• Arama

Corona Virüsü Geleceği Nasıl Etkileyecek?

2020 yılı ile başlayan yeni on yıllık dilimde yaşadığımız Koronavirüsü salgınının, geleceğimizi nasıl etkileyeceğini Fütürist Ufuk Tarhan ile konuştuk.

Fütürist, Ekonomist, Yazar Ufuk Tarhan, ODTÜ Ekonomi Mezunudur. 1982-2005 arasında çoğunluğu teknoloji olmak üzere çeşitli sektörlerde üst düzey yöneticilik yapmıştır. 2006’da M-GEN Gelecek Planlama Merkezi’ni, 2011’de M-GEN Yazılım ve Dijital İletişim Hizmetleri Ltd.’yi kurmuştur. 2002 Yılı-Dünya Gazetesi-Bilişim Sektörünün En Başarılı İş Kadını Ödülünün sahibi olan Tarhan; 2009-2012 yıllarında Fütüristler Derneği Başkanlığı yapmıştır. 1 Mart Gelecek Günü’nün yaratıcısı ve küratörüdür. Halen Türkiye’nin ilk ve tek fütürist kadın konuşmacısıdır. Gelecekçi, sürdürülebilir iş modelleri, dijital iş stratejileri tasarlar, uygular ve İş Avatarlığı yapar.

İnsanlık corona virüsü sürecinden ne gibi dersler alıyor?

Her şeyden önce “İmkansız!, Kesinlikle olmaz!, Bundan başka yolu yok, bugüne kadar hiç olmadı, mümkün değil!, İlle de böyle, mutlaka şu zamanda! Ya da hiçbir zaman, asla!” gibi tanımlamaların, diretmelerin, dayatmaların ne kadar boş olduğunu anlıyoruz herhalde.

Korona öncesi evden çalışmayı fantezi olarak görürdük. İşe geç gelenleri fırçalar, hatta ihtar verirdik. İşsizleri ayıplar “bunca iş arasında bir işe alınmıyorsa vardır bir sebebi…” diye düşünürdük. Birkaç saat evde otursak ev üstümüze gelirdi. “Para kazanmak mecburiyetinde olmasak hiç çalışmayız valla, ofislerden-plazalardan nefret ediyoruz” diye yeminler ederdik. İş yerindeki masamızı, trafiğin karmaşasını, yüzünü şeytan görsün diyeceğimiz müdürlerimizi özleyeceğimizi rüyamızda görsek inanmazdık. “Kör öldü, badem gözlü oldu” deyişinin ön gösteriminde rol alacağımızı söyleseler, güler geçerdik. Yürüyüşe çıkarken bile maske takıp, günde elli sefer el yıkayacağımızı hayal dahi edemez, kafan güzel galiba derdik. En ufak içimiz sıkıldığında kendimizi sokaklara, eğlence yerlerine atmasak delireceğiz sanırdık.

Saçımızı boyatmasak, ille de kuaföre fön çektirmesek, elimize manikür, ayağımıza pedikür yaptırmasak bakımsızlıktan döküleceğimizi düşünürdük. Bir gün evde deli gibi tırnak makası arayacağımızı nerden bilebilirdik? Çocuklarımızla kaliteli zaman geçirmek için vaktimiz olsa dünyanın en iyi ebeveynleri olacağımızı söylerdik. Minicik evlatlarımızı bir takım sınavları kazanırlarsa adam olacak zannettiğimiz için daha hava ağarmadan, uyuya uyuya servislerle okula, kursa göndermeyi tartışmasız en yüce analık-babalık vazifesi sayardık. Çocuklarımızla hafta içi kahvaltı edebileceğimizi film senaryosu sanırdık. En sevdiklerimizle aynı şehirde, hatta aynı mahallede dahi görüşemeyeceğimizi, şöyle doya doya sarılamayacağımızı hiç mi hiç hayal edemezdik. Bugün lütuf gibi geleni, önceden fark dahi etmediğimizi, şuursuzca saçıp, savurduğumuzu bilemezdik.

Korona ile uzaklaşıyor, teknoloji ile yakınlaşıyoruz…

Teknolojiden, akıllı telefonlardan, uzaktan iletişimden tedirgin oluyorken, en büyük dostumuzun videokonferans sistemleri olacağını ise hiç ön göremezdik. Hayatta güvenmem, mutlaka ellemem, koklamam lazım dediğimiz alışverişi e-ticaretten başka bir şekilde yapamayacağımızı söyleseler “hadi ordan, teknoloji bağımlısı” derdik. “Mobil bankacılığı icat edenden Allah razı olsun, yoksa ne yapardık!” demelere doyamayacağımızı kim söylese inanmazdık.

