preloader

Her Dönemin Favori Destinasyonu Güney Fransa

03.08.2022
Her Dönemin Favori Destinasyonu Güney Fransa

Akdeniz’in şıklığı, lüksü, sanatı, modayı simgeleyen bölgesi Fransız Rivierası’nda Monte Carlo’dan başlayıp Saint Tropez’ye bir yolculuğa çıkıyoruz. Rotamız bölgenin yıllarca ünlüleri, sanatçıları, yazarları ve politikacıları ağırladığı noktaları.

Önceleri Pablo Picasso, Henri Matisse, Francis Bacon, Edith Wharton, Somerset Maugham ve Aldous Huxley gibi bir çok sanatçının ve yazarın evleri ve ilhamları haline gelen Fransız Rivierası, 1950’lerden itibaren hem Cannes Film Festivali’nin başlaması hem de orada çekilen filmlerle, bunlardan en ikoniği de Brigitte Bardot’nun baş rolünde oynadığı ve bizi Akdenizin mavi sularına, St, Tropez’nin dar sokaklarına hayran bırakan Et Dieu… créa la femmedır, Hollywood’da da popülaritesini arttırmıştır. Masmavi suları ile dünya jet-setinin parti merkezi haline gelmiştir. Bugün de sosyetenin ve ünlülerin vazgeçilmez destinasyonunda Jay-Z – Beyonce çiftinden Elton John’a bir çok ünlünün evi vardır.

Her sene mayıs ayında Cannes Film Festivali ve ardından Monaco Grand Prix ile başlayan ünlü yağmuruna ve medya ilgisine bu sene bir de Chanel’in Cruise defilesi eklendi. Fransız Rivierasının estetiğinden ve Monte Carlo’nun “kozmopolit plaj şıklığından” esinlenilen koleksiyon, Karl Lagerfeld’ın da çok sevdiği Monte Carlo’da sergilendi.

Bütün şıklığı, sofistikeliği ve tarih kokan sokaklarıyla, ünlülerin izinden Fransız Rivierası’nı geziyoruz.

Nerede Kalınır?

Hotel Barrière Le Majestic, Cannes

Cannes Film Festivali’yle özleşmiş bu art deco tarzındaki ikonik binasıyla Cannes denince ilk akla gelen oteldir. Her yıl onlarca ünlüye festival süresince ev sahipliği yapmaktadır. Pencereden bakınca karşınıza çıkacak “Croisette” manzarası, gerçek bir Cannes deneyimi yaşamanızı sağlayacaktır. Sahil şeridi üzerinde yer alan bu otel dünyaca ünlülerle karşılaşacağınız havuz başı ve kendi kadar ünlü plajıyla da misafirlerine hizmet vermektedir.

Martinez Hotel,Cannes

Festivalin gerçekleştiği Palais des Festival’in hemen karşısında yer alan, Cannes’ın bir diğer ironik oteli Martinez,1929’dan beri lüksün simgesi haline gelmiştir. İki Michelin yıldızı restoranı La Palme d’Or ve misafirlerine özel Croisette üzerindeki plajı ile her yaz adından bahsettirmektedir. Dünyaca ünlü iç mimar Pierre-Yves-Rochon tarafından 2018 yılında tekrar renove edilen otelde, art deco ve lüks modern öğeler iç içe geçmiştir.

Château de la Chèvre d’Or, Ezè Village

Bir tepeye kurulmuş klasik bir orta çağ şehri olan Ezè Village, deniz kenarından ayrılıp, farklı bir Fransız Riviearası deneyimi için ilginç bir destinasyon. Hiç bozulmamış ara sokaklarından tepeye doğru çıktığınızda ise karşınıza ünlü Château de la Chèvre d’Or çıkıyor. Önceleri özel mülk olarak planlanan bu otel, yıllar içinde 50’lerde gurme bir restorana daha sonrasında da özel tekli odalardan oluşan bir konaklama yerine dönüşüyor. Tepenin içine gizlenilerek yerleştirilmiş odalar, yeşillik alanlarla birleşiyor ve Fransız Rivierasına tepeden bir izleme alanı oluşturuyor. Otelin bünyesinde manzaraya karşı oturabileceğiniz ve iki Michelin yıldızlı, özenle hazırlanmış yemeğinizin tadını çıkarabileceğiniz bir restoran da bulunuyor. Bu büyüleyici otel ve şehir size kendinizi yüzyıllar öncesine ışınlanmış gibi hissetirecek.

