white banner

Hakan Helvacıoğlu'ndan İçinden Boğaz Geçen, 800 Metrekarelik Zamansız Bir Ev

•
02.11.2026
Hakan Helvacıoğlu'ndan İçinden Boğaz Geçen, 800 Metrekarelik Zamansız Bir Ev

Yazı Boyutu:

Bebek sırtlarında, Boğaz ve koru manzarasına hâkim bir konumda yer alan bu 800 metrekarelik ev, geçmişin izlerini çağdaş yaşamla buluşturuyor. Hakan Helvacıoğlu, “İçinden Boğaz Geçen Ev”in tasarım hikâyesini ve zamansız mekân yaratmanın sırlarını anlatıyor.

Bebek sırtlarında, Boğaz’a ve koruya hâkim bir konumda yer alan bu ev, yaklaşık 800 metrekarelik dört katlı müstakil bir konut. Dört kişilik bir aile için tasarlanan yaşam alanı; ebeveynlerin özel alanlarından çocuklara, konuklardan günlük yaşama kadar evin farklı ritimlerine cevap verecek şekilde kurgulanıyor. Ancak bu projeyi asıl farklılaştıran, manzaranın yalnızca pencerelerden görülen bir unsur olarak kalmaması. Boğaz, koru ve bahçe ilişkisi, evin tasarımının temel unsurlarından biri olarak içeri taşınıyor. Bu yaklaşımın arkasındaki hikâyeyi, evin tasarımcısı Hakan Helvacıoğlu ile konuştuk.


Evin Hikâyesine Yolculuk


Nefes kesici Boğaz manzaralı bir evin geniş balkonunda, modern tasarımlı gri minderli sandalyeler, küçük yan masalar ve ortada turuncu çiçeklerle süslenmiş oval bir sehpanın güneşli bir ortamda oluşturduğu keyifli bir dinlenme alanı.

Bu evden ilhamla, okurların kendi yaşam alanlarında uygulayabileceği
beş fikir paylaşır mısınız?

  • 1. Evin güçlü tarafını önce keşfedin.
    Manzara, ışık, bahçe ya da mevcut mimari… Tasarıma başlamadan önce evin zaten sahip olduğu değeri görmek önemli.
  • 2. Manzarayı dekorasyon değil, planlamanın bir parçası olarak düşünün.
    Mobilya ve dolaşım kararları manzarayı kesmek yerine ona alan açabilir.
  • 3. Büyük bir salonu tek bir oturma grubuyla çözmek zorunda değilsiniz.
    Farklı kullanım anlarına cevap veren birkaç alan, evi hem daha işlevli hem de daha yaşanır kılıyor.
  • 4. Malzemeleri tek tek değil, birbirleriyle kurdukları ilişki üzerinden seçin.
    Ahşap, mermer, pirinç, bronz, seramik ve cam doğru dengede bir araya geldiğinde çok daha kişilikli bir atmosfer oluşuyor.
  • 5. Zamansızlık için her şeyi nötrleştirmek gerekmiyor.
    Renk, dönem parçaları ve güçlü detaylar kullanılabilir; önemli olan bunların birbirleriyle kurduğu denge.

Bu evi tasarlarken çıkış noktanız neydi?

Evin konumu ve Boğaz’la kurduğu ilişki çıkış noktamızdı. Mevcut mimariyi yok saymadan, dönemin çizgilerinden beslenen ama bugünün yaşamına cevap veren yeni bir hikâye kurmak istedim.

Hakan Helvacıoğlu'nun imzasıyla tasarlanan lüks ve geniş bir yaşam alanı; kavisli açık yeşil bir kanepe, doğal formda mermer desenli sehpa, tavandan sarkan bulut biçimli cam avize ve modern bar ünitesiyle çağdaş iç tasarım estetiğini yansıtıyor.