Korona sonrasında, “yeni bir dünyada eski insanlar” olarak biraz da başta kendimiz olmak üzere her şeye yabancılaşmış hissedecek. Bunun gibi, iş ve sosyal hayatlarımızın her alanına dokunacak yüzlerce, binlerce “ama, fakat, lakin” le bezeli “yerim dar oynayamıyorum…” cümlesini kurarken, artık bir durup düşüneceğiz. Daha rasyonel, saygılı, yardımlaşmaya açık, fizylojik-psikolojik-ekolojik hijyene odaklı yaşama daha fazla değer vereceğiz. Vermeliyiz…

Bilim ve teknolojiyi daha fazla ciddiye alacağız. Hele biz kadınlar... Çünkü kadınların yükselişinin teknolojiye olan aşinalığımız ve onu kullanma becerimiz arttıkça hızlandığını göreceğiz. İki yüz yıldır ellenemeyen kutsal eğitim dünyasının reform geçirdiğine şahit olacağız. Olumlu gelecek tasarımları için daha fazla kişi çabalayacak. Virüs korkusu ile yaşadıklarımız bizleri belki fiziksel olarak uzaklaştıracak ancak teknoloji yardımı ile manevi olarak çok daha yakın ve aynı hissedeceğiz. Ortak insani değerlerimizi hatırlayıp, inşallah bundan böyle onlara sıkı sıkıya sarılacağız.

Virüs sonrası derin ekonomik, sosyolojik, psikolojik sorunlarla uğraşır, yeni bir dünya düzeninin, dijital medeniyetlerin temelleri atılırken bireysel, toplumsal ve ülkesel olarak önce içe dönecek, içe kapanacak, daha korumacı, milliyetçi, aileci, mahalleci, yerelci, yerlici olacağız.

Bu süreç önümüzdeki on yılı ve daha sonraki yılları nasıl etkileyecek?

Ben, COVID-19 dan çıkardığımız dersler ve yaptığımız testlerle, gelecek on yılı daha iyi değerlendireceğimize, daha iyi bir dünyanın temellerini atmaya başlayabileceğimize inanıyorum.

Önümüzdeki on yıla damgasını vuracak alanlar bilim ve teknoloji olacak. İnsanların ve gezegenin gerçek ihtiyaçları artık fark edilecek ve ciddiye alınacak. En ufağından en büyüğüne kadar, bütün kararlarda “bu ne kadar insani, adil, ekolojik, çevreye duyarlı, kapsayıcı, eşitlikçi vb.” sorgulamaları ön plana çıkacak.

Her türlü faaliyetimizde ekonomi, ekoloji, psikoloji, sosyoloji, teknoloji ve bilim birlikte hareket etmek zorunda kalacak. Aksine tercihlerin, kafamızın dikine gitmenin bedellerinin ne kadar ağır olabileceğini COVID-19 sürecinde zorla da olsa uygulamalı olarak prova ettik.

“Tüketmek için tüketmek yerini yaşamak için türetmeye” bırakacak. Yaşam felsefe, sosyoloji, psikoloji ışığında yeniden anlamlandırılacak. Yenidünya tasarımları bilimsel veriler odağa alınarak yapılacak. “Önce insan, her şey insanlık için, ötesi de tufan…” bencilliğini bırakacağız. Bırakmak zorundayız. 

Bir anlamda, “Dijital Rönesans Dönemi” başlayacak…

Dünya bugüne kadar birçok salgın atlattı. Bu sefer olay neden bu kadar büyüdü?

Hem çok daha kalabalığız ve kentlere yığılarak dip dibe, üst üste yaşıyoruz hem de ulaşım araçları ile aramızdaki ticari, eğlence, gezme, eğitim, kültür, spor, sağlık vb. amaçlı fiziki gidiş-geliş ve etkileşimimiz, değiş-tokuşumuz çok fazla. Kuşkusuz bunlar da bulaş ve yayılma riskini müthiş arttıran faktörler.

Bir de internetle tüm dünya birbirine bağlı. Herkesin her şeyden anında haberi oluyor ve dünyanın taa öbür ucunda olan hadiseleri bile içselleştiriyor “Ya burada da olursa, olabilir, eyvah!” hali yaşıyoruz, bilgi ve duyguları hızlı paylaşıyoruz. Ayrıca, “gerçekleşme olasılığı yüksek felaketler” önceden kestirilebildiği için, olay bu kadar büyüdü ve “önlem alma bilinci” virüsten daha hızlı dünyayı kapladı. Aslında bu iyi bir şey…

İnsanlık hala COVID-19 için aşı ve ilaç bulamasa da önlem alınmaması halinde salgının ne kadar hızlı yayılıp, hangi felaketlere yol açabileceğini hesap edebilecek kadar gelişmiş ve geçmişten ders almış durumda…

Sizce gelecekte bu olayı nasıl anlatacağız?

