preloader

Çocuğunuza Nasıl Bir "Metaverse" Bırakmak İstersiniz?

28.12.2022
Çocuğunuza Nasıl Bir "Metaverse" Bırakmak İstersiniz?

Yazı Boyutu:

aaa

Uzman Klinik Psikolog ve Aile Danışmanı Şeniz Pamuk, metaverse evreninde içinde olduğumuz dünyanın çocuklara etkisini ve ebeveynlere düşen sorumlulukları anlattı.

Çocuğunuza Nasıl Bir
Şeniz Pamuk

Metaverse kavramı, hayatımıza M. Zuckerberg’in 2021 yılında yaptığı o unutulmaz duyuruyla girmiş oldu. Oysa metaverse kavramını ilk olarak Neal Stephenson,1992 yılında yazdığı “Snow Crash” adlı romanında kullanmıştı. Aradan geçen neredeyse 30 yıldan sonra bu kavrama yeni bir tanım getiren Zuckerberg’e göre metaverse öyle bir sanal dünya olacaktı ki bildiğimiz anlamda iş, oyun, alışveriş ve kısacası bildiğimiz haliyle hayat bambaşka hallere dönüşecekti.

Sözlüklere baktığımızda “verse” kelimesi, dize ya da ayet anlamına gelmektedir. “Uni-verse”, “Multi-verse”, “Meta-verse” gibi sözcüklere baktığımız zaman ise “verse” sözcüğünü bir “evren” ya da “alem” olarak düşünebiliriz: Dizilimler, uyum, olasılıklar ve sonsuzluk.

Evren, hatta çoklu evren zihnimizin bir yerlerine oturmuş olsa da “evrenüstü” kavramını anlamakta hepimiz oldukça zorlandık. Birçok uzman bize farklı farklı tanımlar sundu. Metaverse bizlere öncelikle sanal gerçekliği ve video oyunlarını çağrıştırdı. Belki de metaverse anlayışı, bu konu üzerine düşündükçe ve konuştukça gelişiyor ve ne olduğu netlik kazanıyor. Metaverse’ün bir “post-human society/insan sonrası toplum” yaratabileceğinden bahsediliyor.

Çocuğunuza Nasıl Bir

Narula, Virtual Society/Sanal Toplum kitabında ilk metaverse’ün Göbeklitepe’de ortaya çıktığından bahseder. Neredeyse 12.000 yıl önce, bugünkü Türkiye’nin güneydoğusunda yaşayan insanlar T şeklinde, üzerinde hayvan ve başı olmayan insanlar bulunan dikili taşlar yapmışlardı. Bu dikilitaşların günlük, dünyevi hayata katkısı muhtemelen yoktu. Şu anki genel kanı, bu taşların ruhani ya da daha farklı bir gerçekliğin temsilleri olduğudur. Bu noktada, altı çizilmesi gereken nokta, o sırada orada yaşamakta olan avcı-toplayıcı toplulukların kolektif hayal güçleri ile oluşturdukları bu megalitlerin, onlar açısından en az içinde yaşadıkları fiziksel dünya kadar gerçek olduğudur.

İnsanın var olduğundan bu yana, fiziksel gerçekliğine paralel farklı gerçeklikler de inşa ettiğini biliriz, hatta bilmekle kalmaz doğrudan bu gerçeklikleri paylaşırız, yaşarız. Varoluş mitleri, öte dünyalar, doğaüstü güçler, öldükten sonra gidilecek alemler, ayinler, törenler… Din olgusunun da bir anlamda oluşturulmuş bir gerçeklik olduğundan bahsetmek mümkün. İnsan, her zaman ötelerde, duyularının algılayamayacağı mesafelerde daha iyi ya da kötü, daha adil, daha çok ödüllendiren ya da cezalandıran veya daha ideal dünyalar olduğuna inanmış. Bu, deyim yerindeyse, “alemler”, insanın bu dünyadaki varlığına anlam vermiş ve yine bu fiziksel dünya ile nasıl bir etkileşim içinde olduğunu da belirlemiş. Tanrıları kızdırmamak, onlara adaklar adamak, öbür dünyada iyi bir yeri hak etmek her zaman önemli olmuş. Narula, insanın her dönemde “dünyalar yaratan” bir varlık olduğunu belirtiyor ve bu gerçekliklere “protoverse” demeyi öneriyor, ilk “paralel evrenler”.

