güçlü mühendislere, tersanelere ve tedarikçilere sahip. Ancak sektörümüz kendini dünyaya aynı güçle anlatamıyordu. Daha temel bir sorun da Türkiye’de sektörün farklı bileşenlerinin birbiriyle yeterince iletişim kurmamasıydı.

Çağrı ise sektörde doğal kabul edilen birçok konuyu “Neden böyle?” ve “Bunun daha iyi bir yöntemi olamaz mı?” gibi sorularla sorguluyordu. Fark yaratabildiğimiz alanlar da bu iki perspektifin birleşmesinden doğuyor. Oğuz problemin sektör içindeki karşılığını biliyor; Çağrı ise aynı probleme teknoloji, girişimcilik ve marka perspektifinden bakıyordu.
İlk günden beri hedefimiz yalnızca iyi bir konferans düzenlemek değildi. Türkiye’de yatçılık sektörünün fikir üretebildiği, uluslararası paydaşları İstanbul’da buluşturabildiği ve zamanla küresel ajandaya konu önerebildiği bir platform kurmak istedik. SST aracılığıyla, başkalarının anlatısıyla şekillenen bir ülke olmaktan çıkıp kendi hikâyesini küresel ölçekte anlatan bir merkeze dönüşmeye katkı sunmayı hedefledik.
“Eksik Olan Etkinlik Değil, Türkiye’nin Kendi Hikâyesiydi”: SST’nin Sektöre Katkısı

Superyacht Summit Türkiye hiç yapılmasaydı sizce bugün Türkiye’de ve global süper yat dünyasında ne eksik kalırdı?
Bir etkinlik eksik kalırdı diyemeyiz; dünyada zaten yeterince etkinlik var. Eksik kalacak olan, Türkiye’nin kendi hikâyesini kendi sahnesinden anlatmaya başlamasıydı. Türkiye, uzun yıllar küresel yatçılık dünyasında ağırlıklı olarak başkalarının hazırladığı raporlarda, fuarlarda ve konuşmalarda anlatılan bir ülkeydi.
Biz bunun tersini yapmak istedik. İstanbul’a farklı merkezlerden insanları getirip sektörün geleceğini burada tartışmaya başladığınızda küçük ama önemli bir şey değişiyor: Türkiye artık yalnızca konuşulan değil, konuşmanın gerçekleştiği ülke hâline geliyor. SST’nin esas katkısını burada görüyoruz.

Bunun yanında, Türkiye’deki sektör profesyonellerinin birbirini farklı bir ortamda tanımasına, yeni iş birlikleri kurmasına ve bazen yıllardır aynı sektörde olup hiç konuşmamış insanların aynı masaya oturmasına vesile olduk. Sektörleri çoğu zaman büyüten şey, yeni şirketlerden önce yeni bağlantılardır.
Bugün küresel rekabetin son derece zorlaştığı, çok büyük firmaların dahi finansal baskı yaşadığı bir dönemden geçiyoruz. Türkiye açısından endüstri paydaşları arasındaki sinerjiyi, koordinasyonu ve etkili iş birliklerini güçlendirerek çarpan etkisi yaratmak hayati önem taşıyor. SST kapsamında hem yurt içinde hem de yurt dışında son derece etkili iş birlikleri kuruluyor. Küresel erişimi ve etkisi her yıl artan bir platform yaratmak için çalışıyoruz.
Türkiye’de Süper Yat Ekosistemi: Güçlü Şirketlerden Güçlü Bir Yapıya