Sıkıntılarla tabii… En çok etkilenecek alan ekonomi ve iş dünyası olacak. Çalışanlar işsiz, gelirsiz kalırken, patronlar şirketlerini kaybedecekler. Ancak önceki kriz ve buhranlara nazaran daha kolay ve kısa bir zaman diliminde atlatacağımızı düşünüyorum Atatmak demeyelim de yeni düzeneklere daha kolay adaptasyon diyelim aslında. Çünkü artık daha fazla olanağımız, deneyimimiz, alınmış epey dersimiz var. Kendimizi suçlasak, aptalız desek de önceki dönemlere göre aslında çoğumuz çok daha akıllıyız.

Eskiye oranla bilim ve teknolojide çok çok daha ilerideyiz. Harekete geçme, kolektif hareket edebilme, hızlı üretebilme ve paylaşabilme kabiliyetlerimiz daha yüksek. Özellikle son 20-30 yılda yokluktan değil, daha çokluğu, bolluğu yönetememekten ve paylaşamamaktan dolayı sıkıntı çekiyorduk. Gelecekte bu arızalarımızın üstesinden geleceğimize inanıyorum.

Hemen kriz ertesi mucizevi bir dönüşüm ve nurlu ufuklar beklemiyorum, ancak 10 yıl içinde de bu anlattıklarımın, uzgördüklerimin büyük ölçüde gerçekleşeceğine inanıyorum, inanmak istiyorum. Yoksa halimiz harap diyorum…

Salgın, küresel krizin bir başlangıcı diyebilir miyiz?

Kriz demeyelim de uzun sürecek bir türbülans diyelim. Kriz bir anda yükselir, yönetilir, geçer. Oysa küresel, farklı bir devinim içine girdik. Buna da büyük bir dönüşümün başlangıcı diyelim.  Çünkü tüm yaşam ve iş yapış biçimlerimiz bir kez daha değişecek. Ve bu zaman alacak.

Neler olacak?

Dünyanın pek çok bölgesi daha Endüstri 4.0’ı dahi tam anlamı ile başlatamamışken, öncelikle gelişmiş olanlar, ardından tüm dünya Endüstri 5.0’a zıplayacak.

Hatırlamak için tekrar yazayım; Endüstri 4.0 Dijitalleşme. Süreçlerde birbirine bağlı cihazların, veri analizinin ve yapay zekanın kullanılması idi. Endüstri 5.0 ise Kişiselleştirme. İnsan-Makine işbirliği. İnsan zekâsının bilişsel yetenekler de kazandırılmış bilgisayarlarla uyum içinde çalışması. Kişiye özel, özgün üretim yapabilmeleri için makineleri eğitmek üzere, üstün becerilere sahip insanların endüstriyel üretime geri dönmesini ifade ediyor.

Korona sonrasındaki dönüşen dünyada 10 yıl içinde şunlara odaklanacağız:

5G’ye geçiş, kripto paralara alışma, blokchain ve tam dijitalleşme, yapay zeka-robot yaygınlaşması, tüm kurum ve kuruluşların bulut platformlara taşınması, siber güvenlik, otonom cihazlar, giyilebilir teknolojiler, dikey çiftlikler, laboratuvar gıdalarına merhaba, yenilenebilir enerjiye geçiş, elektrikli araçlarda, drone kullanımında yükseliş. Nano ve genetikte müthiş ilerlemeler/keşifler, “Döngüsel Ekonomi” kurallarının yapılandırılması. Hologramlar, 3D teknolojileri, AR/VR/XR kullanımının artması.

Kuantum bilgisayarların devreye girmesi. Uzay araştırmaları, uydular, Mars, Ay seyahatleri ile dolu gündemlerimiz olacak. Ve tabii ki tüm bunlarla beraber küresel ısınma, doğa felaketleri, her türlü ekolojik, virütik, bakteriyel, genetiğiyle oynanmış canlı sorunları ile de boğuşacağız… 2030’lara nasıl vardığımızı anlayamayacağız bile… Nefes nefese kendimizi 2030’a atacağız…

Bu süreçten sonra yaşamı yeniden yapılandırmak için ne gibi adımlar atılmalı?

