Koronavirüs Sonrası Moda Sektörünü Neler Bekliyor?

  Corona virüs sonrasında moda sektöründe de markaların ve tüketicilerin davranışları değişiyor. Moda dünyasının detaylı analizini inceleyin.

Moda sektöründe, 2008’den bu yana görülen en kötü kriz yaşanıyor. Öyle ki, bu durum bittiğinde Avrupa ve Amerika’daki moda markalarının %80’inin finansal açıdan zor durumda olacağı tahmin ediliyor. Sektördeki tüm oyuncular ise, yaşanan değişiklikleri anlamlandırmaya çalışırken geleceğe dair de öngörülerde bulunmaya çalışıyorlar. Her şeyden önce, yaşanmakta olan krizin ekonomik sonuçlarını göz önünde bulundurmak gerekiyor. McKinsey’nin raporuna göre tüketicilerin %56’sı harcamalarını azalttıklarını söylerken %48’i ise ekonomik belirsizlikler yüzünden normal şartlar altında satın almayı tercih edecekleri ürünleri almadıklarını ifade ediyorlar. Bunun sonucu olarak da giyim, ayakkabı, çanta ve aksesuarı içine alan moda sektörünün 2020’de %27-30 arasında bir düşüş yaşaması bekleniyor. İyi haber ise 2021 yılı için beklenti, %2-4 oranında büyümeye dönülmesi. 

Bunun yanı sıra psikolojik faktörler de tüketicilerin kriz sonrasındaki davranışlarını belirlemede büyük önem taşıyor. Doğası gereği zaruri olmayan lüks tüketimi temelde psikolojik bir tüketim. Ve insanların kendilerini güvende hissetmeleri ile doğrudan bağlantılı. Burada söz konusu olan güven ekonomiden sağlığa pek çok alanı kapsıyor. Ekonomideki küresel yavaşlama tüketicilerin güvenini sarsmaya başlamıştı zaten. .Bu salgın ise çatlakları derinleştirip güvensizliği başka bir boyuta çıkardı. Bu tarz bir güvensizliğin, her şey kontrol altına alındığı takdirde bile bir gecede gitmeyeceği aşikar. Ayrıca kabul etmek gerekiyor ki; moda sektörü de zaten kendi içerisinde bir kriz yaşamaktaydı son yıllarda. Michael Kors ve Versace gibi markaları bünyesinde bulunduran Capri’nin CEO’su John Idol’un da söylediği gibi değişim zaten başlamıştı. Yaşanılan kriz ise bu değişimi hızlandırmış oldu. Sektörün zayıflıkları ortaya çıkarken markalar da “değiş ya da öl” kuralının ne kadar önemli olduğunu anlamış oldular.  Söz konusu değişim ise sosyal medyada var olmaktan ya da sürdürülebilir kumaş kullanmaya karar vermekten çok daha öteye gidiyor ve çok kapsamlı değişiklikleri kapsıyor.

SATIŞ / PAZARLAMA

İndirim Kültürü Modaya Fayda Mı Sağlıyor Zarar Mı?

Şu an her sektörde olduğu gibi moda sektörünün de karşı karşıya kaldığı en büyük sorunlardan biri stok fazlası ürünler. Çok büyük kısmını sezonluk ürünlerin oluşturduğu bu fazla stoktaki satılamayan her parçanın değeri gün geçtikçe düşüyor. Bunun yanı sıra, krizden çıkıldığında “geçen sezon” parçası haline gelecek bu ürünlerin konulduğu depolar, markalar için finansal açıdan başka bir problem yaratıyor. Bitmek bilmeyen indirim dönemlerinin başlangıcı kabul edilen 2008 ekonomik krizinde olduğu gibi, markalar bu dönemde de ilk çare olarak büyük indirimlere başvurdular. An itibariyle bu strateji en azından kısmen işe yarıyor gibi gözüküyor. McKinsey’nin raporuna göre bu dönemde alışveriş yapanların %56’sı özel promosyonlar nedeniyle alışveriş yapıyor. Nakit akışına ihtiyaç duyan markalar için ilk etapta büyük fayda sağlayan bu durum, uzun vadede ise önemli sorunlara yol açabilir. 

