• Arama

Karikatürist Erdil Yaşaroğlu ile Sanatı Üzerine

Heykellerinden oluşan ilk kişisel sergisi “Oyun”u 3 Eylül – 3 Kasım tarihleri arasında Yapı Kredi bomontiada’da sergileyecek karikatürist Erdil Yaşaroğlu, sanatı üzerine soruları cevapladı.

Evrim Altuğ: Heykele baktığımızda, onun aslında hep talihsiz bir tarihi olduğunu da görebiliyoruz. Heykel, hep aşınmış, kullanılmış, egosantrik sebeplerle var edilmiş, gerek dinsel, gerekse politik olarak aşırı araçsallaştırılmış ama diğer yandan da aşırı soyutlaştırılmış bir fenomen. Bu sebeple de tam anlamıyla hiç kamusallaşıp, halka mal olamamış. Çünkü hep “bir işe yaramış”. Yaratılmış. Bu sebeple senin işlerinin bu aradalığı, bende bir arabuluculuk duygusu uyandırıyor. Bunlar birer pedagojik nesne aslında. Bizi, unuttuğumuz bir şey ile tekrar yüzleştiren “dokunaklı” işler. Bir şekilde bizi kendilerine temas etmeye, dokunmaya da sevk ediyorlar. Kullandığın renk ve formlarla, hayvanat metaforu ile cazip işlerin, bizi tekrar yaşımızı küçültmeye davet ediyorlar. Sendeki bu “geriye dönelim” diyen tavır nereden kaynaklanıyor? Demek ki sen, bu heykellerle bize “Bir yerde hata yaptık, gelin, geri dönelim” diyorsun. Bunu çok önemsiyorum...

Erdil Yaşaroğlu: Bu ülkede doğdum. Ve bizi çoğunlukla ülkemizde gördüğümüz şeyler, kültürler besliyor. Fırsat buldukça da sanatın patladığı, sokaklara taştığı başka ülkeleri görüyor, geziyorsun... Sonra evine döner dönmez “Hemen çizmem lazım, bir heykel yapmam lazım” diyorsun. Bu, insanı bir şekilde ileriye taşıyan, motive eden bir şey. Biraz gri bir ülkede yaşıyoruz maalesef. Sanatımı, renklerimi çoğaltmak ve insana yaklaştırmak istedim. Birbirimizi motive etmenin, daha güzele ulaşmanın bir yolu bu.

Sıkı Dostlar

Bir de hemen büyü, hemen öğren, biran evvel ol anlayışı vardır ya... Çocuklara ilk çocuk kitapları okutulur: Ayşegül Tatilde, Cin Ali, Pıtırcık, Kral Şakir falan. Bir adım sonra da önüne Karamazov Kardeşler koyulur ve okumaya zorlanır. Sonra da “Niye bu çocuk kitap okumuyor” diye kızılır. Arası yok. Sanatta da biraz böyle. Aşırı uzak, tutuluyor, kutsallaştırılıyor. Benim heykellerim galiba arada konumlanıyor: Karamazov Kardeşler ile Pıtırcık arasına. Çünkü o arada da okunacak çok güzel kitaplar var. Bu durum kendi vizyonumdan gelen bir şey. Yaklaşık 30 yıldır karikatür çiziyorum. Karikatürde hedef kitlen yediden yetmişe herkes. Mizah dilini kullananların sayısı, internet ile beraber çok daha yayılmaya başladı. Hakikaten de hiç tahmin etmeyeceğin insanlar seni okuyor, izliyor ve çok şaşırıyorsun. Bu niye heykelde de olmasın? Figüratif heykellerim içinde çocukları ve hayvanları kullanmak kendi dünyam ile ilgili bir şey. Karikatürde de çocuklar, hayvanlar, tarih ve teknoloji beni ben yapan konular. Hayatını, kendi gördüğün, ilgilendiğin şeyleri anlatıyorsun insanlara. Hikayeler hep bunlar üzerine gidince, heykelde de böyle olması doğal oluyor. Renk konusunda ise, grilikten sıkıldığım için, kendi evimi de hayatımı da renklendirmeye çalışıyorum. Böyle bir imkanımız varken, niye turuncularımız olmasın? Her şey griler, siyahlar ve kahverengiler üzerinde dönmek zorunda değil. Sonuçta bu sergide ortaya çıkanlar da bu sorularımın ve cevaplarımın sonuçları işte.

