• Arama

Antakya’ya Gitmek İçin 10 Neden

Tarihiyle, mitolojisiyle, tüm dinleri bağrına basan dokusuyla ve tabii ki yemekleriyle Antakya’yı mercek altına aldık.

Akdeniz ikliminin sarmaladığı Antakya’ya hemen her mevsimde yolunuzu düşürebilirsiniz. Tarihi, doğayı, mitolojiyi, lezzetli yemekleri ve tüm dinleri bağrına basan Hatay’ın merkezi Antakya’yı neden ziyaret etmelisiniz, sizin için listeledik.

1. Tarihçesi

Osmanlıca bir el yazmasına göre dünyada kurulan ilk dört kentten biri olan Antakya’nın tarihi 4000 yıl öncesine uzanıyor. İskender’in ölümünden sonra imparatorluğunu paylaşan komutanlarından Seleukos tarafından kurulan şehir, tarih boyunca Part, Sasani, Bizans, Abbasi Tolunoğulları, Akşitler, Hamdanoğulları, Selçuklu, Haçlı ve Memluk egemenliklerine girmiş; Yavuz Sultan Selim’in Mısır seferi sırasında Osmanlı egemenliğine geçmiş; 1937 senesinde bağımsızlığını ilan etmiş ve 1939’da Türkiye’ye bağlanmıştır.

Eski dünyanın en büyük ticaret yolları İpek Yolu ve Baharat Yolu’nun başlangıç ve bitiş noktası olarak kabul edilen Antakya, dünyadaki ilk Olimpiyat Oyunları’na da ev sahipliği yapmıştır.

2. Dinler Birlikteliği

Antakya Musevi Havrası

Habibi Neccar Camii

St. Pierre Kilisesi

Çan, ezan ve hezan seslerinin birbirine karıştığı ve birbirinden farklı medeniyetlerin, inançların, mezheplerin, geleneklerin ve yaşam biçimlerinin olağanüstü bir dengede buluştuğu Antakya, Anadolu’dan Arabistan’a ve Afrika’ya bağlanan yolların kavşağı. Asi Nehri’nin iki yanına yayılmış bu şehir için ‘mozaik’ kadar ‘ütopya’ kelimesini kullanmak mümkün. Zira Antakya öyle bir şehir ki bir caminin duvarını paylaştığı kilisenin yer aldığı çembere bir de sinagog sığar; köy kahvelerinde Arapça, Ermenice ve Türkçe kelimeler birbirine geçer; bayramlar ortaklaşa kutlanır ve sofralarda beraber yemek yenir. Tek bir coğrafyadan dağılan birçok renk. Bu yönüyle Antakya için ‘pırlanta’ demek de pekala mümkün. Antakya’da mutlaka görülmesi gereken yerlerin başında Habibi Neccar Camii geliyor. Habib-i Neccar 7. yüzyılda inşa edilmiştir ve Türkiye Cumhuriyeti sınırları içindeki en eski camiidir. Bunun yanı sıra, Antakya Rum Ortodoks Patrikanesi de görülmeli. Antakya Patrikanesi, Kudüs ve İskenderiye ile birlikte Ortodoks dünyasının en önemli üçüncü Patrikhanesi’dir.

3. Yemekleri 

Hatay; Türkiye’de  UNESCO’nun gastronomi alanında  'Yaratıcı Şehirler Ağı'na, Türkiye’de Gaziantep’ten sonra  layık görülen ikinci şehir olma özelliği taşıyor. 

Kültürel miras ürünlerine değer veren ve onların korunup yaşatılmasını önemseyen UNESCO;  600 çeşit yemek ve tatlısı ile mutfak kültürünün yaşatılmasını başaran Hatay mutfağının dünyanın öncü şehirleri arasında yer aldığını tescillemiş oldu. 

Humus

Nohut, tahin, sarımsak, yağ ve limonun bir araya gelerek damakları eşsiz bir yolculuğa çıkardığı humus, Antakya’da kahvaltıda dahi yenen bir meze. İsrail, Lübnan, Suriye ve hatta Yunan mutfağı tarafından da sahiplenilen humusu Türkiye sınırları içinde yiyebileceğiniz en iyi yer, kuşkusuz, Antakya.

Künefe

Hatay’ın özel tuzsuz peyniri ile hazırlanıp kömürde ağır ağır pişen, tabakta şerbetlenip isteğinize göre fıstık veya dondurma ile yiyebileceğiniz künefe, eğer Antakya’da yaşamıyorsanız bünyenize stoklayıp öyle geri dönmeniz gereken lezzetlerden. Üzerini kıtır tercih ediyorsanız Harbiye tarafındaki restoranlara, elde taze dökülmüş kadayıfın tadına bakmak isterseniz Uzun Çarşı’daki İbrahim Usta’ya gitmenizi öneririz.