Markaları bekleyen en büyük tehlikelerden biri indirimlere alışan tüketicilerin kriz sonrasında da gerçek etiket fiyatını ödemeye yanaşmaması olacaktır. Bir diğeri ise, büyük indirimlerin özellikle lüks markaların imajı açısından çok tehlikeli olduğu gerçeği. Özgünlük  üzerine kurulan bu sektörde yer alan markalar, düşen fiyatları ile kendilerini tüketicilerin gözünde bir anlamda sıradanlaştırıyorlar. Bu sebepler yüzünden büyük indirimlerden kaçınmak isteyen markaları ise adeta bir “tutsak ikilemi” bekliyor. Wharton Üniversitesi Pazarlama Bölümü’nden Prof. Barbara Kahn’a göre, herkesin indirim yapıyor olması bu markaları da aynı yolu izlemeye itiyor çünkü aksi takdirde fazla pahalı görülüp satış yapamayacaklar. Bu noktada ise devreye alternatif uygulamalar giriyor. Örneğin; son dönemin en popüler markalarından Mansur Gavriel, her hafta sadece belli bir renk grubunda, Rosie Assoulin ise sadece bir üründe indirim yapıyor. Tüm bunların arkasında yatan neden ise yapılan indirimleri norm haline getirmeden “özel bir durum” olarak sunmak.

Department Store’lar Tarihe Mi Karışıyor?

Department store’ların karşı karşıya kaldıkları problemler bugün yaşanmakta olan krizin çok öncesine dayanıyor. Tutucu bir tavır takınıp zamanın ruhunu okumakta zorlanan bu mağazaları bekleyen son uzun zamandır belli olsa da, kriz bu sonun gelişini hızlandırıyor. 1907 yılında kurulan Neiman Marcus’un uzun yıllar borçlarıyla uğraştıktan sonra Nisan 2020’de iflas açıklaması da bu durumun bir yansıması. Her ne kadar Neiman Marcus Amerikan perakende tarihine COVID 19’dan sonra batan ilk çok katlı mağaza olarak geçecek olsa da bu durumu sadece bu döneme bağlamak bu konuyu tam olarak anlamamak ve hafife almak olacaktır. New York’un ikonik Department Store’larından olan Barney’s 2019 sonbaharında iflasını açıklamıştı.  Bu sonucu doğuran problemlerin temelinde ise markaların kendi dağıtım kanallarını oluşturarak dikey dağıtım kanallarına geçiyor olmaları ve e-ticaretin son yıllardaki önlenemez yükselişi yatıyor. 

Örneğin; hali hazırda satışlarının %85’ini kendi kanalları üzerinden gerçekleştiren Gucci, bu dönem ile birlikte bu oranı daha da yükseltmeye hazırlanıyor. Benzer bir stratejiyi izleyen diğer markalar arasında ise Louis Vuitton, Prada ve Burberry gibi sektörün en önemli oyuncuları yer alıyor. Bu tarz markaların müşterilerine direkt satış yapmak istemelerinin sebeplerinden en önemlisi, müşterileri ile doğrudan iletişim kurup onları daha iyi tanımak ve neyin işe yarayıp yaramadığını aracısız bir biçimde görmek ve CRM sistemleri aracılığıyla daha iyi hizmet verebilmek. 

Lüksün Geleceği Dijitalleşmeye Bağlı

“Yenilikler, ihtiyaçtan doğar” derler… Bu krizi ve ihtiyaçlarını doğru okuyup; üretimden pazarlamaya kadar pek çok alanda doğru yenilikleri yapan şirketler, daha önceki krizlerde de görüldüğü üzere, bu dönemden güçlenerek çıkacaklar. Bunun için ise bu değişimi kavramaya çalışmak ve uzun vadede şansa dönüştürmek için yeni bakış açıları üretmek gerekiyor. Bu değişimin şansa dönüştürülebileceği alanların başında ise tabii ki dijital taraf geliyor. Lüks sektörünün dijitalleşme konusundaki isteksizliği yıllardır tartışılıyor. Bu durum bir yandan zamanın ruhuna aykırı bulunurken öte yandan ise hayaller alemini andıran lüksün doğasının bunu gerektirdiği de savunuluyordu. Dijitalleşmeyi celebrity’leri ve influencer’ları çok özel davetlerde ağırlayıp, ürün yerleştirme yapıp sosyal medyada paylaşmakla eş tutan lüks markalar; bu kriz ile birlikte tartışılacak bir şey kalmadığını fark edip kendilerini bir anda bu dünyaya attılar.