Büyük Hayaller

EA: Grilik aynı zamanda senin için sinik bir efekte de dönüşebiliyor. Kimi işlerine baktığımızda totaliter, baskıcı, anne-baba yaşındaki gri heykel duygusunu da bu çocuk ruhlu formlara iliştiriyorsun ve aslında figürün, hikayenin iktidarını da kendi içinde deney haline taşıyorsun. Gri heykellerin, kamusal alan ile heykelin ne işe yaradığı konusunda çok güzel çarpışma ve sınama imkanları vadediyor. Aynı şekilde, formlarının kübik ve köşeli olmayışları, kullandığın varlıkların çoğunun  belli bir yumuşaklık ve iyimserlikle gelmeleri yine onların kamuflajı. Ne kadar şirin de görünseler, bir o kadar da ciddi mesajlar verebiliyorlar.

EY: Bazı işlerimde var, evet. Ama bir yandan da bu benim. Bana sorduklarında “Ben Pollyanna Abi’yim.” diyorum. Hayata hep dolu tarafından, optimist bakıyorum. Dertleri hep bir dönem geçeceğini düşünerek yaşıyorum. O yüzden de çok üzülmemeye çalışıyorum. Hayatı ti'ye almaya çalışıyorum ama bir yandan da hayat böyle değil, farkındayım. O kadar da Pollyanna saflığına sahip değilim yani. O yüzden, bu çelişki işlere de yansıyor. Bu bir tavır aslında. Evet, içlerinde çok sert mesajları olan işlerim de var. Zaten benim karikatürlerim de biraz öyle. Amacım; derdimi, hikayemi mümkün olan en rahat biçimde ve kendim gibi anlatmak. En doğru ve samimi yol ne ise, onu seçiyorum.

Kurt Gibi Aç

EA: Yani oyun, çok ciddi ve kuralları olan bir iş diyorsun...

EY: Kuralları var. Ciddiye almazsan ya kazanamaz ya da eğlenemezsin. Çünkü oyun kendi koyduğun kuralların içinde aldığın, gittiğin, mücadele ettiğin bir yol... Biraz öğrenmek için, biraz eğlenmek için. Oyun, çocuğu hayata hazırlayan şey, değil mi? Temelinde öğrenme, bilgi paylaşımı, becerilerin geliştirilmesi, birtakım görüşlerin ve fikirlerin oturtulması var. O yüzden tabii ki çok ciddi bir şey. Ama ciddiye almamız gereken bir şey mi? E, oynarken alma... Ama kurgularken al. Oynarken eğlen ama kurallarını düzgün koy. Oyunu kurgulamak çok zahmetli bir iş. Hata kaldıracak bir şey değil. Çünkü karşı tarafa çok net ve derin aktarımlar yapabildiğin bir şeyden söz ediyoruz.

Hayvan Çiftliği

EA: İkinci boyuttan üçüncüye geçiş sende ne gibi etkiler yarattı?

EY: Bu biraz ihtiyaçtan doğdu. İki boyutta anlatabildiğim şeyler var. Ama bazılarını da anlatamıyorsun. Sonuçta yaptığım şey hikaye anlatmak. Tiyatro da yazdım, sinema filmi de. Resim de yaptım, karikatür de çizdim, heykel de yaptım. Aslında elimden geldiğince fazla 'medium' kullanıyorum; küçük oyuncaklar da yapıyorum. Bir şeyler de tasarlıyorum. Artık günümüzde, uygulama da kolaylaştı. Örneğin ben serigraf baskı yapmak istesem, okuluna gitmek zorunda değilim artık. İnternette beş saat bir içerik izleyeyim, serigraf baskı yapabilecek duruma geliyorsun. Ya da gider, arkadaşının atölyesinde öğrenirsin. Bilgi paylaşımı çok kolaylaştı. Hatta bilmen bile gerekmiyor. Bu işi yapan arkadaşına gidip “Şundan bana 20 tane basar mısın?” diyebilirsin. E, bir de çağımızda sınırlı bir dünyamız yok; çok fazla bilgi ve erişim ile dil var. Hikayeni en iyi hangisiyle anlatabiliyorsan, onu tercih ediyorsun. Uzun süre derdimi iki boyutlu anlattım, bundan büyük keyif aldım. Beni çok mutlu etti. Anlatamadığım şeyleri de üç boyutlu yapmaya çalıştım. Artık o üç boyut daha da ağır basmaya başladı. Başka dünyalardan konuştukça hem eğleniyorsun, hem de fikirler kendi fikirlerini doğurmaya başlıyor. Dolayısıyla oradan oraya geçişliliği iki, üç, dört dilde birden kullanmaya başlıyorsun. Sonuçta amaç hikayeni, derdini anlatmak.

