Borusan Otomotiv İcra Kurulu Başkanı Hakan Tiftik ve BMW Group Kültür Etkileşimi Küresel Lideri Prof. Dr. Thomas Girst, sanat ile mühendisliğin kesişiminde şekillenen BMW Art Car Koleksiyonu’nun 50 yıllık yolculuğunu ve bu vizyonun Türkiye’deki yansımalarını OGGUSTO’ya anlattı.
Borusan Otomotiv, uzun yıllardır çağdaş sanatın ülkemizdeki en önemli destekçilerinden biri. Contemporary İstanbul’un 20. yılı kutlamaları kapsamında BMW Art Car Koleksiyonu’ndan çok özel örneklerin Türkiye’de sergilenmesi hem sanat hem de otomotiv dünyası için oldukça önemli bir buluşma. OGGUSTO olarak, bu özel vesileyle Borusan Otomotiv İcra Kurulu Başkanı Hakan Tiftik ve BMW Group Kültür Etkileşimi Küresel Lideri Prof. Dr. Thomas Girst ile bir araya geldik. İki isimle de sanatın, mühendisliğin ve inovasyonun kesiştiği noktada şekillenen bu eşsiz iş birliğini konuştuk.
Borusan Otomotiv İcra Kurulu Başkanı Hakan Tiftik’e Sorduk

1.) Borusan Otomotiv uzun yıllardır Contemporary İstanbul’un destekçisi. Sizce bir otomotiv markasının çağdaş sanatla yan yana gelmesi, Türkiye’de kültür-sanat ekosistemini nasıl dönüştürdü?

Sanat, teknoloji ve tasarım birbirinden ayrı değil; aksine birbirini besleyen, dönüştüren ve geleceğe taşıyan güçlü dinamikler. Borusan Otomotiv olarak BMW markamızla biz, bu etkileşimin sadece izleyicisi değil, aktif bir taşıyıcısı olmaktan gurur duyuyoruz. Geçmişin mirasını yarının kültürüyle buluşturuyoruz. Çağdaş sanatla kurduğumuz derin bağ, mobiliteyi sadece ulaşım değil; estetik, tasarım ve inovasyonun kesişim noktası olarak görmemizi sağlıyor. Contemporary İstanbul ile yıllardır süren yolculuğumuz da bu yaklaşımın en güçlü yansıması. Contemporary İstanbul kapsamında bugüne kadar Jeff Koons, Esther Mahlangu gibi çok önemli sanatçıların eserlerini sergiledik.
Çağdaş sanat, toplumsal ve teknolojik değişimleri en hızlı yansıtan alanlardan biri. Uluslararası sanat arenasında büyük ilgiliyle karşılanan eserleri ve sanatçıları buluşturan, ülkemiz için gurur kaynağı olan Contemporary İstanbul bu sene 20. yılını kutluyor. Borusan Otomotiv olarak Türkiye’de temsilcisi olduğumuz BMW markamız ile biz de yarış ve sanatın ortak tutkusundan doğan BMW Art Car Koleksiyonunun 50’nci yılını kutluyoruz.
BMW Art Car Koleksiyonu, yalnızca otomobillerin değil, çağdaş sanat tarihinin de canlı bir arşivini sunuyor. Andy Warhol, David Hockney, Jeff Koons, Roy Lichtenstein ve Ólafur Elíasson gibi isimlerin de aralarında bulunduğu sanatçılar tarafından tasarlanan 20 farklı model; minimalizmden pop art’a, dijital sanattan kavramsal sanat anlayışına uzanan geniş bir yelpazeyi temsil ediyor. Her bir Art Car, farklı bir dönemin estetik anlayışını, teknolojik olanaklarını ve kültürel ruhunu taşıyor. Bu sene Contemporary İstanbul’un 20. Edisyonunda BMW Art Car Koleksiyonu’nun ilk ve son modelleri; Alexander Calder imzalı 1. Art Car – BMW 3.0 CSL ve Julie Mehretu imzalı 20. Art Car – BMW M Hybrid V8 ile yer almak bizim için çok anlamlıydı.
Kutladığımız bu ilham verici kilometre taşlarındaki kesişim sanatın, teknolojinin ve tasarımın birbirinden güç alarak nasıl daha ileriye taşındığını bizlere bir kez daha hatırlatıyor.
2.) Kosifler Oto’da Jeff Koons’un Rüya Otomobil’inin sergilenmesi büyük ilgi görmüştü. Türkiye’de bu tür projelere olan yoğun ilgi sizce toplumun sanatla ilişkisine dair ne söylüyor?

