• Arama

Sanatın Usta İsimleri: Kadir Akorak

Ünlü ressam Kadir Akorak, sanatını ve ''Plaja Gider” isimli yeni sergisini OGGUSTO’ya anlattı.

Kadir Akorak'ın eserlerinin sergilendiği ''Plaja Gider'' sergisi 4 Mart-2 Nisan tarihleri arasında Abdi İpekçi No:45 Nişantaşı’nda sanatseverlerle buluşuyor. Galeri Selvin ve Harmonyhip iş birliğiyle gerçekleşen sergide, Kadir Akorak'ın Alaçatı'daki tek başınalığıyla bir plajda eskizler yaparak başladığı ve daha sonra atölyede yağlı boya ve farklı malzemeler kullanarak yaptığı eserler sergileniyor. Çocukluğundan beri tek başına olmayı seven Akorak, sevinç, neşe, ümit ve baharın gelişini mavi tonlarıyla yansıttığı eserlerinde kendi yaşadığı farklı ruh halini yansıtıyor. Pozitiflik ve etrafına umut verme duygusuyla ele alınan eserler Akorak'ın desenleri ve fırça kullanım şekliyle hissediliyor.

Serginin detayları ve daha fazlasını Kadir Akorak’tan dinledik.

Şahmeran sanatçısı olarak biliniyorsunuz. Fakat şahmeranı klasik olarak değil modern bir tarzda yorumlamıyorsunuz. Bu konuda düşüncelerinizi öğrenebilir miyiz?

Cam altları konusunda haklısınız çünkü geleneksel bir sanat, yüzyıllardır yapılıyor. Tıpkısını kopyalamaktansa kafama göre şahmeranlar yapmayı tercih ettim. Şahmeran çalışmalarım de beni büyük heykele doğru götürdü. Önceden eskizler falan çalışıldı ama biraz da kendiliğinden oluşan bir eserdir, bir serüven olarak da kabul edebiliriz. Eski sörf yelkenlerini bulan arkadaşım beni aradı. Bu yelkenlerin her birini farklı sanatçılara boyatmayı düşünüyordu. Ben de kendisine hepsini benim boyayabileceğimi söyledim. Onları boyarken renginden mi, kokusundan mı dokusundan mı birdenbire etkilendim ve bunların şahmerana dönüşmesini istedim. Bu şahmeranı nasıl yapabileceğimi düşündüm. Bunun için bir konstrüksiyon gerekliydi. Arkadaşımın atölyesinde bir iskelet oluşturdum. O iskelete köpükler giydirildi ve onların üzerine boyadığım sörf yelkenlerini sardım. Biraz da heykelin geri dönüşüm malzemesinden yapılmış olması bu heykeli daha çağdaş bir çizgiye getirdi.

Büyük boyutlu şahmeran eserinizi yaparken mimarlık yönünüzün daha ağır bastığını söylememiz mümkün mü? Ev tasarımları yapıyorsunuz. Mimarlıkla bütünleştirdiğiniz başka işleriniz var mı? Bu sergi bittikten sonra bu eser nereye gidecek?

Mimar değilim. Öyle bir eğitim almadım. Evet ev tasarımlarım var ama bunları özel ilgi ve merak nedeniyle yaptım. El yordamıyla yapmış olduğum söylenebilinir. Belki de bu konuda marifetli olduğumu da ekleyebilirim. Buradan evvel bu heykeli Hasköy’de Şapka Fabrikası’nda sergiledim. Sonrasında Bomontiada’da sergileniyordu biz de sonrasında kafasını koparıp buraya getirdik. Masalda da öyle biter zaten. Ama esas neden tabii ki de şahmeranın hepsini buraya sığdıramayacağımız için kafasını koparmanın uygun olmasıdır. Buraya onu gezmeye çıkardık. Bundan sonrası için bir takım düşünceler, teklifler de var. Bakalım onları da değerlendirerek bir karara varacağız. Ama Mardin Bienali’ne göndermeyeceğim kesin.

Dış mekâna uygun bir eser midir?

Evet uygundur. Her iki tarafını da epoksiyle kapladım. En üst kısmını da oto verniğiyle kapladım. Her türlü hava şartına dayanabilir ama arada sırada bakımı yapılmalıdır. On sene geçtikten sonra yıpranır. Şahmeran da yıpranmıştır. Bizler de her geçen sene yıpranıyoruz.

‘Plaja Gider’ isimli serginize bu şahmeran yapıtınız mı ilham kaynağı oldu?