Bu değişimin ilk adımı, markaların müşterileriyle iletişim kurdukları etkinlik, fuarlar gibi platformların işlevsiz hale gelmesiyle atıldı. Birbiri ardına gelen etkinlik iptalleri, her sektörü alternatif çözümler aramaya yöneltti. Cenevre Otomobil Fuarı’ndan Shanghai Moda Haftası’na pek çok etkinlik ilk kez dijital olarak düzenlendi. Daha sonra mağazaların kapanması ile ise hem iletişim hem de satış kanalı olarak bir tek dijital platformlar kaldı markaların elinde. Bulgari’nin CEO’su Jean Christophe Babin’e göre bu platformlar işe de yarıyor. İnternet sitesi ve Wechat üzerinden satışlara devam eden markanın bugüne dek Çin’de hiç ürün satamadığı bir gün olmamış.

Moda Haftalarının Geleceği Ne Olacak?

Şubat 2020’de Milano Moda Haftası kapsamında düzenlenen Sonbahar/Kış 2020 defilesini salgın tehdidi nedeni ile izleyicisiz gerçekleştiren Armani, moda haftalarının geleceğine dair ilk ipucunu vermiş oldu aslında. O noktadan sonra yıl içerisinde düzenlenmesi planlanan moda haftalarının çoğu iptal olurken, bir kısmının ise dijital olarak düzenlenmesine karar verildi. Shanghai Moda Haftası bu uygulamanın ilk örneği olurken, Haziran ayındaki Londra Erkek Moda Haftası’nın da dijitale taşınıp cinsiyet ayrımı yapmadan düzenlendi. Cruise defilesini ilk kez dijital ortamda gerçekleştiren Chanel’in yanı sıra Türkiye’de de Vakko ilk dijital trunk show’u düzenledi. Eylül’de gerçekleşecek İstanbul Moda Haftası’nın dijital olarak düzenlenmesi için hazırlıklar devam ediyor. Bu düzenin salgın sonrasında eskiye dönüp dönmeyeceği ise meçhul.

Moda haftaları ve çıkarılan koleksiyonların sıklığının tasarımcılar üzerinde büyük bir baskı yarattığı biliniyor. Bu sebeple şu anki durum, pek çoğu tarafından mutluluk verici bir gelişme olarak karşılandı. İlk manifesto Saint Laurent’ten geldi ve bundan sonra koleksiyonlarını önceden belirlenmiş bir takvimde sunmayacağını açıkladı. Saint Laurent’ın ardından ise Gucci, yılda sadece iki kez koleksiyon çıkaracağını ve “sezonsuz” bir strateji izleyeceği açıklamasını yaptı. Sektörün en büyük gruplarından olan Kering Grubu’nda yer alan bu markaların aksine, bu durumdan memnun olmayan devler çoğunlukta gibi gözüküyor. 

Corona Döneminin Kazananı Lüks İkinci El Markalar Mı?

Son yılların en hızlı büyüyen pazarlarından biri ikinci el oldu. BCG’nin 2019 yılında yayınladığı bir rapora göre, 2021 yılında 36 milyar dolar değerine ulaşıp kişisel lüks ürünleri pazarının %9’unu oluşturması bekleniyordu. Yaşanan kriz ile birlikte, lüksün kendisinden bile daha hızlı büyümekte olan ikinci el pazarının geleceği hakkında soru işaretler oluşmaya başladı. Rakamlar ise umut vadediyor. Konuya dair en sevindirici haber, Avrupa’da bu pazarın lideri olan Vestiaire Collective’den geldi. Hem yeni yatırımcılardan hem de var olan yatırımcılarından 59 milyon euro’luk bir yatırım aldıklarını açıklayan Vestiaire Collective, bu yatırım ile Asya pazarındaki varlığını güçlendirmeyi amaçlıyor.