Daha önce Contemporary İstanbul’un 17’nci edisyonunda yer alan, Jeff Koons’un tasarladığı ve “Rüya Otomobil” olarak tanımladığı BMW M850i xDrive Gran Coupé, geçtiğimiz Nisan ayında Kosifler Oto’da sergilendi ve bir kez daha büyük ilgi gördü.
Türkiye’de sanat artık sadece müze ve galerilerle sınırlı değil. Toplum, gündelik yaşamdan bildiği bir objeye de ilgi gösteriyor. Jeff Koons’un gündelik nesneleri ve figürleri sanat eserine dönüştürme yeteneği, Neo-Pop akımının en dikkat çekici örneklerinden biri olarak tam da bu merakı besliyor. Böylesi ikonik bir çalışmayı ziyaretçiler hayatın gündelik akışı içinde görebilmesi oldukça ilgi çekici oldu. Sanatın geniş kitlelere yayılmasına katkı sağlamaktan büyük memnuniyet duyuyoruz.
3.) BMW Art Car Koleksiyonu’nun dünya turuna Türkiye’nin de dahil olması tesadüf değil. Sizce Türkiye’nin bu global hikayedeki rolü ne kadar önemli?

BMW Art Car Koleksiyonu, yarım asırlık bir mirası temsil ediyor; sanat ile mühendisliğin yarış pistinde buluştuğu, 20 eşsiz otomobilden oluşan bu koleksiyon 50. yılında şimdiye kadarki en kapsamlı dünya turuna çıktı. Beş kıtayı kapsayan bu turda Türkiye’nin yer alması kesinlikle bir tesadüf değil; ülkemizin çağdaş sanat alanında yükselen rolünü ortaya koyuyor. Tur kapsamında Alexander Calder imzalı 1. Art Car ve Julie Mehretu imzalı 20. Art Car bir arada olarak sadece Türkiye’de sergilendi.
BMW Group’un 1975 yılında başlattığı, otomotiv endüstrisinde sanat ve teknolojinin buluştuğu noktada konumlanan BMW Art Car Koleksiyonu, yarış pistinde doğan bir vizyonun, sanatın sınırlarını yeniden tanımladığı yarım asırlık bir hikayeyi temsil ediyor. Sanatla mühendisliği buluşturan “Rolling Sculptures” yaklaşımıyla toplam 20 BMW modelinden oluşan BMW Art Car Koleksiyonu; çağdaş sanat, müzik ve sinemanın yanı sıra tasarım alanında yüzü aşkın girişimle küresel kültürel etkileşimin özünü simgeliyor.
Türkiye çağdaş sanatta farklı kültürleri ve yaratıcı yaklaşımları bir araya getiren güçlü bir oyuncu konumunda. Koleksiyonun önemli iki eserinin Türkiye’de sergilenmesi de ülkemizin önemini ortaya koyuyor.
4.) Türkiye’de otomobil severlerin, özellikle gençlerin, sanatla temasını artırmak için Borusan Otomotiv’in yeni projelerinde nasıl bir yol haritası düşünülüyor?

Kültür ve sanat etkinliklerinin yakından takipçisi ve güçlü bir destekçisiyiz. BMW, tüm dünyada farklı sanat disiplinlerinde partnerlikler ve sponsorluklarla katkılarını sürekli genişletiyor. Yenilik, zarafet ve sürdürülebilirliği yalnızca otomobil dünyasında değil, hayatın her alanında desteklemeye önem veriyoruz; sanat ise bu yaklaşımımızın ayrılmaz bir parçası.
Borusan Otomotiv olarak BMW markamızla sanata desteğimizi her alanda sürdürmeye kararlıyız. Sanat, teknoloji ve sürdürülebilirliğe olan yaklaşımımız ile hem yerel hem de global düzeyde desteklediğimiz kapsamlı projelerde kendini gösteriyor. İster yükselen Türk sanatçılara fırsatlar sunalım, ister dünya çapında tanınmış eserleri Türkiye’ye getirelim, sanatçıları ve yenilikçi düşünürleri desteklemek her zaman önceliğimiz oldu. Gençlerin sanatla kurduğu bağı güçlendirecek, yaratıcı düşüncelerini besleyecek ve otomobil tutkusunu sanatsal bir deneyimle buluşturacak projeleri hayata geçiriyoruz. Borusan Otomotiv olarak; gençlerin sanatla olan temasını kalıcı ve etkili kılmak istiyoruz.
5.) Borusan yalnızca otomotivde değil aynı zamanda kendi sanat koleksiyonu ve kurumsal destekleriyle de sanatla iç içe bir kimliğe sahip. Sizce Borusan’ın sanatı bu kadar güçlü şekilde sahiplenmesi, şirket kültürüne ve çalışanların vizyonuna nasıl bir katkı sağlıyor?