Şahmeran eserimi yaparken plajda çok zaman geçirdim. Bütün sezon bu eserle uğraştım. Herkes de beni seyrediyordu. Yelkenleri süpürgelerle boyuyordum. ‘Plaja Gider’ bir sezon sonra oluşan bir sergi fikriydi. Büyük şahmeran eserimi yaparken bir yandan da plajı eskiz tarzında resimlemeye başladım. Sonra bu küçük eskizlerimi atölyeye götürüp yağlı boya eserlere dönüştürdüm. Fakat eskizleri çok masum bulabilirsiniz, yağlı boya eserlerim ise o günkü ruh halime bağlı olarak bazen heyecanlı, bazen durağan bazen de hüzünlü…

Hızlı çalışan bir ressama benziyorsunuz. Eskizleri hemen tuvale aktarmanızdan ve tuvallerdeki fırça darbelerinden anlayabiliyoruz. Bir Van Gogh hali gözüküyor.

Bu çalışmalar öyle oldu. Son iki senedir hızlı çalıştığım doğru ama normalde çok geç işler üreten bir sanatçıyım. Van Gogh kadar olamam. Onun saniyede bilmem kaç tane fırça darbesi attığı söylenir. Benim tarzımı ‘Kadir Tarzı’ olarak düşünebilirsiniz.

Yani doğaçlama olarak eserlerinizi üretiyorsunuz. Eserleriniz için dışavurum akımına uygundur diyebilir misiniz?

Tabii ki de böyle ifade edebilirsiniz. Yıllar önce Sezer Tansuğ da eserlerim için bu ifadeyi kullanmıştı.

Hep üretir misiniz? Yoksa bir projeye odaklanarak mı üretirsiniz? Bu sergiden sonra yeni bir projeniz var mı?

Sürekli üretmem. Sergi en son hedeftir. Önemli olan anlatmak, anlatabilmektir. Derdini, sevincini ya da hayatını söylemektir. Bazen bunları kendi kendinize de anlatırsınız ya da kardeş, arkadaşa da anlatılır. Anne ve babanıza da anlatırsınız ama onlar inanmaz. Daha çok kendi kendime anlatmak için sanırım eserlerimi yapıyorum. Sonra da bunları bir sergi de göstermek istiyorum. Serginin amacı bir sonuç almak değil, gezilmesini, görülmesini istiyorsunuz.

Hissettiğiniz zaman resim yapılır diye düşünüyorum. Öbür türlü eğer sadece üretmek için üretirsem kendimi tekrar ederim. Mütemadiyen aynı resmi yapan sanatçı arkadaşlarımız var. O zaman sanatın endüstriyel bir hal aldığını düşünüyorum.

Sanat eserlerinizi üretirken nelerden ilham alırsınız?

En çok ilhamı doğadan alıyorum. Sonrasında düşlerimden, etrafımdan, ilişkilerimden, kendimden…

Düşündükten sonra resim yapma süreciniz nasıl ilerliyor?

Düşünüyorsam varım diyorum. Deniz her zaman en büyük ilham kaynağım. Bunun dışında her şeyden ilham aldığımı söyleyebilirim. Tencere, tava, vapurlar, rüzgarlar, lacivert, çakıl taşı, kuyu, nar çiçeği..

Sürece gelirsek bazen fırçayı kapıp başlıyorum, bazen hiç elime fırça almadığım zamanlar oluyor. Mekân yapmayı da çok sevdiğim için arsaya baktığım zaman mekan gibi görüyorum. Buradaki çalışmalarım da öyle aslında. Resim neyi içeriyorsa onlarda onu içeriyor. Resimlerimizde bazen insanlar oluyor bazen insanlar olmuyor.

İnsansız olan resimler sadece bu sergide var. Onun öncesinde resimlerimde hep insanlar vardı. Bu eserlere devam edersem eğer mutlaka figürlerde günün birinde içine dahil olacaklardır. Çünkü bu plajlar gözüme boş geldi. Hayalimde bir gurup insanın geldiğini düşündüm. Bu sene plajlar boş kalmayacak gibi. Porselen kadınlarım vardı onları sanki bu resimlerin içerisine dahil edecek gibiyim.

Türkiye’deki sanatı ve sanat piyasasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce nasıl bir grafik izliyor?

Dünya sanatı öldürmeye çalışırken biz halen sanat yapmaya çalışıyoruz. Dünyada böyle bir akım var aslında sanatı öldürülmeye çalışılıyor. Ama ben sanatın sonunun geleceğine inanmıyorum. Sanat yaşamın kendisinde var. Şurada bir atmak bile bir sanattır diye düşünüyorum. Türkiye’de özelikle bu topraklarda sanatın hiç ölmeyeceğini düşünüyorum. Binlerce yıllık çanağa, çömleğe baktığımız zaman bugün halen onlar kullanılıyor. Anadolu’nun içinden çıkan garip bir duygu ve enerji var.