Kömbe

Uzun süre saklanabildiği için ‘çay saatlerinin yatılı misafiri’ olarak da tanımlanan kömbe, Antakya’ya özgü bir kurabiye. Yumurta içermediği için ağzı sıkıca kapatılmış bir kavanozda aylarca saklayabileceğiniz kömbe, yörede şeker bayramlarının vazgeçilmezlerinden ve Türk kahvesinin yanında mutlaka yenmesi gerekenlerden. Tarçın, karanfil, muskat, damla sakızı, yeni bahar, zencefil, mahlep ile hazırlanan bu -tıpkı Antakya’nın kendisi gibi- zengin tatlı, her damakta farklı bir tat bırakması ile son derece özel.

Döner

Antakya’daki döneri bu denli eşsiz kılan nedenlerden biri, yörede küçükbaş hayvan pek fazla tercih edilmediği için tamamı dana etinden yapılması. Yaşayan efsaneleri ile ustalığı nesillerdir aktarılan döner, Antakya için mühim ve bir konu. Öyle ki -eğer doğru adreste iseniz- servisi 12 gibi başlayan döneri saat 4 olduğunda bulamıyorsunuz.

Antakya Lezzetlerini Evinizde Yapmanın Yolu: Thermomix

Antakya gibi Türkiye’nin lezzet duraklarındaki özel şeflerin lezzetlerine her zaman ulaşmanın mümkün olmadığından yola çıkan Thermomix’in şefleri; evlerde de bu özel tatlara yaklaşmak için yoğun bir şekilde çalışıyor. Geleneksel tarifleri Thermomix anlayışı ile buluşturan ekip; ihtiyaçlar doğrultusunda sürekli olarak geliştirilen, geleneksel yemek kültürünü dijital yaşamla birleştirmeyi başarıyor.  Thermomix, rehberli pişirme fonksiyonu sayesinde besin değerini kaybetmeden sağlıklı ve lezzetli yemekler pişiriyor, hızlı ve kolay kullanımı sayesinde ise zamanın keyifle değerlendirilmesini sağlıyor. 12 mutfak aletinin yaptığı işi aynı anda yapan çok fonksiyonlu dijital mutfak aleti Thermomix, gıdaları besin değerlerini kaybetmeden doğruyor, karıştırıyor, yoğuruyor ve pişiriyor. 

4. The Museum Hotel Antakya

Kendi kulvarında ilk müze oteli olma özelliği taşıyan The Museum Hotel Antakya, 10 yıldır devam eden inşaat ve kazı çalışmalarının ardından ziyaretçilerini eşsiz bir yolculuğa çıkarıyor. Temel kazıları sırasında rastlanan ve mimarisini kazı alanından çıkan buluntularla yeniden şekillendirilen otelin kolonlarının yerleştirilereceği kuyular dahi elle açılmış.

200 modern odası ile hizmet verecek otelin zemininde dünyanın en büyük tek parça mozaiği de yer alıyor. M.S. 4. yüzyıldan kalma 1050 metrekarelik alana yayılan mozaikte birbirinden farklı geometrik motiflerin yer aldığı 9 farklı panel bulunuyor.

5. Uzun Çarşı

Dar sokaklarına yayılan renkli dükkanları ile Antakya’nın can damarı sayılan Uzun Çarşı, şehrin iç içe geçen kültürel yapısının ticari karşılığına denk geliyor. Farklı meslekleri içinde barındıran çarşının köklü geçmişi, onu yerli ve yabancı ziyaretçilerin ilgi odağı haline getiriyor. Hikayesi yüzyıllar öncesine uzanan yapı, nesiller boyu sürdürülen ustalık ilişkilerine birebir tanıklık edebileceğiniz çok kıymetli bir mirasa sahip. 3,5 kilometre uzunluğundaki çarşıda üç hamam, han ve camiler de yer alıyor.

6. Titus Tünelleri

Samandağ, Çevlik mevkiinde yer alan Titus Tünelleri, Büyük İskender döneminde kurulan ve Roma su mühendisliğinin en önemli tesislerinden biri. Yağışlar ve sellerle tahrip olmaya ve alüvyonla dolmaya başlayan Seleukeia Pieria limanının kurtarılması talimatı ile inşasına başlanan tüneller ve su kemerleri, Titus’un imparatorluk döneminde tamamlanması ile Titus Tünelleri adı ile şehrin tarihine yazılıyor. Sadece insan gücüyle hayata gelen tünelleri kendinizi doğanın sesine kaptırarak dolaşmak, büyüleyici bir deneyim.