İlk yıllarda yaptığınız açıklamalarda hedefinizin İstanbul’u bir süper yat merkezi haline getirmek olduğundan bahsediyorsunuz. Bugün 2026 edisyonuna gelirken geriye baktığınızda, Türkiye’de gerçekten bir “ekosistem” oluştuğunu düşünüyor musunuz; yoksa hâlâ yan yana duran ama birbirinden yeterince beslenemeyen başarılı şirketlerin toplamı mıyız?
Türkiye bugün çok güçlü şirketlere sahip. Ancak tam anlamıyla güçlü bir ekosisteme sahip olduğumuzu söylemek için henüz erken olduğunu düşünüyoruz. Çok sayıda başarılı tersaneye sahip olmak ile bu tersanelerin çevresinde tasarımcıların, teknoloji şirketlerinin, finans kuruluşlarının, hukukçuların, marinaların, girişimlerin, üniversitelerin ve uluslararası sermayenin birbirini beslediği bir yapı kurmak aynı şey değil. Türkiye şu anda bu iki aşamanın arasında bir yerde.
Önümüzdeki dönemde asıl fırsat, daha fazla tekne üretmekten çok bir yatın çevresinde yaratılan toplam değerden daha fazla pay almak. Özellikle 70 metre ve üzeri projelerde ciddi bir fırsat penceresi olduğunu düşünüyoruz. Tersanelerimiz farklı segmentlerde kendini kanıtladı; şimdi mühendislik kabiliyeti, altyapı ve proje yönetimi açısından çok daha büyük ve karmaşık yatlarda görünür olabileceğimiz bir döneme giriyoruz.

Bu, yalnızca daha büyük tekneler üretmek anlamına gelmiyor; daha güçlü uluslararası tasarım iş birlikleri, yat sahibi temsilciliği, proje yönetimi, mühendislik ve satış sonrası hizmet kabiliyeti gerektiriyor. Bu segmentteki büyüme, ekosistemin tamamını yukarı taşıyabilir.
Bugün bir süper yatı yalnızca bir ürün olarak görmemek gerekiyor. Çevresinde finans, yazılım, veri, enerji, tasarım, turizm, marina, kiralama, sigorta, hukuk ile lüks konaklama ve ağırlamayı kapsayan büyük bir ekonomi var. Türkiye üretimde zaten masada; bundan sonraki hedefimiz masanın diğer taraflarında da yer almak olmalı. SST’nin uzun vadeli misyonlarından biri de tam olarak bu bağlantıları hızlandırmak.
“En Büyük Engel Kapasite Değil”: Türk Yat Sektörü Neden Markalaşmalı?

Türkiye dünyanın en önemli süper yat üretim merkezlerinden biri olmasına rağmen global yatçılık anlatısında hâlâ büyük ölçüde “çok iyi tekne üreten ülke” olarak anılıyor. Sizce Türkiye’nin üretim gücünü bir sektör markasına, hatta dünya çapında fikir ve trend üreten bir merkeze dönüştürmesinin önündeki en büyük engel ne?
Ülkemiz üretim kapasitesini geliştirmekte oldukça mahir. Kur ve enflasyon gibi finansal parametreler dönemsel baskılar yaratsa da geniş çerçeveden bakıldığında bu alanda son derece kabiliyetli olduğumuz açık. Ancak sürdürülebilir gelişim için kilogram başına gelirimizi artırmamız gerekiyor. Bu da markalaşmaya ve güçlü bir hikâye anlatıcılığına ihtiyaç duyuyor.
Ülkemizde yaratılan değeri küresel pazarda çok daha etkili biçimde anlatmalı; uluslararası paydaşları ve müşterileri Türkiye’ye getirerek bu değeri yerinde göstermeliyiz.
Bizce en büyük engel kapasite değil, özgüvenli bir anlatının eksikliği. Türkiye uzun yıllar ‘Biz de dünya standartlarında üretim yapıyoruz’ demeye çalıştı; oysa artık buna gerek yok, teknelerimiz bunu zaten kanıtlıyor.