Columbus Hotel, Monte Carlo

Monako’nun ironik Belle Epoqué tarzındaki oteli Hotel Hermitage’ı hepimiz biliyoruz. Fakat dünya jet-setinin daha genç ve daha dinamik yeni bir tercihi var; Columbus Hotel. Riviera hayat stilini yansıtan bu butik otel şehrin ruhuna da paralel olarak ünlü F1 sürücüsü David Coulthard tarafından kuruldu. Otelin müşterilerine vermek istediği, geleneksel Monaco hayatından çıkıp, daha modern, daha sade ve daha şehirli lüks bir deneyim yaşamak.

Hotel Byblos, St. Tropez

1967’de açılan bu otel yıllardır adeta ünlüler geçidi gibi. Mike Jagger’dan Eddy Barkley’e bir çok ünlünün St. Tropez’deki evi haline gelmiştir. Franız-Beyrutlu bir iş adamı tarafından, Brigitte Bardot’a olan hayranlığını Binbir Gece Destanı kadar destansı bir şekilde anlatmak üzere inşa ediliyor. Adı gibi açılış hikayesi de bir mit üzerine olan bu otel mimarisiyle hala bizi büyülemeye devam ediyor. Antoine Chevanne, otel grubunun sahibi, misafirlerin yaşayacağı deneyimi “ışıldayan ve rahatlatan, gizli ve seçilmiş, şık ve mütevazi” olarak özetliyor. Otel olanakları içinde ünlü Pampelonne plajı üzerindeki Byblos Beach ve Alain Ducasse şefliğini yaptığı Cucina Byblos var.

Nerede denize girilir?

Palais Stéphanie Beach, Cannes

Cannes’ın uzun sahili “Croisette” üzerinde yer alan Palais Stéphanie Beach, denizin arkasından yükselen dağları izlerken, tahta ağırlıklı dekorasyonuyla rahatlamak için ideal bir destinasyon. Her gün orada olan DJ’yi ve arkasından gelen kayalara çarpan su seslerini dinlerken özenle hazırlanmış kokteyl menüsünden sipariş verebilirsizin. Ayrıca plajın restoranında Akdeniz ve Japon mutfağının füzyonuyla, taptaze malzemelerle hazırlanmış yemeğinizin tadını çıkarabilirsiniz.

La Guérite – Ile Sainte Marguerite (sadece denizden ulaşım)

1902’den beri herkesi kendine hayran bırakan La Guérite, Cannes yakınlarında Sainte Marguerite adasında yer almaktadır. Serin sulara atlayıp Fransız Rivierası’nı uzaktan izleyebilirsiniz. Sadece denizden ulaşım olan bu plaj-restoranda klasik Akdeniz mutfağının en güzel örneklerini tadabilirisiniz. Ayrıca yemek sırasında yükselen parti sesleri kesinlikle unutulmaz bir gün yaşamanızı sağlayacak.

Club Dauphine, Cap Ferrat

Grand-Hôtel du Cap-Ferrat, A Four Seasons Hotel’in bünyesindeki Club Dauphine, 1930’lardan beri Fransız Rivearası’nın ikonikleşmiş plajlarından biridir. Dünya jet-setinin ve ünlülerin uğrak noktası olmuş ve olmaya devam etmektedir. Misafir listesi Winston Churchill’den Elizabeth Taylor’a kadar ulaşmaktadır. Şuanda da en popüler noktalardan biridir. Otelin en ünlü simgelerinden biri haline gelmiş, tuzlu suyla doldurulmuş infinity havuzuna girip şezlongunuzdan Akdeniz’in mavilerinin tadını çıkarabilirsiniz. İşletmecisi Johann Burgos ise kesinlikle “Club Spritz” sipariş etmenizi söylüyor.