7. Musa Ağacı

Efsaneye göre, Samandağ sahilinde buluşan Hz. Hızır ve Hz. Musa beraber dağa çıkarlar. Bür yerde dururlar ve Hz. Musa elindeki asayı toprağa sağlayıp eğilir ve su içer. Dönüp baktığında asanın yeşerip fidana dönüştüğünü görür. Ab-ı hayat suyundan can bulan bu fidanın binlerce yılda gelişerek bugünkü halini aldığına inanılır. Çapı 7,5 metre, çevresi 21 metre ve yüksekliği 7 metre olan ağacın dalları yaklaşık 1000 m2’lik bir alan kaplıyor.

8. Hatay Arkeoloji Müzesi

Fransız hükümeti yönetimi döneminde Antakya, Samandağ, Atçana, Harbiye ve İskenderun’daki kazılarda çıkartılan eserleri sergilemek için mimar Michel Ecocherde’nin projesiyle 1934 yılında inşaatına başlanan müze, 1948’de ziyarete açıldı. Neolitik Çağ’dan Bizans dönemine kadar farklı medeniyetlerin izlerinin görülebildiği müze, Tunus’tan sonra dünyanın ikinci büyük mozaik koleksiyonuna ev sahipliği yapması ile önem taşıyor.

9. Defne Sabunu

Yapraklarını dökmeyen defne ağacının meyvesinden çıkan yağ ile yapılan Antakya’ya özgü sabun, halk arasında ‘garlı sabun’ olarak anılıyor. Binlerce yıldır süregelen geleneksel yöntemlerle üretilmeye devam edilen sabun, cilt için çok kıymetli bir temizleyici. Deri hastalıklarına iyi geldiği ve saç köklerindeki hücreleri canlandırdığı söyleniyor.

10. Vakıflı Köyü

Türkiye sınırları içinde nüfusu sadece Ermenilerden oluşan tek köy olan Vakıflı, 35 hanesi ve 160 kişilik nüfusuyla küçük ama özel bir yerleşim. Musa Dağı eteklerinden yüzünü Akdeniz’e dönen köyde ahali, zamanında yine birlikte inşa ettikleri Meryem Ana Kilisesi’nin avlusunda doğal yöntemlerle ürettikleri ceviz reçellerini, nar ekşilerini, zeytinyağlarını, likörleri ve şarapları tezgahlarına çıkarıyor. Her yıl Ağustos ayında farklı ülkelerden gelen Ermenilerin ‘Üzüm Bayramı’nı kutladıkları bu kilisenin 1924’te eski bir ipek fabrikasından dönüştürüldüğünü de ekleyelim.

E-Bülten Üyeliği
X
SÖZLEŞME

Bu internet sitesine girilmesi veya mobil uygulamanın kullanılması sitenin ya da sitedeki bilgilerin ve diğer verilerin programların vs. kullanılması sebebiyle, sözleşmenin ihlali, haksız fiil, ya da başkaca sebeplere binaen, doğabilecek doğrudan ya da dolaylı hiçbir zararlardan ÖZGÜ İLETİŞİM PAZARLAMA DANIŞMANLIK TANITIM VE E-TİCARET HİZ. ('OGGUSTO') nun sorumluluğunun olmadığını, tarafımdan internet sitesinde E-Bültene üye olmak için veya başkaca bir sebeple verdiğim kişisel verileri, özellikle de isim, adres, telefon numarası, e-posta adresi, banka bilgisi, yaş ve cinsiyetle ilgili benzeri bilgileri kendi rızam ile paylaştığımı, ÖZGÜ İLETİŞİM PAZARLAMA DANIŞMANLIK TANITIM VE E-TİCARET HİZ. ('OGGUSTO') nun nin bu bilgileri kullanmasına muvafakat ettiğimi, bu bilgilerin 3.gerçek ve/veya tüzel kişilerin eline geçmesi ve bu şekilde olumsuz yönde kullanılması halinde ve/veya bu bilgilerin başkaca kişiler ile paylaşılması halinde ÖZGÜ İLETİŞİM PAZARLAMA DANIŞMANLIK TANITIM VE E-TİCARET HİZ. ('OGGUSTO') nun sorumluluğunun olmadığını gayri kabili rücu, kabul, beyan ve taahhüt ederim.