Bu nedenle yaklaşık 800 metrekarelik evin dört katı, ailenin farklı ihtiyaçlarına göre yeniden ele alınıyor. Çatı katı ebeveyn yaşamına, giriş katı salon ve mutfağa ayrılırken alt katlarda çocuklar, konuklar ve günlük yaşam için farklı alanlar oluşturuluyor. Böylece ev, yalnızca geniş bir metrekareye sahip olmak yerine ailenin günlük ritmine göre yaşayan bir bütüne dönüşüyor.

Ev sahibinin sizden ilk isteği neydi?

Aslında tek bir istekten çok ortak bir arayışımız vardı: koru, Boğaz, Bebek, özgürlük, konfor, aile ve konukların aynı evin içinde doğal biçimde buluşması. Uzun süre tam olarak bu duyguyu verecek evi aradık.

Bu ortak arayış, evin dekorasyon hikâyesinde de karşılığını buluyor. Tasarımda 60’ların İstanbul’u ve 70’lerin anıları belirgin referanslar arasında. Farklı tonlardaki ahşaplar; sarı, yeşil ve toprak tonlarındaki kumaşlarla buluşurken pirinç, bronz, seramik ve cam gibi malzemeler bir arada kullanılıyor. Ortaya çıkan atmosfer, geçmişe ait bir dekorasyonu yeniden üretmekten ziyade, geçmişin izlerini bugünün yaşamıyla birleştiriyor.

Hakan Helvacıoğlu, Bebek sırtlarında Boğaz manzarasına hâkim, içinden Boğaz geçen evi tasarlayan ve zamansız mekânlar yaratma sırlarını paylaşan iç mimar olarak, gülümseyerek objektife bakıyor.

Yapılan her müdahalenin sonradan eklenmiş değil, hep oradaymış gibi hissettirmesi benim için önemliydi.

Geniş penceresinden yemyeşil koruya açılan bu modern ve zamansız mekânda, Hakan Helvacıoğlu tasarımı yeşil lake altın detaylı konsol, doğal ahşap zemin ve sarı camlı sehpa, geçmişin izlerini bugünün konforuyla birleştiren sıcak bir atmosfer sunuyor.

Tasarım boyunca vazgeçmediğiniz temel fikir ne oldu?

Mimariye ve evin kabuğuna sadık kalırken kullanım rahatlığını artırmak, ışığı ve manzarayı mümkün olduğunca içeri almak. Yapılan her müdahalenin sonradan eklenmiş değil, hep oradaymış gibi hissettirmesi benim için önemliydi.

Bu yaklaşımın en güçlü karşılıklarından biri ise evin ismini de belirleyen aks oluyor.

Bu Boğaz ve koru manzaralı evin yemek alanında, cam yemek masası ve modern sandalyeler, Boğaz'ı iç mekana yansıtan oval aynalı tavan ile eşsiz bulut formlu Bocci avize altında, ahşap zemin üzerinde şık bir bar bölümüyle birleşerek zamansız bir mekan hissi sunuyor.

Bu evde en çok gurur duyduğunuz detay hangisi?

Giriş kapısının yerini değiştirerek yarattığımız aks. Bugün bahçeden baktığınızda antreyi, salonu, balkonu ve Boğaz’ı tek bir çizgi üzerinde görebiliyorsunuz. Evin “İçinden Boğaz Geçen Ev” adını alması da tam olarak bu görüntüden geliyor.

Bu aks, manzarayı dekorasyonun bir parçası olmaktan çıkarıp evin planlamasının merkezine yerleştiriyor. İç mekândan dışarı bakıldığında bahçe, balkon ve Boğaz birbirinden kopuk manzaralar değil, aynı hikâyenin devamı gibi algılanıyor.


Geçmişten İlham Alan Çağdaş Bir Mekân


Hakan Helvacıoğlu tasarımı olan bu şık barda, siyah mermer tezgah önünde krem rengi bar sandalyeleri sıralanırken, arkadaki büyük pencerelerden yemyeşil ağaçlar ve doğal ışık içeri süzülerek lüks ve modern bir atmosfer yaratıyor, raflarda ise özenle seçilmiş içki şişeleri dikkat çekiyor.

