Abu Dhabi Art, çağdaş sanatı pazarın ötesinde ele alan çok katmanlı yapısıyla küresel sanat haritasında güçlü bir konum kazanıyor. Küratör Begüm Güney OGGUSTO için yazdı.
Abu Dhabi Art, sanatın yalnızca ekonomik döngüsü ve pazar dinamikleri içinde ele alınabilecek bir fuar olmanın ötesinde, DTC Abu Dhabi’nin 19 yıldır adım adım inşa ettiği kültürel yatırım stratejisinin istikrarlı adımlarından biri. Odeabank’ın sanat platformu O’art katkılarıyla ziyaret ettiğim, her yıl Manarat Al Saadiyat’ta gerçekleştirilen fuar; küresel sanat haritası içine yer edinen Abu Dhabi’nin çağdaş kültürüne şahitlik ettiğimiz, tarihsel sabrı ve iddiasıyla vücut bulan bir gelecek tahayyülünü artık tüm dünya için erişilebilir kılıyor. 2016’dan bu yana fuarın yönünü belirleyen Dyala Nusseibeh gelişimin arkasındaki önemli isimlerden. Yönetimini devraldığı 37 galerilik bir yapıdan, 16. edisyonunda 104 ve son edisyonunda 140’ı aşan katılımcıya ulaşan, bölgenin en kapsayıcı sanat etkinliklerinden birine evrildi. Dünya genelinde gerçekleştirilen sanat fuarlarının aksine, Abu Dhabi Art yılın tamamına yayılan çok katmanlı bir kültür programı yaklaşımı sürdürüyor.

Abu Dhabi’de Saadiyat Kültür Bölgesi etrafında şekillenen yapılaşma daha görünür hale geliyor; Louvre Abu Dhabi ile başlayan, Aralık ayında açılan Zayed National Museum ve 2026’da tamamlanması planlanan Guggenheim Abu Dhabi ile gelişen bu etki, fuarın hem izleyici kitlesini hem de içerik yönelimini doğrudan belirleyen başat unsur.
Abu Dhabi Art’ın bu yıl yaklaşık yüzde 40 oranında büyümesi, söz konusu dönüşümün sezgisel bir beklentiden ziyade ölçülebilir ivmesini ortaya koyarken; sanatı kurumsallaştırdığı ve ithal ettiği yapıları lokalize ederek kendisini kalıcı etkiler üreten bir kültür başkenti olarak konumluyor.
Bu konumlanmanın yakın gelecekteki adımı, Abu Dhabi Art’ın 2026 Frieze devri. Bu adım, bir marka transferinden ziyade, Abu Dhabi’nin küresel sanat ekosistemine kalıcı bir aktör olarak dahil oluşunun bir onayı niteliğinde. Frieze resmi duyuruları ve The Art Newspaper ile gerçekleştirilen 17 Ekim tarihli söyleşide, Abu Dhabi Art’ın bölgesel fuar deneyimi ve yerel hafızası, küresel ölçekte tanınmış bu markanın dağıtım ve dolaşım ağı gücüyle etki alanını genişletmeyi hedeflediği anlaşılıyor.

Bu kurumsal birliktelik, kültür-sanatın artık yalnızca temsil ve prestij alanı değil; sektör verisi, üretim kapasitesi, istihdam ve yaratıcı endüstri çıktıları üzerinden ölçülen bir yaratıcı ekonomi başlığı altında ele alındığını ve Abu Dhabi’nin kültür yatırımını uzun vadeli, sürdürülebilir bir altyapı olarak kurguladığını gösteriyor.
Çok katmanlı yaklaşımı ile fuar; ana galeri seçkisinden Modern ve Contemporary bölümlerine, kamusal alana yayılan enstalasyonlardan, performans ve konuşma programlarına uzanan yapısını; bu yıl kurguladığı Modern Türkiye, Nigeria Spotlight ve Körfez odaklı bölümlerle birlikte, bilinçli bir tarih yazımını ve uzun süre ihmal edilmiş anlatıları görünür kılan yapısını kültürel bir ekosistem olarak tanımlıyor. Emerge bölümü, özellikle yeni koleksiyoner profilinin ilgisini çekecek sanatçıları görünür kılarken; Bidaya, genç galerilere fuar ekosistemine dahil olabilecekleri destekleyici bir giriş alanı sağlıyor.

