• Arama

Bir Yatırım Aracı Olarak 2. El Mücevher ve Saat

İkinci el saat ve mücevherler, bir süredir stil sahibi olmanın bir işareti olarak görülüyor. Giderek artan değerleri ile dikkat çeken ikinci el saat ve mücevher sektörlerini inceledik.

Yaşlılar, “eskiye rağbet olsa bit pazarına nur yağardı” derler; Pandemi ile birlikte modadan otomobile her sektörün ikinci el satışlarında inanılmaz bir hareketlenme var. Konu saat ve mücevher ise, bu çok uzun yıllardır süren bir durum ve geçici bir trend değil; bir bakış açısı, koleksiyonerlik ve sofistikasyon göstergesi. Çok uzun zamandır vintage mücevherlere büyükannenizin mücevheri gibi bakılmıyor; aksine tarz sahibi olmanın işareti olarak görülüyor. Vintage mücevherlerin son on yılda %54 oranında değerlendiğini gösteren Art Market Research verileri de bu görüşü destekliyor. Suzanne Belperron, Coco Chanel, Hemmerle, Georges Braque, Daniel Brush ve Andrew Grima gibi ünlü tasarımcıların eserlerine olan ilgi ise, koleksiyonerlerin çağdaş sanat eseri toplama alışkanlıklarını andırıyor.

Bunun yanı sıra, Belle Epoque/Art Deco gibi belirli dönemlerin izlerini taşıyan mücevherler de dünyanın dört bir yanındaki alıcıların dikkatini çekiyor. Cartier, Van Cleef&Arpels, Bulgari, Vendura, Boivin, Tiffany gibi tasarımcılar tarafından yapılan mücevher parçaları son birkaç yıldır açık artırmalarda rekor fiyatlara alıcı bulurken; şov kriz anlarında bile devam ediyor. Bunun son örneği ise geçtiğimiz ay Sotheby’s tarafından düzenlenen online müzayedede satılan Cartier Tutti Frutti bilezik oldu. 1.3 milyon dolara alıcı bulan bilezik, mücevher sektörünün ikinci el değerini kanıtladı. Saat dünyasına baktığımızda ise geçtiğimiz sene yüksek saatçiliğin en önemli müzayedelerinden olan Only Watch’da 31 milyon dolara satılarak “Dünyanın En Pahalı Saati” ünvanını alan Patek Philippe Grandmaster Chime’ı görüyoruz. Tüm bunlar, mücevher ve saat sektörlerinin sahip oldukları yatırım değerinin bir göstergesi. Peki, bu değerin arkasında hangi unsurlar yatıyor?

Rekor kıran fiyatlarıyla çok konuşulan mücevher ve saatlerin ortak özelliklerinden ilki, sınırlı sayıda üretilmiş olmaları. Hem doğanın hem de ekonominin bir kanunu olarak, talep arzdan daha fazla olduğu zaman var olan ürünlerin fiyatı yukarı çıkıyor. Mücevher ve saat sektörlerinde ise bu durum eşi benzeri olmayan bir seviyede yaşanıyor. Bahsedilen fiyatları ekonomik olarak karşılayabilecek kesimin zaten çok küçük olduğu doğru fakat üretim sayısı o kadar az ki; bu kesim içerisinde bile upuzun bekleme listeleri oluşuyor. Örneğin; Rolex’in ikonik saatlerinden Daytona yıllar sonra tekrar satışa sunulduğunda 6 yıllık bir bekleme listesi oluştu. Üretimin bu kadar sınırlı, fiyatların ise bu kadar yüksek olmasının ise birkaç sebebi var.