Çocuğunuza Nasıl Bir

Bu şekilde metaverse’e uzanan yolun bir anda ortaya çıkmadığını anlıyoruz. Farklı evrenler, öte alemler her toplumda vardı ve insanların kolektif ihtiyaçları ve zihinleri ile ortaya çıktı. Bireysel olarak inanılan paralel alemler çok da makbul değil, hatta yadırganıyor bile. Rüyaları da bir tür farklı alem olarak düşünebiliriz. Ancak hem kimse sadece “rüya alemi”nde yaşamak istemez hem de bir kişinin rüya alemi diğerleri için ilginç olmayabilir. Ortak görülen rüyalar, ortak kurulan imgeler ise paylaşılabildiği, üzerine düşünülebildiği, dönüştürülebildiği için çok daha gerçek ve değerli onu paylaşan insanlar açısından.

İçinde olduğumuz dünyanın dışında dünyalar yaratma motivasyonu nasıl açıklanabilir? Bu konuyu açıklamada bilimsel araştırmalardan çok gözlemler, deneyim paylaşımları ve hipotezler ön planda:

  • Fiziksel olarak içinde bulunduğumuz dünyanın bazı temel kuralları ve sınırlılıkları var. Belirli bir yaşam süresi, fiziksel varlığımızı sürdürmek için su, yemek gibi gereksinimler, bu gereksinimlere ulaşmak için para gibi araçlara ulaşmak, yer çekimi ve daha birçok şey. Bu kısıtlılıkların insanın narsisistik yanına iyi gelmediğini biliyoruz. İnsanlar, hâkim olmayı ve yönetmeyi çok daha güvenli ve tatmin edici buluyor. Kuzuloğlu’na göre çoğu insan sadece kendine ait, kendini en mutlu olasılıkların ortaya çıkacağı, sadece mutluluk gibi olumlu duyguların yaşanacağı bir alan oluşturma istağinde.
  • Günlük yaşamın büyük bir bölümü “gereklilikler”den oluşuyor ve bu gereklilikler çoğunlukla hiç eğlenceli olmayan, sıkıcı faaliyetler olarak düşünülüyor. Ancak insanın kendini iyi hissetmeye çok ihtiyacı var. Çoğu insanın kendini alıp götüren, ona zamanı unutturan bir uğraşı olmadığı için, işten ve okuldan arta kalan zamanlarda can sıkıntısı da çok büyük bir soruna dönüşebiliyor. İnsanlar biraraya geldiklerinde sadece iş ya da okulla ilgili deneyimlerini paylaşmak istemiyorlar. Bu nedenle hep birlikte keyif alınacak alanların yaratılması da bir gereklilik haline dönüşüyor. Özellikle çevrimiçi oyunlar, kişileri ekran başında duran pasif bireylerden, bir etki yaratan aktif bireylere dönüştürüyor. Birçok katılımcının dahil olduğu oyunlar bir yandan ciddi bir bilişsel yeterlilik gerektirirken bir yandan da kişinin bir konuda kendini “usta” hissetmesini sağlıyor. Bir düzeye ulaşmak diğer düzeye ulaşma isteğini doğuruyor.
  • Öte yandan insan hiçbir zaman elindekiyle yetinmeyen, hep bildiğinin ötesini de keşfetmek ve gizem perdelerini kaldırmak isteyen, fiziksel ve zihinsel gücünün sınırlarını zorlamaktan usanmayan bir varlık; “Daha başka ne olabilir? Ne yapılabilir?” en temel sorulardan bir tanesi.
  • Aynı anda birkaç gerçekliğin içinde yer almak, insanı birçok açıdan doyuran bir durum olarak anlatılıyor. Buralarda seçimler yapabilmek, kendi zamanını istediği gibi yönetmek, haz vermeyen durumdan hemen kaçabilmek oldukça kolay.
  • Narula, içinde bulunduğumuz toplum düzeninin kişinin verimini artırmayı hedeflediğini, ancak tatminini artırmayı umursamadığını vurguluyor.
  • İçinde yer aldığımız yaşam düzeninin insanları duygularını doya doya yaşamaktan uzak tuttuğunu da söylemek mümkün. Bilgisayarın gençleri sosyallikten uzak tuttuğu iddialarına karşın, gençlerle yapılan söyleşiler bize tam tersini gösteriyor (Eryürek, 2019): Gençler bilgisayar üzerinden oluşturdukları sosyal ağlarda kendilerinin çok daha fazla ortak yönleri olduğunu, çok daha fazla kabul gördüklerini ve anlaşıldıklarını belirtiyorlar. Heyecan, dayanışma, rekabet, keyifli anların içinde kaybolmak, mutluluk, tatmin gibi yaşantılara fazlasıyla yer veren bu ortamda, tüm bu duygular çok daha adil bir çerçeve içinde yaşanıyor. Kurallar ve sınırlar belli. Ödül ise o anda duyulan haz ve aidiyet duygusu. Oysa dış dünyada duyguları bu kadar içten yaşamaya olanak yok. Yargılanmak, eleştirilmek, dışlanmak korkutucu.
  • Şu anda “sanal alem” dendiğinde akla ilk gelen bilgisayar oyunları oluyor. Oyuncular, sonsuz olasılıklar sunan bu dünyalara ait olmaktan, bu dünyalar içinde başka oyuncularla etkileşim içinde olmaktan büyük bir haz duyuyorlar. Tüm kullanıcıların ağız birliğiyle vurguladıkları duygu “tatmin”. İçinde yaşadığımız dünyada neler eksik ki, giderek artan sayıda kişi sanal dünyalara yöneliyor ve oradan geri gelmek istemiyor? Şu anda bilgisayar oyunlarının aktif kullanıcı sayısı milyarlarla ifade ediliyor. Turnuvalar düzenleniyor, oyuncular birbirlerinin oyun oynayışlarını seyrediyor. Bu alanın yarattığı çok ciddi boyutlarda bir ekonomi de söz konusu.