Loulou Plage & Restaurant, St. Tropez

“Lüks bir bohemlik” mottosuyla 1950’lerin Saint Tropez ruhunu yaşamak istiyorsanız bu plaja kesinlikle uğramalısınız. Kendilerini “Riviera’nın kokusu” olarak tanımlarken, misafirlerini özgür ruhu, hayata olan hedonist yaklaşımı ile cezbediyor. Paris ve Val d’Isère’deki mekanlarıyla da her sezonun “it” mekanı olmayı başarıyorlar. Renkli dekorasyonu sizi Capri’ye ışınlarken menüsüyle de İspanya’dan alıp İtalya’ya ve tabii ki Fransa sahillerine uçuracak.

Le Club 55, St. Tropez

Ve tabii ki Saint Tropez diyince efsanevi Le Club 55’e uğramazsak olmaz! Hala kurucuları tarafından işletilen bu plaj, yıllardır “it” mekan ünvanını taşıması, ünlülerin ilk tercihi olmasına rağmen oldukça mütevazı ve samimi bir işletme modeli sürdürüyor. Bütün bu lüksün içinde kendinizi bir arkadaşınızın evinizde gibi hissediyorsunuz. Otantik, Fransız Riviera’sı tarzında dekore edilmiş bu mekanda oldukça basit, ve yine otantik yemekleri, organik, ev yapımı şarapları tadabilirsiniz. Öğle yemeği saatinde ise yan masanızda Elton John ve ya Bono’yu görürseniz şaşırmayın.

Nerede yenir, içilir?

La Petite Maison, Nice

Nicole Rubi tarafından açılan İstanbul’da tanıdığımız La Petite Maison, gerçek bir Güney Fransa deneyimi için bir vazgeçilmez. Açıldığından beri ünlülerin, sanatçıların ve hatta politikacıların uğrak noktasına halinde. Bölgenin malzemeleriyle, bölgenin mutfağını tatmak için menüdeki tabakları denemenizi tavsiye ederim. Yemeğin sonunda mekanın işletmecisinin bahçesinden topladığı limonlarla yapılmış limoncelloyu unutamayacaksın.

La Palm d’Or, Cannes

Lokal şef Christian Sinicropi’nin yönetimindeki La Palme d’Or ikonik Martinez Hotel’in içinde yer alıyor. Otelin terasındaki masanızdan Akdenizin mavilerini izlerken şefin misafirler için hazırladığı deneyimin tadını çıkarabilirsiniz. Yaşam ve değişim üzerine tasarlanan menü, yemeğin ağızınızda üç farklı katmanda hissedilmesini hedefliyor; dokuyu hissetmek, değişimine tanık olmak ve tadın ağızdaki yayılışı.

Bâoli, Cannes

Palmiyelerin altındaki geniş bahçesinde hizmet veren Bâoli, Asya ve Akdeniz mutfağından seçkileri müşterilerine sunuyor. Festival döneminde de her sene ünlülerin ve sektörün önde gelenlerin gecenin tadını çıkarmak için ilk adresleri Bâoli oluyor. Yemekten sonra da geceye içeride dünyaca ünlü djlerin performanslarıyla devam edebilirsiniz.

Bagatelle, St. Tropez

Londra’dan St. Barths’a bir çok farklı yerde de bulunan Bagatelle’den, yemek ve eğlenceyi birleştmek deyince daha iyi bir örnek olamaz. Mottoları ise “Hayattan Fransızlar gibi zevk almak”. Bunu da güzel yemek yiyip güzel şarap içerken enerjiyi ve müziği yükselterek yapıyorlar. Güney Fransa’nın eğlence anlayışını New York’a taşımak için açılan restoran tabii ki de ana topraklarında da popülerliğini sürdürüyor. Menüdeki yemekler de tıpkı eğlence gibi paylaşmak üzerine tasarlanmış.