Dahası, salgın öncesine göre satışlarının %20, siteye ürün eklenme oranının ise %33 arttığını ifade ediyorlar. Pazarın önemli oyuncularından olan The RealReal da satışlarında artış görüldüğünü ve müşterilerin klasik stillerdeki yatırım parçalarını tercih ettiklerini açıkladı. 2008 krizinin ardından indirim sitelerinin çok popüler hale gelmesi gibi, bu krizin kazananı da ikinci el siteleri olabilir. Uzun zamandır kendi ürünlerini düşük fiyatlarla sunan bu platformları eleştiren lüks markalar, stok fazlası ürünlerinden kurtulmak için bu yerlerden faydalanmak isteyeceklerdir. Böylece ürün seçkilerini daha da genişleten bu platformlar,  lüks tüketicilerinin dahi kriz sonrasında dikkatli harcamalar yapmak istemesiyle daha da popüler hale gelecekler. 

Bunun yanı sıra, sürdürülebilirliğin her zamankinden daha önemli hale gelmesi de bu popülerliğe katkıda bulunacaktır. Özellikle, bu pazardaki tüketimin büyük kısmını gerçekleştiren Y ve Z jenerasyonları için bu durum büyük önem taşıyor. Bu jenerasyonların kriz sonrasında yaşayacakları ekonomik sıkıntılar da ikinci el tüketimlerinin artmasına sebep olacaktır. Öte yandan kısa süreli kiralama alternatifleri çanta başta olmak üzere moda sektöründe daha sıkı konuşulmaya başlayan konulardan biri olacak. 

Tabii ki, ikinci el satışları ve kiralama adına her şey güllük gülistanlık değil. Tüketicilerin, daha önce kullanılmış bir ürünü kullanmayı hijyenik bulup bulmayacakları sorusu halen bir cevap bulabilmiş değil. Öte yandan, bu sadece ikinci elin değil tüm moda sektörünün cevap aradığı bir soru. Daha önce bir başkasına ait olmuş bir elbiseyi giymek hijyenik olmayabilir ama daha önce defalarca denenmiş bir elbiseyi deneme kabininde giymek de pek farklı değil.  Bu sorulara bir cevap ve çözüm üretebilmek için tüm sektörün düşünmesi gereken çok şey var. 

MÜŞTERİ DAVRANIŞI

Lükste İntikam Alışverişi Kalıcı Mı?

“Çin’de hayatın normale dönmeye başlaması ile birlikte herkesin gözü, ”intikam alışverişi” beklentisi ile oraya çevrilmiş durumda. Peki, nedir bu intikam alışverişi? İlginç bir şekilde, bu terim ilk kez 1980’lerde yine Çin için kullanılmıştı. Çin Ekonomik Reformu kapsamında yapılan değişiklikler ile ülkenin kapıları yabancı yatırımcılara açılmış ve yabancı markalar Çin’e ilk kez giriş yapmıştı. Yıllardır bir anlamda tüketimden mahkum bırakılan halk ise bu markaların mağazalarının önünde uzun kuyruklar oluşturmuştu. Günümüzdeki beklenti de, uzun süredir evlerinden çıkamamış olan tüketicilerin ilk fırsatta özellikle kişisel lüks denilen, moda, mücevher, kozmetik gibi markaların kapılarında benzer kuyrukları oluşturmasıydı. Satışlarının geçtiğimiz sene aynı zamanlara göre %50 arttığını açıklayan LVMH Grubu’na ve Hermes gibi markaların yaptıkları rekor satışlar bu beklentiyi haklı çıkarır nitelikte. Bu durumun devam edip edemeyeceği ise tartışmaya açık.

Bu beklentinin en büyük kaynaklarından biri kuşkusuz 2003’teki SARS krizinde yaşanan tecrübeler oldu. Asya’daki bu krizden sonra en hızlı toparlanan sektörlerden biri lüks olmuştu fakat iki dönem arasında sosyo ekonomik açıdan büyük fark var. Öncelikle şunu kabul etmek gerekiyor. Küresel bir ekonomik kriz tehdidi ve küreselleşmenin tersine dönmeye başlaması ile, sektördeki kriz salgından çok daha önce başlamıştı. 2003’te olduğu gibi bu dönemin hemen ardından da yoğun bir tüketim süreci yaşanabileceği doğru fakat bunun kısa dönemli olması muhtemel. Morgan Stanley tarafından yapılan araştırma da bunu destekliyor. Buna göre, katılımcıların %29’u lüks harcamalarını azaltmayı planlıyor. Bu sebeple, Corona krizi süresince edilen zararın bu yolla karşılanması da pek mümkün gözükmüyor.  Peki, sektördeki aktörlerin neredeyse krizin ilk gününden beri gelmesini beklediği bu etki sürdürülebilir mi? 