Evin çağdaş karakteri, farklı dönemlere ait parçaların bir araya gelmesiyle daha kişisel bir kimlik kazanıyor. Salonda Minotti ve Som Interior mobilyalarına Hakan Helvacıoğlu Design imzalı özel tasarım orta sehpalar eşlik ediyor. Fontana Arte lambader, Paris’te Galerie Glustin’den alınan seramik pano ve farklı dönemlerden seçilen parçalar ise mekâna daha yaşanmış bir karakter katıyor.

İlk bakışta fark edilmeyen ama tasarımın gizli kahramanı olan detay nedir?

Aydınlatma kurgusu diyebilirim. Sabit ve hareketli aydınlatmalar, aplikler ve abajurlar farklı senaryolarda mekânın duygusunu değiştiriyor; görünmeden atmosferi kuruyor.

Yemek alanında da aynı malzeme ve dönem dengesi devam ediyor. Hakan Helvacıoğlu Design tasarımı masa, Poliform sandalyeler ve Bocci sarkıtlarla tamamlanırken, 70’lerden kalma Murano cam kaplı kontrbüfe Paris’te Galerie Glustin’den seçiliyor. Antrede ise White Beauty ve Calacatta Venato mermerler; Parete Stone imzalı yuvarlak masa, Horhor’dan vintage pirinç vazo ve Çukurcuma’dan seçilen sarkıtla birlikte kullanılıyor.

Geniş ve aydınlık bir ev antresi, yeşil, siyah ve beyaz damarlı göz alıcı mermer zeminle, tavandan sarkan zarif lotus çiçeği biçimli avizeyle, üzerinde kuru dallar bulunan altın renkli maske motifli vazo ve turuncu çiçeklerin olduğu mermer bir konsol masasıyla süslenmiş, dışarıyı gösteren geniş cam kapıların arkasındaki yeşil bahçe modern lüksü yansıtıyor.

Projede Minotti, Poliform, Colombo ve Som Interior gibi markaların yanı sıra Paris’te Clignancourt, Galerie Glustin ve Marché Paul Bert’den seçilen vintage mobilya ve sanat eserleri de yer alıyor. Ardan Özmenoğlu ve Sami Savatlı’nın işleri de bu koleksiyonun parçaları arasında.

Projenin zamansızlığını sağlayan temel karar evin geçmişini silmek yerine onu okumak ve bugünün ihtiyaçlarıyla yeniden yorumlamaktı.

Hakan Helvacıoğlu
Koyu renk ahşaptan, derinlikli geometrik kabartma desenlere sahip modern bir konsolun yakın çekimi; üzerinde zarif bir cam vazo yer alırken, bulanık arka planda Hakan Helvacıoğlu'nun zamansız mekan yaratma vizyonunu yansıtan bir bar köşesinin detayları seçiliyor.

Tasarım sürecinde çözmekte en zorlandığınız konu neydi?

90’ların başından kalan bir yapıyı bugünün kullanım alışkanlıklarına uyarlarken kendi mimarisine yabancılaştırmamak. Eski alışkanlıkların getirdiği planlamayı yeniden çözmek ama evin özünü kaybetmemek en hassas konuydu.

Belki de projenin zamansızlığını sağlayan temel karar tam olarak burada yatıyor: Evin geçmişini silmek yerine onu okumak ve bugünün ihtiyaçlarıyla yeniden yorumlamak.

Koyu ahşap dolaplar ve açık renk tezgahlarla bezenmiş bu modern mutfak, lavabolu ön plandaki ada, meyve kasesi olan arkadaki ada ve üç damla şekilli altın rengi sarkıt lamba ile geniş bir cam duvardan yemyeşil bahçenin doğal güzelliğini içeri taşıyarak iç ve dış mekanları zarifçe birleştiriyor.

Bu evde “İyi ki bunu yapmışız” dediğiniz şey neydi?

Mutfağı koru ve Boğaz’la yeniden ilişkilendirmek. Yekpare camlı oturma alanıyla birlikte günlük yaşamın içinde her mevsim doğayı hissedebildiğiniz bir noktaya dönüştü.