Borusan Otomotiv olarak hem Borusan Holding’in hem de temsil ettiğimiz BMW markasının katkılarıyla sanata her zaman yakın durduk. Borusan Holding, kuruluşundan bu yana çağdaş sanatın Türkiye’deki en önemli destekçilerinden biri oldu. Türkiye’nin başta gelen çağdaş sanat koleksiyonlarından Borusan Çağdaş Sanat Koleksiyonu’na da sahip olan Borusan Grubu, güncel sanat alanındaki faaliyetlerine, Borusan Holding’in de genel merkezi olan Perili Köşk binasında “Borusan Contemporary” çatısı altında devam ediyor. Bu koleksiyon ve Borusan Contemporary çatısı altında yürütülen güncel sanat faaliyetleri, şirketimizin kültürel yaklaşımını ve uzun vadeli sorumluluk anlayışını net bir şekilde yansıtıyor.
Öte yandan Borusan Otomotiv’in Türkiye distribütörü olduğu BMW, tüm dünyada Art Basel, Art Dubai, Berlin Bienali gibi hatırı sayılır sanat etkinliklerinin destekçisi. Biz de markanın global yaklaşımına uygun olarak uzun yıllardır ülkemizdeki önemli sanat etkinliklerine desteğimizi çeşitli yollarla sürdürüyoruz.
Contemporary İstanbul’un yanı sıra Türkiye çağdaş sanatını dünyaya tanıtmada önemli bir misyon üstlenen CI Bloom’u ilk yılından itibaren ana destekçisi olarak, fuara özel yapılmış projelerle yerel sanatçılara da destek vermeye devam ediyoruz.
Sanatı bu denli sahiplenmek, çalışanlarımızın bakış açılarını da dönüştürüyor. Sanatı sahiplenmemiz hem işte hem de hayatın farklı alanlarında yenilikçi, esnek ve açık fikirli olmamızı sağlıyor.
BMW Group Kültür Etkileşimi Küresel Lideri Prof. Dr. Thomas Girst’e Sorduk

1.) BMW Art Car Koleksiyonu 50 yıldır sanat ile mühendisliği buluşturuyor ve her dönem kendi çağının ruhunu o çağın en ikonik otomobilinin gövdesine taşıyor. Sizce bu yarım asırlık serüven, aslında otomobil tarihinden çok sanat tarihine mi tanıklık ediyor, yoksa ikisini aynı potada eriterek bambaşka bir kültürel miras mı yaratıyor?

Kesinlikle ikincisinin geçerli olduğunu düşünüyorum. Yüzyıllar boyunca modernliğe kadar bir resim, aslında tuval üzerine yağlı boya olduğunu gizlemeye çalıştı; perspektif ve figüratif içerikle düz bir yüzeyde derin bir mekân açar. BMW Art Car’ların arka planı ise bizzat otomobilin gövdesi. 1975’ten kalma bir yarış otomobiline bugün 60 yıl önce baktığımızdan farklı bakıyoruz ve bu algı değişimi daha da sürecek. Belki 50 yıl sonra, yüzyıllık bir yarış otomobiline bugün at arabalarına baktığımız gibi bakacağız. BMW Art Car’lara yerleşmiş olan şey, sanatsal içeriği zenginleştiren bir teknoloji ve tasarım tarihi, motor sporları ve bireysel hareketlilik tarihidir. Özellikle gurur duyduğum şey, sanatın 50 yılda nasıl değiştiği ve Art Car Serisi’nin bu değişimi nasıl onurlandırdığı. Başlangıçta mesele daha çok fırçaları kullanmak ve bir tasarım nesnesini sanat nesnesine dönüştürmekti. Ancak 2016’da Cao Fei’nin 18 numaralı Art Car’ında sanal gerçeklik, bir uygulama, artırılmış gerçeklik ve video eklendi — yani eseri tam deneyimlemek için dijital aleme girmeniz gerekiyor. Şimdi ise zamanımızın en büyük sanatçılarından Julie Mehretu ile projenin daha da genişlediğini görüyoruz. Az önce Lagos’tan gelip Dubai’ye indim. Nijerya’da, onun AFMAC girişiminin — African Film and Media Arts Collective — ilk atölyesi gerçekleşti. Araca çok ötesine geçen film, belgesel ve sanatçı odaklı projeleri içeriğe katıyor. Bu atölyeler Afrika’daki altı kentte tamamlandığında, aynı zamanda bir sonraki Venedik Bienali küratörü olan Koyo Kouoh büyük bir sergi düzenleyecek. Art Car da bu serginin bir parçası olacak ve bu atölyelerden çıkan filmlerle birlikte 2026 sonlarında Güney Afrika’daki Zeitz MOCAA’da sunulacak. Bu da projenin nasıl uyum sağladığını ve evrildiğini gösteriyor — birlikte çalıştığımız sanatçıların yaratıcı vizyonuna saygı duruşunda bulunuyor. İlham verici olmasını sağlayan da bu.
2.) Günümüzde sanat, kültür ve marka değerleri giderek daha çok iç içe geçiyor. Bir kültür yöneticisi olarak siz bu üçlünün sağlıklı dengesini nasıl kuruyorsunuz?