Bu yılın en etkili odağı Modern Türkiye bölümü, Doris Benhalegua Karako’nun küratöryel yaklaşımıyla Türkiye modernizmine yeni bir bağlam sundu.
Küratör’ün seçkiyi oluştururken önemsediği temel nokta, Türkiye modernizminin biçimsel ve kavramsal çeşitliliğini görünür kılmaktı. Kimlik, modernite, göç, kentleşme ve toplumsal kırılma temalarının, Abu Dhabi’nin bugün üzerine düşündüğü toplumsal konularla benzeşmesi, iki coğrafya arasında kavramsal, zihinsel ve hissel bir temasın kurulmasına olanak tanıyordu. Zeid ve Doğançay’ın kurduğu modernist dil bilinen bir başlangıç olsa da, Cengiz Çekil, Gülsün Karamustafa ve Ömer Uluç’un 1970’lerden itibaren geliştirdikleri politik, kavramsal ve kimi zaman dışavurumcu yönelim, uluslararası sahnede uzun yıllardır görünürlük sorunu yaşayan bir alanı temsil ediyor. Benhalegua Karako, seçkisini özellikle bu “ikinci katmanı” açığa çıkarmak için önemli görüyordu. Çekil’in gündelik nesneler üzerinden kurduğu kavramsal yapı; Karamustafa’nın hafıza, kadın kimliği, dayanışma ve toplumsal dönüşüm ekseninde kurguladığı işler; Uluç’un sezgisel, bedensel ve ritmik dili. Küratörünün özellikle altını çizdiği diğer bir nokta ise modernist estetiğin hiçbir zaman toplumsal bağlamdan bağımsız olmadığıydı. 1970’lerin politik iklimi, üretim koşullarındaki kısıtlılık, bireysel deneyimlerin kolektif hafızaya dönüştüğü atmosfer. Bu tarihsel katmanın Abu Dhabi izleyicisinin modernleşme süreciyle yakın ilişkiselliği Modern Türkiye seçkisini fikrimce bu yılki en önemli sunumlarından biri haline getirdi.

Bölgenin arkeolojik ve tarihsel yapılarında gerçekleştirilen “Artists Commissions in Cultural Sites” programı, fuarın sergi deneyimini ana mekanın sınırlarının dışına taşıyor.
2017’den bu yana sürdürülen program, kültürel turizmin gelişimine katkı sağlayarak Abu Dhabi’yi yıl boyunca ziyaret edilen bir sanat destinasyonu haline getiriyor. Bu yıl sanatçıları eşliğinde deneyimlediğim Issam Kourbaj’ın Al Ain çevresine yerleştirdiği Camera Obscura’sı, ışık ve hafıza üzerinden mekanın algısını araştırıyordu. Nike Davies-Okundaye’nin Al Ain Oasis’e konumlanan Market Square enstalasyonu tarih, su, topluluk ve hafıza arasındaki ilişkiyi inceliyordu. Ramin, Rokni ve Hesam’ın Hili Arkeolojik Park’ta yer alan heykeli çağdaş dil ile arkeolojik bağlam arasında bir geçitti.
Fuarın önemli odaklarından bir diğeri olan Nigeria Spotlight; yedi Nijeryalı galerinin katılımıyla, ülkenin modernist mirasından güncel üretimlerine uzanan alandaki varlığını; kurumsal iş birlikleri, koleksiyoner dolaşımı ve uluslararası görünürlük ekseninde kurgulanmış bütüncül bir ölçekte sundu. Osogbo Art Movement temsilcilerinin eserleri, bilhassa kültürel hafızayı ritüel, performans ve görsel dil üzerinden işleyen güçlü bir hat kurdu. Nike Davies-Okundaye’nin adire tekstilleri, Osogbo geleneğinin tiyatral ve kolektif hafızasını dinamik, ritmik ve grafik yaklaşımıyla çağdaş bir bağlama taşıdı. Seçki; resim, heykel ve enstalasyonları zanaat ve örüntü üzerinden birbirine bağlayarak, Nijerya sanatında kavramsal düşüncenin, bedensel ve kolektif üretim süreçlerinden beslendiğini ortaya koyuyor.
Bugün Abu Dhabi Art kendini kanıtlama ihtiyacı duyan bir yapının çok ötesinde. Fuar alanında sergilenen Picasso, David Hockney ve Robert Indiana gibi tarihi isimler; Yayoi Kusama, George Condo ve James Turrell gibi çağdaş sanatın hafızasına yerleşmiş isimler bu dönüşümün yalnızca vitrini. Kritik olan, Abu Dhabi Art’ın saydığım tüm küresel referanslarla birlikte, sınırlı görünürlüğe sahip Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Güneydoğu Asya coğrafyalarını odağına alması. Kültürel politikası tüm bölgeyi kapsayan bu “birlikte” yükseliş, uzun süre ihmal edilmiş kültürleri küresel sanat haritasında bilinçli biçimde konumlandırırken; Abu Dhabi Art’ın kendi merkezleşme sürecini bizler için bilhassa değerli kılıyor.
Genel bir değerlendirmeyle Frieze Abu Dhabi öncesinde gerçekleştirilen son edisyon, geriye dönüp bakıldığında bir veda değil; bir merhaba. Abu Dhabi Art, direktörü Dyala Nusseibeh ile birlikte bugüne dek inşa ettiği güveni, ekonomik olgunluğu, küratoryal ve kültürel gücü ile birlikte, devredeceği yapının geleceğini güvence altına almış bile. Abu Dhabi artık sanat dünyasının “izlenen” değil, “ilham olan” ve ciddiye alınan “yeni” merkezi— mi? Belki de sormamız gereken şu: Sanatın acele etmeden, zamana yayılarak kök saldığı bir yerde, küresel sanat haritası kendini yeniden çizmeye çoktan başlamış olabilir mi?
Fuar hakkında genel bilgiler verdiğim ve ilgimi çeken eserleri incelediğim paylaşımlara göz atabilirsiniz.