Hem mücevher hem de saat için geçerli olan faktörlerin başında yapım aşamasının uzun sürmesi geliyor. Bu durum ise parçaların birleştirilmesinin ötesine geçip zanaatkarların eğitimlerine harcanan süreyi ve özellikle saatler için AR-GE sürecini de kapsıyor. Saatlerin değerini artıran faktörlerden bir diğeri ise sahip oldukları komplikasyonlar ile alakalı. Bir saatin zamanı gösterme işlevi dışındaki tüm özelliklerine komplikasyon adı veriliyor ve bunların arasında takvim özelliği, kronograf ve ay evresi gösterme gibi fonksiyonlar yer alıyor. Bu özelliklerin herhangi birinin öncüsü olan saatlerin değerleri de çok artıyor.  Bu durumun örnekleri arasında takvim komplikasyonuna ilk kez yer verenlerden Patek Philippe ve arkasından da Breguet sayılabilir. Bunun yanı sıra, tıpkı klasik arabalarda olduğu gibi, orjinal parçaların korunması ve tamir görmemiş olmaması da hem saatlerin hem de mücevherlerin değerini artırıyor.

Konu mücevher olduğunda ise doğal olarak taşlar, değeri belirleyen en önemli kriter ancak bunun yanı sıra marka ve tasarımcının adı çok önemli. Öte yandan Art Deco, Belle Epoque gibi özel dönemlere ait özellikleri taşıyan mücevherler de çok tercih ediliyor. Özellikle vintage mücevherlerde, fiyatı etkileyen en önemli unsur daha önce hangi hanedana, aileye ait olduğu ve kimin taktığı. Bu bilgilerin belirlenmesinde ise mücevherlere kazınan ve “kimlik” görevini üstlenen eşsiz damgalar büyük rol oynuyorlar. Fransız, İngiliz, İran, Hindistan ve Avrupa mücevherlerinin aksine, Osmanlı mücevherlerinin en büyük şanssızlığı da bu damgaların eksikliği. Osmanlı hanedanlarının mücevher koleksiyonları çok değerli ve zengin olmalarına rağmen bu “kimlik” bilgilerini taşımadıkları için hak ettikleri değeri göremiyorlar.

Kapalı Çarşı’daki önemli antika satıcıları ellerindeki mücevherlerin saraydan çıkma olduklarını bildiklerini ama bunu kanıtlayamadıkları için değerinin belki de 50’de birine sattıklarını söylüyorlar. Bu damgaların önemi, konu mücevher olunca kullanılan taş kadar kimin yaptığı ve kimin için yapıldığının da büyük fark yaratacağını gösteriyor. Bunun sebebi ise bu damgaların bir mücevherin sahip olduğu itibarın, güvencenin, tarihin ve kültürel mirasın kanıtı olmaları. Böylece 19. yüzyıldan kalma bir kolye aldığınızda sadece bir kolye almıyor; tüm bunları satın alıyor ve bir anlamda tarihin bir parçası haline geliyorsunuz. 

İşte tam da bu sebepten ötürü, satın alınan mücevherin önceki sahibinin kimliği de büyük önem taşıyor. Mücevher denilince akla gelen ilk isimlerden olan Windsor Düşesi’ne ait parçalar, bir müzayedede açık artırmaya çıktıklarında her daim rekor kırıyorlar. 1987’de Sotheby’s tarafından düzenlenen bir açık artırmaya çıkan mücevherleri 50 milyon dolara satılarak rekor kırmıştı; günümüze yaklaştığımızda ise Düşes’e ait bir bileziğin 2010 yılında 4.5 milyon dolara alıcı bulduğunu görüyoruz. Söz konusu mücevherlerin Cartier gibi ikonik markalara ait olduğu gerçeği bir yana; bu mücevherlerin değerine değer katan asıl unsur onların hikayeleri. Çoğu, uğruna tahttan vazgeçen 8. Edward tarafından Düşes’e hediye edilen bu mücevherlerin yeni sahipleri sadece şahane bir Cartier broşa sahip olmuyor ve dillere destan bir aşk hikayesinin de parçası gibi hissediyorlar.