Milton Friedman meşhur “İş dünyasının işi, iştir” demişti. Katılmıyorum. Bu, kurumsal bir yurttaş olmakla ve başarılı iş yaptığınız topluma bir şeyler geri vermekle ilgili. Bunu spordan eğitime birçok alanda yapabilirsiniz. BMW için bu, sanatları da kapsıyor, hatta bunun yanında spor ve eğitim de yapıyoruz. BMW’yi kültürel bir marka olarak görüyoruz. Sanatçılarla diyalog içinde olmayı seviyoruz. Ve “diyalog” dediğimizde bunu gerçekten kastediyoruz. BMW’nin şarkısını söyleyen sanatı sadece finanse etmekle ilgilenmiyorum. Bu sıkıcı olurdu.
Sponsorluktan söz etmeyi sevmiyorum. Herkes A’dan B’ye para aktararak sponsorluk yapabilir. Ben etkileşimden, bir ortaklıktan bahsediyorum. Hem de uzun vadeli bir ortaklıktan. Sanatçılar ağımıza, uzmanlığımıza, bilgi birikimimize dahil olabilir. Tasarımcılarımız ve mühendislerimizle çalışabilirler. Çalışmak zorunda değiller, çünkü birlikte çalıştığımız her sanatçıya mutlak özgürlük garanti ediyoruz.
Tarihimizle, geleneğimizle, mirasımızla gurur duyuyoruz. Süreklilik sağlamak bazen zordur. Bunu diğer çoğu şirketten çok daha uzun süredir yapıyoruz. Bizi, bir parlak etkinlikten diğerine sıçrayanlardan ayıran da bu. Lobimizdeki büyük Gerhard Richter resimleriyle gurur duyuyoruz; elli yıldan fazla bir süre önce tam o mekân için üretildiler. Hâlâ aynı yerde görülebilirler. 2003’te BMW’de çalışmaya başladım. Yirmili yaşlarımın başında, iş dünyasının sanata herhangi bir şekilde dahil olmasına karşı manifestolar yazmıştım. Yani bu iş için mükemmel bir altyapım var! Şimdi ise çitin öbür tarafındayım. Üstelik bu çitler, özellikle Almanya’da bir zamanlar siperdi. Frankfurt Okulu’na göre — köklerini Kant’ın kültür üzerine düşüncelerine kadar götürürsek — sanat, materyalizmin karşıt kutbuydu. Ancak bu düşünme biçiminin bir yarık yarattığına ve sanatçıların artık bu yarıktan zarar gördüğüne inanıyorum. Öğrencilerimin birçoğuna hâlâ satılamayacak sanat üretmeleri gerektiği söyleniyor. Oysa bir zamanlar siper olan şey şimdi bir zara dönüştü. İş dünyası ve sanat dünyası birbirinden çok şey öğrenebilir. Birçok marka, şirketin vizyonunu konumlandırdığı yeri gösterecek ana görsellere ihtiyaç duyduğu için sanata yöneliyor. Bu, sanatçının rolü olmamalı. Her zaman markanın niyetlerine bakmak, bir sanatçı olarak ne kadar ileri gidebileceğinizi ve bundan ne elde edebileceğinizi tartmak gerekir. John Baldessari, müzenin dışındaki dünyada da anlam ifade etmek istediği için bir BMW Art Car yaratmaya karar verdi. Daytona’da yarışacak bir otomobil üzerinde çalışmak için fırsatı değerlendirdi.
3.) Esther Mahlangu’dan Jeff Koons’a, Olafur Eliasson’dan Julie Mehretu’ya kadar pek çok sanatçıyla çalıştınız. Sizi en çok zorlayan veya bakışınızı değiştiren iş birliği hangisiydi?