Genç Türk sanatçıları nasıl buluyorsunuz?

Çok iyiler var. Ben sanatçıya öğretmenlik yapmanın çok zor olduğu kanısındayım. Çünkü onları şartlıyorsunuz.  Mutlaka bunu çok iyi yöneten hocalar vardır. Mesela Bedri Rahmi Eyüpoğlu çok iyi bir sanatçı olmasının yanı sıra çok iyi de bir hocadır. Onun atölyesinden çıkan öğrenciler son yılların en iyi sanatçılarıdır diyebiliriz.

Son dönemlerde gerçekleşen sergilerden öğreniyoruz ki aslında 1914 kuşağında yetişen sanatçıların yokluk dönemi olmasına rağmen eğitimin iyi olduğunu fark ediyoruz. Sizin de söylediğiniz gibi Bedri Rahmi Eyüpoğlu’nun iyi bir eğitmen olmasının nedeni bu dönemde iyi bir eğitmen olan İbrahim Çallı’nın öğrencisi olmasından ileri geldiğini düşünüyorum. Siz ne düşünüyorsunuz?

O günün şartlarından ziyade cep telefonu gibi ıvır zıvırların hayatımıza girmesinden ileri geliyor. Bu durumda gençleri farklı bir yöne doğru çekti ve itti. Yeni teknolojik aletleri dışlamak ve yok gibi davranılmalı diye düşünüyorum. Ya da belki bu düşüncelere sahip olduğum için eski kafalıyım. Telefon ile sanat yapma fikrini ben kafamda örtüştüremiyorum. Kolaycılık olarak yorumluyorum.

Günümüzde genç sanatçılar yurt dışına giderek bazen Türkiye’de aldıkları eğitimin yeterli olmadığını düşünüyor. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Ben İstanbul’da doğup, büyümeseydim ben olmazdım. New York’ta doğsam böyle olmazdı. Amerikan karşıtı olduğumu düşünmeyin. Ben burada Boğaz’dan, Bizans’tan, sokakta yürürken, tramvaya bindik oradan beslendik. Ben küçükken hep sokak gezerdim. Eskiden her yer apartman dolu değildi. Eski evler, konaklar vardı. Fatih tarafına hiç bilmediğim yerlere okuldan kaçıp gider, her köşe başına hayran kalırdım.

Neye hayran kalırdınız?

Gördüğüme hayran kalırdım. Gördüğümün bana verdiği duyguya hayran kalırdım. Eski bir taş duvara saatlerce baktığımı bilirim. Arasından otlar çıkmış bir duvar beni kendine hayran bıraktırırdı. Sonra bu duvarın üzerinde resimler, figürler görmeye başlarım.

Şimdi kalmadı mı diyorsunuz böyle alanlar?

Gecekonduların kenarlarında tek tük görebiliyorum. Eskiden bütün kuytuların bir tadı vardı. Kuytu deyip geçmemek lazım. Bu güzel sohbetiniz için teşekkür ediyorum.

E-Bülten Üyeliği
X
SÖZLEŞME

Bu internet sitesine girilmesi veya mobil uygulamanın kullanılması sitenin ya da sitedeki bilgilerin ve diğer verilerin programların vs. kullanılması sebebiyle, sözleşmenin ihlali, haksız fiil, ya da başkaca sebeplere binaen, doğabilecek doğrudan ya da dolaylı hiçbir zararlardan ÖZGÜ İLETİŞİM PAZARLAMA DANIŞMANLIK TANITIM VE E-TİCARET HİZ. ('OGGUSTO') nun sorumluluğunun olmadığını, tarafımdan internet sitesinde E-Bültene üye olmak için veya başkaca bir sebeple verdiğim kişisel verileri, özellikle de isim, adres, telefon numarası, e-posta adresi, banka bilgisi, yaş ve cinsiyetle ilgili benzeri bilgileri kendi rızam ile paylaştığımı, ÖZGÜ İLETİŞİM PAZARLAMA DANIŞMANLIK TANITIM VE E-TİCARET HİZ. ('OGGUSTO') nun nin bu bilgileri kullanmasına muvafakat ettiğimi, bu bilgilerin 3.gerçek ve/veya tüzel kişilerin eline geçmesi ve bu şekilde olumsuz yönde kullanılması halinde ve/veya bu bilgilerin başkaca kişiler ile paylaşılması halinde ÖZGÜ İLETİŞİM PAZARLAMA DANIŞMANLIK TANITIM VE E-TİCARET HİZ. ('OGGUSTO') nun sorumluluğunun olmadığını gayri kabili rücu, kabul, beyan ve taahhüt ederim.