Bundan sonraki soru şu olmalı: Türkiye, dünya yatçılığının gelişimi için ne sunabilir? Trend üreten merkezlerin ortak özelliği yalnızca iyi ürünler ortaya koymaları değil; kendi fikirlerini geliştirmeleri, sektörün alışkanlıklarına zaman zaman itiraz etmeleri ve geleceğe dair yeni sorular sormalarıdır.
Türkiye’nin sıçramasının burada gerçekleşeceğine inanıyoruz. Yeni nesil enerji sistemleri, hibrit tahrik, modüler üretim, yatların dijital altyapısı, yeni sahiplik modelleri ile Doğu Akdeniz’de gelişen yat turizmi ve seyir ekonomisi gibi alanlarda yalnızca uygulayıcı değil, fikir üreticisi de olabiliriz.
SST’nin yalnızca güncel konuları değil, sektörün henüz konuşmadığı başlıkları da masaya getiren bir platform olmasını istiyoruz. Bir zirvenin gerçek değeri, insanların bildiklerini tekrar etmesinde değil; etkinlikten ayrıldıktan sonra yeni bir soru üzerine düşünmeye başlamasında yatıyor.
“İstanbul’un Monako Olması Gerekmiyor”: Küresel Süper Yat Haritasında İstanbul

İstanbul’un Monako, Cannes veya Fort Lauderdale ile yarışmasından çok, küresel süper yat haritasında kendine özgü bir boşluğu doldurması mümkün mü? Türkiye’nin diğer merkezlerden farklı olarak sahip olduğu ve henüz yeterince kullanamadığı avantaj ne?
İstanbul’un Monako olmaya çalışması gerektiğini düşünmüyoruz; hatta bu, yapılabilecek en büyük hatalardan biri olurdu. İstanbul’un gücü başka bir yerde: Aynı anda Avrupa’ya, Akdeniz’e, Orta Doğu’ya, Karadeniz’e ve Asya’ya dokunabilen çok az şehirden biri. Daha da önemlisi, Türkiye yatçılığın hem endüstriyel boyutunu hem de yaşam tarzı tarafını aynı anda anlayabiliyor.
Bir yanda Tuzla ve Yalova’da güçlü bir mühendislik ve üretim altyapımız var; diğer yanda Bodrum, Göcek, Marmaris ve İstanbul gibi dünyanın önde gelen yatçılık destinasyonlarından bazılarına sahibiz.

Bu kombinasyona dünyada çok sık rastlanmıyor. Bizce İstanbul’un konumu “bir başka yat fuarı şehri” olmak değil; Avrupa’nın bilgi birikiminin, Orta Doğu’nun hızla büyüyen sermayesinin, Türkiye’nin üretim kapasitesinin ve Doğu Akdeniz’in seyir potansiyelinin kesiştiği, Doğu ile Batı arasında özgün bir buluşma noktası olmak. İstanbul’un taklit etmesi gereken bir model yok; kendi kategorisini yaratması gerekiyor.
“Başarıyı Sonrasında Yaşananlar Belirliyor”: Bir Yat Zirvesinin Gerçek Etkisi

Bir etkinliğin başarısını katılımcı sayısı, sponsorlar veya uluslararası konuşmacılarla ölçmek kolay. Peki sizin başarı metriğiniz ne? SuperYacht Summit’in sektörde gerçekten bir şey değiştirdiğini size hangi somut ilişki, davranış veya sonuç gösteriyor?
Katılımcı sayısını hiçbir zaman tek başına başarı ölçütü olarak görmedik; bazen 20 kişilik doğru bir masa, 500 kişilik bir salondan daha değerli olabiliyor. Bizim için önemli olan, SST’de başlayan bir konuşmanın etkinlik sona erdikten sonra yaşamaya devam edip etmediği.
Bir tersane burada uluslararası bir tasarımcıyla tanıştıysa, bir yatırımcı Türkiye’deki bir şirketi burada keşfettiyse veya bir konuşmacı İstanbul’dan döndükten sonra Türkiye hakkında farklı düşünmeye başladıysa, bunlar bizim için gerçek sonuçlardır.
Uzun vadede daha iddialı bir hedefimiz var: İstanbul’un, dünyadaki önemli sektör profesyonellerinin takviminde doğal bir buluşma noktası hâline gelmesi. Kimse “Bu yıl SST’ye neden gideyim?” diye düşünmemeli; “Bu yıl İstanbul’da ne konuşulacak?” diye merak etmeli. İkisi arasında büyük bir fark var.
“Tutarlılık, Aynı Şeyi Tekrar Etmek Değil”: SST 2026’da Neler Değişiyor?