Deniz Kızı

EA: Evet, senin işlerinde de çocukluğa davetiyeler var. Kravat ve takım elbiseler çıkarılıyor ve tekrar o oyun bahçesine giriliyor. Bir babanın, evladı ile oyun bahçesine girip oynamaya başlaması türünden bir duyguyu verebiliyorsun yeniden.

EY: Beni çok mutlu eden, değerli bir şey bu söylediğin. Çok teşekkür ederim. Umarım bunu yapabiliyorumdur.

EA: Çağdaş sanat dünyasında acı mizah ve kinaye de çok iyi kullanılıyor aslında. Jeff Koons veya Damien Hirst'ü, Banksy'i görüyoruz; bunları birer kötü örnek olarak mı alıyorsun?

EY: Acı, mizah ve kinaye konusunda samimiyetsiz ve farklı amaçla yapılmışları bir kenara koyarsak, gerçekten bunun çok iyi örnekleri var. Biraz yabancılaşarak bakarsanız dünyamız çok acımasız ve korkunç bir yer ve git gide de daha kötüye gidiyor. Çok güzel tarafları da var tabii ama hep güzel tarafından bakarsak diğer tarafın büyümesini hızlandırırız. Sanat çözüm üretmez ama sorunu gösterir. Sorunu gösterme konusunda mizah çok kuvvetli bir araç. Çağdaş sanat bunu çok kullanıyor.

Yarış

EA: En başta söyledin, oyun çok ciddi bir iş evet, peki heykellerine birer yetişkin oyuncağı mı demeli?

EY: Aslında oyuncak, başka amacı olan ve heykelden daha farklı bir iletişim aracı. Arkasında psikolojik ve motor becerileri olarak, fiziksel olarak bir şeyler öğreten, bazı yönlerini geliştiren, seni hayata hazırlayan bir şey.

EA: Yani oyuncak, dokunulmazlığı kaldırılmış bir heykel mi demeliyiz?

EY: Yok, çok sınırlamış oluruz. Oyuncaktan kastın “Art Toy” gibi şeyler ise olabilir. Oyuncak aslında genelde eğitim için kullanılmış. Oyuncak bebeklerin olması, anneliğe hazırlık gibi. Başka amaçları da var tabii. Heykelin derdi ise bambaşka…

Kedi Şehri

Evrim Altuğ’un Milliyet Sanat Eylül 2019 röportajından alınmıştır.

E-Bülten Üyeliği
X
SÖZLEŞME

Bu internet sitesine girilmesi veya mobil uygulamanın kullanılması sitenin ya da sitedeki bilgilerin ve diğer verilerin programların vs. kullanılması sebebiyle, sözleşmenin ihlali, haksız fiil, ya da başkaca sebeplere binaen, doğabilecek doğrudan ya da dolaylı hiçbir zararlardan ÖZGÜ İLETİŞİM PAZARLAMA DANIŞMANLIK TANITIM VE E-TİCARET HİZ. ('OGGUSTO') nun sorumluluğunun olmadığını, tarafımdan internet sitesinde E-Bültene üye olmak için veya başkaca bir sebeple verdiğim kişisel verileri, özellikle de isim, adres, telefon numarası, e-posta adresi, banka bilgisi, yaş ve cinsiyetle ilgili benzeri bilgileri kendi rızam ile paylaştığımı, ÖZGÜ İLETİŞİM PAZARLAMA DANIŞMANLIK TANITIM VE E-TİCARET HİZ. ('OGGUSTO') nun nin bu bilgileri kullanmasına muvafakat ettiğimi, bu bilgilerin 3.gerçek ve/veya tüzel kişilerin eline geçmesi ve bu şekilde olumsuz yönde kullanılması halinde ve/veya bu bilgilerin başkaca kişiler ile paylaşılması halinde ÖZGÜ İLETİŞİM PAZARLAMA DANIŞMANLIK TANITIM VE E-TİCARET HİZ. ('OGGUSTO') nun sorumluluğunun olmadığını gayri kabili rücu, kabul, beyan ve taahhüt ederim.