preloader

Sanatçı Sohbetleri: Fırat Neziroğlu

18.09.2022
Sanatçı Sohbetleri: Fırat Neziroğlu

Yazı Boyutu:

aaa

Nakış ile sanatı buluşturan sanatçı Fırat Neziroğlu ile farklı disiplinlerin sanatla olan birlikteliklerini ve dokumanın sanata nasıl dahil olduğuna dair keyifli bir röportaj gerçekleştirdik.

Bodrum Zai’deki kişisel sergisinin ardından Contemporary İstanbul Fuarı’nda da nakış ile sanatı buluşturan değerli sanatçımız Fırat Neziroğlu ile farklı disiplinlerin sanatla olan birlikteliklerini ve dokumanın sanata nasıl dahil olduğunu konuştuk.

Son serginiz bu sefer farklı bir şehirdeydi. Bodrum’da sanatseverlerin ilgisi nasıldı?

Sanatçı Sohbetleri: Fırat Neziroğlu

Bodrum’u çok sevdim. Özellikle Zai Yaşam eserlerimle bağ kuran bir mekân oldu. Gözlerimi kapatıp içimdeki denize döndüğüm yeni dönemimin ilk kişisel sergisi yine denizle eş bir şehirde olunca izleyiciler, mekan ve eserler arasında daha da sıkı bir bağ kuruldu.

Genellikle sergi temalarınıza uygun olarak ip türlerine göre yaptığınız dokumalar da farklılık gösteriyor. Son serginizde de mekân ve tema kullanmış olduğunuz malzemeyi etkiledi mi?

Sanatçı Sohbetleri: Fırat Neziroğlu

Bu sorunuz beni çok mutlu etti çünkü her iş / eser sonunda bir çöp. Bunu duygusal bağlamda söylemiyorum ancak her üretim doğaya bir müdahale. Bizler de bu müdahale tarzımıza çok dikkat etmeliyiz. Ben genelde fabrikaların artan ipliklerini kullanıyorum. Ama bu sergide hali hazırda denizden söz ediyorken denizleri ne kadar kirlettiğimizi de unutmamak gerekir. Ben de bu sergimde kullandığım tüm malzemeleri geri dönüşüm iplikler kullanarak dokudum. Türkiye’nin tekstil atıkları ve fazlalıkları Uşak’ta toplanıyor. Uşak’ta elyaf haline getirilen bu tekstilleri yeniden iplik haline getiriyoruz. Ben de dokumalarımda bu iplikleri kullandım.

‘İçimizdeki Deniz’ isimli serginiz duyularımıza hitap etti. Burada görmenin yanı sıra dokunma, koku ve de performans ile duymayı da işin içine soktunuz. Duyuların işin içine girmesi sanat izleyicilerini nasıl etkiledi?

Sanatçı Sohbetleri: Fırat Neziroğlu

Sanal dünya bizi öylesine bir büyüyle etkiliyor ki artık gerçek yaşamı çok da çekici bulmayan hatrı sayılır kitleler var. Ben en eski saatlerden birini uygulayan bir sanatçı olarak yaşamın kedisini neredeyse hiç tasarlamadan gördüğüm şekilde yansıtıyorum. Dokunmayı, hareketi, devinim ve dönüşümü KOKU ile destekliyorum. Artık dokumalarımın birer kokusu var. Bodrumdaki sergim için suyun içine daldım ve dans ettim. Suyun içindeki hareketim ve hareket sırasında ve sonrasında suyun eşliği işe yeni formlar keşfettim. Bunu da bir video performans ile sergiledim. Ayrıca sergi alanını kaplayan bir de deniz kokusu tasarladık Cabir Çobanoğlu ile. Koku müzik gibi. Belki de bu benzerlik yüzünden ikisi de notaları kullanıyor.

Dokunamıyoruz hissediyoruz, hatırlıyoruz. İzleyicilerle kurduğum bağ çok daha derinleşiyor bu yüzden.

Bir tek tat duyusu yoktu. Gelecek projelerinizde tat duyusu da acaba sergilerinizde yer alır mı? Ne dersiniz?

Sanatçı Sohbetleri: Fırat Neziroğlu

Çok değerli Şef Mehmet Yalçınkaya ile iş birliklerimiz ve eğitimlerimiz oluyor. Kendisi çok kıymetli bilgiler veriyor. Birlikte food styling konusunda yan yana duruyoruz. Mutlaka gelecekte verilecek ve eserlerime katkı sağlayacak. Ama ben de henüz neler olacak kestiremiyorum.

Geleneksel dokuma kültürümüze bambaşka bir pencere açtınız. Sanat ve zanaatı mükemmel bir şekilde buluşturdunuz. Tüm bunlar aslında Türk kültür ve sanatı açısından çok kıymetli. Bir rol model olarak başka sizin gibi örnekleri çıktı mı, çıkıyor mu ya da çıkacak mı? Ne düşünüyorsunuz? Ya da bu konuda başka neler yapılmalıdır?

Sanatçı Sohbetleri: Fırat Neziroğlu

Dokuma ve tekstilin galerilerde çağdaş sanat içinde hangi şekilde sergileneceği bilinmiyordu ve Fiber Art (Lif Sanatı) başlığıyla sergiler açılıyordu. “Lif Sanatı” terimini Türk eğitim literatürüne hediye eden rahmetli hocam Suhandan Özay’ı anmadan olmaz. Bir de çok kıymetli Belkıs Balpınar. Bu iki kocaman dev izinde yürüyorum yıllardır. Başladığım zamanlarda eserlerimi çerçeveye aldığımda “Resim mi – değil, heykel mi – değil, bu nedir, nasıl sergileyeceğiz” diyen galeriler artık tekstili resim ya da heykel gibi okunabilen birer medyum olarak kabul ediyorlar.

Artık tekstil tekniği ile çok güzel işler yapan sanatçılar var. Dokuma biraz daha özel kalıyor. Üniversitede okuyan öğrenciler tekniğimi uyguluyorlar. Hakkımda Kanada’da ve Türkiye’de yazılan toplam 3 yüksek lisans tezi var. Yani akademik olarak literatürde olan bu tekniği uygulayan öğrencilere hep aynı şeyi söylüyorum.

Öğretmenlerim bana kendileri gibi dokumayı öğretmediler. En çok bu yüzden ben de Suhandan Özay ve Belkıs Balpınar gibi kendi sanat dilimle tanınıyorum. Ben de tekniğimi uygulayan tüm öğrencilerime bu tekniği ve Anadolu dokuma tekniklerini kendi dillerini bulmak yolunda birer adım olarak görmelerini öneriyorum.