Öncelikle, ilk ama ilk adım, fütürist bakış açısının fantezi, Polyannacılık, distopya, ütopya vb. kavramlara sıkıştırılamayacak kadar hayati bir yaklaşım, bir zorunluluk olduğunu anlamak olmalı.

Geleceğe, yenidünyaya uyumlanmak isteyen herkes olumlu gelecek tasarımı yapabilme kabiliyetini yükseltmeli. Hayatını “temkinli iyimser” adımlarla, hibrid ve otodidakt yapıda, bir küratör titizliğinde kurgulamalı ve yaşamalı…

Bunun için de T-İnsan’ı satır satır, üzerinde düşünerek, akıl yürüterek okumalı.  “T-İnsan olmak ne demek?” iyi anlamalı. Bir alanda uzmanlaşırken, diğer tüm alanlar için oluşan öğrenme ihtiyacını doyumsuz bir multi disipliner merakla gidermeli. T-İnsan olmalı, nokta!

Bu sorunuza vereceğim yanıt temelde bir önceki söyleşimizde detaylıca yer alıyor. Orada yazanlar, yani geleceğe uyumlanarak, yaşamı yeniden yapılandırmak için yapılması gerekenler, Koronavirus sonrası çok daha gerçek ve öncelikli olacak…

Daha sürdürülebilir bir dünya yaratmak için neler yapmalıyız?

1- Her şeyden önce kendimizi sayıp, sevmeli, öz farkındalığımızı yükseltmeliyiz.

2- Yanı sıra en yakınımızdan başlamalı, ilk önce ailemiz, en yakınlarımız olmak üzere çevremizi sayıp, sevmeli, çevremize dair farkındalığımızı arttırmalıyız. Tam burada şu kısa öyküyü okumanızı içtenlikle tavsiye ederim.

3- Hayat amacımızı temize çekip, cesaretle ve umutla “nasıl bir hayatım olsun?” sorusuna 5N1K (Ne, Neden, Nasıl, Nerede, Ne Zaman, Kim/lerle/ler için) ile yanıt verebilmeliyiz. Temiz bir vizyon oluşturmalıyız. Buna yardımcı olmak üzere Kişisel Gelecek Planlama Kitabı’dan yararlanabilirsiniz. Bu yazıyı da çocuklarınızla birlikte okuyup üzerinde konuşun isterim…

4- Çevre duyarlılığını, gezegendeki tüm türlerle farklı ve eşit olduğumuz bilincini, kapsayıcılığı trend olarak değil, içselleştirerek, her zerremizde yaşamalıyız.

Eğer yukarıdaki dört adımı takip eder ve gereklerini yaparsak, sürdürülebilir bir dünya için dört dörtlük adımlar atmaya başlıyoruz demektir… Bu dörtlü olmadan neyi listelersek listeleyelim, patinaja düşeriz, aman dikkat, saha epey kayganlaşmaya başladı!..

Her şeye rağmen #GelecekGüzelGelecek

E-Bülten Üyeliği
X
SÖZLEŞME

Bu internet sitesine girilmesi veya mobil uygulamanın kullanılması sitenin ya da sitedeki bilgilerin ve diğer verilerin programların vs. kullanılması sebebiyle, sözleşmenin ihlali, haksız fiil, ya da başkaca sebeplere binaen, doğabilecek doğrudan ya da dolaylı hiçbir zararlardan ÖZGÜ İLETİŞİM PAZARLAMA DANIŞMANLIK TANITIM VE E-TİCARET HİZ. ('OGGUSTO') nun sorumluluğunun olmadığını, tarafımdan internet sitesinde E-Bültene üye olmak için veya başkaca bir sebeple verdiğim kişisel verileri, özellikle de isim, adres, telefon numarası, e-posta adresi, banka bilgisi, yaş ve cinsiyetle ilgili benzeri bilgileri kendi rızam ile paylaştığımı, ÖZGÜ İLETİŞİM PAZARLAMA DANIŞMANLIK TANITIM VE E-TİCARET HİZ. ('OGGUSTO') nun nin bu bilgileri kullanmasına muvafakat ettiğimi, bu bilgilerin 3.gerçek ve/veya tüzel kişilerin eline geçmesi ve bu şekilde olumsuz yönde kullanılması halinde ve/veya bu bilgilerin başkaca kişiler ile paylaşılması halinde ÖZGÜ İLETİŞİM PAZARLAMA DANIŞMANLIK TANITIM VE E-TİCARET HİZ. ('OGGUSTO') nun sorumluluğunun olmadığını gayri kabili rücu, kabul, beyan ve taahhüt ederim.