Oğuz Bey, daha önce bir zirvenin kalıcı olması için “tutarlılık” ve “özgünlük” gerektiğini söylediniz. Her yıl aynı markayı korurken her yıl farklı bir şey üretmek zorundasınız. 2026 edisyonuna geldiğimizde, SST’nin değişmeden kalması gereken omurgası ile artık değişmesi gerektiğini düşündüğünüz tarafları nasıl ayırıyorsunuz?
Benim için tutarlılık, her yıl aynı şeyi tekrar etmek değil; değerlerin aynı kalması demek. SST’nin değişmemesi gereken üç özelliği var: uluslararası olması, bağımsız düşünmesi ve insanları gerçekten birbirine bağlaması. Ancak formatın sürekli gelişmesi gerektiğini düşünüyorum; çünkü sektör, insanların bilgi tüketme biçimi ve etkinliklerden beklentileri değişiyor.
Sahnede dört kişinin bir saat boyunca konuştuğu klasik panel formatının tek başına yeterli olduğuna artık inanmıyorum. Önümüzdeki dönemde daha fazla yuvarlak masa toplantısına, küçük ve kapalı oturumlara, araştırma sunumlarına, canlı tartışmalara ve farklı sektörlerden isimlerin yatçılığa yeni perspektifler getirdiği formatlara yer vermek istiyoruz. Bunun ilk adımlarını da atmaya başladık.
Ayrıca bir zirvenin yalnızca iki günlük fiziksel bir etkinlik olarak tanımlanmasının eski bir yaklaşım olduğunu düşünüyorum. SST’nin yıl boyunca araştırma üreten ve insanları bir araya getiren; kasım ayında ise İstanbul’da fiziksel olarak zirveye ulaşan bir bilgi platformuna dönüşmesini hedefliyoruz. Özgünlük de tam burada başlıyor: Dünyadaki diğer zirvelerde konuşulan konuları İstanbul’da tekrarlamak yerine, İstanbul’da başlayan konuşmaların başka merkezlerde devam etmesini istiyoruz.
Yat Sektörüne Dışarıdan Bakmak: Diğer Endüstrilerden Alınacak Dersler

Çağrı Bey, siz sektöre dışarıdan geldiğiniz için içeridekilerin artık kanıksadığı bazı şeyleri farklı görmüş olabilirsiniz. Oğuz Bey’e “Bunu sektörün içinde olduğunuz için fark etmiyorsunuz” dediğiniz bir konu oldu mu?
Tüm sektörlerin, zaman, finans, ölçek ve teknoloji gibi farklı parametrelerden etkilenen bir “sektörel olgunluk” seviyesi var. Örneğin otomotiv endüstrisi üretim teknikleri, standardizasyon ve müşteri memnuniyeti gibi alanlarda küresel ölçekte son derece yüksek bir olgunluk seviyesine sahipken, yazılım teknolojileri iş birliğine dayalı çalışma ve verimlilik yönetimi açısından ileri bir noktada.
Gündelik diyaloglarımızın önemli bir bölümü, farklı sektörlerdeki deneyimlerimizi işin içine katarak yeni bakış açıları veya çözümler ortaya koyma arayışıyla geçiyor. Geçmişteki ve mevcut yatırımlarımız ve şirketlerimiz sayesinde farklı sektörlerdeki iyi uygulama örneklerini gözlemleme ve deneyimleme fırsatı buluyorum.
Özellikle yat endüstrisinin iş birliğine dayalı çalışma, kümelenme, süreç ve kaynak yönetimi gibi alanlarda gelişime açık pek çok yönü olduğunu düşünüyorum. Ayrıca endüstrimizin yarattığı değeri küresel ölçekte anlatma ve değer önerisini güçlü biçimde ortaya koyma konusunda da kat edebileceğimiz önemli bir mesafe var. SST, tüm bu süreçlerde gelişime katkı sağlama ve farkındalık oluşturma amacı taşıyor.
“Mesele Artık Yatın Boyu Değil”: Yeni Nesil Yat Sahibi ve Deneyim Odaklı Yatçılık

