Viva la Vida, Frida Kahlo’nun acıları, tutkusu ve yaşam gücünden beslenen sahne diliyle izleyiciyi sanatçının iç dünyasına yaklaştırıyor.
Gösteri, Frida Kahlo’nun çok katmanlı kişiliğini ve yaşadıklarını beden hareketleri üzerinden görünür kılıyor. Sahnedeki dans dili, fiziksel kırılganlık ile direnç arasındaki salınımı odak noktasına alarak izleyiciyle güçlü bir bağ kuruyor.
Eserin yaratıcı sürecinde Enrique Gasa Valga, Frida Kahlo’nun “İki Frida” tablosundan yola çıkarak sahnede duygusal geçişleri öne çıkaran bir yapı kuruyor. Dansçılar arasındaki etkileşim, sanatçının içsel çatışmalarını ve kendisiyle kurduğu ilişkiyi katman katman açıyor.
Müzik tarafında Roberto Tubaro imzası öne çıkıyor. Canlı icra edilen besteler, sahnedeki hareketlerle eş zamanlı ilerleyerek görsel ve işitsel bütünlüğü güçlendiriyor. Bu birliktelik, izleyiciyi Frida Kahlo’nun dünyasına daha da yaklaştırıyor.