VIP Room, St. Tropez

Gösterişli ve ünlü bu gece kulübü gelenlere unutamayacakları bir eğlenceyi vaad ediyor. Saint Tropez’ye gitmiş herkezden duyacağınız VIP Room’un müdavimlerinden biri de Naomi Campbell. Öncesinde içerisinde bulunan Le GIOIA’da sakin Italyan müziği eşliğinde Akdeniz mutfağının tadını çıkarabilirsiniz. Ardından bu ünlü kulübün yüksek enerjisine katılın. Menüdeki kokteyller de geceniz gibi özel ve unutulmaz olmak için tasarlanmış.

Elsa, Monte Carlo

Monte Carlo Beach Hotel’in içinde yer alan Elsa, Ecocert sertifikalı 100% organik ilk Michelin kazanan restorandır. Lokal olarak tedarik edilen mevsimsel malzemelerle hazırlanan menüsüyle şef Mélanie Serre bir gastronomi şölen deneyimlemenizi sağlıyor. Temiz beslenmenin değerinin her gün daha da anlaşılması ile bu restoran daha da popülerleşmeye devam ediyor.

Jimmyz, Monte Carlo

1970’den beri ünlüler gecidi haline gelen bu ünlü gece kulübünde dünyanın en ünlü DJ’lerine dans etme şansınız var. Jimmyz, aynı zamanda Grand Prix partilerine de ev sahipliği yapıyor. Yarıştan sonra pilotlar, streslerini dans pistinde atıyor. Kulube vardığınızda moda, spor ve film sektörünün önemli isimlerine rastlamanız çok olası.

Yakınlarda Görülecek Yerler

Villefranche sur Mer

Fransız Rivierası’nın renkli sahil kasabası Villefranche sur Mer, Monaco’dan sadece 15 dakika uzaklaşıp sakince kafa dinlemek ve masmavi Akdeniz sularına kendinizi bırakmak için gitmeniz gereken yer. Sahil şeridi boyunca uzanan renkli evlerleri ve tepelere doğru uzanan dar sokaklarıyla kendinizi bir film setinde gibi hissedeceksiniz. Kameranızı hazırlamayı unutmayın.

Saint-Jean-Cap-Ferrat

Fransız Riviera’sının incilerinden biri olarak adlandırılan Saint-Jean-Cap-Ferrat, bir balıkçı kasabsıyken “Belle Epoque’tan” beri dinginliği ve ferahlatıcı sularıyla Avrupa jet-setinin gözde destinasyonlarından biri. Marinası ve marina etrafındaki taptaze deniz ürünleri sunan restoranlarıyla her yıl binlerce turiste Fransız Rivierası’nın hareketli hayatından kaçma fırsatı tanıyor. Ayrıca dünyaca ünlü Paloma Beach’e de ev sahipliği yapmakta.

Juan Les Pins

Her yıl dünyanın her yerinden insanların akın ettiği Jazz festivalinden tanıdığımız, Antibes’e bağlı sahil kasabası Juan Les Pins, kalabalık ve hareketli sokakları, cadde kenarlarındaki kafeleri ile Fransız Rivierası’ndaki diğer destinasyonlardan daha farklı bir hava solumanızı sağlıyor. Tarih boyunca bir çok ünlüye ev sahipliği ve ilham kaynağı olan Juan Les Pins’de F. Scott Fitzgerald da yaşamıştır. Sokaklarda yürürken kendinizi yazarın Tender is the Night kitabında hayal edebilirsiniz. suanda otele çevrilmiş evi Hotel Belles Rives de görülmesi gereken yerler arasında.