OGGUSTO Süper Yat Trendleri Raporumuzda yeni nesil UHNW (ultra yüksek net servetli) müşterinin tekneyle kurduğu ilişkinin değiştiğini; statüden deneyime, sahiplikten kullanıma, gösterişten kişiselleştirmeye doğru bir dönüşüm olduğunu göstermiştik. Bu değişimin önümüzdeki 10 yılda bir yatın tasarımından satışına, charter modelinden marina deneyimine kadar sektörü nasıl dönüştüreceğini düşünüyorsunuz?
Bir ürünün değeri, nihai kullanıcının ona atfettiği anlamla çok yakından ilişkili. Dünyadaki yat sahiplerinin sermaye kaynakları değişiyor, kitle gençleşiyor ve bir yattan beklenen fayda ile duygu farklı parametrelere göre şekilleniyor. Uzun yıllar bir yatın değeri boyu, hacmi veya üzerindeki lüks unsurlarla anlatıldı. Yeni nesil müşteride ise soru giderek değişiyor: “Bu yat ne kadar büyük?” yerine “Bu yat bana ne yapabilme özgürlüğü veriyor?” sorusu öne çıkıyor.
Bu değişim tasarımcıdan marinaya kadar tüm değer zincirini etkileyecek. Daha esnek iç mekânlar; sağlıklı yaşam, macera, uzaktan çalışma ve keşif odaklı alanlar; su oyuncakları ve ekipmanları; sürdürülebilir enerji sistemleri ve ileri düzey kişiselleştirme çok daha önemli hâle gelecek.

Sahiplik tarafında da tek bir model kalmayacak. Tam sahiplik (full ownership), paylı sahiplik (fractional ownership), kiralama, üyelik ve gelecekte ortaya çıkabilecek daha dijital kullanım modelleri yan yana var olabilir. Marinalar açısından da değişim kaçınılmaz: Marina artık yalnızca teknenin bağlandığı bir yer değil, bütüncül bir konaklama ve deneyim platformu olmak zorunda.
Sektörün önündeki büyük dönüşüm, ürün merkezli düşünceden deneyim ekosistemi yaklaşımına geçmek olacak. Bu, Türkiye için büyük bir fırsat; çünkü güçlü olduğumuz iki alan, üretim ile konaklama ve ağırlama, tam da burada birleşiyor.
2030 Hedefi: Türkiye Bir Yatçılık İnovasyon Merkezi Olabilir mi?

2030’da İstanbul’da yapılacak bir SuperYacht Summit sahnesinde, dünyanın önde gelen tekne üreticilerinin, tasarımcılarının, brokerlarının ve sektör profesyonellerinin Türkiye hakkında hangi cümleyi kurduğunu duymak sizi “Evet, yapmak istediğimiz şeyi başardık” noktasına getirirdi?
“Türkiye artık yalnızca dünyanın en iyi yatlarından bazılarını üretmiyor; yatçılığın geleceğine ilişkin en ilginç fikirlerden bazıları da buradan çıkıyor ve ekosistem sürdürülebilir biçimde gelişiyor.” Sanırım bunu duymak isterdik.
Üretim gücümüz zaten ortada. Bir sonraki aşama, fikir üretmek ve paydaşlar arasında etkili bir sinerji yaratmak. Türkiye’nin dünyada yalnızca bir “üretici ülke” olarak değil; tasarım, teknoloji, deneyim ve yeni iş modelleri geliştiren bir yatçılık inovasyon merkezi olarak tanınabileceğine gerçekten inanıyoruz.
2030’da İstanbul’a gelen insanların yalnızca kimlerle tanışacaklarını değil, burada hangi yeni fikri duyacaklarını ve hangi yeni iş yapış biçimini göreceklerini merak etmelerini isteriz. Bunu başarabilirsek SST amacına ulaşmış olur.
* Görseller: SuperYacht Summit Türkiye 2025