Böylece evin en gündelik alanlarından biri olan mutfak da projenin ana fikrinden kopmuyor. Boğaz ve koru, yalnızca özel anlarda deneyimlenen bir manzara değil; günlük hayatın doğal bir parçası hâline geliyor.


Bir Evden Fazlası: Yaşam Biçimi Olarak Tasarım


Yemek alanının ortasında, yansıtıcı tavanın altından sarkan, şeffaf, organik şekilli Bocci sarkıt lambalar, modern cam masanın üzerindeki parlak yeşil vazo ve canlı çiçek buketini aydınlatarak Hakan Helvacıoğlu’nun İçinden Boğaz Geçen Ev projesindeki zamansız mekân anlayışını yansıtıyor.
Hakan Helvacıoğlu'nun tasarladığı ve İçinden Boğaz Geçen Ev olarak bilinen projenin zamansız atmosferine katkıda bulunan, yansımalı tavandan sarkan, çeşitli boyutlardaki yarı saydam, buruşuk cam formlara sahip Bocci sarkıt lambalar yumuşak bir ışıkla mekânı aydınlatarak dingin bir his yaratıyor.

Bu evin tasarımında dikkat çeken noktalardan biri de büyük bir konutu yalnızca gösterişli alanlar üzerinden ele almamak. Aile hayatı, konuk ağırlama, çocukların kullanımı ve ebeveynlerin özel alanları birbirinden ayrılırken, ortak yaşamın sürekliliği korunuyor. Bu nedenle ev hem kalabalık buluşmalara hem de daha sakin günlük ritimlere cevap verebiliyor.

Bu evi üç kelimeyle anlatmanız gerekse hangilerini seçerdiniz?

Sıcak, modern, zamansız.

Gri dokulu duvarda asılı soyut altın ve siyah bir tablo ile ahşap yan sehpanın üzerindeki ışıltılı renkli cam heykelin önünde, modern bej kanepenin üzerinde dalgalı desenli bir yastığın yer aldığı bu köşe, geçmişin izlerini günümüzle harmanlayan zamansız bir mekân sunuyor.

Bu üç kelime, evin dekorasyon dilini de özetliyor. Modern mobilyalar, vintage parçalar, sanat eserleri ve doğal malzemeler aynı atmosfer içinde buluşurken, renk kullanımından kaçınılmıyor. Ahşap, mermer, pirinç, bronz, seramik ve camın birlikteliği; sarı, yeşil ve toprak tonlarıyla sıcak bir karakter kazanıyor.


Bu Evden İlham Veren 5 Detay


OGGUSTO Özel

Bu evden kendi evinize yalnızca bir şeyi götürebilseydiniz neyi seçerdiniz?

Paris’ten aldığımız vintage konsolu seçerdim. Dönemi, hikâyesi ve tek başına bir mekâna karakter verebilmesi nedeniyle hâlâ en sevdiğim parçalardan biri.

Bu ev size hayatla ilgili ne öğretti?

Her şeyi yeniden yaratmak gerekmiyor. Bazen var olanı doğru okumak, gereksiz olanı çıkarmak ve iyi olana alan açmak çok daha kalıcı bir sonuç veriyor. Evlerde de hayatta da sanırım mesele biraz bu.

İç mimar ve tasarımcı Hakan Helvacıoğlu ile estetik ve konfor arasındaki dengeyi, bir evi gerçekten “ev” yapan kişisel ayrıntıları, zamansız tasarımın temel prensiplerini ve yapay zekâ çağında insan dokunuşunun değişmeyen değerini konuştuk: Tasarım Masası: Hakan Helvacıoğlu ile Bir Mekâna Ruh Vermek

Tüm mekân fotoğrafları: Kadir Aşnaz

Hakan Helvacıoğlu Portresi: Cengiz Dikbaş

Özlem Güsar
Özlem Güsar Tüm Yazıları
white banner
Popüler Yazılar
İlgili Yazılar
white banner
Daha keyifli ve kişiselleştirilmiş bir OGGUSTO deneyimi için