Logosuz Lüks Geri Geliyor

Millennial jenerasyonunun tüketime katılmaya başlaması ile lüks sektöründe büyük değişiklikler yaşandı. Bunlardan biri “deneyim”in  hızla artan önemi oldu. Yeni deneyimler yaşamayı yeni ürünler satın almaya tercih eden bu nesil, Instagram’‘da paylaşabilecekleri an’ların peşine düştü. Diğer jenerasyonların da onlara katılmasıyla artan talebe, markalar da hızla kendilerini adapte edip ürün değil deneyim satmaya başladılar. Yaşanan bu kriz ile birlikte ise işler değişti. Tüketiciler, en azından ilk etapta, tekrar satın alma içgüdüsü ile hareket edecekler. Bu noktada ise iki farklı yönde eğilimler gözlenmesi bekleniyor. 2. Dünya Savaşı ve 2008’deki ekonomik krizde olduğu gibi, tüketicilerin bir kısmı hissettikleri anksiyete ile mücadele etmek için tüketim yolunu tercih edecekler. 

Belirsizliğin hakim olduğu ve bireylerin olaylar üzerinde kontrol sağlayamadığı bu dönemde, bu grup adeta meydan okurcasına alışveriş yapacaklar. Duygusal hareket edip “ben buradayım” demek ve var olduklarını kanıtlamak için tüketmek isteyecekler. Kimlik kaygılarıyla ilişkilendirilebilecek bu durum, en azından geçici bir duygusal rahatlama sağlayacaktır. Kendini gösterme amacı taşıyan bu alışverişler esnasında tercih edilen ürünlerin de bu amaca hizmet etmesi beklenebilir. Öte yandan, başka bir grup ise tam tersi yöne gidip bilinçli tüketimi tercih edecekler. Rasyonel tercihler yapacak olan bu grup dünyaya ve kendilerine minimum zarar verecek ürünlere öncelik tanıyıp  “Az, çoktur.” felsefesi ile hareket edecekler. Fonksiyonelliğe ve kaliteye atfettikleri önem artarken, dönemin şartlarının bilincinde hareket edip bağırmayan tercihler yapacaklar. 

Lüks Modayı E-Ticaret Mi Kurtaracak?

Önümüzdeki döneme damgasını vuracak konulardan biri hiç kuşkusuz  e-ticaretin yükselişi olacak. Özellikle lüks markalarının buna hazır olup olmadığı sorusu bir kenara bırakılırsa, konuya dair en büyük problem e-ticarete alışık olan genç  jenerasyon arasında  görülecek yüksek işsizlik oranları olacak. Pazarlamacıların yüzleşeceği en büyük zorluklardan biri ise lüks tüketimi yapmaya devam edebilecek güce sahip daha yaşlı jenerasyonu e-ticarete alıştırmak olacak. İçerisinde bulunduğumuz dönem, bu açıdan bir anlamda fırsat da teşkil ediyor. Dünyanın en büyük çevrimiçi lüks perakende platformlarından olan Farfetch’in kurucusu José Nevez’e göre tüketicilerin davranışlarında bu yönde bir değişimin yaşanması ve bu alışkanlığın kriz sonrasında da devam etmesi kaçınılmaz olacak. 

Gerçekten de online alışveriş, evden çıkamayan pek çok tüketici için tek seçenek haline geldi. Bunun sonucunda ise, böyle bir alışkanlığı olmayan çok sayıda kişi de ilk kez internet üzerinden alışveriş yaptı. Lüks sektörünün belkemiği olan Çin’e bakıldığında; 30 yaş altı tüketicilerin yaptıkları online alışveriş kriz sürecinde azalırken özellikle 40-45 yaş üzeri tüketicilerde online alışveriş oranı %30-40 oranında arttığı görülüyor. Avrupa’da yapılan bir araştırma ise tüketicilerin %13’ünün hayatlarında ilk kez online alışveriş sitelerinde dolaştığını gösteriyor. Bunların yüzde kaçı satışa dönüştüğüne dair kesin bir veri yok fakat bu dönemi bu anlamda iyi kullanan markaların kriz sonrasında birkaç adım önde olacağı kesin. 