Bu insanlardan biri ise mücevher tutkusu ile tanınan Elizabeth Taylor. 1987’deki ünlü müzayedenin alıcılarından olan Taylor’ın kendi koleksiyonundan parçalar da sonraki yıllarda rekor satış fiyatlarıyla defalarca haber konusu oldu. 2011 yılında Christie’s tarafından düzenlenen müzayedede, Taylor’a ait koleksiyon 116 milyon dolara alıcı bulup o tarihe kadar satılan en pahalı kişisel koleksiyon oldu. Koleksiyonda yer alan parçalardan biri ise Elizabeth Taylor’ın büyük aşkı Richard Burton’ın ünlü aktristin 40. doğum günü için yaptırdığı “The Taj Mahal Diamond” kolyesiydi. Şah Cihan’a ait olduğuna inanılan bu kalp şeklindeki elmasın sahibi sadece Elizabeth Taylor ve Richard Burton’ın değil, Şah Cihan ve Mümtaz Mahal’in hikayesinin de bir parçası oldu.

Peki bu muhteşem parçalara ve belki daha da muhteşem olan hikayelerine ulaşmanın yolu nereden geçiyor? Konu antika mücevher olduğunda istikamet Londra. Daha spesifik olmak gerekirse, Old Bond ve New Bond Caddeleri... 18. yüzyıldan beri Londra’da lüksün kalbi olan Bond Street’i oluşturan bu caddeler, Tiffany&Co ve Cartier gibi mücevher evlerinin yanı sıra dünyanın en prestijli müzayede evlerinden Sotheby’s ile 1849’da kurulan Hancocks London ve kökleri 1880’e dayanan Bentley & Skinner gibi antika mücevhercilerine ev sahipliği yapıyor. Aradığınız saat ise, biraz daha güneye inip Cenevre’ye gitmeniz gerekiyor. Patek Philippe, Rolex ve Jaeger-LeCoultre gibi ikonik saat markalarının İsviçre orijinli olduğu düşünülürse bu durumun nedenini anlamak hiç de zor değil!

500 yıldan daha uzun bir saatçilik tarihi ile saatçiliğin başkenti olan Cenevre, az bulunan bir saatin peşinde koşanların çoğunun varış noktası oluyor. Roy & Sacha Davidoff S.A ise sahip olduğu nadir saatler ile, koleksiyonerleri çok mutlu edecek saatçilerin başında geliyor. İster mücevher ister saat olsun… İstenen parça bulunduktan sonra yapılması gereken, tıpkı sanat eserlerinde olduğu gibi bir eksper tarafından inceleme yaptırılması. Kullanılan değerli taşlardan yapım tarihine önceki sahibinden tamir edilip edilmediğine kadar pek çok bilgiyi ortaya çıkarabilecek olan eksperler, bir parçanın orjinal olup olmadığını söylemek ile kalmayacak ve gerçek değerini de ortaya çıkaracaklardır.

E-Bülten Üyeliği
X
SÖZLEŞME

Bu internet sitesine girilmesi veya mobil uygulamanın kullanılması sitenin ya da sitedeki bilgilerin ve diğer verilerin programların vs. kullanılması sebebiyle, sözleşmenin ihlali, haksız fiil, ya da başkaca sebeplere binaen, doğabilecek doğrudan ya da dolaylı hiçbir zararlardan ÖZGÜ İLETİŞİM PAZARLAMA DANIŞMANLIK TANITIM VE E-TİCARET HİZ. ('OGGUSTO') nun sorumluluğunun olmadığını, tarafımdan internet sitesinde E-Bültene üye olmak için veya başkaca bir sebeple verdiğim kişisel verileri, özellikle de isim, adres, telefon numarası, e-posta adresi, banka bilgisi, yaş ve cinsiyetle ilgili benzeri bilgileri kendi rızam ile paylaştığımı, ÖZGÜ İLETİŞİM PAZARLAMA DANIŞMANLIK TANITIM VE E-TİCARET HİZ. ('OGGUSTO') nun nin bu bilgileri kullanmasına muvafakat ettiğimi, bu bilgilerin 3.gerçek ve/veya tüzel kişilerin eline geçmesi ve bu şekilde olumsuz yönde kullanılması halinde ve/veya bu bilgilerin başkaca kişiler ile paylaşılması halinde ÖZGÜ İLETİŞİM PAZARLAMA DANIŞMANLIK TANITIM VE E-TİCARET HİZ. ('OGGUSTO') nun sorumluluğunun olmadığını gayri kabili rücu, kabul, beyan ve taahhüt ederim.