Öncelikle, sanatçıları seçenlerin biz olmadığımızı vurgulamak çok önemli. Elbette çok fazla talep alıyorum, ama uzmanlara güvenmeye inanıyoruz. On yıllar içinde karşılıklı saygı ve merak temelinde bir ağ kurduk. Rolümüz net: yaratıcı özgürlüğe müdahale etmeyiz. Nasıl ki tasarımcılarımız ve mühendislerimiz yenilik yapmak için özgürlüğe ihtiyaç duyuyorsa, sanatçılar da duyar. Art Car Serisi için döngüsel olarak değişen ve küresel ile toplumsal cinsiyet temsiline önem veren bir jürimiz var. Massimiliano Gioni, Stephanie Rosenthal, Anita Dube, Cecilia Alemani, Hans Ulrich Obrist ve bizzat Koyo Kouoh gibi isimler jürimizi oluşturuyor. Hangi otomobilin kullanılabileceğini biz öneriyoruz, ama nihayetinde jüri kararına uyuyoruz. İş ortaklarımıza duyduğumuz güven hayati. Bununla birlikte, tek gerçek zorluk, birlikte çalıştığımız her sanatçının vizyonunu gerçeğe dönüştürmekte yatıyor. Bu, mühendislerimizin, tasarımcılarımızın, mekaniklerimizin ve yarış pilotlarımızın dahil olduğu gerçekten ortaklaşa bir çaba!
4.) Elektrikli otomobiller sessizliğiyle bilinirken BMW bu boşluğu sanatla doldurdu ve Hans Zimmer’in imzasını taşıyan özel ses tasarımlarını iX gibi modellerinde kullanıcılara sundu. Otomotiv dünyasında bunun gibi vizyoner yaklaşımları gelecekte sanat ve BMW teknolojileri arasında nasıl görmeye devam edeceğiz?

Neredeyse 10 yıl önce Cao Fei, bizim için yaptığı işte uçan bir BMW hayal etmişti. Zaten büyük dönüşümler görüyoruz — CO2 salan motorlardan elektrikli harekete, yakında otonom sürüşe ve belki de öngöremediğimiz daha fazlasına. “The Ultimate AI Masterpiece” veya “The Electric AI Canvas” gibi girişimler aracılığıyla yıllar içinde bir otomobilin yüzeyinin yapay zekâ tarafından üretilen eserleri sergilemek için ideal olabileceğini gösterdik. Sanatçılar her zaman en yeni teknolojileri hem bir araç hem de bir malzeme olarak kullanmaktan etkilenmiştir. Bir teknoloji şirketi olarak biz de o süreci kolaylaştırmak ve mümkün kılmak için buradayız. Neue Klasse modellerimizin yeni panoramik ekranıyla, müşterilerin ekranlarında belirecek BMW Art Car’lar arasından seçim yapma şansına sahip olacaklarını duyurmaktan memnuniyet duyuyorum.
5.) BMW Art Car Koleksiyonu 50. yılı kapsamında bir dünya turuna çıktı ve şimdiki durak Türkiye’nin uluslararası sanat sahnesinde en güçlü markalarından biri haline gelen Contemporary İstanbul. Siz, BMW’nin sanat vizyonunu daha görünür kılan bu turda Contemporary İstanbul’un rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye’de BMW Art Car’ların 50. yılının, İstanbul Contemporary ile uzun vadeli iş birliğimizin bir parçası olarak nasıl sahnelendiğini görmek harikaydı. Calder ve Mehretu’nun Art Car’larını bir araya getirmek gerçekten olağanüstü bir sergi yarattı. Öğretmenleri eşliğinde standımızda gezdirilen onlarca okul çocuğu gördüm; bu manzara yüzümü güldürdü ve gururlandırdı. Contemporary İstanbul’a gelince, koridorlarda dolaşan çok sayıda uluslararası konukla karşılaştım ve fuara katılan dünyanın dört bir yanındaki birçok galeriyle konuştum. Şüphesiz BMW gibi bir marka için, CI ile sanatın gücünü birlikte kutlamak söz konusu olduğunda adeta cennette yapılmış bir eşleşme.
*Bu içerik Borusan Otomotiv iş birliğiyle hazırlanmıştır.