21. yüzyılda da insanlar yeni dünyalar inşa edecekler. Ancak bu kez teknolojinin getirdiği olanaklarla bu dünyalar çok daha çeşitli ve çok daha boyutlu olacak. Fiziksel dünya ve metaverse arasındaki etkileşim ise giderek daha karmaşık bir hale gelecek. Belki bir süre sonra hangi dünyanın gerçek hangi dünyanın sanal olduğunun tanımları bile karışacak. Sanal diye tanımlanan dünyaların içinde giderek daha fazla duyu organımızla yer alacağız ve yaşananları oldukça gerçekçi bir şekilde deneyimleyeceğiz. Metaverse’ün bir diğer önemli özelliği de herkes tarafından rahatlıkla ulaşılabilir olması olacak. Narula, metaverse’ün kolektif bir şekilde oluşturulmasının onun nasıl bir yer olacağı konusunu şimdiden düşünmek için bir fırsat da olduğunu söylüyor. Metaverse’ün içinde yer alacak kişiler açısından bir anlam arayışına da yanıt vermesi önemli: Burası iyi bir yer de olabilir kötü bir yer de. Tek bir metaverse değil birçok metaverse de yaratılabilir.

Metaverse ve Çocuk

Çocuğunuza Nasıl Bir

Metaverse, yetişkinler için anlaşılması, idrak edilmesi gereken bir kavram iken çocuklar ve gençler için günlük hayatlarının bir parçası olacak gibi gözüküyor. Bu dünyanın onların hayatlarında oyunlar, virtual reality/sanal gerçeklik üzerinden var olduğundan bahsetmiştik. Bunların dışında, metaverse’ün onların eğitim hayatlarının içinde de giderek daha yoğun bir biçimde yer alacağını görmekteyiz (Hirsh-Pasek ve ark., 2022). Bir çocuğun bir bilgiyi edinmesi ve onu içselleştirmesi için hangi koşulların gerektiği bellidir: Çocuklar birbirleriyle iş birliği yaptıklarında, ortak çalışmalar yürüttüklerinde ve bir konu hakkında fikir alışverişi yaptıklarında bilgileri kalıcı hale getirirler. Öğrenilecek konunun içeriği de çocuklar açısından büyük önem taşır; bir konunun ilgi çekici olması ve onlar için bir anlam ifade etmesi gerekir. Çocuklara sunulacak konuların ilgi çekici olmalarının yanında onların dikkat, hafıza, dil becerisi, muhakeme, karar verme, planlama gibi değişik zihinsel beceri alanlarının gelişimine de katkıda bulunmaları önemlidir. Çocuklar kendilerine sunulan bilgiyi sorgulayabilmeli, o konuyla ilgili olarak yaratıcılıklarını ortaya koyabilmelidir. Bunların sunulduğu bir eğitim ortamı çocukların kendilerine güvenlerinin artmasına da katkıda bulunacaktır.

Çocuğunuza Nasıl Bir

Bir sınıfın içinde birdenbire MÖ 10.000 yılından günümüze kadar tarihin temel taşlarını oluşturan olayların sırayla şekillendiğini hayal edelim. Bu tarihi olayların aktörleri VR gözlükleri ya da hologramlar sayesinde sanki öğrencilerin yanındalar ve öğrenciler bu tarih-yazıcı aktörlerle etkileşim içinde olabiliyorlar. Çocukların tarihin oluşumunda belli noktaları değiştirme ve doğacak sonuçları gözlemleme olanakları var. Belki bu aktörlere sorular da sorabiliyorlar. Daha sonra tüm yaşananlarla ilgili olarak aralarında tartışıyorlar, fikir yürütüyorlar, tarihi olayları sorguluyorlar, olayların ortaya çıkış koşullarını yeniden değerlendiriyorlar. Böyle bir öğrenme ortamı, bilgilerin zihne yazılmasını hiç olmadığı kadar kalıcı hale getirecek, çocukların karşılaştıkları çok farklı olaylara yaklaşımlarını değiştirecektir.