ÜRETİM

Sürdürülebilir Moda Hemen Şimdi

Son yıllarda özellikle Y ve Z jenerasyonlarının tüketici olarak ağırlıklarının artmasıyla oldukça popüler hale gelen sürdürülebilirlik pek çok açıdan öncelik haline gelecek. Tedarik zincirinden üretim tekniklerine, çalışan haklarından atık yönetimine pek çok alanda değişiklik ve şeffaflık gerekecek. Hali hazırda var olan sistemin çalışmadığı ve dünyayı negatif olarak etkilediği her gün daha net görülürken; moda endüstrisi de uzun zaman önce yapması gereken değişiklikleri göz ardı etmesinin sonuçlarıyla yüzleşiyor aslında. Lüks moda markalarının neredeyse hızlı moda ile yarışırcasına hızlanmasının sonuçlarından biri olan stok fazlası ürünler, mağazaların depolarında bekliyor. Bu durumun bir uzantısı olarak ise hem markalar hem de tedarikçiler ekonomik sıkıntılar yaşıyor. Bu stok fazlası ürünlerin geleceği de soru işaretleri uyandırıyor. 

Önceki yıllarda Chanel, Burberry ve Louis Vuitton gibi markaların milyonlarca dolar değerindeki stok fazlası ürünleri yakması büyük tepki toplamış ve söz konusu markalar, o dönem bu uygulamayı terk ettiklerini açıklamıştı. Günümüzde, markaların çoğu büyük indirimler ile bu stoğu azaltmaya çalışsa da %100 başarı sağlanamayacağı kesin. Bu durumda ise devreye “upcycling” konseptinin girmesi bekleniyor. Bu metot ile, bir önceki sezondan artan kumaşlar ile satılmamış ürünleri kullanarak üretim yapacak olan markaların sayısında artış gözlenecek.

Bu uygulamanın oldukça başarılı bir örneğini, 2013 yılında Hermès başlattı. Paris’de ‘Petit h’ isimli bir atölye açan marka, üretimden arta kalan malzemelerle ortaya yepyeni ürünler çıkarıyor. Sürdürülebilirlik, sadece ürünün kendisini kapsamıyor elbette. Edelman’ın yaptığı araştırmaya göre, markaların çalışanlarına ve hem iş hem de sağlık güvencesi sağlamaları araştırmaya katılanların %90’ı için öncelik olarak kabul ediliyor. Bu beklenti içerisinde bulunduğumuz dönemle sınırlı kalmayacak ve tüketiciler markaların bu konularda belirli prensiplere uymalarını bekleyecek.

Lüksü Bekleyen Büyük Risk: Tedarik Zincirindeki Sorunlar

Yaşanılan kriz, hem markalar hem de tedarikçileri açısından pek çok problemi beraberinde getirdi. Dünyanın dört bir yanındaki satışların sekteye uğraması ile tedarikçilerine verdikleri siparişleri birer birer iptal eden Gucci ve Salvatore Ferragamo gibi lüks devleri, bu tedarikçiler için büyük darbe oldu. Lüks üretiminin %40’ından fazlasının gerçekleştiği İtalya başta olmak üzere Çin ve Bangladeş gibi ülkelerdeki üreticiler kriz sonrasında kapılarını açamama tehdidiyle karşı karşıya.

Öte yandan, zor durumda olan tek taraf üreticiler değil elbette. Özellikle, Fransa ve İtalya gibi lüks üretimi açısından kritik önemde olan ülkelerin geleceğinin belirsiz olması büyük soru işaretleri doğuruyor. En azından İtalya’da Mayıs ayı itibariyle kademeli olarak üretime başlanacak olsa da, üreticilerden kaçının kriz sonrasında ayakta kalmış olacağı belli değil. Bu durumun, özellikle kimliklerini İtalyan zanaatkarlığı  ve mirasına dayandıran markalar üzerindeki etkisi sarsıcı olacaktır.