Metaverse, özenle tasarlanmış olması koşuluyla şüphesiz ki çocuklar açısında yepyeni eğitim ve sosyal etkileşim olanakları yaratacaktır (Deer, 2022). Öte yandan, şu anda sanal dünyanın barındırdığı bazı tehlikelerin daha da büyümesi olasılığını da göz ardı etmemek gerekir: Sanal zorbalık, metaverse bağımlılığı, özel hayatın ihlali ve her çocuğun eşit koşullara sahip olmaması ve dolayısıyla bu olanaklardan eşit şekilde yararlanamaması gibi.

Çocuğunuza Nasıl Bir

Metaverse, teknolojinin gelişimiyle birlikte hızlıca hayatımıza giren bir konu. Uzmanların da anne-babaların da bu duruma hazırlıksız yakalandığını söylemek mümkün. Ancak, yetişkinlerin çocuklardan bir adım önde olmaları ve onları doğru yönlendirmeleri de gerekli. O zaman yetişkinler olarak nelere dikkat etmek gerekir?

  • Anne-babaların, çocuklarının içinde yer aldıkları sanal ortamın ayrıntıları hakkında bilgi sahibi olmaları çok önemli. “Çocuğum bilgisayar başından kalkmıyor” artık eskiye dair bir söylem olmalı. Ekran başında yapılabilecek o kadar çok şey var ki. Çocuğun sadece “oyun oynadığını” düşünmemek gerekiyor. Anne-babanın gerektiğinde filtreler kullanmaları, süre kısıtlamaları getirmesi ya da çocuğun yaptıklarına katılması/ eşlik etmesi çocuğun olası tehlikelerden korunmasını sağlayacaktır.
  • Sanal ortam çocuğun yaşamının tümü değil, sadece bir parçası olmalı. Açık hava etkinlikleri, arkadaşlarla buluşma, aileyle geçirilecek zaman, tüm duyuların kullanılacağı etkinlikler, okumak ve hayal etmek çocuğun gelişiminde paha biçilemez bir yere sahiptir.

Konuya karşıdan bakınca, insanın kolektif ve bireysel bilincini yansıtabileceği ve bu bilinçlerle yeniden şekillendirebileceği bir alan gibi gözüküyor metaverse. İçinde yaşadığımız dünya, güç ve paylaşım kavgaları, rekabet, dışlama, yarın yokmuşçasına tüketme, insanın kendisini diğer tüm varlıkların üstünde görmesi gibi sayısız nedenle tehdit altında. İnsan kendini ne kadar değiştirir bilinmez, ancak sonsuz seçenekli sanal ortam bizlere bozuldukça yeniden yapılabilen bir ortam sunacak gibi görünüyor. Bir metaverse’ü beğenmezsek diğerine de gidebiliriz. Bu dünyada yaşananlar bize metaverse’te ders olacak mı? Orada birbirimize daha farklı bir şekilde davranabilecek miyiz? FRPG oyunlarında olduğu gibi bir oyun kurucu/hakeme hep ihtiyaç duyacak mıyız? Metaverse özümüzü ne kadar dönüştürebilecek?

Çocuğunuza Nasıl Bir

Narula’nın metaverse tanımını özetleyerek sonlandıralım bu yazıyı: “Metaverse, ‘ana’ gerçeklikle birlikle birçok gerçekliğin yer aldığı bir gerçekliktir ve bu gerçekliklere o topluluğun içinde yer alan herkesin yüklediği bir anlam vardır. Bu gerçekliklerdeki olaylar, nesneler ve kimlikler yaratılır ve zaman içinde değiştirilebilir. Metaverse, içinde yer alan kişiler açısından onlara anlamlı gelen ve onları tatmin eden yaşamlar sunar. Bu değerler, bir aidiyet yaratacakları gibi, zaman içinde kültürün bir parçasına ve ticari araçlara da dönüşeceklerdir. Metaverse’ün ille de teknolojiden yararlanması gerekmez, ancak teknoloji çok daha güçlü hissedilen etkiler yaratır.”

Sizin metaverse’ünüz nasıl bir yer olurdu? Çocuğunuz için nasıl bir metaverse hayal ederdiniz?