Dünyanın dört bir yanına yayılmış bir tedarik zincirinin, bu ülkelerden sadece birinde kriz yaşanması durumuna karşı bile ne kadar hassas olduğu ortada. Bu kadar komplike ve katmanlı bir zincirin varlığı birkaç açıdan problem yaratma potansiyeli taşıyor. Sadece direkt iletişimde oldukları tedarikçiler üzerinden kontrol yapabilen markalar, zincirin diğer halkalarında yaşanabilecek problemlerin sonuçlarını hesaplayamıyor.

2011 yılında Fukushima’da yaşanan nükleer felaketin de daha önce göstermiş olduğu üzere, bu noktalardaki aksaklıklar ise tüm sistemi felç edebiliyor. Bu bağımlılığı en aza indirmek için markaların mümkün olduğunca lokal veya bölgesel zincirler kurmaları gerekiyor. Bunun yanı sıra, üretimde esneklik sağlayacak ve değişen koşullara hızla adapte olabilecek üretim modellerin geliştirilmesi gerekiyor.

Kaynaklar: 

Bain & CompanyBCG (Boston Consulting Group)BOF (Business of Fashion)ForbesFortuneJing DailyLuxury DailyMcKinseyVogue BusinessWWD (Women’s Wear Daily) 

Popüler Yazılar

SÖZLEŞME

Bu internet sitesine girilmesi veya mobil uygulamanın kullanılması sitenin ya da sitedeki bilgilerin ve diğer verilerin programların vs. kullanılması sebebiyle, sözleşmenin ihlali, haksız fiil, ya da başkaca sebeplere binaen, doğabilecek doğrudan ya da dolaylı hiçbir zararlardan ÖZGÜ İLETİŞİM PAZARLAMA DANIŞMANLIK TANITIM VE E-TİCARET HİZ. ('OGGUSTO') nun sorumluluğunun olmadığını, tarafımdan internet sitesinde E-Bültene üye olmak için veya başkaca bir sebeple verdiğim kişisel verileri, özellikle de isim, adres, telefon numarası, e-posta adresi, banka bilgisi, yaş ve cinsiyetle ilgili benzeri bilgileri kendi rızam ile paylaştığımı, ÖZGÜ İLETİŞİM PAZARLAMA DANIŞMANLIK TANITIM VE E-TİCARET HİZ. ('OGGUSTO') nun nin bu bilgileri kullanmasına muvafakat ettiğimi, bu bilgilerin 3.gerçek ve/veya tüzel kişilerin eline geçmesi ve bu şekilde olumsuz yönde kullanılması halinde ve/veya bu bilgilerin başkaca kişiler ile paylaşılması halinde ÖZGÜ İLETİŞİM PAZARLAMA DANIŞMANLIK TANITIM VE E-TİCARET HİZ. ('OGGUSTO') nun sorumluluğunun olmadığını gayri kabili rücu, kabul, beyan ve taahhüt ederim.

SÖZLEŞME

Bu internet sitesine girilmesi veya mobil uygulamanın kullanılması sitenin ya da sitedeki bilgilerin ve diğer verilerin programların vs. kullanılması sebebiyle, sözleşmenin ihlali, haksız fiil, ya da başkaca sebeplere binaen, doğabilecek doğrudan ya da dolaylı hiçbir zararlardan ÖZGÜ İLETİŞİM PAZARLAMA DANIŞMANLIK TANITIM VE E-TİCARET HİZ. ('OGGUSTO') nun sorumluluğunun olmadığını, tarafımdan internet sitesinde E-Bültene üye olmak için veya başkaca bir sebeple verdiğim kişisel verileri, özellikle de isim, adres, telefon numarası, e-posta adresi, banka bilgisi, yaş ve cinsiyetle ilgili benzeri bilgileri kendi rızam ile paylaştığımı, ÖZGÜ İLETİŞİM PAZARLAMA DANIŞMANLIK TANITIM VE E-TİCARET HİZ. ('OGGUSTO') nun nin bu bilgileri kullanmasına muvafakat ettiğimi, bu bilgilerin 3.gerçek ve/veya tüzel kişilerin eline geçmesi ve bu şekilde olumsuz yönde kullanılması halinde ve/veya bu bilgilerin başkaca kişiler ile paylaşılması halinde ÖZGÜ İLETİŞİM PAZARLAMA DANIŞMANLIK TANITIM VE E-TİCARET HİZ. ('OGGUSTO') nun sorumluluğunun olmadığını gayri kabili rücu, kabul, beyan ve taahhüt ederim.